1. bölüm / 2
PARAZİT (90'LAR İSTANBUL SERİSİ 2)1. BÖLÜM: İLK FREKANS
Bölümler 2Şu an: 1. BÖLÜM: İLK FREKANS
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1997 Kasım – İstanbul, Saat 23.40
İstanbul’un üzerine çöken poyraz, Marmara’dan getirdiği buz gibi yağmuru Taksim’in ve Beyoğlu’nun karanlık ara sokaklarına bocalıyordu. Sokak lambalarının sarı, zayıf ışıkları altında kaldırımlar ıslak bir ayna gibi parıldıyor; eski ahşap binaların oluklarından dökülen sular cadde kenarlarındaki ızgaralara doluyordu.
34 T 0842 plakalı beyaz Toros, Beyoğlu’nun çamurlu bir ara sokağında rölantide çalışıyordu. Aracın içindeki kalorifer sadece hafif bir hırıltıyla içeriye ılık bir hava üflüyor, ön camın buğusunu çözmeye yetmiyordu.
Demir, sürücü koltuğunda otururken elindeki havlu bezle camın iç tarafını sildi. Sol elindeki gümüş alyansa gözü kaydı. Alyans parmağında henüz yeniydi, derisini biraz sıkıyordu ama yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. Evleneli henüz üç ay olmuştu. Evde onu bekleyen, çayı demlemiş, pencere kenarında yolunu gözleyen bir eşi vardı.
"Yine daldın çömez," dedi sağ koltukta oturan Yılmaz Komiser.
Yılmaz Komiser, pardösüsünün yakasını kaldırmış, dudaklarının arasındaki sigaranın dumanını aralık bıraktığı yan camdan dışarıya salıyordu. Saçlarındaki kırlar artmış, göz kenarlarındaki çizgiler iyice derinleşmişti. Ama gözlerindeki o keskin, avcı bakış en ufak bir şey kaybetmemişti.
Demir gülümsedi. "Yok komiserim, dalmadım. Hava çok soğuk da... Leyla ‘Bu gece erken gel, çorba Yaptım’ demişti. Onu düşünüyordum."
"Evlilik böyledir Demir," dedi Yılmaz Komiser. "Evde seni bekleyen biri varsa, devriye saatleri iki kat daha uzun gelir adama. Ama unutma, bu üniformayı giydiğin sürece ilk evin bu sokaklar."
Demir başını salladı. Tam bir şey söyleyecekti ki, torpido gözünün üzerine sabitlenmiş polis telsizinden kulak tırmalayıcı bir hışırtı koptu.
Cıssss... hıssss...
Demir elini uzatıp telsizin mandalına basacak oldu ama telsizden gelen ses Merkez’in anonsu değildi. Frekansa giren şey, metalik ve mekanik bir parazit sesiydi.
— "Cısss... Bir... iki... Sesim geliyor mu 34-15?"
Demir ve Yılmaz Komiser aynı anda telsize kilitlendi. 34-15, Yılmaz ve Demir’in koduydu.
Demir hızla telsizin mandalını sıktı. "Burası 34-15, frekansı meşgul eden ekip kim? Kodu tanıtın!"
Telsizin diğer ucundan bir cızırtı daha koptu. Ardından, sesi elektronik bir değiştiriciyle bozulmuş, derinden gelen, buz gibi bir erkek sesi süzüldü:
— "Kodu bırak polis memuru Demir... Alyansın parmağını sıkıyor olmalı. Evde seni bekleyen eşine selam söyle ama bu gece seni biraz fazla bekleyecek."
Demir’in sırtından aşağı buz gibi bir ter süzüldü. Yılmaz Komiser bir anda dikleşti, sigarasını pencereden dışarı fırlatıp telsizin mandalını Demir’in elinden kaptı.
"Kimsin sen?" diye gürledi Yılmaz Komiser. "Emniyet frekansına girmek ağır suçtur! Nereden alıyorsun bu sinyali?"
Telsizdeki ses soğuk bir ciddiyetle devam etti:
— "Zamanın daralıyor Yılmaz Komiser. Saat şu an 23.44. Tarlabaşı, Çukur Sokak, 18 numaralı bina... Bodrum katı."
"Ne var orada?!" diye bağırdı Yılmaz Komiser.
— "Size tam 11 dakika veriyorum. Saat 23.55’te o odadaki adam son nefesini verecek. Eğer 11 dakika içinde oraya ulaşıp beni durdurabilirseniz, adam yaşar. Ama geç kalırsanız... Cesetle tanışırsınız. Süre başladı."
Cıssss...
Telsiz frekansı aniden kesildi. Odada sadece cihazın dip sesi kaldı.
Demir donakalmıştı. "Komiserim... Adam bizim kodumuzu, benim evli olduğumu biliyor! Telsiz frekansına sızmış!"
"Lafı bırak, bas gaza!" diye bağırdı Yılmaz Komiser. "Tarlabaşı'na! Çabuk!"
Demir Toros’un vitesini hırsla bire taktı, tekerlekler ıslak asfaltı yakarak arabayı öne fırlattı. Tepe lambasının kırmızı-mavi ışıkları Tarlabaşı’nın karanlık binalarına vururken, siren sesi gecenin sessizliğini bıçak gibi yardı.
Bölüm etkileşimi
