8. bölüm · Ölüm Yadigarı

Düş Kırığı

Ebru Ermeç

ÖLÜM YADİGARI

8. BÖLÜM

DÜŞ KIRIĞI

Topuklu ayakkabılarımın bantlarını bağlarken gözümün önüne gelen saçlarımı geriye doğru itekledim. Nefesimi vererek eğildiğim yerden kalktığımda vestiyere koyduğum çantamı elime alarak dışarıya çıktım. Hafif rüzgar eserken elimle eteğimin önünü düzelttim. Ne kadar şort etek olsa da önünün havaya kalkmasını istemezdim. Bahçe kapısını açarak evden çıktığımda adımlarım okulun yolunu tuttu. Dün gece gelen haberle bu gece için Sefa’nın amcasının evine gitmeye karar kılmıştık. Aslında yemek işini bu kadar erken ayarlamasını beklemiyordum.

Bu işin hızlıca hallolmasını istiyor olmalılardı. Aklımda hala Azra’nın kollarımda ağlayışları bulunurken onun üzerine birde kolye meselesi eklenmişti. Demek gerçekten bu kolyeyi Didem’e Sefa almıştı. Birbirlerine ne kadar değer verdikleri fazlasıyla belliydi. O yüzden bu kadar değerli bir hediye almasına şaşırmamıştım. Emindim ki diğerlerinin de böyle özel parça takıları vardı. Sefa’nın teyzesi Türkiye çapında ünlü bir pırlantacıydı. Bu da haliyle bu kolyenin nereden geldiğini belli ediyordu. Elim terlediği için çantamı diğer elime alırken saçlarımı geriye doğru savurdum. Bu yaz sıcağında güzelliğimden ödün vermemek için saçlarımı açık bırakmak gibi bir hataya düşmüştüm.

Hemen okula gidip klimanın altında rahatlamak istiyordum. Adımlarımı hızlı tutarken okula yaklaştıkça görmeyi beklediğim tanıdık yüzleri göremedim. Bu normaldi okulların açılmasına birkaç gün kalmıştı. Birkaç dakika daha yürüdükten sonra okul bahçesine giriş yaptım. Birkaç grup dışında görünürde kimse yoktu. Bu benim için iyi bir durumdu. Beni görenler kendi arasında konuşmak için tekrar önüne dönerken gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum. Arkamdan konuşacak bu kadar ne buluyorlardı anlamıyordum.

Okulun kapısına ulaşınca içeriye girdim. Yüzüme çarpan soğuk havayla nefesimi verirken adımlarım sağ taraftaki asansörlere doğru ilerledim. Çantamın ağzını açarak içinden nude tonlardaki rujumu çıkardım. Asansörün kapısını açarak içeriye girince bodrum katın düğmesine bastım. Elimle sıcak havadan dolayı eski haline dönmeye başlayan saçlarımı düzeltirken diğer yandan da rujumun kapağını açarak dudaklarımdaki ruju tazeledim. Asansör durduğunda rujumu çantama atarak son kez kolyemi düzelttim ve kapıyı açarak dışarıya çıktım.

Boş koridorda ilerlerken güvenlik odasının önüne gelince başımı aralık kapıdan içeriye uzattım. Görünürde kimse yoktu. Kapıyı açarak içeriye girdim ve ardımdan aynı şekilde aralık bıraktım. Koca televizyonda okulun tüm kameraları görünürken kısa bir an kameraları inceledim. Aslında elime fırsat geçmişken okulun sistemini kendi telefonuma bağlayabilirdim. Bu sayede silmek istediğim kayıtlar için okula gelmeme gerek kalmazdı. Başımı iki yana sallayarak masaya doğru ilerledim. İleride bu işe polis karıştığında hapse girmek istemiyordum. Sandalyeyi çekerek masaya oturdum.

Elimdeki çantayı masaya bırakarak bilgisayarı açtım. Kenan ve Sunayla konuştuğum anların kayıtlarını silmek sonradan aklıma gelen bir fikirdi. Kamera sistemini açtığımda bir bacağımı diğerinin üzerine atarak öne doğru eğildim. Tarihi girerken önüme çıkan kayıtlarda onların yanına gittiğim saatlere baktım. Spor salonuna ait kameralara girdiğimde karşıma çıkan bize ait kayıtlarla silme tuşuna doğru gittim. Bakışlarım spor salonunda gezinirken gördüğüm detayla duraksadım. Gözlerimi hafif kısarak öne doğru eğildiğim de gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Birkaç kez gözlerimi kapatıp açarak dudaklarımı yaladım.

Kamera kaydını silerken hala şaşkındım. Demek Selim o gün beni izlemişti. Zaten ne bekliyordum ki? Bana hemen güvenmelerini düşünmek benim hatamdı. Hep bir adım arkamda olup nefeslerini ensemde hissettireceklerdi. Daha önceki günlerin kayıtlarına bakarken spor salonuna girdiğimiz tüm kayıtları silmeye başladım. Bunlara o zaman çok odaklanamasakta hepsi bir delil sayılıyordu. Telefonumun bildirim sesi kulağıma dolarken annemden mesaj geldiğini anladım.

Ondan bana çok mesaj gelmezdi.

Muhtemelen akşam evde olmayacağına dair birşeyler yazmış olmalıydı. Bu gece için bu durum fazlasıyla işime gelirdi. Son 15 günün kayıtlarını silerken duyduğum sesle parmaklarım klavyede duraksadı. Güvenlik odasının kapısı yavaşça açılırken başımı kapıya doğru çevirdim. Gördüğüm yüzle rahat bir nefes verirken tekrar önüme döndüm. Güvenliğin öğle arası bitmeden bu işi halletmem gerekiyordu. “Ne yapıyorsun burada?”

Ben onun sorusunu havada bırakırken adım seslerinden yanıma yaklaştığını hissediyordum. İlk zamanlara ait kayıtlara geldiğimde basket sahasında top oynadığım anlara çoktan ulaşmıştım. O kayıtları da silerken yanı başımda hissettiğim nefesle klavyede ki parmaklarım durdu. Dudaklarımı yalayarak yavaşça yüzümü yana çevirdiğimde çoktan mavi gözlerinin esiri olmuştum. Gözlerindeki boşlukla bana bakarken bende aynı şekilde ona bakıyordum. Bir elini masaya koyarak üzerime doğru eğildiğinde istemsizce nefesimi tuttum. Tüm zerremle geriye doğru gitmek istesem de bedenim milim kıpırdamadı.

Kalp atışlarım istemsizce hızlanmaya başlarken bakışları yavaş yavaş yüzümde dolaşmaya başlamıştı bile. “Neden buradasın?” Fısıltı gibi çıkan sesim benim bile kulağıma zor ulaşırken bakışları gözlerime çıktı. “Şuan burada olmam gerektiği için.” Bakışlarını benden kaçırdığında bilgisayara döndüm. Klavyenin üzerinde olan elimde hissettiğim baskıyla bedenim titredi.

Benim aksime bunu hiç yadırgamayarak sanki elinin altında elim yokmuşcasına kayıtları silerken bakışlarımı yüzünden çektim ve elimi elinin arasından çıkardım. Bu işten iyi anlıyorsa kendisi yapabilirdi. Dönen sandalyeyi çevirerek ona doğru döndüm. Kollarımı birbirine sararak ona baktığımda istifini bozmadan işini yapmaya devam etti. Üzerine giydiği lacivert kısa kollu gözlerinin mavisini kesinlikle daha da ortaya çıkarmıştı. Tişört neredeyse tüm vücuduna otururken kol kaslarının bir kez daha büyüklüğüyle şaşkına uğradım. Sırf kızları etkilemek için bu kadar işkenceye değdiğini sanmıyordum. Bilgisayardaki işi bittiğinde kalçasını masaya dayayarak bana döndü. Bu sayede dizi çıplak dizime sürtündü. Saçımdan bir tutamı parmaklarım arasına alarak ona baktım.

“Sen beni mi izliyorsun?” Sorumla kaşları hafifçe çatıldı. Başımla bilgisayarı işaret ettim. “Kayıtları silerken Suna ve Kenan’la konuştuğum zaman seni gördüm. Neden oradaydın?” Birbirine sarmış olduğu kollarını açarak yaslandığı yerden doğruldu. “Çünkü sana hala güvenmiyorum.” Gözlerimin içine bakarak sanki havadan konuşuyormuş gibi böyle söylemesi hiç hoş değildi. “Size en fazla ne kadar zarar verebilirim ki?” Gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. Dudaklarını yalayarak bana doğru bir adım atarken elimdeki saç tutamını bıraktım. “Okulda yaptıklarını bilmesem gerçekten tatlı bir kız olduğuna inanacağım.” Dudaklarımı büzdüm.

“Ne yani tatlı değilmiyim?” Ciddi surat ifadesiyle beni incelerken kısık sesle konuştu. “Allah kahretsin ki tatlısın.” Bakışlarım donakalırken kalp atışlarımın kulaklarıma dolduğunu hissediyordum. Muhtemelen duymadığımı sanıyordu. Bana ne dediğinin farkındamıydı?

Nefret ettiği kıza tatlı olduğunu söylüyordu. Belki de ben bir rüya görüyordum.

Ya da uyanmadan önceki son kabusumu....

🦋

Tamda tahmin ettiğim üzere annem bu akşamını bir yemek organizasyonuna gitmeye ayarlamıştı. Bu benim fazlasıyla işime gelmişti. Saçlarımı sıkı sıkıya at kuyruğu yaparken kollarımın ağrımasıyla nefesimi verdim. Küçük ama benim için fazlasıyla büyük detayların bozulmasından nefret ediyordum. Saçımdan firar eden bir tutam tüm saçımı tekrar yapmamı sağlayabilirdi. Bakışlarım aynadaki aksimde gezinirken memnun bir şekilde gülümsedim. Neyseki sabah düşündüğüm kombin üzerimde kötü görünmüyordu. Altıma siyah deri pantolonumu giymiş üzerime ise bordo dar badimi geçirmiştim.

Siyah deri ceketim ve midi topuklu ayakkabılarımla polis memurunun evine gizlice girme kombinim hazırdı. Masanın üzerine koyduğum telefonumu alarak bildirim paneline baktım. Tam o sırada Sudem’den geldiklerine dair bir mesaj beni karşıladı. Telefonu kapatarak cebime attım ve son kez odama bakarak odadan çıktım. Kapının önüne geldiğimde askılıktaki anahtarımı alarak ceketimin cebine attım ve dışarıya çıktım. Soğuk hava şiddetle yüzüme çarparken içimden bir titreme geçti. Bakışlarım kapıya kayarken gördüğüm siyah arabanın onlara ait olduğunu anladım.

Bahçenin demir kapısını açarak dışarıya çıktığımda aracın arka kapısı açıldı. Adımlarımı hızlandırarak aracın çevresinde dolandım ve içeriye girdim. Yanımda Azra onun yanında ise Sudem vardı. Aracı Bülent sürerken yanında Selim oturuyordu. “Sefayla konuştum. İki saatimiz olduğunu söyledi. Belki daha azda olabilirmiş amcası pek dışarıda oturmayı sevmeyen bir adammış. O yüzden hızlı olmalıyız.” Bülent sustuğunda Selim konuştu.

“Aslında biz kendi aramızda anlaştık ama seninde haberin olsun diye söylüyorum. Eve girdiğimizde iki kişi bilgisayarın başında isimleri sorgulatırken diğerleri evin etrafında olup birilerinin gelme ihtimaline karşı gözetleme yapacak.” Dudaklarımı yaladım. “Aslında bu kadar kalabalık gitmemiz biraz saçma oldu.” Dikiz aynasından Bülent’le göz göze geldik.

“Ben belki siz düşünürsünüz diye fikir belirtmedim ama onlar evdeyken bile 2 kişi gidebiliyorsak onlar yokken de 2 kişi gidebilirdik. Erken gelme durumlarına karşı 2 kişiyi evden çıkarmak ya da bizi gördüklerinde kendimizi açıklamak kolay olabilir. Ama bu kadar kişiyi açıklayamayız.”

Aracın içini sessizlik doldururken tek ses klimanın üflediği soğuk havaydı. Telefonum cebimde titrerken umursamadım. “Bunu düşünmene rağmen bize neden söylemedin?” Sudem’in sorgularcasına çıkan sesiyle duraksadım. Böyle anlarda genelde Azra öne atılırdı. “Çünkü sizde insansınız. Bunu düşünebilirsiniz sürekli olarak böyle detayları ben düşünürsem benim yokluğumda boşluğa düşersiniz.”

“Bu iş bitene kadar beraberiz. Sonrasında sana ihtiyacımız yok.” Azra net bir şekilde konuşmuştu. Bakışlarım camdan dışarıya kayarken konuştum. “Kim bilir belki de bu iş bitmeden hayatınızdan çıkarım.”
O sözlerimden sonra yolculuk sessizlik içinde geçti. Dakikalar sonra Sefa’nın amcasının evine ulaştığımızda arka kapıya park ettiğimiz araçtan tek tek indik. Selim önden giderek daha önce geldiğimizde geçtiğimiz kapıyı açtı.

Hepimiz tek tek kapıdan geçerken o kapıyı açık tutuyordu. Ben yanından geçtiğimde güler gibi bir ses çıkardığını duydum. Bakışlarım ona kaydığında her zaman ki ifadesiyle durduğunu fark ettim. Bahçenin ışıkları bahçeyi aydınlatırken bakışlarım onlarda gezindi. Neredeyse hepsi eşofmanla gelmişti. Onlarda aynı şekilde beni incelerken Bülent konuştu. “Selim’in dediği kadar varmışsın.” Gülmemek için kendini zor tutarken gözlerimi kısarak ona baktım. “Ee ajan kostümün nerede?” Azra’da onunla aynı edada konuşurken yapmacık bir şekilde gülümseyerek konuştum.

“Kirlideydi. Bu seferlik bununla idare edeceğiz.” Onları boşvererek evin duvarına doğru ilerledim. Geçen seferde buradan gitmiştik. Duyduğum adım seslerinden onlarında peşimde olduğunu anladım. “Bir kişi burada beklesin.” Bülent’in dediğiyle kızlarla göz göze geldik. Tahmin ettiğim gibi bilgisayarla onlar uğraşacaktı. “Sudem burada bekleyebilir.” Bakışlarım Sudem’e kaydığında başını olumlu anlamda salladı. Duvar dibinden hızlı hızlı yürürken ayağıma çarpan şeyle çığlık attım. Geriye doğru giderken arkamdaki beden beni tuttu. “Noldu?” Bülent’in sorusuyla yutkunarak konuştum.

“Bilmiyorum ayağıma bir şey çarptı.” Kalbim hızla atarken elim hızla boynumu buldu. Yanıbaşımda hissettiğim nefesle irkildim. “Sakin ol. Panik yapmana gerek yok.” Neredeyse sakinleştirici etkisi yapan sesiyle derin bir nefes alarak öne doğru bir adım attım. Ama çarptığım şeyin orada olacağı düşüncesi geri adım atmamı sağladı. Bahçenin karanlık tarafında olduğumuz için birisi telefonunun ışığını tutarken bakışlarım yerde gezindi. Gördüğüm şeyle rahat bir nefes verdim.

“Gerçekten mi? Bir taş için mi ödümüzü bokumuza karıştırdın?” Arkamdan gülme sesleri gelirken sinirle onlara döndüm. Gözüme gelen ışıkla gözlerimi kıstım. “Ayağımda topuklu ayakkabı var karanlığın ortasında ayağıma bir şey çarpması ne demek biliyormusunuz?” Hala gülerlerken Selim omuzlarımdan tutarak beni önüme çevirdi. “Yürü hadi.” Taşın üzerinden atlayarak Sefa’nın amcasının çalışma odasınının olduğu tarafa geçtim. Odanın camının önüne gelince durdum. Selim öne uzanarak cam kapıyı ittirerek açtı. Herkes içeriye girerken Sudem kapının önünde bekledi.

Tam adımımı içeriye atarken omuzlarımdan tutuldum. Bakışlarım Selim’e kayarken anlamazca ona baktım. “Topuklu ayakkabı ile geldiğin için ayakkabının topukları toprak içinde. İçeriye öylece girmeyi planlamıyorsun değil mi?” Sinirle gözlerine baktım. O benim aksime sıfır duyguyla bakıyordu. Nefesimi vererek eğildim ve ayakkabının düğümlerini çözdüm.
Ayakkabıları olduğu yere koyarak adımımı içeriye attım. Aramızdaki boy farkı daha belli olurken ona omuz atarak yanından geçtim. Bülent ellerini masanın üzerine koyarak konuştu.

“Sen ve Azra diğer taraflara gidin. Eve gelirlerse girişten gelecekler doğal olarak.” Başımı salladım. Odanın kapısına doğru ilerleyerek kapıyı açtım ve dışarıya çıktım. Azra’da arkamdan gelirken uzun bir koridorda karşılaştık. Koridoru yan yana yürürken konuştu. “Neden Sudem’in dışarıda kalmasını istedin? Benimle o günü konuşmak için mi? Benim konuşacak birşeyim yok eğer onlara bir-”

“Ne anlatıyorsun Azra?” Duraksayarak bana baktı. “Sudem evin içindeyken muhtemelen daha güvensiz hissedecekti. Ayrıca ani bir durumda hemen harekete geçebileceğinden emin değilim o yüzden dışarıda Bülentlerin yanında kalmasını istedim. Koridorun sonuna ulaştığımızda adımlarım durdu. Buradan giriş kapısı rahatlıkla görünüyordu. “Yine de o günden birilerine bahsetmeyeceğinin güvencesini alamam.” Kollarımı birbirine sararak sırtımı duvara dayadım.

“Ben o günden ve o olaydan kimseye bahsetmeyeceğim. Bence ben sana bunun güvencesini veriyorum sen bana güvenmek istemiyorsun.” Kollarını birbirine sararak benim gibi sırtını duvara yasladı. “Çünkü nasıl bir insan olduğunu biliyorum.” İğrenir gibi söyledikleriyle hafifçe güldüm. “Ya nasıl bir insanmışım ben?” Gözlerimin içine bakarken birkaç saniye sustu. Konuşmak ve konuşmamak arasında kalmış gibiydi.

“Senelerdir aynı okuldayız ve iki senedir aynı sınıfta. Önce insanlarla yakın olup sonra tüm sırlarını öğrenip bütün okula yayıyorsun. O kadar manipületifsin ki insanlar sana kanıyor. Ama ben onlardan değilim. O gün yaptığın şey yüzünden sana ısınacağımı ve sana güveneceğimi sanıyorsan yanılıyorsun.” Kaşlarımı kaldırdım. “Belki de hikayeyi benim ağzımdan dinlemeyi denemelisin. İstediğin zaman sana seve seve anlatırım.” Gözlerini devirdi. “Bildiğim şeyleri dinlemem.”

Dudaklarımı yalayarak bakışlarımı etrafta gezdirdim. “Sen bu durumu onlara ne zaman söyleyeceksin?” “Sanane” Gözlerinin içine baktım. Nefesini verdi. “Tamam be.” Ellerini saçlarından geçirdi. “Bilmiyorum. Eski ve kapanmış bir meselemiz var onlarla. Bunu kabul etmeyebilirler. Ve ben bunu açıklayamamam.” Saçımdan bir tutamı alarak parmaklarımla oynamaya başladım. “Bunu açıklamak elbette zor olacak ama açıklamazsan ve farklı şekilde öğrenirlerse daha kötü olur.” Yaslandığı yerden doğruldu.

“Sen söylemezsen öğrenmezler.” Başımı iki yana salladım. “Öğrenirler Azra. Şuan gündemleri yoğun olduğundan fark etmiyor olabilirler ama bir süre sonra fark edecekler. Sürekli yan yana olan insanlarsınız. Ayrıca” Dudaklarımı birbirine bastırdım. Hayır bunu söylememeliydim. “Ayrıca ne?” Omuz silktim. “Boş ver. Erkenden söylemen gerekiyor ama.” Bana doğru bir adım attı. “Ayrıca ne Birce?” Kaçışım yoktu.

“Ayrıca o fotoğrafı ben çekmedim. Bana farklı birisinden ulaştı. Yani o fotoğrafı ben haber yapmazsam haber yapmadığım için ikimizde haber olabiliriz. Özellikle de daha önce açığınızı kapamışken.”
Kaşları çatıldı. “Ne gibi bir açık? Ayrıca sen istemezsen hiçbirşey haber olmaz.” Gözlerimi kapatıp açtım.

“Ben herşeyi haber yaparım Azra. Bu zamana kadar haber yapmadığım neredeyse hiçbirşey yok. Bu dikkat çeker özellikle de bilgi başka elden gelmişse. O yüzden erkenden onlara söylemeye bak. Eğer haber benden bağımsız yayılırsa onları hayal kırıklığına uğratma.” Daha fazla soru yağmuruna maruz kalmamak için yanından ayrılarak koridorun diğer tarafına doğru ilerledim. Çalışma odasının kapısı açılırken Bülent kafasını çıkararak bize baktı. “Hızlı gelin çıkıyoruz.”

Adımlarımı hızlandırarak kapıya yaklaştım ve içeriye girdim. Bilgisayar çoktan kapanmış Selim ve Sudem dışarıdaydı. Masanın etrafından geçerek cam kapıdan dışarıya çıktım. Çıplak ayaklarım yere temas ettiğinde vücudumdan bir ürperti geçti. Yerde duran topuklu ayakkabılarımı alarak hızla ayağıma geçirdim. Hepsi çıkmış beni beklerken ayakkabılarımı giyerek doğruldum. Hepsi bana bakarken anlamazca onlara baktım.

“Bir daha seni böyle işlere çağırmayalım.” Bülent’in dediklerine göz devirdim. “Ben olmasam buraya kadar bile gelemeyecektiniz ama.” Saçımı savurarak yanlarından geçtim. Arkamdan konuşma sesleri gelirken onları umursamadım.

Arkamdan konuşanlar genelde anca konuşurdu zaten.

🦋

Sudem Pola

Burnuma dolan zambak kokusunu derince içime çektim. “Ne anlardın şundan anlamıyorum ki” Göz kapaklarımdan süzülen yaşlar toprağı ıslatırken onları durdurmak için çabalamadım. “Herhangi bir koku varken neden zambak mesela? Sırf seni hatırlatsın diye benim evi zambaklarla doldurduğun zamanları hatırlıyormusun? O gün bu kokunun sana özel olduğunu söylemiştin.” Derince iç çektim.

“Sadece sana özelmiş.” Gülerek başımı topraktan kaldırdım. “Ayrıca zambaklar çok pahalıymış. Her seferinde onlara bu kadar parayı nasıl veriyordun acaba?” Dudaklarımdaki buruk gülümsemeyle toprağı okşadım. “Ayrıca mezara çiçek dikmekte çok zormuş.” Dudaklarımdan bir hıçkırık çıktı. “Kızım bir insan neden zambak sever? Çok zormuş ekmesi. Sürekli sulamalıymışız.” Göz yaşlarım boynumu ıslatırken akan burnumu koluma sildim. “Sefa geçen geldiğimizde youtubeden video açıp nasıl dikildiğine bakıyordu.”

Dirseklerimi beyaz mermere dayayarak çenemi avcuma yasladım. Gözlerim mezar taşındaki yazıyla kesişti.

Didem Kurtaran

27/05/2008 ∞ 13/01/2026

Gözlerimi sıkıca kapadım.

Sıcak bir damla gözyaşı yanağımı yakarken dudaklarımı ısırdım. Ellerimle yüzümü sildim. “Ağlamak yok ağlamak yok. En sevdiğim toprağın altında olabilir ama ağlayamam.” Gözlerimi sildikten sonra gülümsedim. “Sana yeni haberlerle geldim. Birşeyler duydum. Senin bize söylemediğin birşeyler.” Başımdan geriye giden şalı öne doğru çektim. “Hani sana bahsetmiştim ya Birce’nin boynunda bir kolye vardı. Aşırı beğendim aynısını arıyorum diye.” Dudaklarımı yaladım.

“O kolye seninmiş? Asıl durum o kolyeyi sana alan Sefaymış. Bunu neden bize söylemedi anlamıyorum. O kolyenin Birce’de ne işi var bilmiyorum. Tek bildiğim şey o kızın birşeyler sakladığı. Hareketleri bir tuhaf. Bu işte bizimle olmaya başladığından beri dediği herşey doğru çıkıyor. Sanki yolu o bilip bize gösteriyor gibi.” Ellerimi toprağa gömülü beyaz zambaklarda gezdirdim. “Sefa o kolyenin neden onda olduğunu anlamaya çalışıyor olmalı. Bülentle ikisi öyle konuşuyordu.” Başımı hafifçe salladım. “Evet Bülent’de biliyor. Sanırım bir tek biz bilmiyoruz.”

Gülümsedim. “Belki sende biliyorsun. Selim bunu öğrendiğinde çok kızacak.” Başımı soğuk zemine yasladım. Başım çoktan dönmeye başlamıştı. Cenazede de böyle olmuştu. “Aslında kolye meselesinin hiç yaşanmadığını varsayarsak Birce iyi bir kıza benziyor. Belli etmesem de ilk günden itibaren kanım ona ısındı.” Güldüm. “Evet şu arkasından dedikodusunu yaptığımız kızdan bahsediyorum. Ama göründüğü gibi birisi değil.” Dudaklarımı büzdüm.

“Onunla konuşurken sanki insanların arkasından dedikodu çıkaran birisi ile değilde çok yakın arkadaşımla konuşuyormuş gibi hissediyorum. Asıl tuhaf olan onunda bunu yadırgamaması.” Başımı yasladığım yerden kaldırdım. “Yani çok tuhaf anlıyormusun? Sırf bize yardım etmek için dedikodu işini geriye atıyor. Evet bizim tanıdığımız Birce’den bahsediyorum. Bu kadar yakınımızda olmasına rağmen bu zamana kadar hiç dedikodu çıkarmadı. Aksine okulda yaptığımız araştırmalarda ya da farklı işlerde ona gelen haberlerin önünü kesiyor. Daha büyük bir şey mi planlıyor yoksa sadece yardım mı etmek istiyor anlamadım.”

Toprağı elimle yavaş yavaş kazarken konuştum. “Ama bana soracak olursan bence bunun sebebi başka. Selim’le onu aşırı shipliyorum. Selim’in her lafı geçtiğinde ona karşı nefretini telaffuz ettiğini biliyorum ama en büyük aşklar nefretle başlar sonuçta değil mi?” Güldüm. Elimin altındaki toprakta yavaş yavaş çukur oluşurken yüzümdeki gülümsemeyi bozmadan konuştum. “Bence Birce’de de birşeyler var. Bizim hakkımızda dedikodu çıkarmaması ya da bir atağa geçmemesi içimizden birisine olan ilgisinden.” Kaşlarımı yavaşça çattım.

“E bu kişi Azra olamayacağına göre elbette Selim olacak.” Elimin atlındaki çukurun yeterli geldiğini düşünerek ellerimi sirkeledim ve saksıda aldığım çiçeği mermerin üzerine koydum.

Çiçeği saksının içinden çıkarırken konuştum. “İçimden bir ses herkesten önce bu durumu benim Selim’e söylemem gerektiğini söylüyor. Eğer daha sonra öğrenirse bu durumla bizim aramızı bozduğunu düşünerek kızın üzerine gidecek.” Saksıdan çıkardığım çiçeği toprağa koyarak üzerini kapamaya başladım. İçime çöken sıkıntıyla kesik bir nefes aldım. Bakışlarım etrafta gezinirken kısa bir an nerede olduğumu unuttuğumu fark ettim. Dudaklarımı yalayarak önüme döndüm ve çiçeği toprağa gömdüm. Elimi mermere yaslayarak oturduğum yerden kalktım.

“Bekçi amca gelip çiçekleri sulayacak o yüzden şimdi gidiyorum.” Arkamı dönerek kaçarcasına birkaç adımla aile mezarlığının içinden çıktım. Adımlarım ince uzun yolda ilerlerken ardıma bakmamak için içimde derin savaşlar veriyordum. Eğer ardıma bakarsam onu bırakamazdım. Bu hep böyle oluyordu.

Gözümden akan birkaç damla yaşı hızla silerken mezarlığın çıkışına yaklaşmıştım. Bankta oturan bekçiyi görünce onun yanına doğru adımladım. Bakışları üzerimde gezinirken sıkıntılı bir nefes verdi. “Su getireyim mi sana abicim?” Başımı olumsuz anlamda iki yana salladım. “Yeni çiçekler ektim. Sulama işi sende abi.” Hafifçe başını salladı. Hava yavaştan esmeye başlarken kollarımı birbirine sardım. “Geçen gün sanırım senin arkadaşın buraya gelmişti.” Hafifçe kaşlarımı çattım. “Hangisi?” Eliyle omuzlarını gösterdi.

“Böyle saçları omuzlarında olan bir kız, siyah saçlı. Boyu biraz senden uzun.” Başımı salladım. “Evet benim arkadaşım.” Sanırım Azra’nın da Didem’le yalnız kalmaya ihtiyacı vardı. “Hah işte ben onu gördüm dün burada yanında bir kız. Bağırış çağırış kahve ettiler sonra senin arkadaşın ağladı.” Kaşlarım istemsizce çatılırken bakışlarım mezarlık kapısına kaydı. Dün buraya Birce gelmişti. İyi de neden kavga etmişlerdi? “Hatta fotoğrafını çektim. Bekle göstereyim.”

Cebinden telefonunu çıkarırken ayaklarımla ritim tuttum. Birkaç saniye sonra telefonu bana çevirdi. İlk fotoğrafta Azra Birce’ye bağırıyordu. Birce ise bankta oturuyordu. Mezarlıkta olmasına rağmen fazlaca rahat bir şekilde. Yana kaydırdığında Azra’nın ona sarılarak ağladığını gördüm. Kalp atışlarım istemsizce hızlanırken sinirle gözlerimi kapatıp açtım. “Bir şey duydun mu abi?” Omuzlarını kaldırıp indirdi.

“Ne desem yalan olur abim. Ama senin arkadaşın o kıza beni mi takip ediyorsun haber mi yapacaksın gibi bir şey dediğini duydum.” Kollarımı bıraktım.

Tam ona güvenmem gerektiğini düşünürken Birce beni yanıltmıyordu. İlk kez böyle birşeyi sesli dile getirmiştim ve karşıma bu çıkmıştı.
O kız bizi yavaş yavaş fetih etmeye çalışıyordu.
Ama ben buna izin vermeyecektim...

Helooooo ben geldimmmmm

Biliyorum biraz geç geldim ama bölüm yetiştirmeye çalışırken işler sarpa sardı

Okullarda açıldı malum söve söve okula gidiyorum

Kitapla ilgili sorularınız ya da genel olarak bölüm akışını takip etmek isterseniz Ebruermec_27 insta hesabından wp kanalıma gelebilirsiniz

Her bölümün sonunda olduğu gibi bu bölümün sonunda da sizlere kitaplarım hakkında bilinmeyenlerden birisini söyleyeceğim bu seferki kitabımız

Kurt Peşinde

Biliyorsunuz kitap seri o yüzden ben ilk kitabı ele alarak konuşacağım kurt Peşinde geniş bir evren ve bu evrende sağlam karakter olması için sağlam acılara tabi tutulması lazım. Bunu en başında kendime kural olarak koymuştum ama perinjn ihaneti üzerinde çok düşündüm olmasa da olur gibiydi. Ama yazdıktan sonra aslında hikayenin kılıt noktasının gelişmeye başladığını anladım. Yine de bu konuda hep arafta kalacağım

Bölümle ilgili teorileri ve yorumları buraya alayım 👉

Diğer bölümde görüşmek üzere

Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm....🖤⭐️⭐️