2. bölüm · Protokol: Sıfır: ŞEHİRDEKİ KAOS
Bölüm 2: Temizlik Operasyonu
Lobinin patlayan zırhlı camlarından süzülen dumanlar arasında kendimizi nihayet sokağa attık ama gördüğümüz manzara nefesimizi kesti.
Gökdelenlerin arasından yükselen simsiyah dumanlar gökyüzünü kaplamış, koca şehir dakikalar içinde acımasız bir savaş alanına dönmüştü.
"İstikamet metro hattı! Dağılmadan peşimden gelin!" diye kükredi Yüzbaşı Hakan, ağır silahının namlusunu sokağın karanlık köşelerine çevirerek.
Tam o sırada, caddenin diğer ucundan kulakları sağır eden bir pervane sesi yükseldi ve şirkete ait devasa, askeri bir helikopter üzerimize doğru alçaldı.
Helikopterden sarkan halatlarla, yüzlerinde mavi vizörlü kasklar och siyah zırhlar olan onlarca asker sokağa birer birer inmeye başladı.
"Onler kurtarma ekibi değil, sakın yaklaşmayın!" diye tısladı Aylin, çift tabancasını helikopterden inen askerlere doğru doğrultarak.
Askerler yere ayak basar basmaz, sadece etraftaki zombilere değil, kaçışmaya çalışan sivil halka ve doğrudan bizim üzerimize de ateş açmaya başladılar.
Bu, şirketin geride hiçbir kanıt ve görgü tanığı bırakmamak için şehre saldığı acımasız Özel Temizlik Timi'nin ta kendisiydi.
"Siper alın!" diye bağırdım ve Melis'in kolundan tutup kendimizi ters dönmüş bir polis arabasının arkasına fırlattım.
Mermiler arabanın metal kaportasına çarparak kıvılcımlar saçarken, şirket bizi zombilerden önce haritadan silmeye kararlı olduğunu göstermişti.
Paralı askerlerin yoğun mermi yağmuru altında, caddenin ortasında yer alan o eski metro istasyonunun girişine doğru umutsuzca fırladık.
Yüzbaşı Hakan geri çekilmemizi sağlamak için ağır makineli tüfeğiyle baskı ateşi açıyor, caddedeki barikatları adeta mermiyle eritiyordu.
"Şef, sol taraftan geliyorlar!" diye bağırdı Melis, plazanın köşesinden iki paralı askerlerin bize doğru el bombası fırlatmaya hazırlandığını görerek.
Aylin benden önce davranıp arabanın üzerinden estetik bir hamleyle atladı ve havadayken yaptığı iki hızlı atışla bombayı fırlatmak üzere olan askerleri indirdi.
Açılan bu kısa koridoru fırsat bilerek, Dr. Kaan’ı da aramıza alıp metro girişinin o karanlık basamaklarına doğru çılgınca bir koşuya başladık.
Kendimizi karanlık ve rutubet kokulu metro merdivenlerinden aşağı attığımızda, arkamızdan gelen askerlerin bot sesleri tünelde yankılandı.
Dr. Kaan’ın hırıltıları artık bir insan sesinden çok vahşi bir hayvanın nefesini andırıyordu; sendeliyor ama Aylin’in desteğiyle ayakta kalıyordu.
Elimdeki taktiksel paneli hemen girişteki eski siber ağ kutusuna bağlayarak paslı, devasa çelik kepenkleri büyük bir gürültüyle üzerimize mühürledim.
Kepenklerin ardına düşen mermilerin çıkardığı o metalik sesler tünelin derinliklerinde yankılanırken, geçici de olsa kendimizi emniyete almıştık.
Karanlığın içinde sadece Kaan’ın parlamaya başlayan gözleri ve Melis’in titrek nefesi kalmıştı; asıl tehlikeyle şimdi yeraltında baş başaydık.
