Bölümler 2Şu an: Bölüm 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şu sabahlardan nefret ediyorum. Babam daha alarmım çalmadan beni kaldırmaya geldi yine. Bir gün okula geç kaldım diye her gün de çok erken kaldırılmaz ki bir insan. Benim uyumam lazım. “Kızım, kalk hadi. Kahvaltı hazır. Annen senin sevdiğin şu kreplerden yapmış. Giyin de gel hadi benim güzel kızım. Aşağıda bekliyoruz seni.” diyerek başıma bir öpücük kondurdu babam. Krep lafını duyunca bütün sinirim geçmişti. Şu hayatta en sevdiğim şeylerden biri krep olabilirdi. Babam başıma öpücüğü kondurduktan sonra kıkırdayarak kalktım yataktan. Hala tam uyanamasam da krepleri bekletemezdim. Banyoya koştum hemen hızlıca yüzümü yıkadım, aynayı su yapmıştım yine annem kesin söylenecekti bana. Bunu düşünmek bile kendi kendime gülmeme sebep oldu. Hemen giyindim, ufak bir makyaj yaptım, saçımı ördüm. Ne de olsa güzel olmam lazımdı değil mi?
Aşağı indiğimde annem meyve sularını bardaklara dolduruyordu. “Ooo günaydınlar hanımefendi. Sizi mutlu görüyorum bugün. Bu mutluluğunuzu neye borçluyuz acaba?” iner inmez benimle dalgasını geçen annem olmuştu. Kreplere bakarak gülüyordu. Ben de onun gülümsemesine karşılık verdim. Azıcık annemle uğraşma sırası bendeydi.” Bugün ayrı bir güzelim de ondan anneciğim, gerçi her zamanki halim ama olsun. Makyajımı çok beğendim bugün.” diyerek kıkırdadım. Koyu kahve gözleriyle bana baktı ve o da gülmeye başladı. Annemin gözlerini çok seviyordum. Herkese normal kahve gibi gelse de onlar yeni ıslanmış toprağın rengindeydiler. Yağmurdan sonraki o mis gibi toprak kokusu gelirdi aklıma ne zaman gözlerine baksam. Ayrı bir derinliği, kendisine çekişi vardı gözlerinin. Sanki her baktığımda yeniden hayat buluyormuşum gibi bir enerji getiriyordu. Bugünkü gibi mutlu olduğundaysa herkese enerji saçıyordu sanki.
Masaya oturduğumda keyifle kreplerimi yemeye koyuldum. Gören de kıtlıktan çıkmışım sanırdı. Ama şu an hiçbir şey umurumda değildi. Annem yine çok güzel yapmıştı. “Kızım yavaş, boğulacaksın. Kimse kaçırmayacak sakin ol.” dedi babam. Ağzım dolu dolu “Ama baba,” yutmaya çalıştım ağzımdaki lokmayı sanırım boğulma konusunda haksız sayılmazdı. “Bunlar çok güzel. Kendimi durduramıyorum ki. Elimde değil.” diyerek azcık meyve suyumdan içip yediklerimi sindirmeye çalıştım. Annemle babam ikisi birden gülmeye başladı halime. Somurtarak saate baktım. Dersin başlamasına yarım saat kalmıştı. Bu da demek oluyordu ki artık evden çıkma vakti gelmişti. Servisim tam bu saatlerde geliyordu. Anneme hızlıca eline sağlık deyip yukarıya koştum. Çantamı aldığım gibi tam odadan çıkacaktım ki okuduğum kitabı almadığımı fark ettim. Hızlıca onu da çantama attıktan sonra bizimkilere görüşürüz diyerek evin önüne çıktım. Neyse ki kulaklığım vardı. Babamın geçen doğum günüm için aldığı hediyeydi bu. Aldığında öyle çok sevinmiştim ki anlatamam. Çünkü servisi beklerken, serviste, yürüyüş yaparken müzik dinlemeye tek kelimeyle bayılıyordum. Bir kulaklığım vardı ancak sakarlığım yüzünden düşürüp kaybetmiştim. Şimdiki kulaklığıma gözüm gibi bakıyordum.
Şarkının sesini çok açmışım sanırım ki yüksek bir korna sesiyle irkildim. Servisimizin şoförü Yaşar abi bana kızdığı belli bir şekilde söyleniyordu. Daha fazla kızdırmamak için koşa koşa servise bindim. Biner binmez “ Kızım bir gün seni bırakıp gideceğim o zaman göreceksin. Ne var şu kulaklıkta anlamıyorum. Müzik dinlemesen ölecek misin? Neyse neyse geç hadi de kalkalım herkes geç kalacak senin yüzünden.” Sinirli bir şekilde bana da nasihat verdikten sonra servisi hareket ettirdi. Ben de özür dileyerek yerime geçtim. Tekli koltuklara otururdum hep çünkü servistekileri sevdiğim pek söylenemezdi. Hepsi ayrı havalardaydı. Kimi serviste çalan şarkıyı söylüyor, kimi dedikodu yapıyor kimi ise sataşacak birini arar gibi bakıyordu. Yalnız takılmak çok da sıkıcı değil. Müziğimi dinliyordum işte mis gibi. Okulda benim de arkadaşlarım vardı tabii ki. Onları seviyordum. İyi insanlardır hepsi. İyi olmasalar zaten arkadaşım olmazlardı değil mi? Kendim gibi arkadaşlarım var. Hepsi birbirinden güzel, yetenekli… Aynı benim gibi.
Bazen kendi kendime ego patlaması yaşıyorum. Ama alışırsınız merak etmeyin. Bu da benim kötü yönlerimden ne yapalım, herkesin az da olsa kötü yönleri vardır.
En mükemmel şarkıcılar bile bazen detone olur.
En ünlü oyuncular bile bazen repliklerini unutur.
En masum dediğimiz bile günah işler.
Ben de biraz kendini beğenmişim işte ne yapacaksın? Böyle de olmasam hiç yaşanılmaz bu dünyada. Çok sıradan, sıkıcı bir hayatım var zaten. Arada kendi kendime eğlenmek çok da suç olmamalı bence. Zaten kimseye bir sıkıntı çıkardığım da yok o yüzden içim rahat.
Sonunda okula geldik. Suyumu almayı unutmuşum. Susuzluğa hiç dayanamam. Hemen kantine koştum buz gibi bir su aldım. Fark etmeden hepsini bitirmişim. Arkamdan bir ses geldi “Yavaş yavaş, evde seni susuz mu bırakıyorlar?” seslenen Alinda’ydı. Yanlışlıkla ona doğru gülerken ağzımdaki suyu fışkırttım. İkimizi de gülme krizi tuttu. Hem üstünü ıslattığım için kızıyor hem de halimize gülüyordu. Alinda benim en yakın arkadaşımdı. Bir kardeşim yoktu ama hiç eksikliğini hissettirmedi. Her ihtiyacım olduğunda yanımda durdu. Aynı şekilde ben de onun. Biz kardeşten de öteydik.
Suyum bittiği için bir tane su daha aldım. Alinda ile birlikte sınıfa çıktık. Sınıfta da yan yana oturuyorduk tabii ki. Beklediğiniz üzere. Ders bir iki dakikaya başlayacağı için kitaplarımızı, defterlerimizi hazırladık. İlk dersimiz tarihti. Diğer bir deyişle uyku vakti. Alinda benim aksime hiçbir derste uyumaz, notlarını hiç eksik tutmazdı. Onun sayesinde derslerden geri kalmıyordum.
Tam rüyamın en güzel yerindeydim ki kafama fırlatılan silgiyle birlikte yerimde ufaktan zıpladım. İnsaf ama yani bir insan böyle mi uyandırılır? Hemen doğruldum ve Alinda’ya baktım. Haklı olarak sinirlenmiştim. Hocanın bir şey demediği yer de o kim oluyordu da beni uyandırıyordu. “ Kim fırlattı bunu bana?” diye sinirle sordum. Bizim sınıftaki bir kız grubunu işaret etti. Kendilerince havalı, asi olmaya çalışan ergenlerden başka bir şey değillerdi. İnsanlara üstten bakıyor, en iyisi olduklarını sanıyorlardı. Biri bir hata mı yaptı hemen duyacağı şekilde dalga geçiyorlardı. Kısacası şerefsizlerin tekiydiler. Bu yaptıklarından sonra onlardan biraz daha nefret ettim. Sinirle o tarafa döndüm. Gıcık bir şekilde gülüyorlardı.
İğrençti.
Sinir bozucuydu.
Onlarla uğraşmayacaktım. Değmezlerdi.
Yedi ders sonunda bitmişti. Kalabalıkla birlikte ben de okul kapısından çıktım. Keşke görmeseydim ama sabah ilk derste kafama silgi fırlatan o kız grubunu gördüm. Yine aynı iğrençlikte gülüyorlardı. Okulumuzun çıkışının bir kısmı topraktı. O kısımdalardı. Belki çok çocukça bulacaksınız ama onların orada düşüp kirlenmelerini istedim. Her yerleri toz, toprak olsun istedim. Rezil olsunlar istedim.
Kapının önünde Alinda ile vedalaşırken o taraftan büyük bir gülme sesi geldi. Ne olduğunu merak edip o tarafa koştuk. O gruptaki kızlardan biri düşmüştü; her yeri çamur, toz, toprak olmuştu. Sesli bir şekilde güldüm. Kahkaha da denebilirdi. Tutamadım kendimi. Sanki evren sesimi duymuştu ve isteğim gerçekleşmişti. Kendimi daha iyi hissettim, mutluydum, huzurluydum.
Artık servise gitmem gerekiyordu yoksa yine bana kızacaktı Yaşar abi. Yine tekli koltuklardan birine oturdum, kulaklığımı taktım. Bir anda aklıma kızların hepsinin değil sadece birinin düştüğü gelmişti. Sanırsam silgiyi bana fırlatandı. Daha da mutlu oldum. Yaptığı cezasız kalmamıştı. Hem de ben hiç yorulmadan.
Bölüm etkileşimi
