1. bölüm / 5
Öylesine Yazılar veya RüyalarAltından Kafes
Bölümler 5Şu an: Altından Kafes
Beni her sabah güneş uyandırmaz.
Güneşin doğuşundan önce uyanan hizmetçilerim vardır; hizmetçilerimden önce uyanan annem ve annemden önce uyanması gereken bir krallık.
Ben ise bütün bunların ortasında, henüz on yedi yaşında olmama rağmen, kendime ait bir sabahım olup olmadığını zaman zaman unutuyorum.
O sabah da farklı değildi.
— Perdeleri açın.
Annemin sesi, odanın ağır sessizliğini tek bir hareketle parçaladı.
Gözlerimi açmadan önce onun geldiğini anlamıştım. Annemin yürüyüşünde, insanın kendisini toparlamasına fırsat vermeyen bir kesinlik vardı. Ne acele ederdi ne de beklerdi. İnsanların ona yetişmesi gerekirdi; onun insanlara değil.
Soluk sabah ışığı, odanın içine yayıldı. Altın işlemeli duvar kâğıtları aydınlandı. Yatağımın üzerindeki koyu yeşil kadife örtü, gecenin gölgelerini kaybederek gerçek rengini aldı. Pencerenin önündeki ince tül hafifçe dalgalandı.
Yastığımı başıma çektim.
— Elara.
İsmimin annemin ağzından çıkışını hiçbir zaman sevemedim. Başkaları ismimi söylediklerinde bir insanı çağırırlardı. Annem söylediğinde ise sanki bir görevi hatırlatıyordu.
Yorganı biraz daha yukarı çektim.
— Uyanığım.
— O hâlde gözlerini aç.
Açtım.
Kraliçe Isolde, yatağımın birkaç adım ötesinde duruyordu. Üzerinde henüz günün resmî kıyafetleri yoktu ama koyu lacivert sabahlığının yakası bile kusursuz biçimde işlenmişti. Sarı saçları ensesinde sıkıca toplanmış, inci küpeleri kulaklarında yerini almıştı. Bir elinde ince, deri kaplı bir defter tutuyordu.
O defteri tanıyordum.
Hatta ondan nefret etmek için yeterince sebebim vardı.
— Saat yedide tarih hocanla görüşeceksin, dedi. Sekizde dil dersin var. Dokuzda kraliyet protokolü. On birde annenin huzurunda değil, kraliçenin huzurunda bulunmanın ne demek olduğunu nihayet anlayacağını umduğum bir toplantı.
Yavaşça doğruldum.
— Günaydın, anne.
Bir an sustu.
Annemin yüzünde, çok kısa bir süreliğine, beni yanlış bir şey söylemişim gibi inceleyen bir ifade belirdi.
İçimden derin bir nefes aldım.
Bunu yüksek sesle yapmamam gerektiğini öğreneli yıllar olmuştu.
Yatağımın kenarında otururken ayaklarımı soğuk zemine bastım. Pencereden görünen bahçelere baktım. Aşağıda, sarayın doğu avlusunda iki bahçıvan çiçek tarhlarını düzenliyordu. Bir başkası çeşmenin çevresindeki taşları temizliyordu. Uzakta, mutfakların bulunduğu binanın bacasından ince bir duman yükseliyordu.
Şehrin üzerine sabah çökerken Asteria uyanıyordu.
Benimse uyanmaktan başka seçeneğim yoktu.
— Bugün neden bu kadar erken geldin? diye sordum.
Annem defterini açtı.
— Çünkü bugün sıradan bir gün değil.
Bu cümleyi duyduğumda içimde bir şeyin yavaşça gerildiğini hissettim.
Annemin sıradan olmayan günleri, benim için genellikle sıradan günlerden daha kötü geçerdi.
— Bu akşam kuzey eyaletlerinin temsilcileriyle yemek yiyeceğiz. Veliaht prens de masada bulunacak. Senin de orada olman gerekiyor.
— Zaten olacağım.
— Yalnızca orada bulunman yeterli değil.
İşte gelmişti.
Annemin asıl cümlesi her zaman bir başkasının arkasına saklanırdı.Defterden bir sayfa çevirdi.
— Oturuşun, konuşman, insanlara bakışın, bir soruya cevap verirken ne kadar beklediğin... Hepsi değerlendirilecek. Asteria'nın prensesi olduğunda, insanlar senin yalnızca kendini temsil ettiğini düşünmezler. Senin her hareketinde bu krallığı görürler.
Yatağın üzerindeki örtünün kıvrımını parmaklarımla düzelttim.
— İnsanlar beni değil de krallığı görecekse neden ben masaya oturuyorum?
Oda sessizleşti.
Mira, annemin arkasında birkaç adım ötede duruyordu. Başını eğmişti. Onun yüzünü göremiyordum ama bir şey söylememem için içinden dua ettiğine emindim.
Annem defterini kapattı.
Annemin çocukluğuna ait her anı, benim bugünkü yetersizliklerime karşı kullanılabilecek bir örnekti.
— Biliyorum, dedim.
— Hayır. Bilmiyorsun. Bilseydin her sabah seni uyandırmak zorunda kalmazdım.
Yüzüne baktım.
Sana karşı gelmek istemiyorum, diye düşündüm. Yalnızca bir kez, bir sabah olsun, kendi isteğimle uyanmak istiyorum.
Ama düşündüğüm şeyle söylediğim şey arasında, sarayın bütün duvarları kadar kalın bir mesafe vardı.
Hazırlanacağım.
Annem başını hafifçe salladı. Sanki nihayet beklediği cevabı almıştı.
— Güzel. Kahvaltıda seni bekliyorum.
Kapıya yöneldi. Tam çıkarken durdu.
— Elara?
— Evet?
— Bugün babanın seni avluya götürmesine izin vermeyeceğim. Geçen haftaki ok talimi yüzünden tarih dersindeki notların düştü. Bu akşamki yemekten önce kendini bir daha küçük düşürmeni istemiyorum.Ve çıktı.
Kapı kapandığında, odanın sessizliği geri geldi.
Fakat annemle birlikte gitmeyen bir şey vardı.
O günün programı.
Sanki defterin sayfalarına değil de doğrudan göğsüme yazılmıştı.
Başımı iki elimin arasına aldım.
On yedi yaşındaydım.
Bazen on yedi yaşında olmanın ne anlama geldiğini merak ediyordum. Başkalarının hikâyelerinde on yedi yaş, ilk kararların, yeni dostlukların, yanlış seçimlerin ve insanın kendisini keşfetmeye başladığı zamanların adıydı.Benim hayatımda ise on yedi yaş, bir sonraki derse kaç dakika kaldığını hesaplamak demekti.
Prensesim?
Mira'nın sesiyle başımı kaldırdım.
Annemin çıktığı kapıya baktı, ardından bana döndü. Yüzündeki resmî ifadeyi bıraktığında daha genç görünüyordu.
— İsterseniz önce saçlarınızı tarayayım, dedi. Sonra sizi giydiririz. Kahvaltıya yetişiriz.
Yüzümü buruşturdum.
— Beni giydirmeden de kahvaltıya gidebilirim, Mira.
— Elbette gidebilirsiniz. Hatta isterseniz saçlarınızı da taramadan gidebilirsiniz. Ama o zaman kraliçe hanımın kahvaltıda bütün gününü saçlarınızın neden düzgün olmadığı üzerine konuşarak geçireceğini ikimiz de biliyoruz.
İstemeden güldüm.
Mira da gülümsedi.
Bu küçücük gülümseme, o sabah bana verilen ilk gerçek şeydi.
— Bazen, dedim, seninle mutfakta çalışan biri olmayı istiyorum.
Mira'nın elindeki tarağı durdu.
— Mutfakta mı?
— Evet. Sabah kalkarım, ekmeğimi alırım, işimi yaparım. Kimse bana nasıl oturacağımı, hangi çatalla ne yiyeceğimi ya da birine bakarken kaç saniye beklemem gerektiğini anlatmaz.
Mira bir süre bana baktı.
— Mutfakta da insanlar size ne yapmanız gerektiğini söyler, prensesim. Hem de oldukça yüksek sesle.
O zaman ahırda çalışırım.
— Orada da Tomas Bey var.
— Tomas en azından atlarla konuşmama karışmıyor.
Mira güldü. Sonra saçlarımı taramaya başladı.
Fırçanın saçlarımda ilerleyişini hissederken gözlerimi kapattım.
Bir gün, diye düşündüm.
Bir gün sabah uyandığımda önümde bir defter olmayacak.
Bir gün bir yere gitmek istediğimde bunun için kimseden izin istemeyeceğim.
Ve bir gün, annemin benim için hazırladığı hayatın dışında da yaşayabileceğimi kanıtlayacağım.O sırada henüz bilmiyordum.
Bazı hayatlar, insanın tek bir kararıyla değil, her gün tekrarladığı küçücük itirazlarla değişirdi.
Benim ilk itirazım ise o sabah, annemin bütün itirazlarıma rağmen beni göndermediği avluyu düşünmek oldu.
Çünkü babam oradaydı.
Ve ben, günün geri kalanında ne kadar uslu davranırsam davranayım, akşam olmadan onu mutlaka görmenin bir yolunu bulacaktım.
Bir krallığın prensesi olarak öğrenmem gereken çok şey vardı.
Ama henüz kimse bana, insanın kendisine ait bir hayatı nasıl koruyacağını öğretmemişti.
Bölüm etkileşimi
