5. bölüm · NOCTYRA: Shadow Reign
BÖLÜM IV - KHAZEN TEMİZ DİŞİ
(KHAZEN'DEN)
O kadar sıkılmıştım ki…
Ruh emiciler üzerime büyüler yağdırırken sadece esneyebildim.
Gerçekten. Esnedim.
Büyü mü? Pufff...
Boşuna uğraşıyorlardı.
Kitap sayesinde kutsanmıştım lanetlenmiş olsam da dokunulmazdım.
Ve itiraf etmeliyim...
Bu formumu seviyorum.
Hiçbir büyü bana işlemiyor, hiçbir lanet beni yakmıyor.
Ama işte, bu hâle gelebilmek için bir beden gerekiyor.
İnsan kılığında bir beden.
Ve bu dişi vampirinki... mükemmeldi.
Durum biraz karmaşık aslında:
Saf insan bedenine giremiyorum.
Çünkü ben yarı insan, yarı ruh emiciyim.
Ama saf ruh emicilerin insan bedenine rahatlıkla girebiliyorlardı.
Uzun zaman aradım… erkek bir beden bulmak istedim.
Ama dünya artık o kadar çürümüş, o kadar yozlaşmış ki
insan görünümünde erkek vampir hatta insan görünümde canlı kalmamıştı.
Bu dişi vampiri ise tesadüfen buldum.
Ölmek üzereydi.
Ruhunu emdim…
ve bedenine yerleştim.
Vücudu uzun, güçlüydü.
Tam aradığım gibi.
Sadece… cinsiyeti bir sorun oluşturuyordu.
Ruh emiciler etrafımda toplanıp büyüyle uğraşmaya başladığında gözlerimi devirdim.
Kollarımı iki yana açtım, içimdeki kan titreşti.
Tek bir hamlede...
Kanlarını sıktım.
Bir an içinde ağızlarından fışkıran o karanlık sıvı, yere döküldü.
O bedenler, “av günü” dedikleri o lanetli törende yakaladıkları insanların cesetleriydi.
Şimdi ise, sadece boş kabuklardı.
Size kendimi tanıtayım.
Adım Khazen.
1995 yılında, Amerika’da doğdum.
Annem bir insandı…
Babam ise bir ruh emici.
Hayatım uzun süre güzeldi sıradan, hatta fazlasıyla sıradandı.
Gündüzleri annemin şirketi sayesinde zenginliğin konforunda yaşar, geceleri kulüplerde sabaha kadar dans eder, kadınlarla zaman geçirirdim.
Evet, tam bir günah çocuğuydum.
Yakışıklıydım, çekiciydim.
1.90 boyum, fit vücudum, buğday tenim ve siyah dalgalı saçlarımla dikkat çekerdim.
Ama en çok… gözlerim.
Doğuştan kızıl gözlerim vardı.
İnsanların arasında dikkat çekmemek için siyah lens takardım.
Yine de bir şekilde fark edilirdim.
Yüzümde ise, şakaklarımdan başlayıp gözlerimin altına uzanan siyah diken desenleri vardı.
Dövme sanırlardı.
Ama değildi.
Babamdan kalan lanetin işaretleriydi onlar.
Her şey, yirmi sekiz yaşımda o gece, o kadını gördüğümde değişti.
Kulübün ışıkları, müzik, kalabalık… her şey silinmişti.
Sadece o kalmıştı. Şarap kırmızısı düz uzun saçları siyah mini elbisesiyle,
Bir bakışı bile büyü gibiydi.
Beni evine davet ettiğinde düşünmeden kabul ettim.
Zevkime düşkündüm, sınır tanımazdım.
Ama o gece benim son “insanca” gecem olacaktı.
Evinin kapısından içeri girdiğimde beni öptü.
Ve gözlerim kapandı.
Açtığımda…
Artık yalnız değildim.
On siyah pelerinli adam, çevremde bir daire oluşturmuştu.
Ve o kadın elinde bir kitapla ortada duruyordu.
Ellerim ve ayaklarım zincirlenmişti, dairenin merkezindeydim.
Kaçamıyordum.
Büyü başlamak üzereydi.
Ama birşey oldu, kitap havalandı.
Adamların ve kadının ruhları birer birer çekildi.
Ben ise zincirler içinde titriyordum.
Yer yarıldı, gökyüzü kızıllığa boyandı.
Ve ben o an, doğduğum günden beri içimde uyuyan o gücü ilk kez hissettim.
O gece ben… uyandım.
Ruh emme yeteneğimi fark ettim.
Tıpkı o lanetli kitap gibi her canlıdan güç çekebiliyordum. Tuhaf güçlü dorma geçiyordum.
Ama ben, o gücü yalnızca hayatta kalmak ve insanları korumak için kullandım.
Onları yeraltındaki sığınaklara gönderdim, gölgelerden korudum.
Ta ki…
Kitabın kendisi galip gelene kadar.
Ruhumu emdi.
Bedenimi zincirledi.
Ve beni karanlığa hapsetti.
Yıllar… belki yüzyıllar geçti.
Sonra bir gün, kitap beni yeniden serbest bıraktı.
Ama lanetimi de beraberinde getirdi.
Artık her varlığın gücü bende toplanmıştı ve o kitap içimdeydi.
Sürekli fısıldıyor, asla susmuyordu.
Dünya o zamana dek değişmişti.
Canavarların, ruh emicilerin, yozlaşmış varlıkların elindeydi artık.
Bir beden bulmam gerekiyordu insan görünümlü bir beden.
Ama insan görünümlü yaratıkların nesli tükenmişti.
Her biri çürümüş, evrimleşmiş ya da ölmüştü.
Ve sonra… onu buldum.
Bir duvarın dibinde, nefes nefese, kan diye inliyordu.
Eski dünyanın kalıntılarından bir vampirdi.
Ama yaşamak için bu dünyanın kanını içemiyordu...
zehir gibiydi ona.
Bu yüzden ölmek üzereydi.
Bedenine baktım.
Güçlüydü, esnekti, canlıydı.
Aradığım şey tam olarak buydu.
Ruhunu emdim…
ve yerine yerleştim.
Evet, bedeni bir kadına aitti.
Ama güç… benimdi.
İlk günler zordu.
Aynaya baktığımda o kadın yüzü bana tiksinti veriyordu.
Ama zamanla alıştım.
Kendimi Kaida olarak tanıttım.
Ve herkese yalan söyledim:
“Khazen’in kanından geliyorum,” dedim.
Ama gerçekte…
Ben Khazen’in ta kendisiydim.
Ve artık bu dünyanın gölgesinde, kendi lanetimle yaşamaya mahkûmdum. Ama tek yeminim vardı... Eski düzeni getirecektim.
Ruh emiciler tükenmişti.
Arkamda yığılıp kalan bedenlerden gözümü çekip, kurtardığım insanlara döndüm. Yüzlerindeki ifadeyi görünce kısa bir an durakladım. Eskiden bana arzu ve hayranlıkla bakan o gözlerde, şimdi yalnızca korku vardı.
Benden... korkuyorlardı.
Yine de biri, diğerlerinden farklıydı.
O asansörde kurtardığım Kız, gözlerini üzerimden ayıramamıştı. O mavi bakışlarında hem korku hem de tarifsiz bir hayranlık vardı. İçimde uzun zamandır susturduğum bir şey kıpırdanmıştı; ölü bir bedenin bile hissedebileceği kadar güçlü bir istekti bu.
Ama bu bedende, bu şekilde… o duygulara yer yoktu.
Kitabın sesi beynimde yine duyuldu.
"Temiz dişi.."
Tamam anladık sus artık bugün sesin çok çıktı. Sende az değilsin! Bulacam temiz dişi ama bu bedenle değil ilk yakışıklı bedenim lazım bana. Bu bedenle nasıl neslimi devam ettiretim?
Kitap:
"Umarım sonraki nesilin zekası, bulduğun temiz dişiye benzer"
Bu benle dalga mı geçiyor?
Derin bir nefes alıp göz devirdim. Kitap susmuştu sonunda asansördeki kızı gördüğümden belli.
'Temiz dişi, temiz dişi' diyip duruyor zaten o yüzden kurtarmıştım. O kızı.
Kendime gelip etrafıma baktım.
İnsanların gözlerine odaklandığımda hepsi anında hipnotize olmuş gibi dondu.
Soğuk, çok tonlu yankılanan sesimle emrettim:
“Asaönre gidin.”
Sözlerim yankılandıkça, tek bir ruh bile itiraz etmeden başlarını eğip uzaklaştı. Yavaşça, sessizlik içinde, geçit kapısına doğru yürüyüp kayboldular.
Yine de onları kontrol etmek zorundaydım. Fazla uzun süre özgür kalırlarsa…
kitabın fısıltıları bunu istemezdi.
İnsan formuma geçip karanlık koridorda ilerledim.
Ama burası…
Benim bıraktığım sığınak değildi. Eskiden ışıl ışıl, düzenli, teknolojinin hüküm sürdüğü bir yerdi burası. Şimdi ise pas kokulu tüneller, duvarlardan sarkan kablolar ve titrek lambaların solgun ışığı arasında yürüyordum.
Sanki bir korku filminin içine hapsolmuştum.
Bu insanlar burada yıllarca nasıl yaşamıştı?
Ben bile birkaç dakikada boğulacak gibiydim.
Koridorun sonunda paslı, iğrenç bir koku yayan bir kapının önünde durdum.
Kapıyı itip içeri girdiğimde…
nefesim kesildi.
Burası bir Mutfak değil, bir kabustu.
Tavana asılmış, derisi yüzülmüş bebek bedenleri...
Yan tarafta, cam tüplerin içinde tuzlu bir sıvıda yüzen cansız bebekler…
Bazılarının gözleri açıktı. Beni izliyor gibiydiler.
Midemin bulanmasını engelleyemedim.
Ne kadar lanetli olursam olayım… bu sahne insanlıktan öteydi.
Geri çekilmek üzereydim ki, bir tüpün üzerinde yazan rakam dikkatimi çekti:
Köle; 1360'ın yavrusu
İçindeki bebek bir erkekti.
Gözleri açıktı ama cansızdı.
O gözlerde, asansörde kurtardığım kızın mavi gözlerini gördüm.
Tıpkı eski dünyanın gökyüzü gibi... saf, berrak bir mavilik.
Yoksa… bu onun çocuğu mu?
O kadar çok benziyordu ki... içimde istemsiz bir sızı hissettim.
Kıza üzülmüştüm. Güzel, bir kadındı. Ama bu bebek gerçekten onun çocuğuyduysa...
Eşim olamazdı.
Benim soyumun devamını getirecek biri temiz bir dişin insan olmalıydı.
Bu benim kuralım değil, kitabın laneti.
Hâlâ beynimin derinliklerinde fısıldıyor:
"Temiz dişi..."
Başımı iki elim arasına aldım.
“Kes artık…” diye fısıldadım dişlerimin arasından.
Ama o yine konuştu.
Sesi bu kez daha yakındı, daha tanıdık.
“Rüyalarını esir aldın… Eşin tertemiz bir şekilde seni bekliyor. Kalbi senin için atıyor. Onun ilki ve sonu sensin.”
Donakaldım.
Ne?..
Nasıl olabilir?
Beni… biliyor mu?
“Saçmalık,” dedim kendi kendime.
Kitap yine saçmalıyor. Hep yaptığı gibi…
Ama kalbim…
Uzun zamandır ilk kez bu kadar hızlı atıyordu.
Sanki yıllardır sessiz duran bir şey, aniden uyanmış gibiydi.
Umursamamaya çalıştım, etrafı kontrol ettim.
İnsan kalmamıştı. Bu kadar mıydı hepsi?
Tahminimden azlardı, ama çaresine bakmam gerekecekti.
Derin bir nefes alıp canavar formuma döndüm.
Kaslarım şişti, kemiklerim gıcırdadı, kanımın içinden karanlık bir güç yükseldi.
Etrafı yıkmaya başladım o lanetli bebekler gözlerimin önünden gitmiyordu.
Burada yeniden yaşam filizlenmemeliydi.
Valerin umarım insanları ejderhalara bindirmiştir.
Valerin kim mi? Benim yardımcım.
Kıyamet günü sadece insanlar değil, hayvanlar da evrim geçirmişti;
Valerin de bir yılandan evrimleşmişti soğukkanlı ama sadıktır kendisi.
Yıkıntıların arasından geçip asansöre yöneldim.
İnsan formuma geri döndüm, kırık metalin arasında ilerleyip asansöre bindim.
Gökyüzüne doğru yükselirken kırmızılıklar etrafı sarmıştı.
Ve asansör durduğunda… o kızı karşımda gördüm.
Beni mi beklemişti?
Kitap kafamdan
"Temiz dişi..."
Hay senin temiz dişine...
Kendimi sakin tutup kıza baktım.
Telaşla bana bakıyordu.
Onu umursamadan yanından geçerken utangaç bir sesle,
“S-sonunda geldin yaralandın mı? O kadar… harikaydın ki…”
dedi.
Cidden mi?
Ona şaşkınlıkla baktım.
Gerçekten o halimden etkilenmişmiydi. Beni merak mı etmişti?
Kalbim aniden hızlandı.
Umarım o bebek onun değildir...
Çünkü şuan eş olarak onu mühürleyebilirdim.
İlk defa biri beni merak etmişti annem bile merak etmemişti.
Evet annem beni istemezdi sevmedi ona göre şeytandım...
Kendisi ama ruh emiciyle fanfinfon yaptığı konusunu açmazdı...
Kendime gelip kıza baktım.
Dudaklarını ısırmış, gözlerini kaçırıyordu.
Ama gözlerine baktığımda o tüpteki bebek geldi aklıma.
Çok benziyordu. Yoksa… onun çocuğu muydu?
Kızı süzdüm. Dolgun dudaklar, mavi gözler, yorgun bir yüz.
Biraz önce kurban edilmek üzereydi, ama hâlâ sakindi.
Belki de duygularını ondan çoktan çalmışlardı.
Gözlerim boynuna kaydı.
Paslı zincir hâlâ oradaydı.
Ona doğru eğildim şaşkın gözlerle bana bakarken zinciri kolayca kırdım.
Gözleri kocaman açıldı.
Çok güzeldi. İnsanken yattığım kadınlara bin basardı.
Ah.. keşke kadın bedeninde olmasam yapacağımı bilirdim de...
Yüzüme ciddi ifademi takıp,
Doğruldum ona tepeden baktım.
Göğsüme anca geliyordu. bu vampir bedenindeyken 1.98’dım, dev gibiydim. Kendi bedenimden uzun bir bedendi.
Acaba adını sorsam mı o bebeğe neden çok benziyor... belkide kardeşiydi yani olabilirdi.
Neden çekiniyorum ki?
Ben Khazenim o ise sıradan bir insan...
Boğazımı temizleyip soğuk bir sesle,
“Adın ne ve yaşın kaç?”
dedim.
Kız tereddütle ama hızla
"Adım Köle1360 yani bana öyle seslenıyorlar. Yaşım ise bilmiyorum ama değerlilere göre 19 yıllıkmışım"
Adı yokmu?
'Köle 1360'ın yavrusu...'
O an içim burkuldu.
Demek o bebek… gerçekten onun çocuğuydu.
Yani onu mühürlemem imkansızdı artık.
Güzeldi evet ama temiz değildi...
Yüzümü çevirdim, kızı görmezden gelmeye çalıştım, Valerin’i aradım.
Uzaktan insanların ejderhalara bindirildiğini görüyordum.
O kız bu sefer
“Kaida! Bekle!” diye seslendi.
Yine mi… ne istiyordu bu insan?
Yüzümü ona çevirdim. Bana hâlâ hayranca bakıyordu. Ama o bakışlarda hüzün saklıydı.
Çekingen bir merakla,
“Neden sordun?”
dedi.
Umursamazca, omuz silkip, duymazdan geldim. Kızı umursamadan Valerin'e doğru yürüyordum. Kız ise peşimden koşuyordu. Derdi neydiki keşke yüz vermeseydim.
Arkamdan yine;
“Sen nesin Kaida? Khazen kim? ”
Kızı umursamadan yürüdüm yani kullanılmış biriydi eşim olamazdı asla. Khazen'i bilmemesi normaldi. Yıllarca ırkı yeraltındaydı . Noctyra'a gittiğimizde o ve diğer insanlara neyin ne olduğunu Valerin öğretecekdi.
Umarım eski hallerine dönmezlerdi... bu Noctyra için son olurdu. Onları kontrollü şekilde koruyacaktım.
Kız arkamdan koşarak
"Dur! Bekle! Senin o halini rüyamda gördüm galiba"
Donakaldım.
Ne dedi o?.. Rüyasında mı? Ne saçmalıyordu bu.
Yavaşça arkamdaki kıza döndüm.
Gerçekten olabilir miydi?
Gerçekten görmüş müydü beni?
O anda kitap zihnimde yankılandı fısıltı gibi, iğne gibi…
“Temiz… tertemiz. Temiz dişi... al onu! ”
Saçmalık!
O bebek doğurmuş, nasıl temiz olabilir?
Hem… tipim de değil.
Güzel olabilir, ama eşim olamaz.
Ben Khazen’dim.
Lanetin varisiyim.
Ve bu… kullanılmış kadın asla benim eşim olamaz.
--------------------------
İYİ OKUMALAR 🫶☕️
