Sır Saklayan Duvarlar

Vaveyla Yazarı: nadi.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: Sır Saklayan Duvarlar

Şiirlerim ve hikayelerimin olduğu bu dünyada keyifli vakitler dilerim.

________________

Açıldı prangalar, adım attım boşluğa,
Özgürlük dedikleri sığmazmış avuçlara.
Rüzgar nereye iterse, yol oraya kıvrılır,
Ya bir yön istersem, ama yol yoksa oraya?

Savruldum bir an, yönsüz, sessiz girdapta,
Soru sordum gökyüzüne, yankısı düştü toprağa.
Korku mu, yoksa güç mü bu titreten avuçlarımı?
Dizginleri sıktım artık, yol benim olmaya.

⋆˙⟡

Eylül 1973.

Gecenin rengi, Paris'in canlı şehir ışıklarıyla birleşirken yeni evim içinde her şey yavaşça yerine oturuyordu. Dairede bulduğum kutudaki plaklardan bir tane seçmeye çalışıyordum. Arka planda radyodan yayılan hafif caz melodisi, içimdeki huzuru pekiştiriyordu. Müziksiz kalamazdım, kendimi bildim bileli sessizliği rahatsız edici bulmuşumdur. Başka sesleri işitmek kendimi iç sesimden korumamı sağlıyordu. Akademinin verdiği dolap anahtarını elime alıp ucundaki anahtarlığa tekrar baktım, Musique et Danse de Paris. Kabul mektubunu aldığımda rüyada olmaktan korkmuştum. Ne kadar süre beklentilere göre yaşamıştım? Şimdi kendi hayatımı şekillendirebilirdim, ama bu özgürlük aynı zamanda korkutuyordu. Tüm kontrolün bende olması, onunla ne yapacağımı bilemememi sağlıyor. Dairede yapacağım değişiklikler, bir yandan yeni bir başlangıç gibiydi, diğer yandan belirsizlikle doluydu. Korkularım, özgürlüğümü ağırlaştırıyor, her şeyin ne olacağını bilmemek beni midemin bulanmasına sebep oluyordu.

Artık buradaydım; bu şehire, dansla, sanatla dolu bir geleceğe adım atmıştım. Başımı kaldırdım; dersleri, hocalarımı, kuracağım arkadaşlıkları ve sabah yiyeceğim kruvasanı düşünüyordum.
Uluslararası öğrencilere, yatırımcıların ve devletin verdiği bazı daireler uyguna kiralanırdı. Benim şansıma çıkan bu yüksek tavanlı ve geniş pencereli loft daire, eski bir sanat stüdyosundan dönüştürülmüş, modern ve rustik bir atmosfere sahipti. Artık buradayım ve gerçeğim bu.

Daha önce dinlemediğim şarkılardan ilgimi çeken birini seçtim, Francoise Hardy - Il n'y a pas d'amour heureux
(Mutlu Aşk Yoktur).

Radyoyu kapatıp, pikabın başını çevirdim. Plağı takıp müzik akmaya başladığında, adımlarım hemen ona uyum sağladı. Çalıştığım Fransızca kitaplarımı toparlayıp kitaplığa koydum. Hala dilimi geliştirmek için çalışmam gerekiyordu ama şu an odağım ritimdeydi. Havanın serinliği, terasta dolaşan hafif rüzgar, cazip gözüküyordu. Sesi yükseltip terasa çıktım.

Çevirebildiğim sözler duyduğumda gülümsedim. Rien n'est jamais acquis à l'homme, ni sa force, ni sa faiblesse, ni son cœur.
(İnsan hiçbir şeye gerçekten sahip olamaz, ne gücüne, ne zayıflığına, ne de kalbine.) diyerek mırıldandım.

Hayatım boyunca bale yapmış olsamda akademiye modern dansla başvurmuştum ve artık modern dansçıydım. Baleye son kez burada veda etmek üzerimden yük indirmişti. Eski hocam, 'Bazen anlatmak için düşünmek değil, hissetmek gerekir.' derdi ve ben hissettiklerimi en iyi böyle anlatıyordum. Beni dinleyen birileri olmamıştı bu yüzden kendi içimde böyle atıyordum.

Yavaşça terasın kenarına doğru adım attım, yere sağlam bastım. Kollarım önce yukarıya, sonra yavaşça yana doğru uzandı, sanki parmak uçlarımda bir sonsuzluk vardı.

Bale beni hep sınırların içinde tutmuştu. Bir zamanlar hayatımın her köşesiydi, artık her adımında bana acıyı hatırlatıyordu. Modern dans ise nefes almamı sağlıyordu. Bugünden itibaren özgür olabilirdim. Kolumu yukarıya kaldırırken, başımı hafifçe geriye yasladım. Bir adım daha ve bir dönüş...

Ve... Bir anda bir şey değişti. Göğsümde anlık bir gerginlik hissettim. Bir his, bir göz. Biri mi vardı? Sonraki dönüşte gözüm karşı binalardan bir pencereye takıldı. Önce gölge sandım ama hayır. Titrek mum ışığında bir siluet belirginleşti. Dengemi kaybedip geri adım attım, bir an yere düşecek gibi oldum. Biri beni izliyordu. Kalbim kaburgalarımı zorladı. Gözlerim o siluete kilitlendi, ama çok kısa sürdü—çünkü o, telaş göstermeden, perdeyi çekti.

İçimdeki huzur aniden kayboldu. Kimdi o?

Teras kapısını kapatmış, odanın karanlığına sığınmıştım. Saçmalama, dedim kendime. Sadece biri, yalnız bir geceyi ilginç bir şey izleyerek değerlendirdi, hepsi bu. Evin içinde dolaşırken huzursuzluk hissi içimde büyüdü. İlk gece bu kadar tuhaf hissetmemiştim. Mantıklı bir sebebi olmalıydı. Belki sadece yorgundum, belki de alışma süreci. Mutfakta kendime bir fincan çay koydum. Yarın akademide ilk günüm olacaktı. Hazırlık yapmalıydım. Çaydan birkaç yudum aldıktan sonra dolabımı açtım, kıyafetlerimi kontrol ettim. Kenardaki valizi dolabın üstüne koyarken valizi ittiğim sırada kenardan bir kâğıt parçası düştü. Önce eski bir alışveriş fişi ya da gereksiz bir not sandım. Elime aldığımda, kartpostal olduğunu fark ettim. Sarıp solmuş kenarları, uzun süredir dokunulmadığını belli ediyordu. Ön yüzünde Seine Nehri ve Notre-Dame Katedrali'nin eski bir fotoğrafı vardı. Asıl ilgimi çeken şey arka yüzüydü.

Gönderen kısmı boştu ama alıcı kısmı doluydu,
A. Moreau'ya,
Rue de Fleurus, 17. Paris

A. Moreau... Bu ismi daha önce duymamıştım.

Kartın sağ alt köşesinde, soluklaşmış bir mühür vardı. Tarihini okuyamasam da eski olduğu belliydi. Buraya benden önce kimler geldiyse onlar tarafından bırakılmış olabilir. Kartpostalı masaya bıraktım ve yatağıma gittim. Yorganın içinde kıvrılıp gözlerimi tavana diktim. Düşüncelerim uyumama izin vermeyecekti, bunu biliyorum. Müzik açsam, belki... Hep öyle yapardım. Kafamın içindeki ses her adımımı eleştiriyordu ve ona katlanamıyordum.

Annem muhtemelen çoktan uyumuştur. Uykusuzluk cildi yorar, göz altlarını koyulaştırır Neva, kendine dikkat etmelisin. Ne zaman yorgun görünsem bunu söylerdi. Şimdi burada olduğum için bana kızgın mıdır acaba, yoksa gerçekten nasıl olduğumu merak ediyor mudur?
Çocukken hep ona bakmak zorunda kalırdım. Bazen, onun üzülmesini istemediğim için kendimi ihmal ederdim. Hep daha iyi olmamı isterdi, ama bana ne kadar ihtiyacı vardı, hiç sorgulamadım. Kafamı yastığa bastırdım. Uyuyamayacaktım. Yeni hayatımın yeni kuralıydı, müziksiz uyuyacaktım.

Yabancı gözlerin üzerimde olduğu o anı tekrar aklıma geldi. Ne kadar sürdü bilmiyorum, belki saniyeler, belki daha kısa. Ama o kısacık an, beni yatağımda bile diken üstünde bırakmaya yetmişti.

Gözlerimi tavana diktim. Kendimi telkin etmeliydim. Dans ediyordum, ilgisini çekmiş olabilirdi. Başımı yastığa daha sert bastırdım. Ortada bir şey yokken kurulmayı bırakmalıydım. Ve evet bu gece kesinlikle uyuyamayacaktım.

Yatağın diğer tarafına döndüğümde başucumdaki saate baktım, 05:23.

Gerekli olan uykumu alamamış ama ilk günüm için gereksiz düzinelerce senaryo kurmuştum. Yatakta doğrulup etrafı süzdüm. Vaktim vardı, hazırlıkları da önceden yapmıştım. Duvarda asılı olan eski bir tabloyu inceledim. Burası, ne kadar çaba harcasam da henüz benim yerim gibi hissettirmiyordu.
Bir yere ait olmak için ne kadar süre geçmesi gerekiyordu ki? Bir hafta? Bir ay? Yoksa bazı yerler, içeri girer girmez seni kabul mü ediyordu? Burası bana ait değildi. Henüz değil.
Pencereye doğru yürüdüm, ellerim hafifçe soğuk camda gezindi. Bütün büyük hikayeler bir yere gitmekle ya da bir şeyler bırakmakla başlar diye düşündüm.
Uçakta okuduğumda beni rahatlattığı gibi yine işe yarıyordu.

Ellerimi birbirine ovuşturarak, o an için tek bir soruya odaklandım: Bugün nasıl bir gün olacak?

Balkona çıktım, terasta dün gece hissettiğim rüzgarı yeniden yüzümde hissetmek istedim. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. İleride her şeyin daha iyi olacağına inanmak içimi biraz rahatlatıyordu. Dün akşam ki pencereye bakma ihtiyacı hissettim. Aynı duruyordu, perdesi çekili.
Hazırlıklarımı gözden geçirecek ve derse ısınmak için vakit bulmuştum. Yalnızca birkaç saat sonra ilk dersime gidecektim. Yeni hayatıma alışmam, sadece zamanla mümkün olacaktı.

Yerleştirmediğim koliyi açtım, o an, annemle olan fotoğrafımı gördüm. Bu, küçükken kazandığım bir yarışmadandı. Yüzlerimiz gülümsüyordu. Sadece yarışma kazandığımda ya da baş dansçı olduğumda onun bana gülümsemesini sağlardım. Bir de, belki, tartıya çıktığımda istediği kilodaysam. Aklıma bu fotoğrafı bilerek yanımda getirmediğim geldi. O mu koymuştu bilmiyorum ama bu, bana hala onun bir parçası olduğumu hatırlatıyordu. Arkamda bırakmak zorunda olduğum her şeyden geriye kalan bir iz. Çerçeveyi masaya, fotoğraf kapanacak şekilde koydum. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım, ardından ışığı açıp giyinmeye başladım.

Bugün başlangıçtı. Artık tüm geçmişin üzerimdeki yüklerinden kurtulup bir adım daha ileriye gitmeliydim.
Taş kaldırımlar, gece yağmurdan ıslanmış, adımlarımın altında hafifçe parlıyorlardı. Sabahın erken saatlerinde akademinin kapısına vardığımda içimde büyük bir heyecan vardı. Kendi başıma kalabalığın içinde ilerlerken, etrafımdaki öğrenciler gruplar halinde toplanmış, fısıltılarla konuşuyordu.

Koridorda ilerlerken aniden biri omzuma sertçe çarptı. Dengemi kaybetmemek için bir adım geri çekildim.
"Daha dikkatli olmalısın."
Başımı kaldırdım. Uzun boylu, açık kestane saçlı bir kız, gözlerini kısarak bana bakıyordu. Dudaklarının kıvrımında hafif bir alay vardı.
"Yeni kızsın, değil mi?" diye sordu.
Başımı salladım. Henüz bir şey söyleyemeden, gözleri yüzüme kaydı ve kısa bir sessizlik oldu. Hafifçe başını yana eğerek bakışlarını sabitledi. "Gözlerin... ilginç."

İnsanlar heterokromimi fark ettiğinde üzerimde garip bir merakla gözlerini gezdirmeleri her zaman rahatsız ediciydi. Kız gözlerini benden ayırmadan konuşmaya devam etti. "Sen... kayıp sanatçının apartmanında kalan kızsın."
Anlamaz şekilde kaşlarımı çattım. "Ne demek istiyorsun?"
Kollarını göğsünde bağladı ve hafif bir sırıtışla konuştu. "Buradaki herkes duymuştur. İki yıl önce çok ünlü bir sanatçı ortadan kayboldu. Vasiyetinde dairesinin akademiye tahsis edilmesini istemiş. Ve şimdi, orada sen kalıyorsun."

İçimde soğuk bir ürperti hissettim. Daha dün gece o evde huzursuz hissederken nedenini bilmiyordum. Şimdi...
Yanındaki arkadaşlarına döndü, "Şu ana kadar verdikleri her öğrenci birkaç gün içinde yeni bir yere çıkıyor diye duymuştum." tekrar bana dönüp devam etti, "Bakalım sen ne kadar dayanacaksın. Gerçi başka daire kaldı mı emin değilim."
Tam o anda, bir el koluma dokundu. "Yeter, Juliette."

Başımı çevirdiğimde, kısa koyu kahverengi saçları ve sıcakkanlı bir gülümsemesi olan bir kızla göz göze geldim. "Git başka biriyle uğraş," dedi sıkıntıyla. "Yeni gelenleri korkutmayı çok seviyorsun, buna gerek yok."
Juliette gözlerini devirdi, "Yıllar önce kaybolan ve hala kimsenin ne olduğunu bilmediği bir adamın evinde kalmaktan korkacak değil ya." omuz silkti ve arkasını dönüp uzaklaştı. Hala söylediklerinin etkisindeydim.

Hafifçe gülümsedi. "Kusura bakma. O her zaman böyledir. Onunla geri uğraşmazsan ilgisini kaybeder."
"Elimden geleni yapacağım," diye karşılık verdim.
"Oha gözlerin ne kadar havalı."
"Teşekkür ederim. Bu arada Neva ben. Neva Nil."
"Lenarose. Kısaca Lena diyebilirsin. Bak uyumlu oldu isimlerimiz Lena ve Neva. Gözleri parlıyordu resmen. İyi arkadaş olabileceğimizi umdum.
"Kime nasıl yaklaşmam gerektiği hakkında zamana ihtiyacım var sanırım. Buraya taşındığımdan beri düzgün tanıştığım ilk insansın."

Kolunu omzuma atarak benimle yürümeye başladı. "Umarım yakınlığım seni rahatsız etmiyordur. Sevgi dilim bu." dedi, ciddi bir açıklama yapar gibi. Normalde rahatsız olurdum ama tavırları gülmeme sebep oldu. Elimdeki ders programını alarak, "Harika! Çoğu dersimiz aynı sınıfta. İlk ders, hareket doğaçlama."

Dans salonuna adım attığımda geniş aynalar ve yüksek tavanlar beni etkiledi. Öğrenciler barlara yaklaşmış, ısınmaya başlamıştı. Tam o sırada, güçlü adımlarla içeri giren kadın, odadaki tüm sesleri anında susturdu.
"Madame Bonnet," diye fısıldadı Lena. "Serttir ama eğer gerçekten iyi olmak istiyorsan onun gözüne girmen lazım."

Tüm öğrenciler sıralandı. Madame Bonnet, koyu mavi gözlerini öğrencilerin üzerinde gezdirerek konuştu. "Dans, sadece bedenin değil, zihnin de sınırlarını zorlamaktır. Eğer rahat hissetmek için buradaysanız, yanlış yerdesiniz." Gözleri bir an benim üzerimde durdu. "Ve bazıları için bu sınırlar daha keskin olacaktır."

Derin bir nefes alıp hareketlerime odaklanmaya çalıştım. Ders başladığında, bedenim eski alışkanlıklarına döndü, kaslarım antrenmanlı olmanın getirdiği tanıdık acıyla hareket etmeye başladı. Ancak bir an Madame Bonnet'in bakışlarını üzerimde hissettim. Öğrencileri dikkatle izliyordu. Ne kadar iyi olursam olayım, onun gözünden kaçmayacaktı. Benden beklentisi vardı ve bunu daha ilk günden hissediyordum ya da tamamen yanılıyordum ve beni buraya aldıkları için pişmandı.

Ders bittiğinde, öğrenciler yorgun ama tatmin olmuş bir halde salondan çıkıyordu.

Dans salonundan çıktığımda hala kaslarımdaki hafif yanmayı hissediyordum. Hareket doğaçlama dersi beklediğimden daha zorluydu, ama iyi hissettirmişti. En azından bedenim unutmamıştı. Sırtımı koridorun taş duvarına yasladım. Akademinin eski yapısı, dar koridorları ve yüksek tavanlarıyla neredeyse bir tiyatro sahnesini andırıyordu. Su şişemden bir yudum alırken biri yanıma yaklaştı.

"İlk gün için fena değildin."
Başımı kaldırdığımda, Rahat ama kendinden emin gülümsemesiyle karşılaştım. Uzun boylu, hafif dağınık kumral saçları ve ince kemikli yüzüyle çabasız bir çekiciliği vardı.
"Teşekkür ederim," dedim, hafifçe kaşlarımı kaldırarak.

Gözleri yüzümde gezinirken duraksadı. İçimden saymaya başladım. Üç... İki... Bir...

"Gözlerin... Gerçek mi?" Yıllardır duyduğum aynı şaşkınlık, aynı tepki...
"Gerçek," dedim kısa ve net bir şekilde.
"Pardon. Emin sık duyuyorsundur. Tanışmadık, Mathis." diyerek elini uzattı.
"Neva." Hafif bir gülümsemeyle elini sıktım.
"Madame Bonnet'in gözü üstündeydi. Bu iyiye mi işaret, yoksa kötüye mi, emin değilim."
"Evet, sanırım memnun olmadı."
Başını yana eğdi. "Belki de fazla memnun oldu. O kadın kimseyi boşuna izlemez. Ya büyük bir potansiyelin vardır ya da büyük bir düşüşünü bekliyordur."

Beni gerçekten yetenekli bulduğu için mi izlemişti yoksa buraya ait olmadığımı mı fark etmişti? Derste defalarca uyarmıştı. Omuzlarım, kollarım, her hareketimde hata düzeltti. Yüzümdeki ifadeyi fark etmiş olacak ki omzunu hafifçe silkti.

"Merak etme, genelde korkutucu görünüyor ama her zaman en iyisini ister. Ayrıca, burada senden çok daha kötü ilk gün geçiren insanlar var."
"Mesela kim?"
"Mesela ben. İlk günümde barın üstünden düştüm. Bayağı dramatikti, herkesin gözü önünde yere kapaklandım. Madame Bonnet sadece başını iki yana salladı ve 'Sanırım yerçekimiyle aran pek iyi değil, Bay Toussaint' dedi."
Kahkahamı bastırmak için dudağımı ısırdım. "Ciddi misin?"
"Hayır ama şu an biraz daha iyi hissettin değil mi?"
Gözlerimi devirdim. "Çok komiksin."
"Biliyorum. Genelde sahneye çıkmadan önce herkesi güldürmek gibi bir huyum vardır."

Tam o sırada, omzuma ansızın bir kol atıldı. "Beni aldatıyor musun Neva? Daha bir gün bile geçmedi."
Başımı çevirdiğimde Lena'yı gördüm. Kaşlarını çatarak sahte bir kıskançlıkla Mathis'e baktı. "Kendine başka bir yeni öğrenci bul, Mathis. Bu benim keşfim."

Mathis ellerini havaya kaldırdı. "Ah, affedersin Lena. Bilmiyordum ki üzerimde tekel hakkın var."
"Evet, var. Hem de sınırsız." Lena gözlerini kısarak beni inceledi. "Sende beni bir başkasıyla paylaşmaya hazır mısın, Neva?"
"Sanırım idare edebilirim. Bu biraz ani oldu. İlişkimizin bu kadar hızlı bir aşamaya geleceğini düşünmemiştim."
Mathis kahkahayı patlattı. "Sevdim bunu."
Lena da gülerek başını salladı. "Tamam tamam, onay verdim ama unutma, hala en yakın arkadaşı benim. İlk Paris arkadaşıyım."
"Sana rakip olmaya çalışmam zaten."
Mathis başını yana eğerek bana baktı. "Peki, Lena'nın koruması altındaki yeni öğrenci. Sonraki ders için güç toplaman lazım, kahvaltı edelim."

Yanıma oturup çantasından sandviç çıkardı. Bana da bir tane uzattı sırada kibarca reddetmek amaçlı elmamı gösterdim. "Merak ettiğim bir şey var."
Lena kaşlarını kaldırdı. "Örneğin?"
Bir an duraksadım. Aslında bunu sormam doğru muydu? Ama dilimin ucuna gelmişti bir kere. "Kayıp sanatçı."
Mathis lafa atlayıp, "Dur, dur. Cidden dairesinde mi kalıyorsun? Bir şeyler konuşuluyordu ama inanmamıştım." dediğinde, Lena onu dirseğiyle dürttü "Sussana. Ne korkutuyorsun kızı."
"Gerçekten herkes onun kayboluşu hakkında bir şeyler biliyor mu?" diye sordum.

Mathis ve Lena kısa bir bakışma yaşadı. Sonra Mathis başını salladı. "Bilmiyoruz. Ama duyduklarımız var."
Lena kolunu indirip ciddileşti. "Daha önce o evde kalan herkes birkaç hafta içinde oradan taşındı. Bir süre sonra akademi oraya kimseyi vermemeye başladı. Ama şimdi sen oradasın."
Mathis bir adım bana yaklaştı ve gözlerini kısıp alçak bir sesle, "Geceleri garip sesler duydun mu? Kapılar kendi kendine açılıyor mu? Ya da belki... duvarların içinden fısıltılar geliyor mu?" dedi. Tüylerim diken diken oldu. Ortada kaybolan ve kimsenin ne olduğunu bilmediği bir adam var ve ben onun evinde kalıyorum.
Lena bu sefer sertçe vurarak, "Saçmalama!"
Mathis kahkaha attı. "Tamam, tamam, korkutmak için yaptım. Ama cidden, akademide herkes onunla ilgili bir şey anlatır. Kimse gerçeği bilmiyor."
Lena bana dönüp samimi bir ifadeyle baktı. "Orası bir ev. Ve evler insanları korkutmak için yapılmaz. Yani, orayı sahiplen. Burası artık senin yerin."
Mathis gülümseyerek başını salladı. "Evet, korkacak bir şey yok. En azından şimdilik."
"O sandviçi kafanda parçalamama az kaldı."
"Seninle de şaka yapılmıyor Lena." Bana dönüp devam etti, "Merak etme korkarsan benim kapım sana her zaman açık."
Gözlerimi devirdim ama içten içe biraz rahatlamıştım. "Umarım haklısınızdır."

Lena koluma girerek beni koridorda çekiştirdi. "Şimdi, sınıfı boş bırakmadan diğer dersimize gidelim. Bu kez gerçekten düşen biri olursa, umarım Mathis olur."
Mathis güldü. "Daha fazla hayal kırıklığına uğramanı istemem. Ama belki bir gün senin için özel bir performans sergilerim."

Onlarla birlikte yürürken, akademinin bana soğuk ve mesafeli gelmediğini fark ettim. En azından artık yalnız değildim.

⋆˙⟡

Atkımı boynuma dolarken omuzlarıma çöken yorgunluğu fark ettim. Beklediğimden daha yorucuydu ama düşündüğüm kadar iç karartıcı da değildi. Birkaç kişiyle sohbet etmeye başlamıştım, derin bağlar kurduğumu söyleyemem ama yine de bir şeyler paylaşmanın sıcaklığı fena hissettirmiyordu. Yine de, akademide herkes sanki görünmez bir yarışın içindeydi. Gözler tartıyor, kıyaslıyor, yargılıyordu. Düşüncelerimi dağıtmak için bir sokak satıcısının önünde durdum. Eski kitaplar, gazeteler, dergiler...

Elim bir gazeteye kaydı: La Voix des Esprits Libres.(Özgür Ruhların Sesi)

Başlığı ilgimi çekti. Sanat, edebiyat ve siyaset üzerine yazılar yayımlıyormuş. Siyasi çalkantılar ve sanatın üzerindeki etkileri.Belki zihnimi biraz meşgul edebilirdi. Ayrıca yaşadığım yerde olan biteni bilemem gerekiyor ve bozuk Fransızcam içinde iyi bir seçenekti. Birkaç bozukluk uzatıp gazeteyi aldım ve Seine Nehri'ne doğru yürümeye başladım. Eve dönmek için acelem yoktu. O evin içinde geçirdiğim her saniye, iki yıl önce kaybolan bir adamın gölgesiyle doluydu. Nehir boyunca yürümek rahatlatıcıydı.

Sokak lambaları suyun yüzeyinde titrek yansımalar oluşturuyordu. Yol kenarında birkaç çift el ele tutuşmuş yürüyordu, köprü başında bir müzisyen eski bir Fransız şarkısı söylüyordu. Gazeteyi katlayıp çantama koymadan önce başlıklara hızlıca göz gezdirdim. Bir haber başlığı dikkatimi çekti: Ağın Çöküşü: Sahtekarlık, Yolsuzluk ve Adaletin Sınavı. Bazı hukuki terimleri tam anlayamıyordum. Yine de, yazının sert ve doğrudan bir üslubu olduğu belliydi. Altında yazarın adı gözüme çarptı: Aren Renard.

Belli ki sadece sanat yazıları yazan biri değil. Bu düşünce zihnimde kısa bir süre yankılandı, sonra gazeteyi dikkatlice katlayıp çantama yerleştirdim. Aniden yanımdan hızla geçen bir bisikletli yüzünden irkildim. Elimdeki gazete kayıp yere düştü, sayfaları rüzgarla uçuştu. Söylenerek eğildim, etrafa dağılmış sayfaları toplarken bir çift ayakkabı tam önümde durdu.

Başımla yukarı baktım. Siyah paltolu, uzun boylu bir adam eğilip gazetenin bir sayfasını aldı. Hafif geriye taranmış koyu saçları hafifçe rüzgardan karışmıştı. Yorgun ama dikkatli bakan gözleri vardı.

"Je crois que c'est à toi."(Sanırım bu senindi.) dedi elindeki sayfayı uzatırken.

Kahverengi gözleri ve belirgin hatlara sahip bir yüzü vardı. Çekiciydi. Hem de fazlasıyla. Hafifçe başını yana eğişi bile ilginç bir detay gibi geliyordu. Tütün ve kahve kokusu tenine sinmişti ve bu koku, düşündüğümden daha fazla hoşuma gitmişti. Roman karakteri gibi duruyordu, eski kitaplardan fırlamış, zamansız bir yüzü vardı.
Kağıdı alıp hafifçe başımı salladım. "Merci." (Teşekkür ederim.)
Hiç bozmadığı yüz ifadesiyle, İngilizceye geçiş yaparak "Yabancısın." dedi.
"Sadece bir kelimeyle bu kadar belli ettiğime inanamıyorum." dedim, kendimce gülerken.

O sırada adamın gözleri, tuttuğum gazetenin başlığında kısa bir an takılı kaldı ama bir şey söylemedi. Ben de daha fazla oyalanmadan toparlanıp eve yürümeye devam ettim. Birkaç adım attıktan sonra içimde garip bir huzursuzluk belirdi. Duraksadım. Göz ucuyla arkama baktığımda adamın hala benimle aynı yönde yürüdüğünü fark ettim. Kalbim hızlandı. Ayak sesleri tam arkamdan geliyordu. Yürüyüşümü hızlandırdım. O aynı tempoda yürümeye devam etti.

Bir anda durup ona döndüm. "Beni takip mi ediyorsunuz?" Sesim düşündüğümden daha sert çıkmıştı.
Hafifçe kaşlarını kaldırdı. "Aslında sadece yürüyorum," dedi sakince. Başını ileriyi işaret etti. "Evim o tarafta."
Bakışlarımı onun işaret ettiği yöne çevirdim. Gerçekten de yolun ilerisi apartmanlara çıkıyordu. Her şey seninle ilgili değil Neva diyerek, utancımdan kafamı duvara sürtmek istedim. Yürümeye devam ettik. Aramızda bu sefer biraz daha mesafe vardı. Sessizliği dağıtmak için ağzımdan ilk çıkan şeyi söyledim. "Bu gazeteyi daha önce duymamıştım," dedim, sesim biraz gergindi. "Sanat üzerine yazılar varmış diye aldım."
Adam hafifçe başını eğdi. "İlginç bir seçim," dedi. "Genelde herkes büyük manşetlere yönelir."
Omuz silktim. "Sıradan şeyleri okumaktan sıkıldım."

Yan gözle bana baktı ama bir şey söylemedi. Sokağın sonuna yaklaştıkça içimdeki gerginlik azalıyor gibiydi. Eve varmak üzereydim. Tam köşeyi dönecekken adam bir an duraksadı. Bunu fark ettiğimde ben de farkında olmadan yavaşladım. Yüzünde hafif bir tereddüt belirdi, sonra gözlerini kaçırmadan konuştu.
"Tamam, bu tuhaf oldu," dedi bir iç çekişle. "Açıklamam gerek. Dün gece seni izleyen bendim."

Vücudum bir an gerildi.

Adam hemen devam etti. "Ama kötü bir niyetle değil," dedi, sesi bir an daha yumuşaktı. "Çalışıyordum ve müzik sesi duyunca pencereye çıktım. Seni gördüm ve... ilgimi çekti. Açıkcası uzun zamandır gördüğüm en güzel şeydi. O yüzden izledim."

Uzun zamandır gördüğü en güzel şeydim. Gözlerinde sahte bir mahcubiyet yoktu. Yine de, tanımadığım bir adamdan böyle bir şey duymak garipti. Hafifçe başımı iki yana salladım. "Anladım." diyebildim sadece.

"Daireden dolayı biri seni izliyormuş gibi hissedip huzursuz olmanı istemem."
"Daireden dolayı?" Ne daireymiş cidden, yurt başvurusu yapmama çok az kalmıştı.
"Henri Augustin'in dairesi."
"Kayıp sanatçının adı Henri Augustin mi?"
Yüzü meraklı bir ifade almıştı. "Bilmiyor muydun?"
"Bugün hakkında bir şeyler duydum."

Adam hafifçe gülümsedi ama açıklama yapmaya devam etmedi. Birkaç saniye daha ona baktım, sonra başımı çevirip kapıma yöneldim. Anahtarlarımı cebimden çıkardığımda, o da kendi yoluna devam ediyordu. Merdivenleri çıkarken aklıma dün gece bulduğum kartpostal geldi. A. Moreau.

Derin bir nefes aldım ve kapıyı açıp içeri girdiğimde tüm eşyalarımı yere bırakıp kartpostalla yöneldim. Burada hala ona dair bir şeyler vardı.

Masaya yaslanıp evi süzdüm. Burası sıradan bir yer değildi. Bu duvarlar, kayıp bir hikayeyi anlatıyordu.

_______________

Bölüm hakkındaki yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın.
Kalbe basarak destek olursanız teşekkür ederim. ♥️

İçerikler için beni Instagram, X ve Tiktok hesaplarımdan takip edebilirsiniz.
Kullanıcı adım her yerde aynı. ✨

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

57okunma 0beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18