5. bölüm · Ölümün Işığı Güneş ☀️
İnatla Kurulan Tim
Yeni bölüm geldi . Bu bölümü diğerlerine göre daha çok seveceksiniz.
İyi okumalar.
"Güneş en karanlık gecede doğar."
1 hafta sonra.
Mardin'in toprak kokan yollarında ilerlerken camdan dışarı bakıyordum. Dağlar... Çocukken kaçak oyunlar oynadığımız, sonra acılar yaşadığımız o dağlar, hâlâ aynıydı. Ama ben artık aynı değildim. Ne bir çocuk, ne bir er. Artık, sınır ötesi bir operasyonda tim komutanıydım.
Bu topraklara bir görevle geliyordum ilk gelişim değildi bundan öncede görev için gelmiştim çok kısa süre buralarda durup geri dönüyordum ama bu seferki farklı olacaktı.
Yanımda taşıdığım zarf, hâlâ açılmamıştı. Görevin detayları oradaydı ama acelem yoktu. İçimde hâlâ geçmişin yükü vardı.
Komutanlığa girerken rütbemi gösterdim. Karşılayan subay selam verip konuştu:
"Komutanım, sizi albayımız bekliyor. Dosyanız ulaştı, tim kurulum emri hazır. Lojmanınızı da hazırladık." Lojmanda değil kendi evimde kalmak istediğim için bunu albay ile konuşmam lazım dı bunu aklımın bir köşesine kazıdım.
Başımı salladım. Düz, net cevaplar veriyordum artık. Az konuşmak, çok gözlemlemek gerekiyordu bu topraklarda.
Albayın odasına girdiğimde yüzünde yorgun ama samimi bir ifade vardı.
"Hoş geldin Yüzbaşı Güneş. Buralar biraz karışıktır, bilirsin. Özellikle senin geldiğin topraklar."
Göz göze geldik. İmalı konuşmasının farkındaydım ama bozmadım.
"Emirlerinizi bekliyorum komutanım."
Masasına uzandı, kalınca bir dosya çıkardı. Harita, dosyalar, isimler...
"Operasyon için üç hafta içinde özel bir tim kurman gerekiyor. Yerel istihbaratla bağlantılı olacaksın. Sınır ötesi geçişlerin çoğu eski aşiret bölgelerinde. Bazıları hâlâ senin eski tanıdıklarınla bağlantılı olabilir."
Dosyada bazı isimler dikkatimi çekti. Birine takıldım. Dudaklarım kıpırdadı ama sesim çıkmadı.
"Azad Derweş."
Çocukluk arkadaşım... Sonra ihanetle ayrıldığımız... 13 yaşımda dört arkadaş grubuyduk o bizden biraz büyüktu dost aşiretin oğluydu.Şimdi bir aşiret lideri olmuştu, ve hakkında terör örgütüne destek verdiği şüphesi vardı.
Albay gözümdeki karanlığı görmüş gibi konuştu.
"Zor olacak, biliyorum. Ama bu görevi senin gibi biri yapabilir. Taraf tutmadan, ama kararlılıkla."
Başımı eğdim. "Emredersiniz."
❤️🩹☀️🦋
Ertesi sabah ilk işim, üsse gönüllü askerleri çağırmak oldu. Elime verilen listeden bazı askerleri bizzat seçtim. Bir kısmı daha önce operasyona katılmış, bazıları ise yeni ama gözlerinden cesaret akan askerlerdi. Toplamda on kişilik bir tim kuracaktım. Ama on kişi bana fazlaydı.
İçlerinden biri dikkatimi çekti. Adı Yusuf'tu. Doğulu bir çocuktu ama batıda eğitim almış, keskin zekâsı ve soğukkanlılığıyla öne çıkmıştı.
"Sen daha önce sınır ötesinde görev yaptın mı Yusuf?"
"Hayır komutanım ama o topraklarda doğdum."
"İyi. Bir toprak ya tanınır, ya kaybolunur. Hazır ol, yarın eğitim başlıyor."
---
Görevim başlamıştı. Ama ben biliyordum, asıl savaş, görev dışarıda değil, içimdeydi.Aşiretimden kalan son bağlarla, görev arasında bir yol çizmem gerekiyordu.Ve bu yol, geçmişin gölgesinde başlayacaktı.
Aklımdaki sorular ve düşünceler beni boğmaya başlamıştı. 1 haftadır süren iznimin arkasından görev için askerleri seçmeye başlamıştım .
Dosyalar önümdeydi. Her biri birer asker değil; birer hayat, birer geçmiş, birer gelecek.
Bu tim sadece emirle yürümeyecek, omuz omuza savaşacaktık. O yüzden seçtiğim her asker, aslında kendi kaderimle birlikte yürümek zorunda kalacaktım
Listede 38 asker vardı. Sadece 10 tanesini seçecektim.
Elim Yusuf'un dosyasına gitti.
Doğulu bir çocuk. Sınıf birincisi. Soğukkanlı, çevik, disiplinli.
Ama gözleri... O gözlerde çok tanıdık bir şey vardı. Sima olarakta tanıdıklık...
Kırılmış ama yıkılmamış bir geçmiş.
Alt satırda Emek vardı.
Genç, tecrübesiz ama cesur. Benim timimdeyken iz bırakmış biriydi.
Onu almak riskti ama duyguyu öldürmeyen bir asker gerekti bana.
Savaş sadece kurşunla kazanılmazdı; bazen inançla da yürünürdü.
Kapı çalındı.
"Komutanım, askerler hazır. Seçtiğiniz ilk beş kişi içeri girmek için bekliyor."
Gözlerimi kapattım, derin bir nefes aldım.
"Al içeri."
Kapı açıldı. Beş çift ayak sesi, sırayla içeri girdi. Duruşları net, selamları kararlıydı.
Gözlerim onların gözlerinde tek tek dolaştı. Kim korkuyor? Kim hazır? Kim tereddütte?
Yüzlerine baktım, sonra kendi kendime fısıldadım."Bu timde her biri, ya bana güç verecek ya da zafımı ortaya çıkaracak."
Bir adım öne çıktım.
"Ben Kıdemli Yüzbaşı Güneş Öztürk. Bu görev, bir sınır ötesi operasyon değildir sadece. Bu görev, sabrın, aklın ve kararlılığın sınavıdır. Seçilen her bir asker, artık sadece görev adamı değil; birbirinin hayatını emanet edeceği kardeşidir."
Sonra tek tek isimleri saydım. Her biri bir adım öne çıktı.
"Yusuf Kaya."
"Emek Çevik."
"Kerem Altun."
"Meryem Işık."
"Azila Gül."
Kadın askerler görmek gözlerini büyütmüştü çoğunun.
Evet, bu timde cinsiyet değil, kabiliyet seçilecekti.
"Hazırlık süreci yarın sabah sıfır beş otuzda başlar. Gözlerinizdeki korkuyu değil, kalbinizdeki inancı görmek istiyorum. Reddedilmek isteyen şimdi konuşabilir. Sonra asla!"
Sessizlik."Rahat!"
Tim dağıldıktan sonra Yusuf arkamdan yaklaştı.
"Komutanım."
"Dinliyorum."
"Size bir şey sormam gerek."
"Buyur."
"Siz... siz Doğulu musunuz?"
Donakaldım. O gözlerle bir kere daha göz göze geldim.
"Ben Türk askeriyim Yusuf. Nereli olduğum, ne olduğum önemli değil. Ama şunu unutma... Bazı kökler toprağa gömülse de, o ağaç bir gün göğe uzanır."
Başıyla onayladı. Saygı duruşuna geçti ve çıktı.
Yalnız kaldığımda dosyaları topladım. Elim bir kağıda gitti. Üzerinde yalnızca bir satır vardı:
> "Hedef: Azad Derweş."
Yıllar sonra, o isme yeniden rastlamak, içimi buz gibi yaptı.
Çocukluk arkadaşım, şimdi görev listemde bir "hedef"ti.
Ve ben biliyordum...
Bu görev, sadece sınır ötesi değil, kalbimin tam ortasındaydı.
❤️🩹☀️🦋
Albay ile konuşup şu anlık lojmanda kalmiyordum . Evimden çıkmış araba ile karahgaha gidiyordum.Buraya ne kadar tayinim çıkmış olsa da görevi halletikten sonra tekrar gidecektim, timine yakın davranmak istemiyordum onlarla bağlanmak istemiyordum .
Genellikle tek görev yapan biriydim ama sınır bölgesinde yapılan bu görevde bir timin başında olmam gerekiyordu.
Arabadan inip içtima alanına geldim . Tim beni bahçede sıraya geçmiş hazır olsa bekliyordu.Birkaç yeni yüz, birkaç tanıdık bakış...
Ama hepsinin gözünde ortak bir ifade vardi:
"Bu kadın gerçekten bizi yönetecek mi?"
"TİM! SIRA OL!"
Sert ve net sesim, sabah sisini yırtar gibi yükseldi.
İlk adım kararsızdı ama sonra herkes kendini toparladı.
Yusuf önde, Meryem ortada, Emek ise en sonda.
Emek yine geceden uyanamamış gibiydi, botunun bağı çözük ama gözleri alev alevdi.
Görünüşe aldanma Güneş, dedim içimden.
Kimi zaman en çok ağlayan, en çok direnir.
Adımlarımı yavaşça attım timin önünden, hepsinin gözlerinin içine baktım.
Birbirlerini tanımıyorlardı belki ama ben onları okuyabiliyordum.
Yaralı olanları, kaçmış olanları, kaybetmiş olanları...
Hepsi bir şekilde buraya sığınmıştı.
Tıpkı benim gibi.
Derin bir nefes aldım.
İlk konuşma her zaman en zordur ama bu ilk adım, yönlerini belirleyecekti.
"Ben Yüzbaşı Güneş Öztürk.
Buraya sadece komutan olarak gelmedim. Bu timin parçası olmaya geldim.
Hepimizin geçmişi var. Hepimizin kayıpları, acıları, sırları var.
Ama savaş bizi tek bir yerde eşitler:
Siperin içinde.
Orada ünvan yok, soy yok, aşiret yok, sadece hayatta kalmak var.
Bu eğitim, sizi hayatta tutacak."
Bir anlık sessizlik oldu.
O sessizliği parçalayan şey, çantaların yere vurulma sesi oldu.
Herkes hazırlanıyordu.
"Bugün klasik eğitim yok.
Bugün zihinlerinizi test edeceğim.
Düşman dışarıda değil...
Önce içinizdeki korkuyu yenmeyi öğreneceksiniz."
🏃 Eğitim Başladı...
İlk parkur: Sessiz Koşu.
Konuşmak, bakışmak yasak. Sadece nefes ve adımlar.
Yusuf 10. dakikada burnundan kan gelene kadar devam etti.
Meryem, botları çamura gömüldüğünde bile durmadı, tek ayakla sıçradı ve devam etti.
Emek parkurun sonunda dizinin kanını elbisesiyle sildi ama "iyiyim komutanım" dediğinde gözleri yaşlıydı.
Ben hiçbirine acımadım.
Çünkü savaş da acımaz.
Siper size şefkat göstermez.
Ama ben onların gözlerine baktığımda bir şey gördüm:
İnat.
İkinci aşamada, psikolojik dayanıklılık testi başlattık.
Simülasyonlar, karanlık odalar, ani siren sesleri, duman, çamur, belirsizlik...
Sinan çığlık attı ilk başta, sonra sustu.
Meryem nefes alamadığı bir anda yere çöktü ama "devam" dedi.
Yusuf duvarı yumrukladı, sonra içeri girdi.
Hepsi savaşı içlerinde yaşıyordu.
Ve ben ilk kez, bu insanların bir gün yanımda gerçek çatışmaya girebileceğine inandım.
Bugün karahgahta ilk nöbet günümdü. Tim ile beraber
yemeklerimizi sessizce yedik.
Ben dışarı çıktım, yıldızlara baktım.
Albayın odasına gidip durum bildirdim.
- "Yüzbaşı, ilk raporunuzu ne zaman alabilirim?"
- Albayın görev hazırlıkları başladı. Seçtiğim tim üyeleri eğitim sürecindeler .Bu tim savaşmayı bilenlerden değil...
Savaşa direnmeyi öğrenmişlerden."
Albay sessiz kaldı.
Benim de gözüm uzaklara kaydı.
Geçmişten gelen gölgelerle barışmadan, hiçbir sınır ötesi görev tamamlanmaz.
Ve ben o barışı hâlâ kuramamıştım.
Bu bölümü nasıl buldunuz .
Yeni karakterler hakkında ne düşünüyorsunuz.
Beğenip yorum yapmayı unutmayın ☺️
