6. bölüm / 19
OLMAZLARA İNAT6. BÖLÜM
Bölümler 19Şu an: 6. BÖLÜM
- 1 1. Bölüm2.015 kelime
- 2 2. Bölüm2.126 kelime
- 3 3. Bölüm2.308 kelime
- 4 4. Bölüm2.250 kelime
- 5 5. Bölüm2.151 kelime
- 6 6. BÖLÜM2.315 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. Bölüm2.162 kelime
- 8 8. BÖLÜM2.135 kelime
- 9 9. BÖLÜM2.779 kelime
- 10 10. BÖLÜM2.716 kelime
- 11 11. BÖLÜM2.576 kelime
- 12 12. Bölüm2.510 kelime
- 13 13. Bölüm2.751 kelime
- 14 14. Bölüm2.518 kelime
- 15 15. Bölüm2.295 kelime
- 16 16. Bölüm2.235 kelime
- 17 17. Bölüm2.448 kelime
- 18 18. Bölüm2.746 kelime
- 19 Geçmişin aralanan perdesi3.220 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Lucas Hunter:
Sigara dumanını ciğerlerime çekip havaya üfledim. Kardeşim Drew'in karısı Diana omzuyla koluma hafifçe vurup, "Şu en öndeki seninki mi?" dedi. Sırıttım: "Baksana, kaskatı kesildi. Bizim dünyamıza ait değil." Bir kez daha çektim dumanı içime. "Sen öyle san, bir delirmesine bakar. Şu an şok geçiriyor." Birazdan bu yöne bakacaktı ancak bunu bilen tek kişi bendim. Boş boğaz Drew, "Bu ne amına koyayım, kız travma geçirdi," dedi. Gözlerim polis istihbarat ajanları yığınında gezindi, sevgili müstakbel eşimde durdu. Gözlerim, tam tahmin ettiğim gibi 3'ümüzün olduğu yere bakıyordu. Su yeşili gözleri kilometrelerce ötesinden bile parlıyordu. Göz bebeklerinde gördüğüm ateşle daha çok yükseliyordum.
Kendilerine, "Ya başlarım yapacağınız işe! Ben çok üzüldüm, dar görmüş tavşan gibi bakıyor. Ben her şeyi anlatacağım, olmaz böyle," dedi. Belimdeki silahı saniyeler içinde alnına dayadım: "Anlatsana kardeşim, anlat da beynini dağıtayım!" Beklemediğim anda kardeşimin karısı karın boşluğuma yumruğunu geçirdi. İnleyerek sendeledim. Habersiz yediğim yumruk tam yerindeydi. "Asıl ben senin beynini dağıtırım haydut herif! Sen kimin kocasını tehdit ediyorsun?" Bu çirkef gelinle uğraşmayacaktım, o gün bugün değildi. Sakin kalmalıydım.
Silahı geri belime takarken bir silah sesi yankılandı. Siktir, siktir, siktir! Omzumdan vurulmuştum. Acının şiddetiyle geriye doğru bir kaç adım attım. Başımı kaldırmamla güzeller güzeli komiserle bakıştım. Silahını bana doğru kaldırmış, buz gibi gözlerle bakıyordu. Karanlıktan beni tanıyamazdı, sadece gölgelerimiz belli olabilirdi. Dağın başında tepeden aşağı ona bakıyordum. Benim olduğumu biliyordu; dolgun dudaklarındaki kıvrılmayı görebiliyordum. Aramızda kilometreler olsa bile bu kadını her yerden tanırdım, gözlerini aklıma kazımıştım. Drew, Diana ve arkamızdaki bir ordu koruma emrimi bekliyordu. Başka biri olsa direkt sıkarlardı kafasına ama bu sefer işler farklıydı. Karşımda sevdiğim kadın varken bende her şey ters olurdu.
"Ses deneme 1, 2, 3... Hunter, her şey yolunda mı?" Kulaklığımdan gelen ses Drain'e aitti. "İyiyim, sorun yok. Kimse ateş etmesin," dedim dişlerimi sıkarak. Drain ve eşi Vera sniper'ların başındalardı. Vera'nın titrek sesi hepimizin kulaklığında duyuldu: "Ben çok korkuyorum, ben eve gitsem..." Sesi ağlamaklı geliyordu. Bu ırzına koyduğum, sürekli kızı böyle yerlere getirmek zorunda değildi. Vera ürkek, korkak biri olduğu için böyle yerlerden ölesiye korkmasına rağmen inatla getiriyordu. Omzumdan akan kanları umursamadan nihayet biraz olsun acı azalmıştı. Bir sonraki hamlesini merak ediyordum.
Rena Wolca:
Lucas Hunter'ı tam omzundan vurmuştum. Acıyla sendelemesini izlemek hoşuma gitmişti. Bu saatten sonra yapılacak pek bir şey kalmamıştı, oyuna gelmiştik. Kulaklığıma 2 kez dokunup Amerikan aksanımla konuştum: "Herkesin dikkatine! Hemen olay yeri incelemesi başlatın. Cesedin yakınlarına ulaşıp ölüm haberini verin. Oyuna geldik, tırlar boş, geri çekiliyoruz," dedim.
İstihbarat ajanı Teresa Hanım; kırmızı ceketi, içine giydiği siyah bluzu ve yine kan kırmızısı rengindeki pantolonu ve ayakkabılarıyla göz kamaştırıyordu. Elini yukarı kaldırarak tüm polisleri durdurdu. Her adımıyla küt sarı saçları dalgalanıyor, bana doğru geliyordu. Asalete bak hele! İngiliz aksanıyla, "Tırların boş olduğunu nereden biliyorsun? Bakmadın bile. Neye göre geri çekilmeleri gerektiğini söylüyorsun komiser?" dedi. Benden en fazla 2 santim uzun olan kadına dik dik bakmaya başladım. Yüzümdeki maskeyi çıkartıp yere attım, dağılan örgülü saçlarımı düzelttim: "Yük olan bir tır bu hızda hareket edemez. Bu hızda hareket etse bile buraya gelmeden çoktan devrilirdi. Adam da kendi kafasına sıkarak değil, tır kazası sonucu ölürdü." Sevimlice sırıttım: "İsterseniz kontrol ettirin."
Kadın baştan aşağı beni süzerken dudakları iki yana kıvrıldı: "Zeki kadınsın ama yine de emin olmalıyız." Arkasından 2 polis arkadaş tıra doğru koşup büyük kapıları iki yana açtılar. Tekrar yanımıza doğru koşar adımlarla gelip, "İçi boş efendim, mallar yok. Tuzakmış," deyip saygıyla eğildiler.
Temiz havayı içine çekti: "Hepinize teşekkürler arkadaşlar, yine de iyi iş çıkardınız. Buraya hemen bir ekip gönderin, sonra dağılabiliriz." Elini omzuma koydu, göz ucuyla eline baktım. "İyi iş çıkardın Rena, tebrik ederim." Hiçbir şey yapamamıştım ki, neden tebrik ediyordu? "Sağ olun efendim." Kendi ekibim dışındaki herkesin dağılmasını emretmiştim; birkaç polis arkadaş olay yeri incelemesi için gelmişlerdi. Ekibim ve ben o Rus mafyasını arıyorduk, çalılıkların arasında dikkatlice ilerliyorduk. Yakınlarımdan gelen kadın sesiyle irkildim, durmaları için elimi kaldırdım. Kadın Türkçe konuşuyordu: "Daha ne kadar bekleyeceğiz?"
Bir erkek sesi daha duydum: "Abimin keyfine kaldık," dedi.
Çalılıkların arasından dikkatlice bakmaya çalıştım. Siyah saçlarını sıkıca atkuyruğu yapmış, siyah tişört ve deri bir pantolon giymişti. Yanında iki erkek vardı; yanındaki adam kadının belini tutmuştu, sanırım sevgililerdi. Yüzlerini tam göremiyordum. Başka birinin gülme sesiyle kanım dondu, bu gülüş Avcı'nın gülüşüydü. Sikerler böyle işi, aradığım adam o muydu en başından beri? Kafamı sikeyim!
"Gerçekten anlamıyorum. Senin gibi sorunlu bir adam nasıl olur da ürkek bir kadına aşık olur? Ah, siz erkekler... Her zaman egonuzu tatmin etmek için savunmasızları seçiyorsunuz, yazık!"
Elinde tuttuğu sigarayı yere atıp sivri uçlu topuklu botuyla söndürdü. Önce bu kadını boğacaktım, çok pis kurulmuştum. Çömelmekten bacaklarım uyuşmuştu. Tam doğrulup kadının üstüne atlayacağım sırada biri benden önce davrandı; ağzıma eterli bez tıkandı. İlk 10 saniye direndim ancak bilincimi yitirmiştim.
Gözlerimi açtığımda deponun egzoz kokusu içime işledi. Ellerim, ayaklarım bağlı bir şekilde eski bir yatağın üzerinde yatıyordum; ağzımın içi kurumuştu. Kaç saattir uyuyordum, bana ne olmuştu? Hatırlamıyordum. Başımın arkası çok ağrıyordu, sanki bir şeyle vurulmuştu. Nerede olduğumu anlamaya çalışırken kapı açıldı; zümrüt yeşili gömlekli bir adam içeri girdi. İngilizce aksanıyla, "Sonunda uyandın," dedi.
"Türkçe biliyorsan hiç havalara girip İngilizce konuşma bence."
Güldü. "Zeki kadınsın." Bu sefer ana dilim Türkçeyle konuştu: "Sadece iki yıl Türkiye'de yaşadım, bu yüzden ister istemez öğreniyor insan." Cebinden sigarasını çıkarıp ucunu çakmakla yaktı. Paketten yeni bir sigara çıkarıp, "Kullanıyor musun?" diye sordu.
Kesin ve net bir dille, "Hayır," dedim.
"Kim olduğumu biliyor musun?"
"Ben de tam bunu soracaktım."
"Babanın ve onun ortağı Kris Hunter'ın ortağıyım."
"Babam derken?"
"Babanın da bu işin içinde olduğundan haberin yok mu?"
"Onunla ilgili hiçbir şey bilmek istemiyorum. Evlatlık olduğumu söyleyeceksen alnından öpeceğim."
Şah bir kahkaha attı. Bu adamın gülüşünden iğreniyordum. "Maalesef özsün."
"Madem öyle, beni niye kaçırdın?"
"Ben iyi bir adam olduğum için bilmen gereken gerçekleri ancak böyle söyleyebilirdim, yoksa kocan kafama sıkar."
Kocam mı? Ben evli miydim? Benim niye haberim yoktu? "Kocam derken? Yanlış söyledin galiba, evli değilim ben."
"Tam da bu yüzden kaçırdım seni."
"Kendine mi kaçırdın?"
"Saçma sapan konuşma Rena! Senin gibi bir çirkefi ne yapayım ben?"
"Bana bak, adam gibi de ne diyeceksen, attırma tepemi!"
Çenesi gerilip dişlerini sıktı. "Sen yat kalk dua et, o deli kocanla uğraşmamak için sana bir şey yapamayacağım."
Ne kocası? Kafayı yiyecektim burada. "Kim amına koyayım benim kocam, siktirme bana belanı!"
Şaşkınca, gözlerini benden ayırmadansüzdü. "Gerçekten Avcı'nın karısısın."
Avcı mı? "Ne diyorsun lan sen?"
"Azıcık gözlerini aç, Rena Hanım! Baban, Kris Hunter'la, yani Lucas Hunter'ın babasıyla, bir anlaşma yaptı. Bu anlaşma da senin üzerineydi."
Ne anlaşması? Aklımı kaçırmak üzereydim. "Ne anlaşması?"
"Baban seni Kris Hunter'a 50 bin dolara sattı."
Duyduklarımla başımdan aşağı bir kova kaynar su dökülmüş gibi hissettim. Aklım, mantığım kabullenmek istemiyordu. Bunu da yapmış olamazsın baba!
"Kris, oğlu Lucas Hunter için seni satın aldı; güya iyi baba pozlarını oynayacaktı."
Nefesim kesildi. Beni satmış mıydı gerçekten? O psikopat herife mi satmıştı?
"Bununla da kalmıyor; Lucas Hunter, yedi senedir sevdiği kızı satın aldığını öğrenince sinir krizi geçirip babasını göğüs kafesinden vuruyor. Babası ölmüyor, bir hafta yoğun bakımda kaldıktan sonra evinde istirahat ediyor."
İşittiklerimi sindirmeye çalışıyordum. Nasıl yaparlardı bunu?
"Senin Avcı diye bildiğin kişi, Lucas Hunter'ın ta kendisi."
Hayır, hayır, bu doğru olamazdı. Gözlerime yaşlar dolarken ellerimi kulaklarıma bastırdım. İnanmak istemiyordum. Başımı sağa sola sallıyor, kulağımda çınlayan yalanları susturmaya çalışıyordum.
"Daha fazla duymak istemiyorum, sus!"
Çenesini sıvazlayarak, "Hakkını yemeyelim ama..." dedi. "Sen Almanya'da babana silah çektiğin gün, o da çekti. Tarık'ı eşek sudan gelinceye kadar dövdürüp babanın önüne attırmış. Ve hakkını vermeliyim ki, baban önünde titriyordu." Güldü it herif. "Ne kadar düşmanım olursa olsun..." Gözlerini kaçırdı. "...onun bir suçu yok, seni çok seviyor. O yüzden kızma ona, hepsini babalarınız yaptı." Derin bir nefes aldı. "Ona bir şans ver; dışarıdan göründüğü gibi değil, inan bana. İnsan düşmanını iyi tanır."
Göz kırpıp gitti.
Bense boşlukta kaybolmuştum. Bir insanın hayatında hiç mi iyi şeyler olmazdı? Lanet gibi çökmüştü üzerime. Lucas Hunter lanetten başka bir şey değildi; benimle uğraştığına ve eğer haberim olmadan evlendiysek annesinden emdiği sütü fitil fitil getirecektim. Çok üzülmüştüm, bu kadar yeterdi. Öncelikle ellerimi açmam lazımdı. İp çok sıkı değildi, biraz zorlayınca elimdeki iplerden kurtuldum. Ayaklarımdaki ipleri çözüp kapıyı açıp babamın ocağından çıkar gibi çıktım.
Roven'ı arayıp beni almasını istedim. Lena da gelmek istemişti ama Roven'la farklı planlarım vardı, Lena kesinlikle gelmemeliydi. Konum atıp beklemeye başladım; hepsini tek tek ortadan kaldıracaktım.
Roven arabayı önüme kırdı, ani fren yapıp camı açtı: "Atla arabaya!"
Gülümseyip yan koltuğa geçip oturdum. "Nerelerdeydin bunca zaman?" Eşek gibi biliyordu nerede olduğumu.
"Kafamı dağıttım biraz," dedim sessizliğimi koruyarak.
Uzun bir süre konuşmadım, gözüm sürekli direksiyona kayıyordu. Bacağımdaki silahtan haberi yoktu zavallının. Başımı ona çevirip rahatsız edici seviyede gülümsedim. Roven korku dolu gözlerle bakıyordu: "Abla, bir şey mi oldu?"
Ablayı göstereceğim ben sana! Saniyeler içinde elimi direksiyona atıp tam tur çevirdim. Bir boşluk bulup bacağımdaki silahı çıkarıp şakağına bastırdım. Bir yandan direksiyon hakimiyetini kaybetmemeye çalışıyordu. Ani frenle öne doğru gelip gittim. Tam sakin hissettiği sırada avazım çıktığı kadar bağırdım: "İN LAN ARABADAN, GÖSTERECEĞİM SANA BEN ABLAYI!"
Korkuyla yerinden sıçradı: "Abla yemin ederim ben bir şey bilmiyorum!"
"BAK HÂLÂ YALAN SÖYLÜYOR! SENİ BURADA ÖLDÜRÜRÜM, KİMSE BULAMAZ CESEDİNİ!"
Alnındaki silaha bakmaktan şaşı olacaktı. Önce arabadan inip onun tarafına yürüdüm. Kapıyı hırsla açıp "İN DEDİM!" diye bağırdım.
Çok kırılmıştım Roven'a, gözlerim doldu: "Neden yalan söyledin bana?"
Kısık çıkan sesimle yutkundu: "Ben söyleyemedim, söyleyemezdim..."
Hıçkırıklarla ağlamaya başladım, çok üzgündüm bugün: "Neden ama Roven? Ben seni kaybettiğim ikizim yerine koymuştum, niye yalan söyledin bana?" Kalbim acıyordu.
"Yemin ederim yalan söylemek istemedim Rena, hiç istemedim. Ben de seni ölen ablam yerine koydum ama yalan söylemek istemedim..." Sesi kısık çıkan tek ben değildim.
Bana doğru bir adım attığı anda silahımı yeniden doğrulttum: "Gelme, sıkarım!" Parmağım tetikteydi. "Ben yalandan, ihanetten nefret ederim Roven. Bile bile arkamdan iş çevirdin."
Tam konuşacağı sırada silah patladı, bacağına ateş etmiştim. "Her seferinde bir yerime sıkmak zorunda mısın Rena?"
"BUNU HAK EDİYORSUN!"
"HAYIR, HAK ETMEDİM! ÇÜNKÜ 8 SENE BOYUNCA TEK ACISINI İZLEDİĞİM SEN DEĞİLDİN! YAVAŞ YAVAŞ KAYBOLAN TEK KİŞİ SEN DEĞİLDİN!"
Kaskatı kesildim. Bana en baştan anlatsaydı her şeyi, ben bu duruma gelmezdim veya biz bu durumda olmazdık.
"Arabayı alıyorum, korumaların alır seni." Onu umursamadan arabaya bindim, çalıştırıp gaza bastım. Eve gitmem gerekiyordu, üstümü değiştirmeliydim.
Yaklaşık yarım saat sonra eve vardım. Anahtarı kapıya takıp birkaç kez döndürdüm. Kapı açılınca ayakkabılarımı çıkarıp ardımdan kapattım kapıyı. Annem beni görünce koşarak sarıldı, başımı göğsüne yaslayıp hüngür hüngür ağlamaya başladım: "Anne, canım yanıyor... Çok yanıyor anne, çoook!"
"Geçecek annem, geçecek." Saçlarımı okşadı, sırtımı sıvazladı.
Ondan ayrıldım çünkü sormam gereken bir soru vardı: "Biliyor muydun?"
"Neyi?"
Başımı omzuma doğru yatırdım. Aramızdaki sessizlik anlamama yetmişti. "Peki anne..."
Merdivenlerden odama çıktım. Kapıyı ardımdan kilitleyip makyaj masamın üzerindeki her şeyi yere fırlattım. Boğazım yırtılırcasına "Neden?" diye haykırıyordum: "NEDEN YAPTINIZ BANA BUNU?"
Dışarıdaki korumalar dahil herkes kapıma doluşmuş, açmaya çalışıyorlardı. Kitaplığımı tüm gücümü kullanıp devirdim. Lena'nın ve annemin çığlığı duvarlarda yankılanmıştı ama hiçbir çığlık benimkinden fazla değildi: "NEDEN YALAN SÖYLEDİNİZ, NEDEN?"
Şifonyerdeki lamba dahil her şeyi devirmiştim; odam berbat haldeydi. Elimdeki parfüm şişesini aynaya fırlattım, tuz buz olan cam ayaklarıma dökülmüştü. Ağlamaktan ve bağırmaktan sesim kısılmıştı.
Kapı kırılınca oraya doğru bakmadım. Annemle kardeşim bana doğru koşup iyi olup olmadığımı kontrol ediyorlardı. Dayanamayıp yataktan kalkıp onları odamda bıraktım. Arkamdan bağırıyorlardı ama nafile.
Hemen Tarık'ı bulmalıydım; 1 haftadır Amerika'da olduğunu biliyordum. Evden ayrıldıktan sonra arabaya atladım, son sürat gaza bastım. Hızımı hiç düşürmeyecektim. Arabadaki akıllı sisteme dokundum: "Tarık Wolca'yı ara."
Sistem sesimi tanıyıp saniyesinde çaldırdı: "Oha, ablam beni aramış! Naber?"
"Sikerim belanı! 1 hafta önce buraya geldiğini biliyorum, konum atıyorum hemen gel. 5 dakikan var."
"Emrin olur sultan hazretleri."
Kafeye geldiğimde gözlerim onu arıyordu. Parmak şıklatma sesine doğru döndüm; 3 masa ilerideydi. Ona doğru ilerleyip tam karşısında durdum: "Kalk lan ayağa!"
"Kocandan ayrı dayak yiyorum, senden ayrı yiyorum. Bu nedir ya?" diye homurdandı.
"Demek sen de biliyordun?"
"Neyi?"
"Kocam olduğunu."
"Ya kızım manyak mısın sen? İnsan evlendiği insanı bilmez mi? Ne demek 'ben de biliyormuşum'?"
Önce bu gerzeği öldüreceğim! Kolundan sıkarak ayağa kaldırdım, arabaya doğru sürükledim. Sağ koltuğuma oturtup şoför koltuğuna geçtim. "Hayırdır, niye sinirlisin bu kadar?"
"Evlendiğimi bilmiyordum."
"E kızım, biz senin düğününe geldik! Anan, kardeşin, kardeşinin sevgilisi, tüm cümle alem biliyor... Ben bile biliyorum anasını satayım!"
Kimsenin olmadığı tenha bir tarlada arabayı durdurdum: "İn aşağı."
Başına geleceklerden habersiz, sorgusuz sualsiz indi: "Niye buradayız?"
"Babana bir hediyem var, onu ileteceksin."
Ona doğru hızla yaklaşıp yumruğumu çenesine geçirdim, birkaç adım geriye gitti. "N'oluyor ya?"
Cevap vermeden kaburgalarına sert bir tekme attım, böğürerek yere düştü. Üzerine çıkıp sağlı sollu geçirdim suratına. Burnu ve çenesini kırmıştım. Ağzı yüzü kan içinde kalınca üzerinden kalkıp hiçliğin ortasında öylece bırakıp arabaya geçtim.
Sıradaki rotam yine evdi. Eve doğru sürdüm, 20 dakika sonra evin önünde durdum. Kapıyı çaldım, anahtarım evde kalmıştı. Lena beni görünce boynuma doladı kollarını; ben ilk defa ona dolamamıştım kollarımı, kırgındım herkese. "Abla affet beni, özür dilerim."
Yüzüne bile bakmadan içeri geçtim. Ayakkabılarımı çıkarıp merdivenlerden odama çıktım. Hemen duş almam gerekiyordu. Banyoya girip suyu açtım, su ısınana kadar kıyafetlerimden kurtuldum. Sıcak bir duş alıp kendime gelmem gerekiyordu. Kaç saat duşun altında kalmıştım bilmiyordum ama sakinleşene kadar kalabilirdim. Çok fazla sıcak suyun altında kalmaktan başım döndüğü için havluyla bedenimi sardım, saçlarımı da farklı bir havluyla sardım; padişaha benziyordum.
Banyodan çıkıp 3. Dünya Savaşı olmuş odamdan birkaç parça kıyafet bulmalıydım. Yıkılan gardırobuma doğru yürüyüp alttan birkaç parça bir şey çıkardım. Bu sıcakta terletecek her şeyden kaçınıyordum. İç çamaşırlarımı giyip üstüme koyu yeşil tişört, altıma siyah kot şort giymiştim. Kafama sardığım havluyla saçlarımın nemini aldım. Havluyu yere atıp çorap aramaya başladım. Hayatımdaki zorluklar yetmezmiş gibi bu dağınıklıkta çorap arıyordum, şaka gibi bir gün! İki çift çorap alıp merdivenlerden aşağı indim.
Annem oturduğu yerden ayaklandı: "Saçlarını kurutsaydın bari."
Duymamazlıktan geldim. Orta boy bir çantaya telefonum, şarj aletim, cüzdanım, araba anahtarım ve ev anahtarını koydum. Beyaz spor ayakkabılarımı geçirip evden çıkıp kendi arabama geçtim. Telefonum otomatik Bluetooth'a bağlı olduğu için kimin aradığını görebiliyordum ancak yabancı bir numara arıyordu ve bu numaranın Vunter'a ait olduğuna adım kadar emindim.
Ekrandan aramayı cevapladım. "İçimden bir ses buraya geleceğini söylüyor."
Sinirden güldüm: "Zeki adamsın, konum at."
Bu adam hoşuma gitmeye başlamıştı. Ya da sırf Lucas'ın düşmanı diye hoşuma gidiyor olabilir. "Hemen."
Aramayı kapatıp gelen konuma tıkladım. Arabadan gelen mekanik "Rota yeniden oluşturuluyor," sesiyle yola bakarak tebessüm ettim. Demek arkamdan iş çevirmekmiş, demek beni satın almakmış... Gösterecektim ben ona; benimle evlendiğine bin pişman edecektim!
Bölüm etkileşimi
