BÖLÜM 3

Yazar: Magnolia_2396 Magnolia_2396

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: BÖLÜM 3

Fuat Bey, ofisin geniş toplantı odasının başında duruyor, dikkatle odadaki herkesin yerleşmesini izliyordu. Herkes sırayla masanın etrafına oturmuş, biraz gergin, biraz da meraklı bir şekilde ona bakıyorduk.

Benim ise aklımda tek bir şey vardı. Adını öğrendim. Evet, sonunda. Tuncay Tuna... Ne garip, sadece iki kelime ama içimde bambaşka bir şeyler uyandırıyor. Çarpıştığımız o an, gözlerimin önünden gitmiyordu.

Fuat Bey, odadaki herkesin gözlerinin üzerinde olduğunu fark etmişti. Toplantı odasının atmosferi, her kelimesinin tartışmaya açılacağı bir anın öncesinde ağırlaşıyor gibiydi. Derin bir nefes aldı, ardından sessizce başını salladı ve konuşmaya başladı.

"Örgütümüzün kuruluşu basit değil, asla basit olamayacak. Bu, sadece yeraltı dünyasının savaşlarıyla ilgili bir mesele değil," dedi. Sesi, her zamanki soğukkanlılığının ötesine geçerek, bir yığın acı ve mücadeleyle yoğrulmuş bir tını taşıyordu. "Yeraltı dünyasında herkes kendi oyununu oynuyor. Mafyalar, yasa dışı işler, güç oyunları... Her şey birbirine karışmış durumda. Ama biz farklıyız. Bizim amacımız, onları değil, onların oyununu bozmak."

Bütün odadaki insanlar bir an için sessizleşti. Gözler Fuat Bey’in üzerinde. Herkes, onu dinlerken, bir yandan da söylediklerinin ağırlığını hissediyordu.

"Biz, yeraltı dünyasında sadece varlıklarını sürdüren değil, aynı zamanda o dünyayı içeriden sarsan, mafyaların işlerini bozan bir güç olacağız. Bu örgüt, sadece güç elde etmek için değil, en karanlık sırları açığa çıkarmak ve bu sistemin tüm çürümüşlüğünü ortaya koymak için kuruldu." Fuat Bey, gözlerini odadaki herkese çevirdi. "Bütün bu karanlık dünyayı yerle bir etmek istiyoruz, ama bunu yaparken de en tehlikeli düşmanlarla yüzleşmeye hazır olmamız gerekiyor. Yalnızca mücadeleyle değil, stratejiyle, zekâyla ve bağlılıkla kazanacağız."

Fuat Bey’in sesi, her kelimesinde daha da derinleşiyordu. "Ve şu an burada, hepinizin karşımda durduğu bu masa, bu örgütün bir parçası. Ama asıl parçası, liderliği ele alacak olan Tuncay Tuna olacak."

O anda herkes, Fuat Bey’in söyledikleriyle sarsıldı. Herkes, Tuncay’ın örgütün lideri olarak geleceğiyle ilgili bir gerilim hissetti. Tuncay başını eğdi, ama yüzündeki ifade, bir sorumluluğun farkında olduğunu gösteriyordu. Fuat Bey’in kararını, bir onur olarak kabul etmişti.

Ben de Tuncay’a baktım. Fuat Bey’in açıklamaları, bana her şeyin daha büyük bir planın parçası olduğunu hatırlattı. Bu sadece mafya dünyasına karşı bir savaş değil, aynı zamanda çok daha büyük bir gerilimi, kargaşayı içinde barındıran bir stratejiydi. Ve Tuncay, bu karmaşık ve tehlikeli yolculuğun lideri olacaktı. Onun bu sorumluluğu nasıl taşıyacağını, nasıl bir yol çizeceğini görmek ilginç olacaktı.

Fuat Bey son bir kez odadaki herkese göz attı, derin bir nefes aldı ve devam etti. "Bu örgüt, sadece bir karşı duruş değil. Bu, dünyayı değiştirecek bir hamle olacak. Mafya, yozlaşmış bürokrasi ve karanlık güçler, bizi alt edemeyecek. Biz, onların oyununu bozacağız."

Odaya yeniden bir sessizlik yayıldı. Herkes, Fuat Bey’in söylediklerinin derinliğini anlamaya çalışıyordu. Şimdi, görevler daha netti. Tuncay’ın liderliğinde bu amaca ulaşmak için hepimiz hazır olmalıydık.

Fuat Bey konuşmasını bitirdikten sonra ayağa kalktı. Odadaki herkesin gözleri hâlâ onun üzerindeydi. Bu kez sesi daha derin, daha ciddi çıkıyordu.

"Artık size kalacağınız evi göstermek zamanı," dedi. "Kara Ejder, bir sokak çetesi değil. Bu örgüt, disiplinle ve zekayla ayakta duracak. Ve bu sistemin kalbi, kalacağınız o evde atacak."

Masaya katlanmış bir harita bıraktı. Yavaşça açtı, parmağını haritanın ortasında yer alan büyük bir yapı planının üzerine koydu. Gözlerimiz o noktaya kilitlendi.

"Burası bizim merkezimiz" dedi Fuat Bey. "Dokuz kişilik tam kadromuzla rahatça kalabileceğiniz şekilde tasarlandı. Her odada konfor, ama en önemlisi güvenlik önceliklidir. Çevresi kameralarla donatılmış, içeriden dışarıya izole edilmiş bir sistemle korunuyor. Dışarıdan kimse buranın ne olduğunu anlayamaz. Sıradan bir malikâne gibi görünecek… ama içi başka bir dünya."

İçim bir garip oldu. Bu kadar büyük, bu kadar planlı bir sistemin içine girmek… Gerçekten de artık başka bir hayatın içine adım atıyorduk.

"Evin içinde iki toplantı odası var," diye devam etti. "Biri genel stratejiler için, diğeri özel görev analizleri için kullanılacak. Bilgisayar odasında yüksek güvenlikli sunucular, şifrelenmiş bağlantılar ve istihbarat arşivi var. Kimse bizden bir adım önde olamaz."

Parmağını haritada başka bir odaya kaydırdı. Gülümsedi, bu gülümseme biraz sertti. "Ve burası… dövüş odası. Kafes dövüşleri için. Sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da hazır olmanız gerek. Eğitim her zaman sürecek."

"Evde ayrıca üç gizli oda bulunuyor. Sadece ben ve Tuncay Tuna biliyoruz giriş yerlerini. Belki zamanı geldiğinde bazılarınıza da açıklanır. Ama unutmayın… bu odalar Kara Ejder’in en karanlık sırlarını barındırıyor."

Masaya birkaç kart daha bıraktı. "Ve bunlar da araçlarınızın yerlerini ve anahtarlarını gösteriyor. Son model zırhlı araçlar. Hepsinin üzerinde ejderha figürleri var. Kırmızı metalik çizgilerle işlenmiş. Aynı simgeler, silahlarınızın üzerinde de olacak. Kara Ejder’in gücünü herkes görecek, ama kimse ne zaman geleceğimizi bilemeyecek."

Birden o simge gözümde canlandı. Ejderha… kudreti, disiplini ve nefesiyle her şeyi yakıp yıkabilecek bir güçtü. Ve şimdi biz, bu simgeyi taşıyorduk. Bu hem bir onur hem de bir tehditti.

Fuat Bey gözlerini kaldırıp hepimize baktı. "Bundan sonra bu ev, sizin savaş noktanız. Sığınağınız. Yuvanız. Orada yaşayacak, orada plan yapacak ve oradan saldıracaksınız. Unutmayın… Kara Ejder asla sadece görünenden ibaret değildir."

Kafamda o an bir netlik oluştu. Artık geri dönüş yoktu. Biz bu dünyanın tam ortasına adım atmıştık.

Fuat Bey haritayı katlayıp masasının köşesine bıraktıktan sonra, derin bir nefes aldı ve tekrar yerine oturdu. Salonda bir süre sessizlik hâkimdi. Tuncay’ın liderliği duyurulmuştu, ev tanıtılmıştı. Ama hepimiz biliyorduk, asıl önemli kısım şimdi başlıyordu: kurallar.

Fuat Bey bakışlarını teker teker hepimizin üzerinde gezdirdi. Sonra ciddiyetle konuşmaya devam etti.

"Şimdi gelelim Kara Ejder’in temel ilkelerine," dedi. "Bu örgüt kaosla değil, düzenle ayakta kalacak. Herkesin yeri, görevi, sorumluluğu olacak. Burada kimse kimseye üstün değil. Sadece roller farklı."

Tuncay usulca başını eğdi, görevi kabul ettiğini belli eden bir saygı duruşuydu bu.

"Her görev öncesi ve sonrası buraya dönülecek," diye devam etti Fuat Bey. "Ne kadar şehirde olursanız olun, emirleri almak, detayları öğrenmek ve planı netleştirmek için tek yer burasıdır. Yat dışında ulaşım yok. Evi kimse tanımayacak, kimse takip edemeyecek. Buradan çıkan bilgi asla dışarı sızmayacak."

Gözler bir an bana kaydı. Belki yaşım, belki daha önceki gözü kara davranışlarım onları düşündürmüştü. Ama içimde o an garip bir güven vardı. Kara Ejder artık benimdi, ben de onun.

Fuat Bey devam etti. "İhanetin bedeli ölüm," dedi açıkça. Ne bir tereddüt, ne bir yumuşatma… o kadar net söyledi ki, içimizden biri yutkundu. Liva ise kaskatı kesilmişti ama bakışları kararlıydı. O da farkındaydı; bu dünyanın şakası yoktu.

Bir dosya daha çıkardı, masanın ortasına bıraktı.

"İlk öncesinde eve geçilecek. Ev, sizin sığınağınız. Aynı zamanda sınavınız. Birlikte yaşamanın ne kadar zor olduğunu, birbirinize ne kadar güvenmeniz gerektiğini orada anlayacaksınız."

Sonra gülümsedi, bu defa ilk kez içten bir gülümsemeydi.

Fuat Bey masadaki dosyayı önüne çekti. Salondaki o gergin sessizlik, gözle görünmeyen ama iliklerimize kadar hissettiğimiz bir yoğunluk yaratmıştı. Liva’nın nefesi kulağıma kadar geliyordu. Hepimiz aynı şeyi hissediyorduk: İlk adım.

"Görev geliyor," dedi Fuat Bey, dosyanın içinden çıkardığı bir fotoğrafı havaya kaldırarak. "Bu kişi, Necmi Ayverdi. İstanbul’un bilinen, ama kimsenin üzerine gidemediği üç mafya liderinden biri."

Adamın yüzüne baktım. Dışarıdan sıradan bir iş insanı gibi duruyordu. Ama gözleri… o gözler başka şeyler görmüştü. Karanlık, acımasız, kuralsız bir dünya.

"Görünürde inşaat işleriyle uğraşıyor," diye devam etti Fuat Bey. "Ama aslında, kaçak silah ticareti, yasa dışı kumarhane işletmeleri ve bazı kayıp dosyalarla adı anılıyor. Onu daha önce yakalatmaya çalışan üç polis kayboldu. Bir tanesi hâlâ bulunamadı."

Tuncay dosyayı aldı, içindeki belgeleri hızlıca gözden geçirdi. "Koruması çok," dedi. "Yaklaşmak bile zor olur."

"Doğru," dedi Fuat Bey. "Bu yüzden ilk görev onunla ilgili değil… onun zayıf noktasını bulmakla ilgili."

Hepimize tek tek zarf uzattı. Zarfların içinde haritalar, planlar ve kimlikler vardı.

"Necmi’nin özel bir kumarhanesi var. Sadece davetlilerin girdiği, gizli bir binada. Adres: Kadıköy’de, bir gece kulübünün arka katı. Buraya sadece kod isimle girilebiliyor. Sizin görevleriniz şunlar:"

Gözlerini Liva’ya çevirdi. "Sen gözlemci olacaksın. İçerideki konuşmaları, yüz ifadelerini, hangi masada kim neye hükmediyor… hepsini kayıt altına alacaksın. Gizli mikrofon sende."

Sonra bana döndü. "Efnan, sen içeride dikkat dağıtacaksın. Gerekiyorsa kavga çıkaracaksın. Ama gözünü dört aç… korumaların biri orada çalışan bir kadına fazlasıyla düşkün. Onun zayıf anı, sana kapıyı aralayabilir."

Tuncay’a döndü. "Senin işin dış çevreyi kapatmak. Giriş çıkışları kontrol altına alacaksın. Gerekirse dışarıdaki adamları oyalayacaksın. Ama dikkatli ol. Bu ilk görev, aynı zamanda Necmi’nin dünyasına ilk dokunuşumuz olacak."

Sonra hepimize baktı. "Bu sadece istihbarat görevi. Asla kendinizi açığa çıkarmayın. Hiçbiriniz Kara Ejder’den olduğunuzu belli etmeyeceksiniz. Ama ne yaparsanız yapın… o kumarhanede bir zayıflık bulacaksınız."

O an içimde hem korku hem de heyecan vardı. Bu iş artık oyun değil. Gerçekti. Ve biz, bu oyunun içindeydik.

Fuat Bey gözlerini Gökhan’a çevirdi.

"Gökhan,” dedi. “Sen dış güvenlikten sorumlusun. Kumarhanenin etrafında üç kör nokta var. Gözlem yapacaksın. Biri bize tuzak kurmaya çalışırsa, ilk sen haber vereceksin. Silahını sadece en son çare olarak kullan."

Gökhan başını ağır ağır salladı.

Sonra Soner’e döndü. Soner daha sinsi bir zekaya sahipti. Bilgisayarlar onun oyuncağı gibiydi.

"Soner, içerideki kameraları hackleyeceksin. Tüm görsel akış sana gelecek. Masaların kimliği, hangi odada ne oluyor, kim gizlice dışarı çıkıyor... senin gözünle göreceğiz. Kafandaki cihaz aktif olacak, diğerlerine bilgi senin kulaklığından gidecek."

Soner başını eğdi, gülümsedi. "Karanlıkta bile net görürüm," dedi.

"Safir," dedi Fuat Bey. "Sen içeride servis ekibinden biri gibi görüneceksin. Şüphe çekmeyeceksin. Ama Necmi’ye en yakın olan sensin. Onun davranışlarını, gözlerini, reflekslerini izle. Belki ilk sinyali sen alırsın."

"Matteo, kaçış planını sen yöneteceksin. Herkes içerideyken araç hazır olacak. Eğer işler ters giderse, kaçış rotasını sen belirleyeceksin. Hangi sokağa sapılacak, hangi ara yoldan dönülecek… hepsi sende."

Son olarak Neva’ya döndü. Neva, zarif ve bir o kadar da tehlikeli görünüyordu.

"Neva… sen bu görevin sigortasısın. Hepimiz açıkta kaldığımızda, perde arkası olarak senin planın devreye girecek. Her şeyi yedekle. Her yüzü, her sesi, her hareketi. Eğer biri hata yaparsa… senin planınla hayatta kalacağız."

Neva gözlerini kıstı. "Yine de kimse hata yapmasın," dedi sadece.

Fuat Bey son defa ellerini masaya koydu, etrafına baktı. Herkes hazırdı. O an Kara Ejder’in tüm gücü, o ceviz masanın etrafında toplanmış gibiydi. Her biri başka bir silah gibiydi… ama birlikte, tam bir savaş makinesiydik.

"İlk göreviniz, sadece bilgi toplamak. Ama unutmayın…" dedi Fuat Bey, "Gölge olarak gireceksiniz. Ama eğer işler karışırsa... Ejderha uyanır."

Fuat Bey masaya bir kez daha yaslandı. Görev dağılımı tamamlanmıştı ama henüz bitmemiş bir mesele vardı. Bunu gözlerinden anladım. Derin bir nefes aldı, kelimeleri ölçerek konuşmaya başladı:

"Bu gece," dedi, "Bu binadan son kez çıkacaksınız."

Salonda kısa bir uğultu oluştu. Liva’yla göz göze geldik. Ne demek istediğini anlamaya çalışıyordum ama içimden bir ses bunun daha büyük bir planın parçası olduğunu söylüyordu.

Fuat Bey devam etti.

"Kara Ejder üyelerine ait olan evinize gideceksiniz. Bu gece bir yat sizi alacak. Sessizce, iz bırakmadan yeni yerinize taşınacaksınız.”

Soner hemen atıldı. "Yat nereden kalkıyor?"

Fuat Bey gülümsedi, ama bu gülümseme hesaplanmış bir soğukluk taşıyordu. "Bunu sadece Tuncay biliyor. Ve Tuncay size yola çıkmadan on beş dakika önce söyleyecek. Güvenlik için bu gerekli."

Tuncay başını salladı, oturduğu yerden hiç konuşmadan onay verdi.

Fuat Bey, parmaklarını masaya hafifçe vurdu. "Unutmayın," dedi, "Her yeni görev verildiğinde, sadece bu binaya geri döneceksiniz. Görev talimatı burada verilir, plan burada çizilir. Sonrasında yine yolla çıkılır, yine üsse dönülür. Kimse asıl evinizin yerini bilemeyecek. Ne dost, ne düşman. Hatta… birbirinizin bile odasını izinsiz bilmeyeceksiniz.

Kelimeleri içime kazındı. Bu adam sadece bir örgüt kurmamıştı… adeta görünmeyen bir ordu inşa etmişti.

Liva başını yana eğdi, fısıltıyla "Yatla gitmek... film gibi," dedi bana.

Ben gülümsedim. "Artık hayatımızın her anı film gibi olacak, Liva. Ama bu filmde kurgu yok... gerçek ve ölüm var."

Fuat Bey son sözünü söyledi:

"Hazırlanın. Bu gece Kara Ejder’in gölgesinde yola çıkıyorsunuz."

🌹 🌹 🌹

Toplantı sona erdiğinde, herkes ağır adımlarla salona geçip kahverengi deri koltuklara oturduk. O an bir anlık sessizlik vardı.

Soner hemen gözümü çaldı. Dağınık siyah saçları, kahve rengindeki gözleriyle zayıf ama bir o kadar da gizemli duruyordu.

Safir'in ise kumral saçları ve mavi gözleri vardı. Kulağındaki küpe, ona bir asi havası katıyordu.

Gökhan’ın gözleri çok farklıydı. Koyu kahverengi saçları alnına dökülüyordu. Ormanı andıran yeşil gözleri, derin bir gücü ve içinde barındırıyordu.

Matteo diğer üyelere baktığımızda daha yaşlı görünüyordu, ama çok daha sert görünüyordu. Esmer teni, siyah saçları ve dövmeleriyle dikkat çekiyordu.

Neva ise tam karşımda yerini aldı. Uzun düz saçları ve ela gözleri vardı. O kadar sessizdi ki, sanki etrafındaki her şeyi izliyordu. Durduğu yerde zarif ama aynı zamanda güçlü bir izlenim bırakıyordu.

Herkes odada sessizce oturuyordu. Gergin bir hava vardı, kimse birbirine bakmıyor gibiydi. Birbirimizi tanımadan, sadece görevleri konuşmak daha kolaydı ama Safir bu sessizliği bozmak için sonunda ilk adımı attı.

"Sanırım tanışmamız gerekiyor," dedi, hafifçe gülümsedi. "Ben Safir."

Herkes birbirine bakıp başını salladı. Soner yavaşça başını kaldırıp, "Ben Soner," dedi. Ciddiydi, ama Safir'in enerjisi, biraz da olsa odadaki gerilimi kırıyordu.

Matteo sırayla herkesin adını duyduktan sonra, "Ben Matteo," dedi. Kolları dövmelerle kaplıydı ve her hareketi dikkat çekiciydi, ama gözleri, rahat bir şekilde konuşmayı tercih ediyordu.

Neva, sessizce oturduğu yerden başını hafifçe eğdi ve "Neva," dedi.

Gökhan, kollarını kavuşturmuştu ve dikkatlice etrafı süzüp, "Gökhan," diye ekledi.

Son olarak, ben ve Liva kendimizi tanıttık. Tuncay’ı zaten tanıyorlar.

Tam herkes kendini biraz salmışken, Safir birden dramatik bir iç çekişle ellerini karnına bastırdı.

"Arkadaşlar… ben resmen açlıktan iç organlarımla vedalaştım," dedi. Yani bu çocuk cidden bir alem. "Son kez birbirlerine el salladılar biraz önce." diye ekleyince kahkahamı tutamadım.

Safir bir anda toparlandı, sanki ciddi bir davet almış gibi. "Şöyle… kocaman bir pizza. Üzerine de ejderha figürü yaptırabilirsek, örgüt şerefine süper olur!"

Tuncay, köşede sessizce otururken başını biraz kaldırdı. "Ejderhalar ateş püskürtür Safir, pizza mı yedirir?" dedi.

"Bak işte!" diye atladı hemen Safir. "O yüzden acı sos istiyorum! Tam örgüt ruhuna uygun."

Gökhan hafifçe güldü. "Bu adamla görev yapacaksak bol bol mola vermemiz gerekecek. Açlıktan bayılır sonra."

Matteo bile dudak kenarını belli belirsiz kıvırdı. "Görev ortasında 'dürüm yoksa konuşmam' derse şaşırmam," dedi.

Safir ayağa fırladı, ellerini iki yana açtı. "Bakın! İşte birlik budur! Hep beraber beni doyuracağız! Kara Ejder ailesi olarak!" deyince kahkaha patladı bende.

Neva gözlerini devirdi ama o da gülüyordu. "Umarım ilk görevden önce yemek molası verilir, yoksa Safir görevi değil menüyü analiz eder," dedi.

Safir gururla başını salladı. “Aç adamdan kahraman olmaz, reisim. Stratejik plan bu!”

“Efnan,” dedi ciddi bir sesle. “Biliyor musun... bu şehirde en son pizza ne zaman yedim, hatırlamıyorum.”

"Safir," dedim, "Konumuz bu değil.

"Biliyorum, ama acıktım."

Liva arkamızdan seslendi. "Biri bu çocuğa ekmek falan versin, hepimizi yiyecek yoksa."

Gökhan ise ciddi ciddi koltuğa yayılmış, Safir’e şöyle bir baktı. "Sen görevde ne yapacaksın peki?" dedi. Düşmanı da pizzayla mı kandıracaksın?"

Safir gururla ayağa kalktı, ellerini beline koydu. "Eğer düşman açsa, neden olmasın?"

Matteo bile kahkahasını zor tuttu. "Ben bu çocuğu çözemedim," dedi kısık sesle, "Ama sevdim."

Tuncay ise hâlâ köşede, sakin sakin oturuyordu ama dudağının kenarında hafif bir kıvrım vardı. Eminim o da gülüyordu içinden.

Ben Liva’ya dönüp fısıldadım. "Bu ekip mi cidden mafyanın altını üstüne getirecek?"

Liva omuz silkti. "Bence evet. Çünkü düşmanı bile kahkahadan bayıltırlar."

Safir o sırada kanepeye devrildi ve dramatik bir şekilde "Ben dayanamam! Gitmeden önce bana en azından bir kurabiye bulun!" diye inledi.

🌃 🌃 🌃

Gece çökmüştü. Şehrin sessizliği, şehre yayılan turuncu sokak ışıklarıyla birleşmiş, sanki İstanbul’un kalbi yavaş atıyormuş gibi hissediliyordu. Biz ise kalabalıktan uzak bir iskelede, sessizce bekliyorduk. Fuat Bey’in ayarladığı yolculuk, sıradan bir kaçış değil, yeni hayatımıza atılacak ilk adımdı.

Karşımızda duran siyah, zarif ve sessizce suya oturmuş yatı gördüğümde, içimden bir ürperti geçti. Üzerinde ne isim ne de bayrak vardı. Sadece pruvasına işlenmiş, koyu kırmızı bir ejderha simgesi… Kara Ejder’in imzası.

Tuncay Tuna önde yürüyordu. Elindeki çantayı sırtına geçirmiş, tek kelime etmeden iskeleye doğru ilerledi. Onu takip ettik. Ayakkabılarımızın tahtalara değdiği ses dışında, tam bir sessizlik vardı. Sanki şehir bile bizi duymamak için nefesini tutmuştu.

Yata adım attığımda, bir anda başka bir dünyaya geçiş yapmış gibi hissettim. İçerisi lüks ama işlevseldi. Sade koltuklar, karanlık camlar, sessiz motorlar… Ve tabii duvarlarda küçük ejderha figürleri. Bu gemi sadece bir ulaşım aracı değildi. Burası, Kara Ejder’in gölgelerdeki varlığını taşıyan bir hayaletti.

Motorlar yavaşça çalıştı. Şehirden uzaklaştıkça, gece daha da derinleşti. Rüzgâr saçlarımı savururken, içimde garip bir heyecan vardı. Ev… Kimsenin bilmediği bir yerde bizi bekliyordu. Görevler başladığında oraya dönecek, emir alacak, plan yapacak ve sonra tekrar karanlığa karışacaktık.

Bu bir sığınak değil… bir karargâhtı.

Tuncay yanıma yaklaştı. "Hazır mısın?" diye sordu, gözlerini benden ayırmadan.

Derin bir nefes aldım. "Hazırım," dedim. Ama içimdeki ses başka bir şey fısıldıyordu: "Artık sen de onlardansın."

---

Yat, İstanbul’un karanlık sularında ilerlerken, ekip birbirine daha yakınlaşmaya başlamıştı. Sessizlik, bir yandan huzur verici, bir yandan da gerginliği artırıyordu. Motorların monoton sesi dışında kimse fazla konuşmuyordu, ama sonunda Liva sessizliği bozdu.

"Fuat Bey'in söylediklerinden sonra, her şey daha gerçek olmaya başladı," dedi, hafif bir gülümsemeyle. "Bir evimiz olacak… Ama kimse bilmeyecek. Her şey gizli. Kulağa biraz garip gelmiyor mu?"

Ben, başımı hafifçe sallayarak ona baktım. "Garip olduğu kadar da mantıklı. Burası sadece bir görev yeri değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi. Kimse bilmemeli. Ne dostlar, ne de düşmanlar."

Tuncay, gözlerini gözlerimden ayırmadan, araya girdi. "Gerçekten de her şeyin farklı olacağı bir döneme giriyoruz. Belki de şimdiye kadar hiç hissetmediğimiz bir tür yalnızlık bu. Her şeyin gizli olması, bizi bir arada tutacak ama aynı zamanda birbirimizden uzaklaştıracak."

Soner biraz rahatsız bir şekilde geriye yaslandı. "Yalnızlık demişken, gerçekten de kimseyle bağ kuramayacak mıyız? Yani, her şey bu kadar gizli… Birbirimizi izinsiz bile göremeyeceksek, bir anlamı olacak mı?"

Liva, Soner’e doğru bakarak, "Belki de hiç bağ kurmamamız gereken bir şeydi, Soner. Ne olursa olsun, işimizi yapmamız gerekiyor. Ve belki de doğru olan, bu göreve odaklanıp her şeyin dışında kalmak," dedi.

Tuncay, Liva’ya doğru dönerek, "Bazen işler böyle gitmek zorunda kalıyor. Ama unutmayın, her şeyin bir bedeli var. Ne kadar uzaklaşırsak, o kadar çok şey kaybederiz. O ev, bize sığınak olacaksa da, bir o kadar da kafeste gibi hissedebiliriz," dedi.

Ben, her birinin söylediklerine dikkatle kulak vererek, "Bu görev bir nevi sınav olacak," dedim. "Ve sadece biz değil, kendimizle de yüzleşeceğiz. Her birimiz burada bir rolü oynuyoruz. Ama bu, bizim hayatımızı daha da anlamlı kılacak mı? İşte bunu ancak zamanla görebileceğiz."

Herkes kendi düşüncelerine dalmışken, bir an için Fuat Bey’in Şehirde kaldığını düşündüm. Görevi teslim etmişti, ama o hala bizi izliyor gibiydi. Burası, onun kurduğu bir sistemin sadece başlangıcıydı. Her şeyin gözleri üzerinde olduğu bir oyun sahnesi gibiydi.

Safir, birden sessizliği bozan ilk kişi oldu. "Fuat Bey, o evde kalacaksa, biz gerçekten yalnız mıyız? O kadar güveniyor mu bize?" diye sordu, hafif bir merakla.

Liva yanıtladı, ama sesi biraz daha sakin ve derindi. "Fuat Bey’in güvendiği kişi, geri dönmeyecek kadar derine inmiş demektir. Yani evet, belki de biz yalnız değiliz ama bir şekilde… yalnız kalacağız.”

Neva, biraz düşündükten sonra, "Bunun anlamı şu demek oluyor, değil mi? Her şey bizim kontrolümüzde olacak, ama Fuat Bey her zaman orada, adeta bir gölge gibi. Ne yapmamız gerektiğini bilecek kadar uzak ama bir şekilde bize yön verecek kadar yakın," dedi.

Ben, Neva'nın sözlerine onay vererek, "Evet, o gölge her zaman üzerimizde olacak. Ama bu yolculuk, bizim kendi yolculuğumuz olacak. Ne kadar yalnız olursak olalım, birbirimize güvenmekten başka çaremiz yok," dedim.

Bir süre kimse konuşmadı, sadece geceyi izledik. Yat ilerledikçe, İstanbul’un ışıkları giderek uzaklaştı. Şehir, bizim ardımızda kayboluyordu ve bu karanlık denizde yalnızca birbirimize güvenerek ilerleyecektik.

Liva, sonunda sessizliği bozarak, "Her şey, geride kaldı. Bu geceyi unutalım. Yalnızca görevimize odaklanmalıyız," dedi.

Soner, bir adım öne çıkarak, "Evet, ama hala her şeyin tam olarak ne olduğunu bilmiyoruz. Bu görev, bizim sınavımız olabilir. Ama bir şey daha var; Fuat Bey’in burada olmaması, bizim sorumluluğumuzu daha da artırıyor. Artık, kimse bizim arkamızda olmayacak," diye ekledi.

Ben de başımı sallayarak, "Evet, bu gece yeni bir hayatın başlangıcı olacak. Ama unutmayın, bu yolculuğun sonunda kimse için geri dönüş yok," dedim.

Bir süre daha içerde kalmak, hepimizin arasında dolaşan o yoğun sessizliği ve baskıyı hissetmek, her şeyin daha da ağırlaşmasına neden oluyordu. Herkesin kendi düşüncelerine dalıp konuşmadığı o anlarda, içimde bir şeylerin çığlık attığını hissettim. Kendimi tutamayıp dışarı çıkmaya karar verdim.

Adımlarım, yavaşça güverteye yöneldi. Yatın içindeki havadan bunalmıştım. Bu kadar insan, bu kadar karmaşa… Herkesin bakışları, söyledikleri, gizlilik, görev, her şey beni sarmıştı. Dışarıda bir şeylerin farklı olabileceğini düşündüm. Havadar, tuzlu deniz rüzgarı yüzüme çarptığında, bir nebze rahatladım. O an, nehir gibi akan düşüncelerim yavaşça dindi.

Gökyüzüne baktım. Yıldızlar o kadar netti ki, gözlerimi ayıramadım. Her biri, belki binlerce yıl önce yanmış, ama hala burada, bu karanlıkta görünüyordu. Birçok hikaye anlatırız birbirimize, ama bu yıldızlar hep aynıydı, her şeyin ötesinde.

İçeriye dönüp bakmak istemedim. Onların arasında, o gürültüde kendimi kaybediyordum. Burada, sadece ben vardım. Yıldızlar ve ben.

Ayak seslerini duydum. Hafifti. Yatın güvertesindeki ahşap zemine bastığında çıkardığı ses bile temkinliydi. Arkama bakmadım. Gelenin kim olduğunu anlamıştım.

“Beni takip mi ediyorsun?” dedim, başımı çevirmeden.

Gülümsediğini sesinden anladım.
“Yok,” dedi, “Sadece sessizlik daha çok senin hakkınmış gibi geldi. Paylaşmak istedim.”

"Senin gibi şehir çocukları bu sessizliğe tahammül edemez," dedim gözlerimi denizden ayırmadan.

Sesini bastırmaya çalıştığı bir kahkahayla döndü bana. "Sen tekneye binerken üç kez sendeledin. Dördüncüsünde seni ben tuttum, farkındaysan."

Omzuma kadar düşen saçları savurup ona döndüm. "O düşmeler, teknenin dengesizliğindendi. Senin ego dalgalarınla karıştı sanırım."

"Yine lafı döndürüp bana çaktın, tebrikler." Gülümsüyordu. Bu kadar kolay mıydı savunmasız kalması?

"Sen bana çok malzeme veriyorsun. Ben de nazikçe değerlendiriyorum," dedim, hafifçe omzumu silkeleyerek.

Kadeh uzattı. Sessizce aldım. Camların tok sesinden sonra bir süre ikimiz de sustuk. Dalga sesleri, rüzgârın direğe vurması… ve içimde tanımlayamadığım bir sıcaklık.

"Seninle uğraşmak… nedense hoşuma gidiyor," dedim istemsizce.
Cümle ağzımdan çıkarken bile anlamını sorguluyordum ama geri alamadım.

"İtiraf ediyorsun yani?" dedi o gülümsemeyle. Eğildi biraz, bana daha yakın… Tehlikeli bir mesafe.

"Belki biraz. Ama fazla havaya girme," dedim. Yüzümdeki ifadeyi kontrol etmeye çalışırken gözleri gözlerime takıldı.

Bende gözlerimi ona çevirdim, ama o, sanki ne söylediğimi, ne düşündüğümü tamamen görmezden gelerek, adımlarını hızlandırdı. Yatın arka kısmına doğru yöneldi. Adımlarının yankısı, sadece birkaç saniye sonra kayboldu.

Bir süre sessiz kaldım ama gözlerim artık onun değil, Tuncay’ın arkasında kaybolan gölgesindeydi.

■ ■ ■

Yat usulca kıyıya yanaştığında, denizin derin karanlığına dalan siluetleriyle birlikte, sessizlik bir an daha arttı. Fuat Bey'in son sözleri kulaklarımda çınlarken, biz de yavaşça yatın güvertesinden indik. Etrafımızda, geceyi sarhoş eden sessizlik ve denizin huzur verici, ama aynı zamanda gizemli sesi vardı.

Fuat Bey’in belirlediği planı takip ederek, ekip iki gruba ayrılmak üzere hareket etti. Birinci grup, Tuncay'ın liderliğinde, diğer grup ise Neva'nın öncülüğünde ilerleyecekti. Hızla ama dikkatlice, görevimizi hatırlatarak birbirimizden ayrıldık.

İlk grup, güvenli bir şekilde yattın güvertesinden ayrıldı. Adımlarını sıklaştırarak, taşlık bir yol boyunca ilerlediler. Gecenin soğuk rüzgârı, üzerimizi sararken, hızla ama sessizce ilerledik. Her an, bir tehlike olasılığına karşı tetikteydik. Yavaşça gözlerimizi çevirdiğimizde, bir ışık noktasının, yolun ilerinde bekleyen bir aracı gösterdiğini fark ettik. Gizli bir zırhlı araçtı, sanki karanlığa gizlenmişti.

Tuncay, hızla önümüze geçerek, kapıları açan adamla kısa bir bakışma yaptı. Araç, güvenli bir geçiş için tasarlanmıştı, hem dışarıdan dikkat çekmeyen hem de içerideki ekipmanlarla tam anlamıyla korunaklıydı. Tuncay, hızlıca içerideki yerlerini gösterdi.

Diğer grup, Neva'nın liderliğinde hareket etmeye başlamıştı. İkinci grup da benzer şekilde karanlık yolları takip etti, hızla ve gizlice. Gözler, Neva'nın dikkatle izlediği yolu takip etti. Onlar da, tıpkı ilk grup gibi, gizli bir aracın yanına ulaştılar. Yavaşça ve dikkatlice içeri girdiler. İçeri girdiklerinde, dışarıda kalan tek şey, geceyi yavaşça tüketen gizliliğimizdi.

Yavaşça birbirimizden ayrılmaya başladık. Bu gece, bu evin ilk adımlarına attığımız geceydi. Araçlar, hiç ses çıkarmadan motorlarını çalıştırmaya başladılar ve hemen uzaklaşmaya başladılar. Karanlık, her adımda biraz daha derinleşiyordu.

Gizlilik ve güvenlik, artık her hareketimizin temel kuralıydı. Bu gece, bu yolda, belki de gerçekten de Kara Ejder’in gücüne adım atıyorduk.

Yolculuk boyunca karanlık, adım adım içimize sızıyordu. Her saniye, geriye dönülmez bir şekilde uzaklaşıyorduk. Sessiz, soğuk geceyi yırtan tek şey, aracın motorunun uğuldamasıydı. Herkes kendi düşüncelerine dalmıştı, fakat benim zihnimde tek bir şey vardı: Fuat Bey’in olmadığı bu gece, her şeyin ne kadar farklı olacağı.

Sonunda, hedefe yaklaştık. Kocaman bir malikanenin silueti, karanlığın içinden yavaşça yükselmeye başladı. Bu, basit bir ev değildi. Sanki bir kale, bir kütüphane, bir karargâh… içinde milyonlarca sır saklayan dev bir makineydi. Her biri, başka bir dünyaya açılan kapıları işaret ediyordu. Her şey burada başlıyordu, ama burada da sonlanacaktı.

Araçlar, tam kapının önüne yanaştı. Dışarıda tek bir ses bile yoktu. Evin önündeki taşlar, her adımda toprağın soğukluğunu hissediyordu. Gecenin derinliği, içimizi sıkıştırıyor gibi hissediyorduk. Araçlardan inerek evin içine doğru ilerledik, fakat o an, bir şey çok farklıydı. Fuat Bey… ortada değildi.

Evin kapıları açıldı, ama o tanıdık, güven veren sesler ve liderin varlığı, yerini sessizliğe bırakmıştı. O an, Fuat Bey’in burada olmadığını fark ettik, ama gözlerimizdeki belirgin şaşkınlık kısa sürdü. Bu, bizim zamanımızdı. Bu ev, artık bizim karargâhımız, kalemizdi.

Tuncay ilk adımı attı. Ardından Neva ve diğerleri ardı ardına içeri girdiler. Evin derinliklerinden sadece sesler duyuluyordu. Ama bir an bile tereddüt etmedik. Ne kadar güvenliydi, ne kadar gizemliydi… önemli değildi. Şimdi, biz her şeyin merkezindeydik.

Evin içine adım attığımda, karanlık koridorlar arasında her şeyin eksiksiz ve tam olduğunu fark ettim. Burada bir yanlışlık olamazdı. Güvenlik, teknoloji, her şey… her şey düşünülmüştü. Ama aynı zamanda her şeyin arkasında bir tehdit, bir tehlike, bir korku da vardı. Bu evin her köşesinde, Kara Ejder’in karanlık varlığı sızıyordu. Her odada bir sır… her adımda, bir anlam taşıyan, derin bir sessizlik.

Fuat Bey’in yokluğu, sanki bir boşluk yaratmıştı. Burası, her birimizin kaderini şekillendirecekti. Gözlerim, evin her köşesini tararken, her adımın beni biraz daha derine, bu örgütün karanlık kalbine çektiğini hissettim. Bu evde, yalnızca hayatta kalmakla kalmayacak, aynı zamanda bir güç olacaktık. Artık bir aile değil, bir orduydum.

"Fuat Bey burada değil," dedi Tuncay, derin bir nefes alarak. "Ama biz buradayız. Burası artık bizim savaş alanımız."

İçeri girdiğimizde, her odada bir sessizlik vardı. Ama bu sessizlik, tüylerimi diken diken eden bir huzur veriyordu. Artık bu evdeyiz. Bu, sadece bir sığınak değil; aynı zamanda bir güç merkeziydi. Kara Ejder’in gölgeleri, her birimizin içindeydi. Her köşe, her odada, onun izleri vardı. Ve biz, her adımda biraz daha ona yaklaşıyorduk.

İçimdeki ses, o an bir fısıldamaya başladı: Bu gece, Kara Ejder’in ilk adımını atıyorsunuz… ve bir daha asla geri dönmeyeceksiniz.

Fuat Bey’in olmadığı bu gece, bizim zamanımızdı. Artık burada, bu evde, yalnızca birbirimize ve bu güce güvenecektik. Ve Kara Ejder’in gerçek yüzü, her birimizin içindeki karanlıkla şekillenecekti.

● ● ●

Okuduğunuz için teşekkürler.❤️
Beğenmeyi unutmayın.⭐️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…