2. bölüm / 2
ÖzgürlükSESİZ SATIŞ
Bölümler 2Şu an: SESİZ SATIŞ
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Özgürlük bu evde hiç yaşamamıştı.Adı vardı belki, ama kendisi yoktu. Duvarların arasına sinmiş bir suskunluk vardı; insanın boğazına çöken, nefesini kesen cinsten. Ben o suskunluğun içinde büyüdüm. Konuşmamayı öğrendim. İtiraz etmemeyi. Boyun eğmeyi.
Ta ki o güne kadar.
Annem mutfakta duruyordu. Elleri titriyordu ama yüzü ifadesizdi. Babam masanın başında oturmuştu. Önündeki kâğıtlara bakıyordu; sanki kaderim değil de sıradan bir fatura vardı önünde. Gözlerimi kaldırıp bana baktığında, içimdeki son umut kırıntısı da yere düştü.
“Bir karar verdik,” dedi.
Biz.Onlar.Ben yine yoktum.
“Hayır,” dedim. Sesim düşündüğümden daha yüksek çıktı.Bu kelime evin içinde yankılandı. Annem irkildi. Babamın kaşları çatıldı.
“İstemiyorum,” dedim bu kez daha net. “Ben evlenmek istemiyorum. Onu tanımıyorum bile!”
Babam sandalyeyi sertçe itti. Ayağa kalktı.“Bu senin iyiliğin için,” dedi.İnsan en çok bu cümlede kaybolur. Çünkü kötülük bile bazen iyilik kılığında gelir.
“Benim iyiliğim buysa,” diye bağırdım, “neden canım bu kadar yanıyor?”
Cevap vermediler.Çünkü cevapları yoktu.
Odaya koştum. Kapıyı kapattım. Arkasından gelen sesleri duydum ama dinlemedim. Yatağımın kenarına çöktüm. Göğsüm sıkışıyordu. Nefes almaya çalıştıkça ağlamaya başladım. Sessiz değil… hıçkıra hıçkıra. Kendimi durduramadım.
“Ben bir eşya değilim,” dedim boşluğa.“Ben satılık değilim.”
Ama duvarlar da, eşyalar da, bu ev de bana yabancıydı.
Aynanın karşısına geçtim. Gözlerim kıpkırmızıydı. Saçlarım dağılmıştı. Yüzüm tanıdık ama ruhum yoktu. Sanki içimden biri sökülüp alınmıştı.
“Git,” dedim kendime.“Şimdi gitmezsen, bir daha hiç gidemezsin.”
Dolabı açtım. Rastgele birkaç şey aldım. Ellerim o kadar titriyordu ki fermuarı zor kapattım. Ayaklarım beni pencereye götürdü. Gece karanlıktı. Sokak sessizdi. Kalbim deli gibi atıyordu.
Korkuyordum.Ama kalmaktan daha az korkuyordum.
Ayakkabılarımı elime aldım. Kapıya yöneldim. Her adımda dizlerim titredi. Kapı kolunu tuttuğumda duraksadım. Bu kapıdan çıkarsam… geri dönüş olmayacaktı.
Tam açıyordum ki—
“Belle!”
Annemin sesi arkamdan geldi.İçim sızladı. Ama durmadım.
“Gitme,” dedi.Sesinde geç kalmış bir pişmanlık vardı.
“Beni daha önce düşünmeliydiniz,” dedim ve kapıyı açtım.
Koşmaya başladım. Ayaklarım çıplaktı. Taşlar canımı yakıyordu ama umurumda değildi. Nefes nefeseydim. Sokak lambaları birer birer arkamda kalıyordu. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Sadece uzaklaşmak istiyordum.
Ağladım. Koşarken ağladım.“Allah’ım,” dedim, “ne olur kurtar beni.”
Ama bazı dualar da yarım kalır.
Arkamdan ayak sesleri duydum.Seslendiler.Durmadım.
Kolumdan biri tuttuğunda çığlık attım.Direndim. Vurmaya değil, kaçmaya çalıştım. Kalbim parçalanıyordu.
“Bırak beni!” diye bağırdım.Sesim karanlığın içinde kayboldu.
Ve o an anladım:Özgürlük, bazen kapının önünde başlar…Ama her zaman kaçabilenlere ait değildir.
Ben kaçtım.Ama yakalandım.
Ve hayatım, o karanlık sokakta yeniden yazılmaya başladı.
Özgürlük bu evde hiç yaşamamıştı.Adı vardı belki, ama kendisi yoktu. Duvarların arasına sinmiş bir suskunluk vardı; insanın boğazına çöken, nefesini kesen cinsten. Ben o suskunluğun içinde büyüdüm. Konuşmamayı öğrendim. İtiraz etmemeyi. Boyun eğmeyi.
Ta ki o güne kadar.
Annem mutfakta duruyordu. Elleri titriyordu ama yüzü ifadesizdi. Babam masanın başında oturmuştu. Önündeki kâğıtlara bakıyordu; sanki kaderim değil de sıradan bir fatura vardı önünde. Gözlerimi kaldırıp bana baktığında, içimdeki son umut kırıntısı da yere düştü.
“Bir karar verdik,” dedi.
Biz.Onlar.Ben yine yoktum.
“Hayır,” dedim. Sesim düşündüğümden daha yüksek çıktı.Bu kelime evin içinde yankılandı. Annem irkildi. Babamın kaşları çatıldı.
“İstemiyorum,” dedim bu kez daha net. “Ben evlenmek istemiyorum. Onu tanımıyorum bile!”
Babam sandalyeyi sertçe itti. Ayağa kalktı.“Bu senin iyiliğin için,” dedi.İnsan en çok bu cümlede kaybolur. Çünkü kötülük bile bazen iyilik kılığında gelir.
“Benim iyiliğim buysa,” diye bağırdım, “neden canım bu kadar yanıyor?”
Cevap vermediler.Çünkü cevapları yoktu.
Odaya koştum. Kapıyı kapattım. Arkasından gelen sesleri duydum ama dinlemedim. Yatağımın kenarına çöktüm. Göğsüm sıkışıyordu. Nefes almaya çalıştıkça ağlamaya başladım. Sessiz değil… hıçkıra hıçkıra. Kendimi durduramadım.
“Ben bir eşya değilim,” dedim boşluğa.“Ben satılık değilim.”
Ama duvarlar da, eşyalar da, bu ev de bana yabancıydı.
Aynanın karşısına geçtim. Gözlerim kıpkırmızıydı. Saçlarım dağılmıştı. Yüzüm tanıdık ama ruhum yoktu. Sanki içimden biri sökülüp alınmıştı.
“Git,” dedim kendime.“Şimdi gitmezsen, bir daha hiç gidemezsin.”
Dolabı açtım. Rastgele birkaç şey aldım. Ellerim o kadar titriyordu ki fermuarı zor kapattım. Ayaklarım beni pencereye götürdü. Gece karanlıktı. Sokak sessizdi. Kalbim deli gibi atıyordu.
Korkuyordum.Ama kalmaktan daha az korkuyordum.
Ayakkabılarımı elime aldım. Kapıya yöneldim. Her adımda dizlerim titredi. Kapı kolunu tuttuğumda duraksadım. Bu kapıdan çıkarsam… geri dönüş olmayacaktı.
Tam açıyordum ki—
“Belle!”
Annemin sesi arkamdan geldi.İçim sızladı. Ama durmadım.
“Gitme,” dedi.Sesinde geç kalmış bir pişmanlık vardı.
“Beni daha önce düşünmeliydiniz,” dedim ve kapıyı açtım.
Koşmaya başladım. Ayaklarım çıplaktı. Taşlar canımı yakıyordu ama umurumda değildi. Nefes nefeseydim. Sokak lambaları birer birer arkamda kalıyordu. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Sadece uzaklaşmak istiyordum.
Ağladım. Koşarken ağladım.“Allah’ım,” dedim, “ne olur kurtar beni.”
Ama bazı dualar da yarım kalır.
Arkamdan ayak sesleri duydum.Seslendiler.Durmadım.
Kolumdan biri tuttuğunda çığlık attım.Direndim. Vurmaya değil, kaçmaya çalıştım. Kalbim parçalanıyordu.
“Bırak beni!” diye bağırdım.Sesim karanlığın içinde kayboldu.
Ve o an anladım:Özgürlük, bazen kapının önünde başlar…Ama her zaman kaçabilenlere ait değildir.
Ben kaçtım.Ama yakalandım.
Ve hayatım, o karanlık sokakta yeniden yazılmaya başladı.
Özgürlük bu evde hiç yaşamamıştı.Adı vardı belki, ama kendisi yoktu. Duvarların arasına sinmiş bir suskunluk vardı; insanın boğazına çöken, nefesini kesen cinsten. Ben o suskunluğun içinde büyüdüm. Konuşmamayı öğrendim. İtiraz etmemeyi. Boyun eğmeyi.
Ta ki o güne kadar.
Annem mutfakta duruyordu. Elleri titriyordu ama yüzü ifadesizdi. Babam masanın başında oturmuştu. Önündeki kâğıtlara bakıyordu; sanki kaderim değil de sıradan bir fatura vardı önünde. Gözlerimi kaldırıp bana baktığında, içimdeki son umut kırıntısı da yere düştü.
“Bir karar verdik,” dedi.
Biz.Onlar.Ben yine yoktum.
“Hayır,” dedim. Sesim düşündüğümden daha yüksek çıktı.Bu kelime evin içinde yankılandı. Annem irkildi. Babamın kaşları çatıldı.
“İstemiyorum,” dedim bu kez daha net. “Ben evlenmek istemiyorum. Onu tanımıyorum bile!”
Babam sandalyeyi sertçe itti. Ayağa kalktı.“Bu senin iyiliğin için,” dedi.İnsan en çok bu cümlede kaybolur. Çünkü kötülük bile bazen iyilik kılığında gelir.
“Benim iyiliğim buysa,” diye bağırdım, “neden canım bu kadar yanıyor?”
Cevap vermediler.Çünkü cevapları yoktu.
Odaya koştum. Kapıyı kapattım. Arkasından gelen sesleri duydum ama dinlemedim. Yatağımın kenarına çöktüm. Göğsüm sıkışıyordu. Nefes almaya çalıştıkça ağlamaya başladım. Sessiz değil… hıçkıra hıçkıra. Kendimi durduramadım.
“Ben bir eşya değilim,” dedim boşluğa.“Ben satılık değilim.”
Ama duvarlar da, eşyalar da, bu ev de bana yabancıydı.
Aynanın karşısına geçtim. Gözlerim kıpkırmızıydı. Saçlarım dağılmıştı. Yüzüm tanıdık ama ruhum yoktu. Sanki içimden biri sökülüp alınmıştı.
“Git,” dedim kendime.“Şimdi gitmezsen, bir daha hiç gidemezsin.”
Dolabı açtım. Rastgele birkaç şey aldım. Ellerim o kadar titriyordu ki fermuarı zor kapattım. Ayaklarım beni pencereye götürdü. Gece karanlıktı. Sokak sessizdi. Kalbim deli gibi atıyordu.
Korkuyordum.Ama kalmaktan daha az korkuyordum.
Ayakkabılarımı elime aldım. Kapıya yöneldim. Her adımda dizlerim titredi. Kapı kolunu tuttuğumda duraksadım. Bu kapıdan çıkarsam… geri dönüş olmayacaktı.
Tam açıyordum ki—
“Belle!”
Annemin sesi arkamdan geldi.İçim sızladı. Ama durmadım.
“Gitme,” dedi.Sesinde geç kalmış bir pişmanlık vardı.
“Beni daha önce düşünmeliydiniz,” dedim ve kapıyı açtım.
Koşmaya başladım. Ayaklarım çıplaktı. Taşlar canımı yakıyordu ama umurumda değildi. Nefes nefeseydim. Sokak lambaları birer birer arkamda kalıyordu. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Sadece uzaklaşmak istiyordum.
Ağladım. Koşarken ağladım.“Allah’ım,” dedim, “ne olur kurtar beni.”
Ama bazı dualar da yarım kalır.
Arkamdan ayak sesleri duydum.Seslendiler.Durmadım.
Kolumdan biri tuttuğunda çığlık attım.Direndim. Vurmaya değil, kaçmaya çalıştım. Kalbim parçalanıyordu.
“Bırak beni!” diye bağırdım.Sesim karanlığın içinde kayboldu.
Ve o an anladım:Özgürlük, bazen kapının önünde başlar…Ama her zaman kaçabilenlere ait değildir.
Ben kaçtım.Ama yakalandım.
Ve hayatım, o karanlık sokakta yeniden yazılmaya başladı.
Bölüm etkileşimi
