18. bölüm · Perdenin ardında
Bölüm-17
Arkana bakma.
Telefon ekranındaki iki kelimeye birkaç saniye baktım. İçim yine gerilmişti ama bu kez ilk geceki gibi değildi.
O gece korkmuştum. Şimdi ise daha çok sinir oluyordum.Yavaşça arkamı döndüm.Salon bomboştu.Derin bir nefes verdim.
"Dramatik."
Telefonu elime alıp hızlıca yazdım.
Tam senden kurtulduğumu sanmıştım.
Mesaj gönderilir gönderilmez görüldü.Cevap gecikmedi.
Benden kurtulamazsın, küçük.
İstemsizce gülümsedim."Ne kadar da özgüvenli."
Parmaklarım yeniden ekrana dokundu.
Bir gün şu "küçük" demeyi bırakırsan dünyaya zarar gelmez.
Bu kez cevap biraz daha geç geldi.
Küçüksün.
Tek kelime.Kısa, net ve sinir bozucu.Gözlerimi devirip telefonu koltuğa bıraktım.
"Gerçekten sinir bozucusun."
Tam mutfağa gidecekken telefon yeniden titredi.
Yarın daha dikkatli yürü, küçük.
Telefonu tekrar elime alıp burnumdan soludum.
Sağ ol ya. Yarın senin yüzünden delirmişim gibi etrafa baka baka yürüyeceğim. O sırada bana araba çarparsa da sorumlusu sensin, haberin olsun.
Mesaj anında görüldü.Bir an duraksadım, sonra aklıma gelen düşünceyle kıkırdadım.
Bir de... Neredesin sen? Gel bir kahve içelim. Kuru kuru izlemekle olmaz.
Mesajı gönderir göndermez pişman oldum."Ben ne saçmalıyorum ya..."Tam mesajı silmeyi düşünürken telefon yeniden titredi.
Davetini başka zamana sakla.
Kaşlarımı kaldırdım.
"Hadi canım..."
Ardından ikinci mesaj geldi.
Şimdilik uzaktan izlemek yeterli.
İstemsizce gözlerimi devirdim.
"Psikopat..."
Ne kadar sinir bozucu olsa da, onunla mesajlaşırken ilk kez gerçekten korkmadığımı fark ettim. Garipti... Sanki görünmeyen bir yabancıyla değil de, inadına beni sinir etmeye çalışan biriyle atışıyordum.
Bu düşünceyi aklımdan silmem lazımdı.
"Hayır kızım. O adam sapık gibi seni izliyor!"
Telefonu masanın üzerine bıraktım ama gözüm hâlâ ekrandaydı. Kendi kendime söylendim.
"Bir insan hem bu kadar sinir bozucu hem de bu kadar gizemli olmayı nasıl başarıyor?"
Cevap vermedi.
İyi.
Zaten daha fazla yazmaya niyetim de yoktu.
Kahvemi alıp salona geçtim. Televizyonu açtım ama ne izlediğimi bile anlamıyordum. Aklım sürekli biraz önceki mesajlardaydı.
Tam bir yudum almıştım ki telefon yine titredi.
Of...
Elime alıp ekranı açtım.
Soğudu.
Kaşlarımı çattım.
Kahven.
İstemsizce kupaya baktım.
Parmağımı bardağın dışına dokundurdum.
Gerçekten de eskisi kadar sıcak değildi.
Birkaç saniye donup kaldım.
Sonra hızla perdeyi araladım.
Saklanmayı bırak da çık karşıma!
Mesajı yazıp gönderdim.
Bu kez cevap biraz geç geldi.
Henüz değil.
Niye?
Çünkü sen hâlâ bana güvenmiyorsun.
Burnumdan soludum.
Haklı sebeplerim var sanki? Evime girdin, beni takip ediyorsun, sürekli mesaj atıyorsun. Bunların hangisi güven veriyor?
Uzun süre cevap gelmedi.
Tam telefonu bırakacakken ekran yeniden aydınlandı.
Evine zarar vermek için girmedim.
Eee? Çay demlemek için mi girdin?
Onu da yapmıştı..
İlk kez ekranda uzun uzun yazıyor... ibaresi belirdi.
Sonra tek bir mesaj geldi.
Bir gün anlatacağım.
İçimde garip bir his oluştu.
Normalde böyle gizemli cümlelere göz devirirdim ama nedense onun bunu boşuna söylemediğini hissediyordum.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
"İnşallah o gün gelmeden akıl sağlığımı kaybetmem."
Tam ışıkları kapatacakken ekran son bir kez daha aydınlandı.
İyi geceler, küçük.
İstemsizce gülümsedim.
İyi geceler, psikopat.
Mesajı gönderip telefonu ters çevirdim.
Bu kez cevap gelmedi.
İlk defa sessizlik rahatsız edici değil, eksik hissettirmişti.
