1. bölüm / 2
Pençe ve BüyüBAŞLANGIÇ
Bölümler 2Şu an: BAŞLANGIÇ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bundan binlerce yıl önce, yoksulluk ve kıtlık tüm kıtanın katiliymiş. Topraklar verimsiz, sular çamurlu ve havada tek bir yağmur bulutu dahi yokmuş. İnsanlar çocuk yetiştirmeyi bırakalı yıllar olmuş.
Karısı hamile olan bir adam varmış. Pes etmenin eşiğine gelen adam, çocuklarının olmadığı evliliğinde ortaya çıkan bu bebek sayesinde inancını toparlamış. Karısına aylarca yemek bulmak için çabalamış, ama nafile, yiyecek gittikçe azalmış. Kendi öğünlerinden kısmış, yetmemiş. Doğuma az kala * karısıyla konuşmuş ve yaşamdan pek bir iz olmayan ormana doğru yolculuğa çıkmış.
Çalılar ve zehirli hayvanlardan kaçmış. Günler yerini haftalara bırakmış. Susuz ve bitkin halde yemek aramaya yılmadan devam etmiş. Her gün tanrılara yalvarmış. Onlardan, bebeği ve karısı için yemek istemiş ancak karşısına çıkan her besin onun bir gün daha dayanmasını sağlayacak kadarmış. Adamın inancı da onunla solmuş. Kuru ağaç gövdelerinden yardım alarak ilerlemek bir yere, kadar, en sonunda ormanın ortasında bayılmış.
Onu uyandıran bir kaplan olmasaymış, oracıkta can verecekmiş. Kaplan onu dürtmüş ve uyanmayınca pençesiyle omzundan göğsüne kadar çizmiş. Adam irkilerek uyanmış ama ne kandan korkmuş ne de önündeki devasa kaplandan. Anlatılanlara göre kaplan, dört insan boyundaymış. Göz göze gelmişler. Kaplanın gözleri koyu bir yeşili taşıyormuş ve o kadar büyümüş ki sadece birine bakabiliyormuş. Tuhaf bir his doğmuş adama. Sanki * kaplan ona bir şey anlatmak istiyormuş. Başka bir ihtimal da aklına gelmemiş çünkü * normal bir kaplan olsaymış bu aç ormanda kaplan onu yermiş.
Kaplan, gözünü yavaşça kapatıp açmış ve arkasını dönüp yürümeye başlamış. Kara çizgili hiç arkasını dönmemiş, aciz insanın onu takip edeceğini biliyormuş. Kaplanın attığı her adımda grileşen bitkilere hayat dolmuş, yeşermiş, çiçek açmış, ağaçlar kabuklarını tazelemiş. Adam hayretler içinde bakakalmış. Aklı izin vermemiş ama bir tarafı da kaplana bunu nasıl yaptığını sormak istiyormuş.
Bir mağaraya varmışlar. Adam daha önce bu ormanda böylesine bir mağara olduğunu hiç görmemiş. Kaplan hiç durmadan mağaraya ilerlemiş ve karanlık içinde yok olurken, çok geçmeden ağzında bir kitapla çıkagelmiş. Kitabı adamın ayaklarına bırakmış ve arkasını dönerek mağarada kaybolmuş. Adam, merakla kitaba eğilmiş ve eline alıp etrafa baktığında ne mağaranın önündeymiş ne de ormanın içinde. Rüzgârın durmadığı bir tepenin sırtında kendini bulduğunda şaşırmış ancak içinde öyle bir his varmış ki o tepeye çıkarken hiç tereddüt etmemiş. Zorluklarla tepeye tırmanmış. Tepenin etrafında * rüzgârı ve bulutları oluşturan vatozlar ve balinalar dört dönüyormuş.
Zirvede tek bir ağaç varmış. Bu ağacın saçları yıllar geçtikçe ağarmış. Adam ağacın gölgesine oturmuş ve kitabı önüne koymuş. Açmaya yeltenmiş ama ne yazık ki kitap açılmamış. Denemiş, denemiş, denemiş… Güneş, gökyüzünü terk edip tekrar gelene dek denemeye devam etmiş. Adam ağlamaya başlamış. Güneş her ziyaretinde adamın çabalarına şahit olmuş. Ay, kendini genişletmiş, genişletmiş böylece adam ayın büyüyen ışığıyla geceleri de çabalamaya devam edebilir, bir ümit kitabı açabilirmiş.
Saçı sakalı birbirine giren adam, artık karısına dönmesi gerektiğini biliyormuş. Eli boş dönmemek için tepenin rüzgâr alan yerinde öyle bir ağlayıp yalvarmış ki tanrılara, günlerin nasıl geçtiğini anlayamamış.
Bu haykırışların ardından tanrılar ona kulak vermiş. Onu, mekânın ve zamanın dışında bir yere almışlar * ve konuşmasını istemişler. Gözyaşlarına boğulan adam * önce karısından bahsetmiş * sonra halkının durumunu dile getirmiş. Tanrılar “Ne istiyorsun?” diye sormuşlar. Evrendeki her zerreden haberi olan tanrıların * elbette * durumdan haberleri varmış. Adam “Beni buraya bir kaplan getirdi,” demiş. “Yürüdüğü yerde toprak yeşeriyordu. Benim de öyle güçlerim olursa * tarlamda bitki yetiştirebilirim.” Tanrılar sessiz kalmış. “Ya da” demiş adam, “vatozlar gibi bulutları toplayabilirsem tarlamın ve halkımın su ihtiyacını giderebilirim.” Yalvarmaya devam etmiş. Tanrılar onu susturmuş. “İstediğini yapacağız,” demişler. “Ancak dünyanızın ve tüm insanlığın dengesi bozulacak ve beraberinde gelecek felaketi halkın adına kabul edersen...” Adam yutkunmuş. Tanrılar adamın vereceği cevabı bildiğinden onu dünyaya geri bırakmışlar. * gözlerini açtığında aradığı cevapları elindeki boş kitapta bulacağını biliyormuş.
Köyüne geri döndüğünde, o gece karısının doğum yaptığını öğrenmiş. Koşarak evine girmiş ve karısının açık göğsünde yatan bebeğini görmüş. Elindeki kitabı bir kenara bırakıp karısının başında* dizleri üzerine çökmüş. Bebeğini kucağına almış ve öpüp koklarken bebeğin hafif tüylü vücudunda, sağ omzunda bir iz görmüş. Merakla koyu kırmızı kumaşı üzerinden çekmiş ve ağlamaya başlayan bebeğinin omzunu kendine doğru çevirmiş. Soluk renkte kıvrımları olan bu işaret * doğum izi olamayacak kadar güzelmiş. Tanrıların elinden çıkmış gibiymiş.
O gün üç bebek daha aynı zamanda doğmuş.
Adam o zaman anlamış. Bu bebekler, tanrıların onlara verdiği ikinci bir şansmış. Nelerle karşılaşacaklarını bilmiyormuş ama bu kitabın ve zamanın yardımcı olacağını biliyormuş.
Bölüm etkileşimi
