7. bölüm · ÖLÜMLE DANS

BÖLÜM 7-SESSİZ ÇÖKÜŞ

Belinay Güvenç

Gece, karargâhın üstüne ağır bir sessizlik gibi çökmüştü. Koridor ışıkları loş yanıyor, odaların içinden yarım kalmış uykular sızıyordu. Kimse gerçekten uyumuyordu.
Aylin odasında oturuyordu. Botları ayağındaydı, silahı temizlenmişti. Ama bakışı hiçbir şeye ait değildi.
Kapı sertçe çalındı. İki kısa, bir uzun.
Aylin başını kaldırmadan konuştu.
“Gir.”
Kapı açıldı. Mert içeri girdi.
“Toplanıyoruz. Çıkış var.”
Aylin gözünü bile kırpmadı.
“Ne var?”
“Görev.”
Araçlar hareket ettiğinde içeride konuşma yoktu. Önde Alparslan vardı. Yanında Yavuz, Mert, Ali ve Emre bulunuyordu.
Sessizlik ağırdı.
Aylin camdan dışarı bakıyordu.
Emre sessizliği bozdu.
“Bu gece uzun olacak…”
Aylin bakmadan cevap verdi.
“Uzunluk işimi değiştirmeyir.”
Ali ona baktı.
“Sen hiç gerilmez misin?”
Aylin gözünü çevirmedi.
“Gerilmek boş iştir.”
Mert araya girdi.
“Bazen hata yaparsın.”
Aylin net konuştu.
“Yapmayrum.”
Hedef bölgeye yaklaştıklarında ortam değişti. Terk edilmiş depo alanı tamamen sessizdi. Fazla düzenli, fazla kontrollüydü.
Alparslan telsize eğildi.
“İkiye ayrılın.”
Araçlar durdu. Kapılar açıldı. Soğuk hava içeri doldu.
Tim ikiye bölündü. Aylin sağ gruptaydı.
İçeri girildi.
İlk saniyeler sessizdi. Hiçbir ses yoktu.
Bu sessizlik doğru değildi.
Aylin duvar boyunca ilerledi. Mert fısıldadı.
“Çok sessiz burası…”
Aylin cevap verdi.
“Fazla sessizlik iyi değildir.”
Metal bir ses duyuldu. Kilitlenme sesi.
Aynı anda kapılar kapandı.
Mert bağırdı.
“PUSU!”
Işıklar patladı.
Her şey karıştı.
Emre yönünü kaybetti.
Ali bağırdı.
“Çıkış yok!”
Yavuz telsize sert konuştu.
“Sakin olun!”
Ama kimse sakin değildi.
Aylin geri çekilmedi.
İleri baktı.
Bir çıkış aradı. Duvara gömülü bir mekanizma fark etti.
Çok hızlıydı.
Mert bağırdı.
“Aylin dur!”
Aylin cevap verdi.
“Çıkış orda.”
Emre seslendi.
“Bekle!”
Ama Aylin dinlemedi.
Bir adım attı.
O anda içeriden kısa bir patlama sesi geldi.
Sessizlik oldu.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra çöküş.
Dışarı çıktıklarında herkes nefes nefeseydi. Ama biri eksikti.
Sessizlik ağırlaştı.
Ali konuştu ilk.
“Bir kişi içeride kaldı.”
Emre hemen Aylin’e döndü.
“Senin yüzünden!”
Aylin gözünü kaldırdı.
Hiç değişmedi.
“Ben kapıyı açmadum.”
Mert sert çıktı.
“Ama tetikledin!”
Aylin sesi yükseltti.
“Yanlış bilgi verdiniz!”
Emre bağırdı.
“Biz mi yanlışız?!”
Aylin bir adım öne çıktı.
“Ben gördüm!”
Alparslan yaklaştı.
Bakışı sertti.
“Ne gördün?”
Aylin net konuştu.
“İçeride biri var idi.”
Alparslan durdu.
“Bilgi yoktu.”
Aylin gözünü kaçırmadı.
“Yanlış bilgi var idi.”
Alparslan sesi sertleşti.
“Emir dışı hareket ettin.”
Aylin geri adım atmadı.
“Ben gördüğümü yaptum.”
Bir an sessizlik oldu.
Alparslan ona baktı.
“Bu ordu.”
Aylin aynı şekilde baktı.
“Ben de sahadayum.”
Dönüş yolu sessizdi. Ama bu sessizlik yorgunluk değildi. Karardı.
Herkes tarafını seçmişti.
Aylin araçtan en son indi.
Kimse bakmadı. Emre bile. Ali bile. Mert bile.
Sadece uzak durdular.
Aylin odasına çıktı.
Kapıyı kapattı.
Bir süre hareket etmedi.
Sonra sandalyeye oturdu.
Eline sigara aldı. Yaktı.
İlk nefes ağırdı. İkincisi daha sertti.
Kulaklığını taktı.

Türkü açtı: “Gesi Bağları”

Gesi bağlarında dolanıyorum,
Yitirdim yarimi aman aranıyorum,
Yitirdim yarimi aman aranıyorum,
Bir tek selamına güveniyorum,
Gel otur yanıma hallarımı söyleyim,
Derdimden anlamaz ben o yari neyleyim,
Gesi bağlarında üç top gülüm var,
Hey Allahtan korkmaz sana bana ölüm var,
Hey Allahtan korkmaz sana bana ölüm var,
Ölüm varsa bu dünyada zulüm var,
Atma garip atma beni dağlar ardına,
Kimseler yanmasın anam yansın derdime,

Sabaha kadar yerinden kalkmadı.
Sigara üstüne sigara yaktı.
Pencereyi açmadı.
Sadece durdu.
Dışarıdan bakıldığında ifadesi aynıydı: taş gibi.
Ama içeride o taş ilk kez çatlamıştı.
Ve bu kez bunu kimse görmedi.