2. bölüm / 3
ÖLDÜRMEYİ UNUTTUFALINDA BİR GERİZEKALI VAR
Bölümler 3Şu an: FALINDA BİR GERİZEKALI VAR
- 1 ÖLÜM BİLE BU KADAR SIKICI DEĞİLDİ1.512 kelime
- 2 FALINDA BİR GERİZEKALI VAR2.113 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 BİR GÜNDE DAHA FAZLA BELA2.604 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
""Şimdi Mert'le başlayalım..."
Karşımdaki adam, koltuğumda elinde susturuculu silahla oturan gizemli bir tehlike değil de, dert dinleme seansı ücretsiz olan bir psikologmuş gibi derin bir nefes alıp arkasına yaslandı. Oturduğu yerin yanında bacaklarımı önüme çekmiş, ellerimi dizlerime vura vura anlatıyordum. Adını bile bilmiyordum adamın. Yeraltı dünyasından tekinsiz bir tip olduğu kesindi ama yüzüne karşı "Eee, senin adın ne?" diyecek lüksüm de yoktu. Benim için şu an sadece 'Babyface bir Azrail'di.
"Bak bay gizemli katil, sen anlamazsın tabii yeraltı dünyasındasın, muhtemelen duyguların falan ameliyatla alınmış senin ama durumun vehametini şöyle anlatayım," dedim, ellerimi iki yana açarak. "Biz Mert’le üniversite birde tanıştık. kampüsümün iğrenç ötesi kafeteryasında. Sıra bana gelmişti, tam karışık tost alacaktım ki arkadan bu ayı... Neyse, centilmenlik ayağına 'Siz geçin isterseniz” dedi, sırasını bana verdi. Meğer tost sırasını değil, hayatımın kayma sırasını bana devretmiş şerefsiz. Dört yıl diyorum ya! Dile kolay kırk sekiz ay! Ben bu gerizekalı için ne hallere girdim bir bilsen. Gözlerinin içine bakınca ömrüm uzuyor sanıyordum, meğer ömrümün törpüsüymüş.”
"Dört yıl boyunca bu adamın karakterini gerçekten hiç mi sorgulamadın?"
"Yahu çocuk manipülasyonun kitabını yazmış, hani şu belgesellerdeki dolandırıcılar olur ya, onlara taş çıkarır!"
Sesim heyecanla salonda yükselince adamın gözleri hafifçe pencereye kaydı. Tırsıp hemen sesimi kıstım, "En yakın arkadaşım vardı bir de. Ece... Her fotoğrafımın altına 'Aşkım yaaa, yıkılıyorsun, bu ne güzellik' yazıp kalp emojisi fırlatan biriydi. Biz neredeyse her hafta sonu üçümüz geziyorduk. Gene biz gezerken,Mert bana 'Aşkım bedelli askerlik çıkmış, acil kredi çekmemiz lazım yoksa altı ay uzağa gideceğim, hasretinden eririm, dayanamam benim zaten hali hazırda kredim var diye banka bana vermiyor’ diye drama yaparken Ece de arkadan ‘ Işık, çocuk haklı valla hasret zor iş, çek kredi ne olacak, evlenince ödersiniz' diye gaz veriyordu. Ben ne yaptım mal gibi gittim çektim krediyi elden verdim parayı! Sadece bu da değil ki! Bir de kedim Maya’nın mamasından kısıyordu biliyor musun? 'Bu kedi çok pahalı besleniyor, gurme mi bu?' diyordu. Gitmiş kedime çok gördüğü mama parasını Ece çirkefiyle lüks restoranlarda yemiş, yetmemiş benim çektiğim kredinin parasıyla da
almış,Ece’yi Antalya’da beş yıldızlı otele götürmüş, ulan kaç ay demiştim ben ona beraber gidelim oraya diye! Havuz başından bana fotoğraf atıyor birde Ece sinsisi.
“Ben kırmızı bayrakları resmen festival bayrağı sanıp sallamışım bunca zaman."
Adam hiçbir şey söylemedi ama derin, çok derin bir nefes aldı. Sanki yeraltı dünyasındaki tüm infaz planları, benim bu Mert ve Ece dramımın yanında çok daha mantıklı kalmıştı. "Andavalca bir güven," diye mırıldandı kendi kendine."Andaval deme ya, aşığım sanıyordum işte!"
Kahvemden bir yudum aldım " Borç gırtlakta, sevgili yok, kanka yılan... Üstüne bir de akşam sefası gibi sen geldin. Tam 'Bundan daha kötü ne olabilir' dediğim anda beliren o gerilim filmi karakteri gibisin. Yani bundan kötü daha ne olabilirki diyorum evren resmen benle dalga geçmek için ‘al daha kötüsü’ diye her türlü zıkkımı altın tepsiyle önüme sunuyor”
"Ben senin hayatının kötü gidişatının bir parçası değilim. Ben sadece bir görevi yerine getirmek için buradayım."
"E, yerine getirsene o zaman? Ne bekliyorsun? Vur işte, temiz iş. Hem Murat abi ev arama derdinden kurtulur, hem banka borç peşinde koşmaz. Ölüden para alamazlar herhalde."
Adam gözlerini kapatıp sabır diler gibi başını iki yana salladı. "Ölmek bu kadar kolay olmamalı. Ayrıca benim bir çalışma prensibim var."
"Neymiş o prensip? Dertlerini dinlediğin insanları öldürmüyor musun?"
"Işık," dedi sesini biraz kalınlaştırarak. "Çok konuşuyorsun."
"Gerginim çünkü! Karşımda eli silahlı bir adam var, hayatım mahvolmuş, çenem düşüyor ne yapayım?" O sırada odanın içindeki sessizliği bozan tek şey, buzdolabının motorunun arada bir çalışıp durmasıydı.
Adam bana ters, buz gibi bir bakış attı. "Ben sıradan bir karakter değilim."
"Aman iyi, başrol ol. Çok da umurumdaydı şu durumumda." Sinirle burnumu çektim, gözlerimi koltuğun köşesine diktim. "İnşallah o paralar Ece’yle ikisinin boğazında kalır. İnşallah Mert’in en ihtiyacı olduğu an, telefonu elinden düşer de ekranı tuzla buz olur. Öyle bir bozulsun ki, dokunmatiği kafayı yesin, sosyal medyada kendi kendine tüm eski sevgililerinin fotoğraflarını beğensin de rezil rüsva olsun."
Adam elindeki silahın namlusunu siyah tişörtünün kenarıyla yavaşça silerken mırıldandı. Ses tonu o kadar düşüktü ki önce kendi kendine konuşuyor sandım."Ekran değil, direkt şarj soketi bozulsun."
Dönüp şaşkınlıkla yüzüne baktım.
"Ne?"
"Şarj soketi diyorum," dedi, bakışlarını bana çevirerek. Sesindeki o resmi, mesafeli hava biraz dağılmıştı. "Ekran kırılırsa gider iki saatte yaptırır. Ama şarj soketi gevşerse, kabloyu sadece belirli bir açıyla, elinle bastırarak tuttuğunda şarj olur. O açıyı bulmak için sabaha kadar uğraşır. Psikolojik işkence gibi, adamı yavaş yavaş bitirir." Gözlerimi kırpıştırdım.
"Sen az önce bildiğin beddua mı ettin?"
"Hayır," dedi hemen, sesini tekrar o eski, ruhsuz tona çekerek. "Durum analizi yaptım. Daha profesyonelce bir temenni."
"Vay be," dedim inanmayarak. "Katilsin ama vizyoner bir katilsin takdir ettim valla. zorbalık seviyen takdire şayan." Sinir harbiyle devam ettim. "Neyse, inşallah gece karanlıkta tuvalete kalktığında ayağını salon sehpasının keskin köşesine çarpar. Serçe parmağı kırılsın da görsün."Adam hafifçe öne doğru eğildi. Gözlerinde çok ince, belli belirsiz bir pırıltı vardı. "İki ayağını birden çarpsın. Sırayla, tam birinin acısı geçmişken diğeri başlasın."
“Amin!" dedim coşkuyla. "Bak işte bu iyiydi." Önümde duran o dibinde kalan azıcık kahveyi de bir dikişte kafaya diktim.
Fincanı sertçe masaya vurdum, hırsımı alamayıp pat diye ters çevirdim.Adam kaşlarını kaldırdı, bir bana baktı bir fincana.
"O ne öyle?"
"Fal kapatıyorum."
"Geleceğini, seni her an ortadan kaldırabilecek bir adamın önünde mi arıyorsun gerçekten?"
"E içim şişti Mert’le Ece’yi anlatmaktan, biraz da geleceğe bakalım. Hem fena mı, belki falda senin beni öldürmeyeceğin çıkar, kurşun masrafından kurtulursun, kâr yazarsın."
Fincanın tabanına parmağımla bastırıp ona dik dik baktım. "Sen fal bakmayı biliyor musun bu arada?” Adam birkaç saniye duraksadı. O babyface yüzüyle önce masadaki fincana, sonra bana baktı. Gözlerini hafifçe kaçırıp boğazını temizledi."Biraz," diye mırıldandı.Kulaklarıma inanamadım.
"Ne? Şaka yapıyorsun. Sen ciddi ciddi fal mı bakabiliyor musun?"
"Ses tonunu ayarla, dışarıdan duyulacak."
diyerek beni uyardı ama eski tehditkar, korkutucu havası tamamen uçup gitmişti. Karizması şu an salonun halısına boncuk boncuk dökülüyordu."İnanamıyorum şu an," dedim gülerek. "Yeraltı dünyasının tetikçi beyefendisi kahve falında üç vakte kadar yol mu görüyor yani? Hobin bu mu senin?"
"İnsanların hobileri olabilir. Sürekli birilerini vuracak değiliz ya, deşarj olmak gerekiyor."
Çok iyi ya, en azından katilim bana fal baktı diye hava atarım tabii öteki tarafta ne kadar yapabilirsem.
"İyi, hadi bak bakalım yap şovunu bayby face Azraill”
Fincanın soğumasını bile beklemeden düzeltip önüne doğru sürdüm. Adam cidden elini uzattı, tetik çeken parmaklarıyla fincanı kulbundan kavrayıp göz hizasına getirdi. İçindeki siyah şekillere öyle ciddi, öyle konsantre bakıyordu ki, sanırsın borsa grafiği analiz ediyor ya da gizli bir şifreyi çözüyor.
"Burada büyük bir yol çıkmış," dedi en sonunda, sesini kalınlaştırarak.
"Nereye gidiyor o yol?" diye atıldım.
"Bilmiyorum, o kadarı yok ama yol var.”
"Nasıl bilmiyorsun? Yolun sonu nereye çıkıyor işte, ona baksana. Zenginlik var mı, borçlar kapanıyor mu?" Fincanı hafifçe kendi ekseninde çevirdi. "Yol işte Işık. Dümdüz gidiyor. Bir yere varır herhalde, ben nereden bileyim haritası mı var bunun içinde? Yol görünüyor işte" Gözlerimi devirdim. "Senden falcı falan olmaz.. “
Bana dik, ters bir bakış attı ama fincanı bırakmadı. Telveleri incelerken yüzündeki o dalga geçen, mesafeli ifade yavaş yavaş silindi. Göz bebekleri tek bir noktaya sabitlendi, kaşları çatıldı."bir kadın var," dedi. Sesi bu kez çok daha düşüktü, az önceki o cıvık havadan eser kalmamıştı.
"Benimdir o,”
"Hayır, sen değilsin. Başka biri."
"Kim? Annem mi?"
"Değil."
"Mert'in annesidir kesin, cadı kadın zaten beni hiç sevmemişti..."
"Tanımıyorum,sende tanımıyorsun ama yakının olacak" diyerek sözümü kesti. Fincanın kenarındaki yoğun, karanlık bir lekeye parmağını koydu.
Yüzüm birden düşüktü. Eğlenceli hava bir anda dağılmış, odanın sıcaklığı birkaç derece birden düşmüş gibi hissetmiştim. Adam fincanı yavaşça, hiç ses çıkarmadan masaya bıraktı. İlk defa ne sesinde bir alay vardı ne de gözlerinde katil soğukluğu."Bazen," dedi gözlerimin tam içine bakarak. "İnsanın en çok güvendiği kişi, onun en kötü ihtimali haline gelir. Sırtını döndüğün an, en yakınının seni nereden vuracağını çok iyi bildiğini fark edersin" Bu cümle ona o kadar çok yakışmıştı ki, sanki kendi geçmişini anlatıyor gibiydi. O buz gibi adamın içinde derin bir çatlak vardı ve ben o çatlaktan içeri sızan karanlığı görebiliyordum.
"Senin başına geldi mi?" diye sordum fısıltıyla. "Sırtından vuruldun mu?" Bana baktı. Gözlerinde anlık bir şimşek çaktı, eski, derin bir acının gölgesi geçti yüzünden. "Evet," dedi sadece. Çok net, çok kısaydı.Şaşırmıştım. Merakıma yenik düşerek, başıma ne geliyorsa merakımdan geliyordu zaten burnum birazcık uzundu bu konularda. "Kim yaptı?"
Adam fincanı masanın ortasına doğru sertçe itip arkasına yaslandı. Saniyeler içinde yüzüne kalın, aşılmaz profesyonel duvarı yeniden ördü. "Boş ver. Konumuz ben değilim." Konuyu tamamen kapatmıştı. Ama içimde bir yerde, bu adamın sadece bir tetikçi değil, ciddi yaraları olan, anlatılmamış bir hikayesi olan bir adam olduğuna dair ilk kapı aralanmıştı.Bir iki saniye odadaki sessizliği dinledik. Dışarıdan geçen bir arabanın korna sesi salona doldu. Adam sanki az önceki kasvetli ve açık açık konuştuğumuz havadan rahatsız olmuş gibi boğazını temizledi,
"Şey diyeceğim... Sen şimdi paralı katilsin ya?"
"Evet.”
“Ben şimdi bir kredi daha çeksem..." tehlikeli bir sakinlikle bana baktı. "Ne yapacaksın krediyle?"
"Mert'i halletsene aradan ya. Hazır elin değmişken. Kampanya falan yok mu sizde?"
Bir süre sessiz kaldı
"Bak ciddiyim. Aylık taksitler halinde elden veririm sana."
"Işık," dedi derin bir sabır çekerek.
"Efendim?" Dedim yüzsüzlük hakkımı sonuna kadar kullanarak.
"Ben senin eski sevgilini ortadan kaldırmak için bu eve girmedim."
"Ek iş işte," dedim şansımı zorlayarak.
"Tecrübe olacak gibi düşün. CV’ ne yazarsın, çeşitlilik olur."
"Hayır."
"Çok para veririm bak, Mert'in benden çaldıklarını o itten alır sana devrederim."
"Para mesele değil."
"O zaman niye yapmıyorsun? Adam zaten pisliğin teki. Dünya’da nefes alması bile hata" Derin, çok derin bir nefes aldıı "Farkında mısın bilmiyorum ama ben buraya seni ortadan kaldırmaya geldim şuan bile seni yok etmediğim her saniye başıma bela alıyorum bide senin için tutulmuşken sende beni sevgilin için mi tutmaya çalışıyorsun, kızım sen kafayı mı yedin?" Omuz silktim, haksız sayılmazdı. "Zaten başını belaya soktum sokacağım kadar" Gözlerini kapatıp sabır diler gibi başını iki yana salladı. "Farkındayım. İşte tam olarak bu yüzden hayır.”
Adamın bu kestirip atan tavrına karşılık gözlerimi devirdim. Heriye doğru yaslanıp kollarımı göğsümde bağladım. "Zaten ne bekliyorsam. Paralı katilsin sonuçta, hayır kurumu değil. Ama insan bir müşteri memnuniyeti falan gözetir. Neyse, Mert şerefsizine kurşun bile masraf ziyanı olurdu zaten."Adam elindeki boş bardağı masaya bıraktı, bakışları hâlâ bendeydi. "Bana saydıracağına kendine bak, sen bu adama dört yıl boyunca nasıl katlandın? Sadece merakımdan soruyorum."
"Katlanmıyordum ki, çocuk resmen bende kör nokta yaratmıştı," dedim içimi çekerek. "Üniversitede kafeteryadaki sıradan sonra peşimi bırakmadı. İlk başlarda çok masumdu, sürekli hediyeler alırdı nazikti kibardı sürekli hediyeler alırdı, Yani ben öyle sanıyordum. Sonra bi anda değişti mesela bir gün sinemaya giderdik, 'Aşkım cüzdanı evde unutmuşum, sen öde ben sana sonra atarım' derdi. O 'sonra' hiç gelmezdi. Ben de 'Aman canım, sevgilim değil misin, paranın lafı mı olur aramızda?' derdim. Ece ‘den bahsetmek zaten hiç istemiyorum ilkokul arkadaşımdı kardeşim derdim ona ya yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi ama o ne yaptı gitti şerefsiz mert ‘le birlik oldu kuyumu kazdı. Allah onunda belasını versin ya azın en sıcak gününde klimalı odaya girip kumandayı bulamaz, bulduğunda da pilleri hep bitik çıkar inşallah!”
"Seni sadece dolandırmamışlar, resmen hayatını organize bir şekilde yağmalamışlar."
"Aynen öyle!" dedim hırsla masaya vurarak. "Sonra da Murat abi aradı işte. Ev sahibi. 'Almanya’dan oğlum gelecek, kontratın da bitti zaten, bir haftaya boşalt' dedi. Nur topu gibi bir evsizliğim var artık.”
"Bence Arkana bakmadan yürümen gerekiyor."
"Yürüyecek yolum mu kaldı?" dedim sesim titreyerek, gözlerim dolmuştu. Ağlamak istemiyordum, hele ki beni öldürmeye gelen bir tetikçinin karşısında asla. Ama her şey üst üste gelmişti ve artık taşıyamıyordum.Adam benim dolan gözlerimi görünce rahatsız olmuş gibi bakışlarını kaçırdı. Ayağa kalktı, pencereye doğru birkaç adım attı. Daha önce kapattığı Perdeyi hafifçe aralayıp dışarıyı kontrol etti.
Hava hafifçe kararmaya başlıyordu."Gitmem gerekiyor," dedi dışarıya bakarken."Eee? Beni ne zaman öldüreceksin? Ya da öldürecek misin?" diye sordum. Arkasını dönmedi. "Şimdilik hayır. Video zaten silindi, ama eğer bir yere sızdıysa..." Cümlenin devamını getirmedi ama ne demek istediğini çok iyi anlamıştım.
"Sızmadı, sızmadı. Zaten ne olduğunu bile anlamamıştım o gün kendimi çekiyordum ya.."
Nereden bilebilirdimki ben böyle olacağını ya bilseydim hiç oranın önünden bile geçmezdim o gün.
Gitmeden önce son kez bana doğru baktı.
"Adımı sormuştun. Bayby face Azrail olmadığını bil yeter. Ve o eski sevgilinden uzak dur. Gerçekten gerizekalı bir adam."
"Onu zaten anladım, son seferden aldım ben dersimi" diye mırıldandım.
O gidince mutfak tezgahına doğru yürüdüm, boş fincanları lavabonun içine bıraktım. Maya odadan çıkıp bacağıma sürtünmeye başladığında, yaşadığım her şeyin gerçek olduğunu nihayet idrak edebilmiştim.
“Cidden zamanlaman mükemmel kızım ya insan bi çıkar bakar ne bileyim en kötü beni çizdiğin gibi adamın suratını falan çizer ama yok dimi, sende hainsin be evlat”
Evimde az önce susturuculu silahla oturan bir adam vardı, benimle kahve içmiş, eski sevgilime beddua etmiş ve gitmişti. Tam o sırada telefonum masanın üzerinde titredi. Ekranda Murat abi’nin adı belirdi.Derin bir nefes alıp telefonu açtım.
"Efendim Murat abi?"
“Işıkçığım, rahatsız ettim bu saatte ama... Oğlanın uçağı erkene alınmış. Hafta sonu eşyaları toplasan iyi olur, pazartesi nakliyeci getireceğim. Kusura bakma acil oldu.”
Telefonu kulağımdan yavaşça indirdim. İki gün. Sadece iki günüm vardı ve ben kelimenin tam anlamıyla sokakta kalmıştım.
Bölüm etkileşimi
