3. bölüm · Ölüm Yadigarı

Yeni Beklentiler

Ebru Ermeç

ÖLÜM YADİGARI

3. BÖLÜM

YENİ BEKLENTİLER

Elimdeki limonatayı içerken bir yandan da panoyu inceliyordum. Fazlasıyla büyüktü. Tam olarak ne kadar zamandır bu işin peşinde olduklarını bilmesem de panodaki bilgilerin fazlalığından bunu anlayabiliyordum. Hepsi bana bakarken limonatadan bir yudum aldım. “Anlatın bakalım.” Bülent elindeki ince uzun çubukla panonun önüne geçerken yerimde dikleştim. Resmen polisiye flimlerinin içindeydim. Çubuğu uzatarak panonun en sağ köşesindeki fotoğrafı gösterdi. “Bunu görüyormusun? Bu Can bizim okuldan eşit ağırlıkçı.”

Başımı salladım. “Bu çocuk bir ara sürekli Didem’in arkasında değilmiydi? Okulda birkaç kez onları yan yana görmüştüm.” “Birşeyi de bilme” Azra kendi kendine söylenirken beklenti dolu gözlerle Bülent’e baktım. “Evet o. Bir dönem aralarında bir şey olacak gibiydi fakat sonra bir anda onun hayatından çıktı. Bundan yaklaşık birkaç ay önce.” Başımı salladım. “Böyle bir meselede konuşmayacağını düşünüyorum artık.” Bakışlarım Azra’ya kaydı. “Didem bir ara konuştuklarına dair birşeyler söylemişti. Ama elimizde kesin bir delil yok.” Tekrar önüme döndüm.

“Baş şüphelilerden olabilir. Can Didem’in ölümünden birkaç hafta önce kadar okuldan ayrılmıştı. Babası onu daha kaliteli, özel bir okula gönderecekmiş diye duydum.” Bülent başını salladı. “O yüzden şüpheliler arasında.” Can’ın fotoğrafının altında onunla ilgili bilgiler yazıyordu. Bülent onun yanındaki fotoğrafı gösterdi. Bunu tanıyordum.

“Tarık?” O o kadar da cesaretli değildi. Oyundaki bir piyon dahi olamazdı. “Tarık ve Didem aynı alanda oldukları için hocaları onlara ortak bir ödev vermişti. Didem Tarık’ın hareketlerinin garip olduğunu söylemişti.” Sözü Sefa aldı. “Hatta ondan hoşlandığını dahi söylemişti.” Kaşlarımı kaldırdım. Bakışlarım kısa bir an sandalyede oturup beni izleyen Selim’e kaysa da ona odaklanmadım. Yoksa tekrar birilerinin bozması gereken uzun bir bakışmaya girecektik. “Benim bildiğim Tarık korkağın teki. Bu oyundaki piyon dahi olamaz. Onu boşuna asmışsınız”

Bülent onun fotoğrafını sorgulamadan kaldırırken Selim’in sesi kulağıma doldu. “Bundan neden bu kadar eminsin?” Bakışlarımı ona çevirdim. “Tarık bir aralar okuldaki birisinden hoşlanıyordu. Kız bunu bilip onun gelip söylemesini bekliyordu ama Tarık o kadar cesaretli değildi. Ayrıca okulda yapılan kavgalarında da hep geri planda duruyor” Selim’le bakışmamız hala devam ederken Sefa’nın sesi araya girdi. “İyi de ben hiç Tarık’ın kavgasına denk gelmedim.” “Çünkü o kavgalar erkekler lavabosunda oluyor.”

Selim’in ses tonundan bile bunu nereden bildiğimin merakını seziyordum. Hepsinin şaşkınlık dolu bakışları bana dönerken bakışlarımı ondan çektim. “Saçmalamayın tabikide orada sabahlamıyorum. Haberler kulağıma geliyor o kadar.” Sefa kendini gösterdi. “Ben bile erkek olmama rağmen lavaboda olanları bilmiyorum. Yakında götümüze gps takarsın sen” Gözlerimi devirerek önüme döndüm. Bülent hafifçe boğazını temizleyerek panoya döndü. Bir sonraki fotoğrafı gösterdi.

“Kenan kendisi okulun basketbol takımında. Didemler okuldaki gösteri için alıştırma yaparken sürekli onunla denk geliyorlarmış. Didem onlarla ilgilendiklerini ve yardımcı olduklarını söylüyor.” Dudaklarımı yaladım. “Onlara yardım etmesi bizim gözümüzde onu neden şüpheli yapsın?” “Çünkü çalışmaların sonunda Didem dolabında ondan gelmiş hediye kutusu buluyor. Bu durum bundan bir ay kadar öncesi. Didem’in ölümünden 1 hafta kadar önce” Bakışlarım Sudem’e kaydı. “Tamam o zaman bu zamana kadar ki en baş şüphelimiz o. Ben bizimkilere söylerim bir baksınlar hepsine. Eteklerindeki taşları döksünler.” Azra’nın sesi kulaklarıma doldu.

“Sen yapmadın mı bunları haber? Bilmiyormusun haklarında birşeyler?” Dudaklarımı büzdüm. “Yani Kenan’ın bir ara amigo kızlardan sevgilisi vardı. Sonra kızın abisi yüzünden ayrılmışlardı filan. Çok bir şey yok.” Başını salladı. Tekrar önüme döndüğümde Bülent’in gösterdiği fotoğrafa baktım. Bir kız vardı. Bu Didem’in son zamanlardaki en yakın arkadaşlarındandı. Hatta bende onları takibe aldırmıştım.
“Suna. Didem’in son dönemdeki yakın arkadaşı. Fazla yakınlardı Didem evine kolay kolay kimseyi sokmazdı ama onu alıyordu.”

Gözlerimi kısarak fotoğrafa baktım. Ben sanki bu kızı tanıyordum. Oturduğum yerden kalkarak panoya doğru ilerledim. Elimdeki buzları erimiş limonatayı Bülent’e uzattım. Kollarımı birbirine sararak fotoğrafa baktım. Bu kızı bir yerde görmüştüm sanki. Ama nerede? Ayağımla ritim tutarken beynimi hatırlamak için zorluyordum. Kenara atıp üzerinde durmadığım bir olay olmalıydı. Duyduğum sesle gözlerimin önüne bir görüntü geldi. Saha. Kenan. Suna. Şaşkınlıkla konuştum. “Tabi ya Kenan ve Suna son zamanlarda çok yakınlardı.” “Ne kadar yakın?” Selim’in sesi kulağıma doldu. Bakışlarımı ona çevirdim.

“Yalnız oldukları basketbol sahasında öpüşecek kadar yakın işte. Onları ben görmüştüm. Hatta geri plana atmıştım daha sonra onunla ilgilenmek için.” “Ama son olanlardan dolayı onlara bakamadın” Sefa’yı başımla onayladım. “Eğer Didem Suna ile yakınsa ve Kenan meselesi arada varsa bu bize birşeyleri açıklar. Şuan önümüzde onlar olmalı.” “Peki onları nasıl eleyeceğiz?” Bakışlarımı Sudem’e çevirdim. “Ben onlara baktırırım. Bir şey çıkarsa haberleşiriz.” Arkamı dönerek tekrar yerime geçtim.

“Bize onlarla konuşmamız için bir an ayarlayamazmısın?” Derin bir nefes aldım. “Bunu yapabilirim ama bu sayede Didem üzerindeki teorilerimizi öğrenirler bu da onların eline dedikodu malzemesi vermek olur.” Azra elini hava da salladı. “Sende vardır onları tehdit edecek bir şey seversin sen öyle şeyleri.” Başımı hafifçe salladım. “Ben tehdit etmem zamanı gelince olacakları söylerim Azra. Ayrıca onlara karşı bir tehdit yapsam bu sadece okul sınırlarını kapsar. Okul dışında onları kontrol edemeyiz.”

Telefonuma ard arda mesajlar gelirken bakışları yatağın üzerindeki çantama döndü. Bildirim sesleri asla susmazken çantamı açarak içinden telefonumu çıkardım. Dudaklarımda bir gülümseme oluşurken kilidi açmak için telefonu yukarıya kaldırdım. Yan tarafımda Sefa’nın yansımasını görünce telefonu geri kapattım. “Uf!” Sefa geri çekilirken telefonu dizlerimin üzerine koydum. “Ben numara işini hallederim daha sonra size haber veririm.” Sefa’ya göz gezdirerek telefonumu açtım ve gelen mesajlara baktım. Her okuduğumla gözlerim faltaşı gibi açılırken telefonu kapatarak başımı kaldırdım. “Yine ne oldu acaba?”

“Yanında olduğumuz için biz akşam 20:00 dan önce haberleri alamıyormuyuz?” Bakışlarımı yerden kaldırmamla bir çift mavi gözle karşılaştım. Yüzündeki ifade. Sanki benden iğrendiğini gösteriyordu.

Onun aksine benim dudaklarımda bir gülümseme vardı. Bu akşam olacaklar için fazlasıyla heyecanlıydım.
Yeni şeyler geliyordu...

🦋

Güzeller güzeli uykumun tam ortasına düşen bombayla sinirle konuştum. Söylediklerim benim kulağıma ulaşmayacak derecede uykuluydum. Ses susmayıp hala devam ederken elimi ileriye doğru uzattım. Komidinimin üzerini yoklarken elime çarpan telefonla gözlerimi kısıkça açtım. Bu saatte beni kim arıyordu? Telefonu iyice yüzüme yaklaştırarak arayan numaraya baktım. Gördüğüm isimle gözlerim kocaman açılırken hızla telefonu açarak kulağıma yaklaştırdım. “Alo” Sesim kısık çıkarken yüzümü buruşturdum. “Günaydın. Dün benden istediğin numarayı buldum. Mesaj attım.” “Teşekkür eder-”

Telefon yüzüme kapanırken gözlerimi devirdim. Bir şey olduğunda bana yardımcı oluyordu sonra da ortalardan kayıp oluyordu. Gerçekten sıkıntılıydı. Telefonu açarak yerimde doğruldum. Ondan gelen mesaja girerek gönderdiği isime baktım. Böyle birisini tanımıyordum.

Tufan Seyranoğlu

Belki Selimler tanırdı. Gruba girerek yazmaya başladım.

Siz: Adam numaranın sahibini söyledi.

Siz: Buluşmamız gerekiyor.

Siz: Acill!!!

Bakışlarım telefonun üzerindeki saate kaydı. On ikiye geliyordu. Uyanmış olmalılardı. Telefonu kapatarak yataktan kalktım. Hızlı adımlarla lavaboya doğru ilerlerken içimde yeni birşeylere ulaşmanın heyecanı vardı. Lavaboda işlerimi hallettikten sonra dışarıya çıktım. Annem işe gitmiş olmalıydı. Odama tekrar döndüğümde dolabıma doğru ilerleyerek açık kapağından içeriye baktım. Bugün ne giyecektim?

“Etek olmaz daha geçen gün giydim. Elbise olmaz dün giydim. Pantolon bu yaz sıcağında asla çekilmez.” Bakışlarımı odada gezdirdim. Masanın üzerindeki dysonım gözüme çarptı. Masaya doğru ilerleyerek şarjına baktım. Var görünüyordu. Bugün dalgalı yerine düz kullansam güzel olurdu. Tekrar dolaba döndüm. Gözüme çarpan beyaz mini etekle gülümsedim. Sanırım pembe bir korsem vardı. Eteği alarak dolabı biraz karıştırdım.

Elime gelen toz pembe korsemi de alarak onları üst üste koydum. Olmuştu. Üzerimi değiştirerek kıyafetlerimi üzerime giydim. Yatağın üzerindeki telefonumu alarak gruba girdim.

Bülent: Okulun oradaki kafedeyiz.

Sadece bunu yazmıştı. Makyaj masamın önüne geçerek geceden topuz yaptığım saçlarımı açtım. Onları biraz bekleteceğe benziyordum. Benimle buluşmayı göze alan geç gelme ihtimalimi de göze almalıydı. Saçımı yapmam neredeyse bir saatimi alırken makyajıma harcadığım sürenin ondan daha fazla olduğunu biliyordum. Hazırladığım küçük beyaz çantamı alarak odadan çıktım. Saat muhtemelen üçe geliyordu. Salona gelince bir kez eve baktım. Birşeyi unutmamıştım. Kapıya doğru ilerleyerek ayakkabılıktaki önü kurdaleli küçük topuklu ayakkabımı aldım. Topuklu ayakkabılarımı giyerek dışarıya çıktım.

Evimin okula yakın olması en büyük avantajımdı. Okula doğru ilerlerken yolda kimseye denk gelmedim. Bu tuhaftı. Genelde hep buralarda birileri olurdu. Belki de son olaylardan sonra kimse okula gelmek istemiyordu. Bir şey belli ederim diye. İnsanları gerçekten anlamıyordum.
Herkesin sırları olabilirdi. Buna saygı duyardım. Ama başkalarında yara açacak durumları yapıp yapıp saklamaları, işte buna asla gelemiyordum. Kimine göre ben okulda sadece dedikoduyla uğraşan işsiz bir tiptim. Kimse insanların önünü açtığımı görmüyordu. Aslında onlara görmeleri gereken ama sır adı altında onlardan gizlenen şeyleri gösteriyordum. Sahte insanları gösteriyordum.

Belki de ben onların aksine gerçek olduğum için kimse benimle arkadaş olmak istemiyordu. Birisinin kalbini kıracak, onu yaralayacak bir sırrı saklamadığım için. Kalp kırmanın nelere mal olacağını bilmiyorlardı. Ne kadar garipti insanoğlu.
Kafenin kapısını açarak içeriye girdim. Genel olarak dolu duruyordu. İleride elini neredeyse tavana değdirerek sallayan Sefa’yı gördüm. Adımlarım oraya doğru ilerlerken acıktığımı hissediyordum. Masanın önüne gelince tek boş yer olan Azra’nın yanına oturdum. Bakışlarım masada gezinirken beni ne kadar bekledikleri bir kez daha yüzüme çarptı. Neredeyse tüm kafeyi yemişlerdi. Çantamı yanıma koyarak onlara döndüm.

“Selam.” Hepsinin yüzünde gördüğüm ifade susmama sebep oldu. “Neden bu kadar geç kaldın?” Bakışlarım onlarda gezindi. “Geç mi kaldım? Belirli bir saat için anlaştığımızı bilmiyordum.” Azra yanımda sinirli nefesler verirken buraya doğru gelen garsonla yerimde dikleştim. Masanın başında bekleyen garsona yönelik konuştum. “Ben vişneli dondurma ve soğuk kahve alayım.” Garson yanımızdan ayrılırken onlara döndüm. “Kimmiş?” Biraz öne doğru eğildim. “Adamın adı bana hiç tanıdık gelmedi. Daha önce bir yerde duyduğumu da sanmıyorum.” Sefa başını salladı. “Ee?” Bir kez kafede göz gezdirdim. “Adamın adı”

Hepsi merakla bana bakarken gülümsememek için kendimi zor tuttum. Hepsi ağzımdan çıkacak bir cümleye bakıyorlardı.

“Tufan Seyranoğlu”

Hepsi birbirine bakarken gözlerindeki ifadeden onlarında tanımadığını anladım. Belli ki bu iş düşündüğümüzden daha tuhaftı. “Böyle birisini tanımıyorum, siz?” Sudem’in diğerlerine yönelik sorduğu soruyla hepsi olumsuzca başını salladı. Bakışlarım Selim’e kaydı. Düşünceli bir ifadeyle gözlerime bakıyordu. O benim gözlerime bakarak düşüncelere mi dalmıştı? “Sen ne düşünüyorsun kara kutu?” Sözlerimle gözlerinde bir irkilme olurken başını iki yana salladı. “Ee nasıl öğreneceğiz kim olduğunu?”

Sudem’in dedikleriyle bakışlar bana dönerken yerimde dikleştim. “Bu iyiliği bir kez yaparım. Eğer iş düşündüğümüzden büyükse bu yolda yanımıza aldığımız her kişiyi tehlikeye sokuyoruz.” Buraya doğru gelen garsonu görünce sustum. Garson dondurmamı ve kahvemi bırakırken teşekkür ederek dondurma kaşığını elime aldım. Bu hayatta en sevdiğim şeyler arasına girebilirdi. Vişneli dondurmamdan bir kaşık alarak ağzıma attım. Zevkle gözlerimi kapatırken dudaklarımı yaladım. Üzerindeki vişne kaplı ufak çikolata parçacıkları mükemmeldi.

Gözlerimi açtığımda bir çift gözle göz göze geldim.Bakışları yüzümü neredeyse tararken tam olarak neden bu kadar dikkatli baktığına hala anlam veremiyordum. Bir süre daha yan yana kalırsak bana bakmaktan aşık olacaktı. “Ee ne yapacağız o zaman? Nereden öğreneceğiz?” Dondurmamdan bir kaşık daha alarak arkama yaslandım. “Sizin yok mu bir tanıdığınız? Bize yardımcı olacak.” Selim öne doğru eğilerek kollarını masaya dayadı. Kaslı kolları, uzun boyu ve bu kadar sert bakışlarıyla kesinlikle 18 yaşında gibi durmuyordu.

“Daha az önce sen dedin. Bu işte tanıdık yok diye.” Omuzlarımı kaldırıp indirdim. “Sadece bir fikirdi. En azından bir ulaşım aracı yok mu biz gidip baksak?” Sefa merakla bana baktı. “Nasıl bir ulaşım aracı?” Azra muhabbetten sıkılmış bir şekilde telefonuyla ilgilenirken diğerleri pür dikkat beni dinliyordu. “Mesela bir arama motoru olsa biz adını yazdığımızda o kişinin bilgileri çıksa.” Bülent başını salladı. “Panelci mi istersin devlet ajanı mı ne verelim sana? Kızım nereden bulalım öyle şeyi biz?”

Dondurmamdan yemeye devam ettim. Sessizlik masada hüküm sürerken hepsi derin düşüncelere dalmıştı. Dondurmam bittiğinde ve kalbimin üzerine bir soğukluk çöktüğünde parmağımdaki eklem yüzükleriyle oynamaya başlamıştım. Tekrar onu arayamazdım. Bu işe ne kadar az kişi karışırsa o kadar iyiydi. Ama hiç çaremiz kalmadığında tekrar onun yanına gitmek zorunda kalacaktım. “Buldum” Sefa’nın sesiyle bakışlarımı ona çevirdim. “Amcam” Ben anlamazca ona bakarken diğerleri şaşkınlıkla bakıyordu. “Amcan?” Beni onayladı.

“Amcam. Kendisi kıdemli bir polis. Onun bilgisayarını bulursak herşeyi bulabiliriz.” Bülent elini onun omzuna attı. “Sen iyimisin kardeşim?” Elini alnına koydu. “Ateşin filanda yok böyle saçmalıklar nereden geliyor aklına?” Sefa onun elini ittirerek konuştu. “Ben ciddiyim. O bilgisayardan bakabiliriz ancak. Amcam biz onlardayken oturma odasından ayrılmaz. Ev zaten hemen girişte ben sizin için odanın camını açık tutarım olur biter.” Önümdeki kahvemden bir yudum aldım. “Yakalanırsak hesabını kim verecek?”

Azra’nın sesini duydum. “Ha devletin polisinin eşyalarını almaya okeysin yani?” Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutarken Azra’nın kara gözlerinin ardındaki nefreti nasıl kazandığımı anlamıyordum. Gerçekten benden bu kadar nefret ediyormuydu? “Bırakın tartışmayı.” Bakışlarım Selim’e döndü. “Amcanın evine gidersek bizi fark edebilir. Ayrıca bu kadar acemi bir plan işlemez.” Tek kaşım istemsizce havaya kalkarken Sefa’nın yüzünün düştüğünü görebiliyordum. Kollarımı masaya dayayarak ona doğru döndüm. “Ya işlerse?” Gözlerimin içine bakarken ona zıt gitmemin hoşuna gittiğini fazlasıyla belli ediyordu. “İşlemez.” Gözlerim yavaş yavaş kısılırken dudaklarımı yaladım. “İşlerse?”

“O zaman dile benden ne dilersen” Sefa kendi kendine sesler çıkarırken biraz daha öne eğildim. “Eminmisin? Açarım Kara kutunu” Başını hafifçe salladı. “Dene bakalım.” Ardına yaslanırken yüzüme oluşan tebessüme engel olamadım. Beni daha tanımamıştı. Bu iddiaayı kazanmak için elimden geleni yapardım. “O zaman amcamları arayıp bu akşam onlara yemeğe gideceğimizi söylüyorum.” Başımı salladım.

İşler tamda istediğim gibi gidiyordu. Sefa böyle bir durumda amcasını arardı, Selim’den beklemediğim hareketlerdi ama istediğimin olmasının hazzı bana akşama kadar yeterdi. Aklıma Selim’e yapacaklarım gelirken gülümsedim. Sonra onunla göz göze geldim. Beni tanıdığını sanıyordu. Ama birisinin her hareketini izlemek onu tanımak sayılmazdı.

Beni tanımak için kalbimi okuması lazımdı.

Ve bu bir çift mavi göz, kalbime fazla meraklı gibiydi...

🦋

Saçlarımın uçlarını ellerimle açarken bir yandan da telefona bakıyordum. Gruptan haber geldiği an çıkacaktım. Üzerime giydiğim siyah taytım ve siyah fermuarlı badimle hırsızlık işine hep hazır gibi görünüyordum. Saçlarımı at kuyruğu yaparak uçlarını şekillendirmiş ve gözlerime koyu bir makyaj yapmıştım. İstediğim gerilime ayak uydururken giydiğim kıyafetler kesinlikle duruma uyumlu olmalıydı. Telefona gelen mesajla ellerimi saçlarımdan çekerek telefonu elime aldım. Ekranı zaten açıktı.

Sefa: Kim geliyor? Biz amcamlara yeni geldik.

Sudem: Hep beraber gelelim diye düşünüyoruz ama Selim izin vermiyor.

Kara Kutu: Çünkü orası tehlikeli. Dikkat çekmeye gerek yok.

Siz: Üstte konum var zaten. Evde görüşürüz Kara kutu.

Azra: Sen neden gidiyorsun?

Siz: Farkındaysanız bir bir iddiaya girdik. Hile yapmayacağını nereden bileceğim?

Bülent: Bu iş ciddi. Hile yok.

Siz: Orada görüşürüz.

Gruptan çıkarak telefonumu sessize aldım. Telefonuma gelecek herhangi bir bildirim sesiyle tüm işi berbat etmek istemezdim. Odadan çıkarak kapıya doğru ilerledim. Annem daha işten gelmemişti. Yarım saat kadar önce geç geleceğimi söylemiştim. Kapının önüne gelince spor ayakkabılarımı ayağıma giyerek dışarıya çıktım. Kapıya doğru yaklaşan taksiyle adımlarımı hızlandırdım. Ev yakın görünüyordu. Konuma girerek araca geçtim. “Buraya gideceğiz.”

Elimdeki telefonu yanımdaki kadına uzattım. Bana samimi bir gülümseme sunarken bende gülümsedim. Araç hareketlenirken kadının sesi kulağıma doldu. “Yaz akşamları arkadaşlarınla dışarıya çıkmak güzel anılar biriktirmeni sağlar. Genç yaşında gezip tozmak en iyisi sonra anlıyorsun bu zamanlarının değerini.” Başımı hafifçe salladım. Aslında bir cinayetin peşinde olduğumuzu ona nasıl açıklayabilirdim ki? “Kolyen güzelmiş.” Bakışlarım kısa bir an boynumdaki kolyeye kaydı. İki göğsümün arasında duruyordu.
Kalbime yük olması gerekiyordu. Ama asla yük olmuyordu. “Saat fazla geç değil mi?” Kadın genç gözükse de yaşının büyük olduğuna emindim. Gülümsedi.

“Evde benden oyuncak bekleyen bir kızım var. Belki benim için geç ama onun için geç olmaması için elimden geleni yapıyorum.” Dudaklarımı birbirine bastırdım. Bu şartlarda böyle olmak güzel hissettirmiyordu. Üst kademeler bolluk içinde yaşarken alt kademedekiler yoksulluğun dibindeydi. Bizim de durumumuz kötü değildi. Annem de bende vakıflara her türlü bağışta bulunuyorduk. Ama bu vakıflar onlara verdiğimiz bağışları sokaklara dağıtmıyordu. Dakikalar geçerken bir ara telefonumu açarak mesaj var mı diye baktım. Yoktu.

Demek Selim geliyordu. Gelsindi. Bu gece alacağımız bilgilerden sonra kazanacağım iddiayı düşündüm. Tek isteğimi haftalarca istediğimi yapması hakkında da kullanabilirdim. O zaman neler olur düşünemiyordum. Taksi durduğunda telefonumun arkasından kartımı çıkararak cihaza okuttum. Ödemeyi yaptıktan sonra kapıyı açarak dışarıya çıktım. Çıkar çıkmaz karşılaştığım yüzle kısa bir an duraksasam da ona doğru ilerledim. “Erkencisin.” Cevap gelmedi. Konuşmazsak bu operasyonu yürütemezdik değil mi?

Bakışlarıyla üzerimi incelerken kollarımı birbirine sardım. Bende onu inceledim. Altına siyah bir pantolon üzerine siyah bir kısakollu giymişti. Tişört neredeyse tüm vücut hatlarını belli ederken bir ara ona daha bol bir şey almayı düşündüm. Kendini sergilemeyi seviyordu sanırım? Ya da pazularının büyüklüğünden tişörte sığmıyordu.

“İçeriye geçmiyormuyuz?” Bakışları gözlerimi bulduğunda bedenimden bir ürperti geçti. “Geçiyoruz. Sefa odanın camını açmış.” O yürümeye başlarken bende yanına geçerek onu takip ettim. “Peki bilgisayardaki şifreyi nasıl kıracağız? Sefa şifreyle ilgili bir şey söyledi mi?” “Gelir birazdan haberi.” Kaldırımda yürürken duvarı upuzun olan evin amcasıgile ait olduğunu anladım. Yan yana yürürken gölgesini üzerimde hissediyordum. Ben konuşmayı seven bir insandım ve onun bu kadar sessiz olması beni geriyordu. Bir bildirim sesi kulağıma dolarken telefonunu çıkarmasıyla durarak ona döndüm. Telefonun ışığı yüzünü aydınlatırken yüzündeki ciddiyet maskesine alayla güldüm. “Ne oldu?”

Omuzlarımı kaldırdım. “Hiç. Versene telefonunu?” Anlamazca bana bakarken telefonunu elinden aldım. Bir şey yapmayarak ne yapacağımı beklerken telefonu sessize alarak ona tekrar uzattım. “Eğer oradayken telefonuna bildirim gelirse tüm plan iptal olur.” “İddiayı kazanmak için herşeyi garantiliyorum diyorsun?” Başımı salladım. Tekrar yürümeye başladık. Uzun duvarlar bittiğinde ve evin kapısına ulaştığımızda daha büyük olmasını beklediğim kapının küçüklüğüyle şaşırdım. Bu kadar büyük bir evin böyle bir kapısı olmamalıydı değil mi?

“Burası arka kapı. Buradan girip odaya geçeceğiz.” Kapının önüne ulaştığımızda heyecanla ellerimi üzerime sürttüm. Elimdeki telefonu cebime sıkıştırdım. Kapının üzerindeki eli duraksarken bana döndü. “Tehlikeli olabilir. Ben kendimi açıklarım ama sen orada olursan olmaz. Gelmemelisin.” Bu cümleler dudaklarının arasından çıkarken, sanki kendi söylediklerini söylemek istemiyor gibiydi. Beni düşünmek bile istemiyordu. Ne yapmıştım ben bunlara? Bana karşı bu kadar kin ve önyargı dolu olmalarının sebebi neydi? Gözlerimi kıstım.

“Beraber giriyoruz Kara kutu. Alıyoruz ve çıkıyoruz.” Nefesini vererek kapıyı açtı. O içeriye girerken hemen ardından bende girdim. Kapıyı ardımızdan kapatırken bakışlarım bahçede gezindi. Bu kadar büyük bahçede bizi fark edemezlerdi. Yan yana ilerlerken kolunun bana doğru uzandığını görüyordum. Dokunmuyordu ama korumaya çalışıyordu. Bu eve daha önce gelmediğim için onun yönlendirmelerine uydum.

Koca bahçede yürürken etrafı inceledim. Arka tarafa evi korumaları için birkaç koruma konabilirdi. Sefa’nın yengesi takı ve pırlantaya fazlasıyla meraklıydı. Onun bu merakını bilmeyen olmadığı için eve yaklaşmak isteyebilirlerdi. Emniyet amiri amcasının rütbesinin bunu engelleyeceğini sanmıyordum. Bahçenin eve ait kısmına geldiğimizde Selim duvar dibine doğru ilerledi. Bende peşinden giderken kısık sesle konuştum. “Ne kadar yürüyeceğiz?” Sesli bir şekilde nefesini verirken dik dik gözlerine baktım. Eliyle evin duvara yakın olan yerini gösterdi.

“Orası çalışma odasının camına bakıyor.” Başımı salladım. Oraya doğru ilerledik. Her adımımı dikkatli atarken kısa bir an ayaklarıma baktığını fark ettim. Güler gibi bir ses çıkardığında gözlerimi devirdim. Zevksizdi. Cam kapının önüne geldiğimizde kapı açarak içeriye girdi. Bende hemen ardından girdim. Masanın üzerindeki dizüstü bilgisayar gözüme çarparken ondan önce davranarak bilgisayarın kapağını açtım. Bir şifreyle karşılaşırken bakışlarım ona döndü. Bana doğru yaklaşarak şifreyi girmeye başladı.

Ben ona bakarken ekranın açılmasıyla önüme döndüm. Bakışlarımı aile fotoğrafı olan ekrandan çekerek masaüstünde gezindim. Selim benden önce davranarak bilgisayarda bir yerlere girerken biraz geriye çekildim. Ellerimi masanın üzerine koyarak bilgisayara baktım. Bir arama motoru açılırken sisteme girdiğimizi anladım. Selim klavyede isimi yazarken duyduğum sesle kolunu tuttum. Adım sesleri duyulurken konuşma seslerini de duydum.

“Gel yeğenim göstereyim sana.” Gözlerim kocaman açılırken arkamı döndüm. Selim bilgisayarı kapatarak, beni kolumdan tutup aşağıya çekti. Masanın altına girdiğimizde kapının sesi kulağıma dolarken refleksle ağzını kapadım. O da benim ağzımı kaparken üzerime doğru eğildi. Bunu masanın altına sığmak için yaptığını biliyordum. “Gel, gel otur karşıma” Masaya yaklaşan adım sesleriyle biraz geriye doğru gittim. Birbirimize daha da yaklaşırken bakışlarım ona kaydı. O zaten bana bakıyordu.

Sandalye çekilme sesi kulağıma dolarken nefesimi tuttum. Küçücük masa altında, sandalyeye oturduğu an bizi görebilirdi. “Amca” Sefa’nın sesini duyduğumda içime serpilen soğuk sularla Selim’e baktım. “Annemleri yalnız bırakmayalım. Göster ne göstereceksen geçelim. Hem amcaların bir tanesine en sevdiği tatlıyı aldım.” Amcası gülerken sandalyeyi tekrar yerine yerleştirdi. Rahat bir şekilde nefesimi verirken ağzım kapalı olduğundan sesim çıkmadı. Masanın çekmecesi açılırken Selim’in daha da üzerime gelmesiyle yüzlerimiz arasındaki mesafe bir karıştan aza düştü.

Eğer biraz daha yaklaşırsa onun ağzına kapadığım elim onun benim ağzıma kapadığı eline değecekti. Çekmece tekrar kapanırken adam masanın başında durdu. Elindeki her neyse masanın üzerine koyarken yerimden sıçramamak için kendimi zor tuttum.

Selim bana biraz daha yaklaşırken artık ellerimiz birbirine değiyordu. Masaya sığmadığından kayma ihtimali yüzde kaçtı?

Biraz daha kayarsa muhtemelen yerimizi belli ederdik. Elimi sırtına atarak onu kendime doğru çektim. Başını sol omzuma yaslarken adrenalinden dolayı kalp atışlarım hızlanıyordu. Elimi ağzından çekmek zorunda kalsam da buna kafa yormadım. “Bunu bana ananem hediye etmişti. Hani o dediğim olta ucu var ya o bu.” Derin bir iç çekme sesi kulağıma dolarken gözlerim neredeyse başı göğsümde olan Selim’e kaydı. “Sen bunu kime vereceksin?” “Tabikide sülalenin en iyi balıkçısına. Öyle herkese gitmez bu.” Kutunun kapanma sesi gelirken çekmece tekrar açıldı.

Soluk mavi gözler, gözlerimin içine bu derece tutuk bakarken odaklanamıyordum. Birkaç konuşma daha olduğunu duymuştum ama ne dediklerini anlamamıştım. Selim’in bakışları adrenalinden hızla inip kalkan göğsüme kaydığında kolyeyi gördü. Belki de her ihtimale karşı bu kadar dar bir şey giymemeliydim. Kesinlikle daha açık giyinmeliydim. Odanın kapısı kapandığında rahat bir nefes verdim. Adım sesleri ve konuşmalar uzaklaşırken ona baktım.

“Kalkacakmısın?” Aydınlanmış gibi bana baktı. “Pardon.” Yavaşça üzerimden kalkarken altından sürünerek çıktım. Ayağa kalkarak masanın üstündeki bilgisayarı açtım. Neyseki bilgisayarı açıp sorgulama ekranını görmemişlerdi. İsimi arattım. Cebime sıkıştırdığım telefonumu çıkararak kamerasını açtım. Adamın bilgileri ve adli sicil kaydı ortaya çıkarken hızla fotoğraflarını çekmeye başladım.

Bilgisayarı kaydırarak adamın bilgilerinin hepsini çektikten sonra ona döndüm. Yanıma geçerek bilgisayardaki arama geçmişini silmeye başladı. Elimdeki telefonu cebime sıkıştırmadan önce fotoğrafları diğer numarama attım.Bunların hepsi bir gün beni satmalarına karşın kanıttı. Selim bilgisayarda işini bitirince cam kapıyı açarak dışarıya çıktım. O da hemen ardımdan çıkarken hızlı adımlarla duvar dibine geçtik. “Bir an gerçekten oturacak sandım.” “Bende”

Çıkış kapısına doğru ilerlerken nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum. Hala böyle olmamam gerekiyordu. “Bu kadar heyecanlanacağını bilsem seni yanımda getirmezdim. Hala nefesin düzene girmedi baksana. Belki anlarsın bu işlere girişmemen gerektiğini.” Bunun sebebinin astım olduğunu söylemek istesem de sustum. Bilmesine gerek yoktu. Çıkış kapısından çıktığımızda rahat bir nefes verdim. Artık gerilmem gereken bir durum yoktu. Evin önünden geçip kaldırıma çıktığımızda karşı karşıyaydık.

“O fotoğrafları bana at. Ve kendinden sil.” Gözlerimi kıstım. “Beni birşeyleri yapmak zorunda bırakma. Ayrıca iddiayı ben kazandım. Kendini her türlü duruma hazırlıklı tut.” Gözlerinde kaybolan başarı pırıltılarıyla gülümsedim. Nefesim yavaş yavaş düzene girerken, uzun zaman önce bunu kontrol etmeyi öğrendiğim için şükür ediyordum. Bana arkasını dönerek ilerlerken başımı iki yana salladım. Onun hakkından gelecektim. Birkaç adım sonra duraksayarak hafifçe bana döndü.

“Bu arada kolye yakışmış.”

O yürümeye devam ederken yaşadığım şaşkınlıkla ben orada kaldım. Kolye yakışmış ne demekti?!

Onu o kadar yakınıma sokmamalıydım...

Helooooooo ben geldimmmm

Bu kitabın duzenlemesini yaparken bile heyecanlanıyorum ya

Başlarda böyle olduğuna bakmayın sonrasında hepsi birbirine bakmaya kıyamaz hale gelecek

Hepsinin hayatını hayallerini elimden geldiği kadar derin derin işlemeye çalışacağım

AMA SIZIN TEORILERINIZ DE ONEMLI

o yüzden sizce hepsinin nasıl bir hayatı var en önemlisi

Birce ve Selimin nasıl hayatları var teorileri alayım

Her bölümün sonunda olduğu gibi bu bölümün sonunda da sizlere daha önceki yazdığım kitaplarıma ilgili bilinmeyenlerden konuşacağım

Şimdiki kitabımız yine Sessiz Çığlıklar

Bilinmeyenimiz ise Gece'nin aslında sevgiye bu kadar uzak olmasının sebebinin çok kez ailesi tarafından yaralanmış olması. Aslında o kadar da sert bir kız değil fakat yaşadıkları onu sert olmaya itmiş birisiydi.

Diğer bölümde görüşmek üzere

Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm....⭐️🖤🖤