1. bölüm · Protokol: Sıfır: ŞEHİRDEKİ KAOS
Bölüm 1: Asansör Kapısındaki Sessizlik
Yeraltındaki o devasa laboratuvar patlamasının sarsıntısı asansör kabinini bir yaprak gibi titretirken, yukarı doğru tırmanan dijital kat göstergesi nihayet sıfıra ulaştı.
Ağır çelik kapılar büyük bir tıslamayla iki yana açıldığında, bizi karşılayan şey şirketin o lüks, cam kaplı gökdelen plazasının devasa lobisi oldu.
Ancak içeride çıt çıkmıyordu; yerdeki pahalı beyaz mermerler taze kan göletleriyle kaplanmış, devasa güvenlik masaları darmadağın edilmişti.
"Herkes silahını hazır tutsun, oyun bitti," diye fısıldadı Yüzbaşı Hakan, ağır makineli tüfeğinin namlusunu karanlık köşelere doğru çevirerek asansörden ilk adımı atarken.
Aylin hemen Yüzbaşı'nın arkasından çıkıp sağ kanadı kolaçan ederken, ben de vakit kaybetmeden elimdeki taktiksel paneli plazanın siber güvenlik şebekesine bağlamaya çalıştım.
"Şef... Sistem tamamen çökmüş," diye fısıldadı Melis arkamdan, korkudan titreyen elleriyle hırkamın ucundan tutarak. "Bütün ana sunucular dışarıdan gelen bir sinyalle kilitlenmiş."
Tam o sırada, asansörün köşesine doğru yavaşça çöken Dr. Kaan’ın boğuk bir şekilde inlediğini ve nefes almakta zorlandığını fark ettim.
Yanına yaklaşıp fenerimi yüzüne tuttuğumda, gözlerindeki kılcal damarların tamamen çatladığını ve o yeraltında sakladığı gizli ısırık izinin etrafının simsiyah damarlarla sarıldığını gördüm.
"Şef... Bana ne olduğunu sakın onlara söyleme," diye fısıldadı Dr. Kaan, alnından buz gibi ter damlaları süzülürken. "Beni anında burada infaz ederler, biliyorsun..."
Ona cevap vermeme kalmadan, plazanın lobisini çevreleyen devasa cam cephe büyük bir gürültüyle paramparça oldu ve onlarca zombi feryatlarla içeriye hücum etti.
"Geri çekilin! Asansörün önünde barikat kurun!" diye kükredi Yüzbaşı Hakan ve lobinin içinde kurşunların kulakları sağır eden o meşhur senfonisi yeniden başladı.
Aylin çift tabancasıyla üzerimize gelen yaratıkları milimetrik kafadan atışlarla tek tek indirirken, Melis panik içinde mermer sütunlardan birinin arkasına sindi.
Ben bir yandan üzerime koşan bir yaratığı panelin sert köşe metalini yüzüne geçirerek yere seriyor, diğer yandan lobinin ana çıkış kapısındaki siber kilidi kırmaya çalışıyordum.
O hengamenin ortasında Dr. Kaan’ın hırıltıları daha da derinleşti; bilincini kaybetmek üzereyken aniden ceketimin yakasından tutup beni sertçe kendine çekti.
"Şehir... Şehir çoktan düştü şef," diye fısıldadı kulağıma, ağzından sızan siyah kanla birlikte. "Buradan sağ çıkarsanız metroyu bulun... Kod adı: Anakaynak..."
Kaan’ın gözleri tamamen kararırken, lobinin dışındaki caddeden şehri sarsan devasa bir helikopter pervanesinin sesi ve kulakları sağır eden patlamalar yükseldi. Kapıyı nihayet açmıştım.
