2. bölüm · Ölüm cadısı
Tren
Trende minik bir kavga ve büyük bir üstünlük sonucu kaptığım cam kenarı yerimde, Hermonie'nin beni dürtmesi ve hoş bir kaç sevgi sözcüğü eşliğinde uyandım "merlin'in sakalı götüne girsin..." Ayağa kalktım ve kabinin kapısına yöneldim. "Sen beni neden kaldırdın?" Kurnaz bir sırıtış ile gözlerime bakıyordu "canım istedi." Saçından minik bir tutamı yakaladım ve çekim. "Benim canımda seni boğmak istiyor."
Göz devirdim ve bıkkın bir nefes verdim. Kabinden çıktım ve koridorda yürümeye başladım "Fred!" Beni duyan fred ve George arkasını döndü ve gülümsyerek yanıma geldiler "Sizin kabine geldik ama uyuyordun." Bıkkın bir nefes verdim "çok konuştular." Buna minik bir kahkaha attılar "belki ağızlarına yapıştırıcı sürebiliriz." Kıkırdadım "umarım bunun için güzel bir şakanız vardır. Büyülü bir sakız falan?" Kaşları kalktı ve onaylayan gözler ile birbirlerine bakıp kafa salladılar. "Hızlı öğreniyorsun." Kendini beğenmiş bir tavırla omuz silktim. "Bu kadar zeki olmayı ben istemedim." Görür görmez Şeker satan kadının yanına gittim ve bir kurbağa çikolata aldım. "Melrin?" Çıkan kartı memnun bir şekilde süzerek çevirdim. "Bunu küfür ettiğim birinin yüzüne atabilirim... +100 hakaret puanı." Kendi kendime mırıldandım. "Ahh... Yazık. Şimdi de yalnızlıltan kendi kendine konuşmaya mı başladın." Arkamdan gelen sesin slytherin oruspularından bir grup olduğuna iddiaya girerim. Arkamı döndüm ve tam da beklediğim gibi üç minik oruspu beceriksizce yapılmış makyajlar ve abartılı çignenen sakızlar ile beni izliyordu. "En azından makyaj yapmayı biliyorum." Dedim yargılayan gözlerle onları süzerek. Eteklerini yukarı kıvırmışlardı ve göğüsleri belli olsun diye cübbelerini giymemişlerdi ve kendilerini kasıyorlardı. "Böyle giderse bel fıtığı olacaksınız." Kızlardan biri sanki ona tokat atmışım gibi tuhaf bir ses çıkardı ve "yüzündeki on kilo makyajla ve çalı gibi saçlarınla bizi mi yargılıyorsun?" Arkadaki kızlarda birisi ona yaranmak için kendini öne attı "önce aynaya bak istersen." Dudaklarımı büzdüm ve onaylar bir şekilde dudak büzerek onları süzdüm. "Laf atmak konusunda yeni skiller gelişirmişsiniz, böyle giderse önümüzdeki sene bir birinci sınıf öğrencisi ile laf dalaşına girdiğinizde kazanabilirsiniz. Azminizi takdir ettim." Onlar arkamdan bir kaç küfür saydırırken ben çikolatamı yiyerek kabine ilerliyordum "hey, bulanık" yoluna devam et. Yoluna devam et. Yoluna devam et. "Sana diyorum Black'lerin bulanığı." Omuzuma elini attığında bıkkın bir nefes verdim. "Ne istiyorsun yine, Riddle." Dudağının kenarı kıvrıldı ve kendisini beğenmiş gülümsemesi dudaklarını izlememe neden oldu. Bu hoşuna gitmiş olacak ki kıkırdadı. "Ne o? Küçük kanı bozuk beni öpmek istiyor?" Öğürür gibi bir ses çıkardım "Asla..." Diyerek göz devirdim. "Bakışların öyle demiyor."
Ne ile sınanıyorum? "Şuan sadece seni boğmak istiyorum." Eğilerek yüzüme yaklaştı "Dene." Halinden oldukça memnundu. "Git başımdan." Bıkkın bir nefes verdim. "Hayır." Gözlerim bukle bukle olan kahverengi saçlarına kaydı. Saatlerce onlarla oynayabilirdim. Tabii onlar Mattheo Riddle'ın saçları olmasayadı. "Sadece... Rahat bırak beni... "
Gülümsedi. "Sanmıyorum." Omuzumdaki kolu ile beni kendine çektiğinde şokla dudaklarım aralandı.
"yeni mi bu Dudağındaki? Beğendim..." Kaşlarımı çattım "dudaklarıma mı bakıyorsun sen!" Hemen arkasından gelen pansy onun koluna yapıştı ve kendisine çekti. Merlinin sakalı, kurtuldum. "Hadi matty, seni bekliyordumm" kıkırdamama neden oldu ama o bunu fark edip bana laf atmaya hazırlandığında o daha ağzını açmadan tüğdüm ve kabine girdim. "kızlar size ne anlatıcam!"
