6. bölüm · Q&S(sahne onu)
6.BOLUM:NAPACAGIM SIMDI
Adımlarını sayıyordum.
Bir.
İki.
Üç…
Her adımında kalabalık ikiye ayrılıyordu sanki. İnsanlar hâlâ bağırıyor, ışıklar hâlâ yanıp sönüyordu ama benim dünyam daralmıştı.
Sadece o vardı.
Ve bana doğru geliyordu.
Şarkı devam ediyordu ama artık sözleri düşünmüyordum. İçimden geldiği gibi söylüyordum. Çünkü ilk kez… gerçekten birine söylüyordum.
Sahnenin kenarına geldi.
Aramızda sadece birkaç adım kalmıştı.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, sesi mikrofondan duyulacak sandım.
Durdu.
Gözlerini benden ayırmadan.
“Geç kaldın…” dedim bu kez ben.
Sesim titremedi.
Ama içim… darmadağındı.
Dudaklarını araladı. Bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti.
Gözlerinde o tanıdık ifade vardı.
Suçluluk.
Ama sadece o değil.
Özlem.
“Gelme demiştin,” dedi sonunda.
Sesini ilk kez bu kadar yakından duyuyordum… ve bu, düşündüğümden daha fazla etkiledi.
Bir an sustum.
Sonra acı bir gülümseme yayıldı yüzüme
.
“Sen hep yanlış şeyleri dinledin,” dedim.
Müzik hâlâ akıyordu. Ama bu artık bir performans değildi.
Bu… bir hesaplaşmaydı.
Bir adım daha yaklaştı.
Artık sahnenin tam dibindeydi.
Elini uzatsa… bana dokunabilirdi.
Ama uzatmadı.
“Ben gitmek zorundaydım,” dedi.
Başımı salladım.
“Hayır,” dedim yavaşça. “Gitmeyi seçtin.”
Bu cümle aramızda asılı kaldı.
Ağır.
Keskin.
Kaçınılmaz.
Gözlerini kaçırdı bu kez.
İlk defa… gerçekten kaçtı.
İçimde bir şey sızladı ama geri çekilmedim.
“Peki şimdi neden buradasın?” diye sordum.
Cevap vermedi.
Ama bakışı… her şeyi söylüyordu.
Yine de duymak istedim.
Çünkü bazı şeyler gözlerle değil, kelimelerle kapanır.
“Çünkü…” dedi.
Durdu.
Derin bir nefes aldı.
“Çünkü seni hâlâ unutamadım.”
Kalabalığın sesi o an tamamen sustu
sanki.
Ya da ben artık hiçbir şeyi duymuyordum.
Sadece onu.
Sadece bu cümleyi.
Kalbim… bir anlığına durdu.
Sonra daha sert çarpmaya başladı.
Mikrofonu yavaşça indirdim.
Müzik devam ediyordu ama ben artık şarkı söylemiyordum.
Bu kısım… şarkının ötesindeydi.
“Unutmak zorunda değildin,” dedim.
“Kalmak zorundaydın.”
Gözleri doldu.
Ama ağlamadı.
O hiçbir zaman ağlamazdı zaten.
“Beni affeder misin?” diye fısıldadı.
İşte o an—
Zaman gerçekten durdu.
İçimde iki ses çarpışıyordu.
Biri bağırıyordu: “Sarıl ona.”
Diğeri ise çok daha sessizdi: “Yine kırılırsın.”
Bir adım attım.
Ona doğru.
Kalabalık nefesini tutmuş gibiydi.
Işıklar hâlâ üzerimizdeydi.
Ama ben sadece onu görüyordum.
Elimi kaldırdım.
Yüzüne dokunacak kadar yaklaştım.
Duraksadım.
Ve…
“Bilmiyorum,” dedim.
Bu bir cevap değildi.
Ama en gerçek olandı.
Gözleri kapandı bir an.
Sanki bunu bekliyormuş gibi.
Sanki… hak ettiğini biliyormuş gibi.
Elimi yavaşça geri çektim.
Kalbi kırılan bu kez o oldu.
Geriye bir adım attı.
Sonra bir tane daha.
Ama bu sefer…
Ben durmadım.
Mikrofonu tekrar kaldırdım.
Müzikle aynı anda sesim yükseldi:
“Geç kaldın, ama bitmedik henüz
Yaralar var ama kapanmadı düz
Kaçsan da benden, dönersin yine
Çünkü biz… yarım kalan en güzel cümle…”
Gözlerini açtı.
Bu sefer gitmedi.
Sadece baktı.
Ve ben o an anladım—
Bu hikâye ya şimdi bitecekti…
Ya da hiç bitmeyecekti.....
