5. bölüm · Nazenin Haslet

5. Bölüm - Sol Yanımdaki

Lavin Kayalık

Zerda İzem Ergin
7 Haziran Çarşamba. (Aynı Akşam.)
(18.55)
Biricik kardeşim Kıvanç, işten benimle film izlemek için değil arkadaşlarıyla Bebek'te yeni açılan gece kulübüne gitmek için erken çıkmış. Bu yüzden beni Ökmen Holding'ten aldıktan sonra paşa paşa eve bıraktı ve hazırlanıp çıktı.

Babam hâlâ şirketteydi annemde düğün için alışverişteydi.
Yine evde tektim yani.

Andaç acaba hâlâ o toplantıda mıydı?
Ne konuşuyorlardı ki toplantıda?

Onu bunu boşver de İzem, siz o kliniği Açelyayla tek başınıza nasıl halledeceksiniz. O devasa villanın temizlikçiye, sekretere falan ihtiyacı var, siz Açelyayla sadece psikologluk yapacaksanız bu işleri kim halledecek?

Andaç'a söylerim o birini bulur, ya da pankart açarız. Aman kliniği hallettik ya geri kalanı hayli hayli hallederiz.

Benim şuan odamdaki her yere yayılmış olan eşya kargaşamı halletmem lazımdı.

Hazır boş vakit buldum diye kalan bütün eşyaları toplamaya kalkışmıştım fakat şuan hiç iyi ilerleyemiyordum.

Hâlâ kıyafetlerle dolu olan dolaplarımdaki herşeyi alıp yatağıma götürmüştüm, yere en büyük valizlerden birini açmıştım, telefonumdan Sezen Aksu'dan favori şarkım olan "Bu Gece" yi açmış huzurla valiz topluyordum.

Huzurla mı topluyordum, orası tartışılırdı.
Yani en azından amacım böyleydi fakat şuan, bu durumda hissedemediğim tek duygu huzurdu.

Yumuşak melodi arkadan çalarken ben önümdeki kargaşaya bakıp kara kara ne yapacağımı düşünüyordum.

Çıldırmak üzereydim.

Zaten dolaplarımda da karışık bir şekilde durdukları için kıyafetlerimin hiçbirini katlamadan yatağıma fırlatmıştım ama hesaplayamadığım şey bir sürü kıyafetimin oluşuydu.

Hâlâ bir sürü kıyafetim vardı.
Aslında yoktu da.

Şuan yatağımda duran herşey kalan kıyafetlerimdi ve zorlasam hepsi bu büyük valize girerdi.

Daha saç ve yüz bakım ürünlerim vardı. Ben sadece makyaj çantamı götürmüştüm oraya.

Doğru ya, makyaj çantam orada kalmıştı. Burada sadece kullanmadığım, eskiden kalma tek tük ürünlerim kalmıştı. Yani yarın dışarı çıkma planım varsa eğer, yeni evime gitmem gerekirdi.

Ve öyle bir planım vardı.

Açelyayla kliniğe gitmemiz lazımdı.

O zaman benimde yeni evime gitmem lazımdı.

Aslında bu kıyafetlerimi valize doldursam, bir tane çantaya da bütün bakımları eşyalarımı doldursam diğer evime götürmem gereken bütün eşyalarımı toplamış olacaktım.

Kalan kıyafetlerimin hepsi yazlık şeyler olduğu için oldukça ince ve oldukça küçük parçalardı.

Bağdaş kurmuş şekilde oturduğum zeminden doğrulup yatağımın önünde, kıyafetlerimin başında dikilip en küçük parçalar olan croplarımı katlamaya başladım.

Yaklaşık on dakika kadar bir süre sonra bütün croplarımdan oluşan bir kule önümde duruyordu. Bu kuleyi ikiye bölsem valizin yarısını anca doldururdu. Bu yüzden tam olarak böyle yapıp yarısını croplarımla doldurdum. Diğer yarısına kot şortlarımı ve yazlık pantolonlarımı, valizin bir diğer tarafına ise elbise ve eteklerimi koyacaktım ve bütün kıyafetlerim toplanmış olacaktı.

Cropları yerleştirdikten sonra kot şortlarımı katlamaya başlamıştım ki başka bir favori şarkım olan, Yalından "Keyfi Yolunda Aşkı Sonunda" çalmaya başlamıştı.

Oldukça enerjik bir melodisi olmasına rağmen nedensiz bir şekilde bu şarkı beni hep çok duygulandırırdı. Sözleri bana çok duygusal geliyordu.

Ben her zaman birinin beni, bu sözlerde hissettiğim aşkla sevmesini istemişimdir.

Bu yaşıma kadar hiçbir sevgilim beni böyle hissettirmemişti, iki gün sonra evlenecek olacağım gerçeği de bir daha sevgilim olamayacağını yüzüme vuruyordu. Demek oluyordu ki hayatımın hiçbir zamanında böyle sevilmeyecektim.

Komodinimde duran telefonumu alıp hızlıca şarkıyı geçtim. Playlistimde olduğundan bile şuan haberdar olduğum ve daha önce Andaç sayesinde dinlediğim bir şarkı, odamı doldurmaya başladı "İsmail YK- Şappur Şuppur, Pt. 2".

Ben bunu ne zaman playlistime eklemiştim?

Silik silik hatırladığım akşam yemeğine gittiğimiz gün Andaç'ın arabasında çalmıştı bu şarkı.

Yazık, çok zorbalamıştım çocukcağızı.

Yemekten sonrasını hatırlamıyor olsamda gidiş anımızı hatırlıyordum. Açıkçası aşırı komik bir olaydı.

Bu şarkı çalabilirdi, bir zararı yoktu. Favorim olmasa bile bana Andaç'ı hatırlatıyordu.

Sanki yıllardır görmüyormuş gibi konuşma İzem, bir saat önce çocuğun yanındaydın. Çoktan özlemiş olamazsın.

Özlemiş miydim ya ben onu?
Yok, yok özlememişimdir. Niye özleyecektim ki ben onu.

Ama özleyebilirdim de. Sonuçta 3 gündür hep beraberiz ve dün gece ilk kez birlikte uyuduk. Özlemsem bile hakkımdı bu yani.

Aklımdan çıkmıyor oluşu özlüyorum anlamına gelmiyordu. Özlememiştim tabii.

Kafamı meşgul tutarsam, kafamdaki sesler de susardı.

Bu yüzden hızlıca, kıyafetlerimi katlayıp yerleştirme işine geri döndüm.

***

Yaklaşık iki saattir eşya toplamakla meşguldüm ve sonunda yeni evime götüreceğim bütün eşyalarımı toplamıştım.

Bir koca valiz kıyafetlerimle ve çantalarımla, bir küçük valizde bakım eşyalarımla doluydu.

Odam şuan tamamen boşalmıştı. Dolaplarımda bir tek gelinliğim vardı. Gelinlik. Benim gelinliğim.

Ben gerçekten evlenecektim. Hemde aşık bile olmadığım bir adamla.

Kaçıncı yüzyıldaydıkta benim babam, kızını böyle saçma bir anlaşma için hiçe saymıştı?

Şuan gelinliği yeniden deneme cesaretini kendimde bulamıyordum bu yüzden dolabımda onun olduğu kısmı açmamıştım bile. Cuma gününe kadarda açmayacaktım.

Herşey iyi, hoş, güzelde düğüne kimler gelecekti ki? Olayın o kısımlarını hiç düşünmemiştim. Hatta düşünmedim değil, düşünmemiştik.
Anneannemler, babaannemler, teyzemler, amcamlar, halamlar falan gelecek miydi acaba?

Yani sonuçta bu evliliğin anlaşma olduğunun haberleri kaldırılmıştı ve babamın dediğine göre anlaşma olayı sadece bizim aramızda kalacaktı, dışarıya gerçekten evliymişiz gibi gösterecektik.

Rol yapmak benim için çok kolaydı, karşımdakini manipüle etmek ise rol yapmaktan da kolaydı. Daha kibar bir tabirle ikna etmek benim işimdi. Ben ikna etmenin okulunu okumuştum.

Manipülasyonla, ikna etmenin arasında fark vardı. Birini manipüle etmek sinsice yapılan bir şeydi, serum yemiş birinin serumuna ilaç enjekte ediyormuş gibi yapıp aslında zehir enjekte etmek gibi. İkna etmek ise, serum yemiş birinin serumuna onun iyileşmesi için gerekli olan ilacı, ne yaptığını bilerek ve onun da onayını alarak eklemek gibi.

Tek fark şırınga içindeki maddeydi. Fark buydu. Bu kadar basitti.

Elinize geçen bu avantajı nasıl kullanacağınız size kalmıştı.

Andaç'ta umarım bu konuda bu kadar başarılıdır.

Ben açıkçası diğer akrabalarımın gelmesini istemiyordum. Hatta bence düğün yapmamıza gerek bile yoktu. Sadece imza atsak yeterdi.

Ama doğru ya, bizim evleneceğimiz basına yayılmıştı ve kesin bir sürü fotoğrafçı gelip düğünümüzü çekecek, haber kanallarına yayacaktı.

Anlaşmalı evleneceğimizi kimse bilmiyordu, herkes birbirimize aşık olduğumuz için evlendiğimizi düşünüyordu. Bu, iki büyük şirket arasında büyük bir olaydı ve doğal olarak basının ilgisini çekiyordu. Çünkü hem benim babam hemde Peyami Bey Türkiye'nin ünlü iş adamlarındandı.

Rezillik bence. Ben bütün hayatım boyunca gizlenmeyi başarmıştım, hiçbir yerde benim güncel fotoğraflarımı bulamazlardı. İnstagram hesabım bile gizliydi benim. Kendi adımı kullanmadan, profil fotoğrafı koymadan bir hesap açmıştım ve sadece tanıdığım ya da çevremdekilerin tanıdıklarının isteklerini kabul ediyordum. Fakat şimdi düğünden çıkan fotoğraflar bir sürü online gazetenin başında olacaktı.

Zaten herkes beni merak ederken fotoğraflarımın çıkması, meraklısına oldukça büyük bir haberdi. Ben, şahsen babamların ününün gereksiz olduğunu düşünüyordum. İş adamı olmaları ünlü olmalarını gerektirmiyordu.

Odamın kapısının yumuşakça tıklatıldığını işittiğimde odağımı kapıya çevirdim.
Annem gelmişti.

"Kızım, ne yapıyorsun?" Yumuşakça konuşmuştu.

Ardından kapıyı kapatıp odama girmişti, yatağıma gelmiş yanıma oturmuştu.

"Bütün eşyalarımı topladım şimdi. İşim yeni bitti." Diyerek cevapladım bende onu.

"İyi, iyi. Götürecek misin bunları?"

"Yok anne bugün götürmem herhalde. Boşuna yormayayım şimdi Andaç'ı. Bugün toplantısı vardı zaten."

Annem imalı bir şekilde sırıtmaya başladı.

"Niye yorasın kızım? Kocan o senin, ne istersen yapacak tabii."

"Gerçek kocam değil sonuçta. Anne, hatırlatayım biz birbirimize aşık olduğumuz için evlenmiyoruz."

"Sen aşık olmayabilirsin ama ya Andaç sana aşıksa?" İmalı bir şekilde sırıtışını sürdürüyordu.

"Anne saçmalama istersen. Daha çocukla tanışalı bir hafta oldu."

Annemin birden sırıtışı söndü. Bakışları zemine kaydı ve boşluğa daldı. Dediğim birşey mi üzmüştü onu? Niye böyle bir tepki vermişti ki?
Gerçeği söylemiştim sadece. Biz tanışalı sadece bir hafta olmuştu, yani kafe dışında gerçekten tanışalı bir hafta olmuştu. Niye birden somurtmaya başlamıştı ki şimdi?

"Anne, ne oldu? Niye birden yüzünü astın?"

"Hiç, öylesine. Bu şekilde evlenecek olmana üzüldüm. Babana karşı çıkamayışıma üzüldüm. Bu anlaşmayı ilk öğrendiğindeki tepkin aklımdan çıkmıyor, Zerda. Seni o şekilde gördüğüm günden beri yüreğim paramparça kızım. Hiçbir anne kızının böyle olmasını istemez."

Bende üzülmüştüm ama sonuçta herşeyin en sonunda kabul eden bendim. 5 ay boyunca reddetmişken son anda kabul edende bendim.

Annemin üzülmesi sadece beni daha çok üzerdi.

Annemin iyice yanına gidip bir kolumu omuzuna attım ve kolunu okşarken bir yandan konuştum.

"Anneciğim, senin üzülmene gerek yok ki. Anlaşmayı kabul eden bendim. Hem bak ben artık üzülmüyorum. Ayrıca kendimi şanslı hissediyorum, Andaç bana çok iyi davranıyor. Daha kötüsüyle de karşılaşabilirdim. Hatta dürüst olmak gerekirse aşık olup evlendiğim bir adamla kötü bir evlilik yaşayıp ayrılmaktansa Andaçla evlenmek daha cazip bir fikir gibi geliyor. Hem kim bilir belki bir gün bizde Andaçla birbirimize aşık olurduk." Annemi rahatlatmak adına yumuşak bir gülümsemeyle konuşmuştum.

Son cümlemin ihtimal dahilinde olması bile imkansızdı.

Beni zorladıkları bir şeye gönül vermem imkansızdı. Bu yüzden asla Andaç'a aşık olamayacaktım.

Belki olursun Zerda. Bu kadar net konuşma.

Net konuşacağım tek konu bu İzem.

Açıklamam onu rahatlatmış olacaktı ki buruk bir gülümsemeyle bana bakmaya başladı.

Konuyu değiştirmek adına,
"Bu arada anne, bizim düğüne kimler gelecek, nerede düğün yapacağız ben bunların hiçbirini bilmiyorum. Ayarladınız mı ki siz?" dedim.

"Evet kızım biz hallettik o işleri. Düğüne bizim taraf tam kadro geliyor, maalesef babanın tarafı da tam kadro geliyor. O şirret halan da gelecek düğününe. Ben çok denedim gelmemesi konusunda babanı ikna etmeyi ama biliyorsun ya baban dediğim dedik bir adam."

"Bilmez miyim hiç."

"Düğün yerinizi de Peyamiler ayarladı. Cuma günü onların şoförleri bizi kuaförden alacak ve düğün alanına götürecekmiş. Öğrendiğime göre, yaz ayında olduğumuz için kır düğünü meşhurmuş bizde eksik kalamazmışız. Peyami öyle istemiş."

Gözlerimi devirdim.
"Aman, sanki o evlenecek."

Annem minik bir kahkaha attı.
"Neyse kızım, ben gideyim benim mutfakta işlerim var onları halledeyim sende dinlen hadi."

"Tamamdır anneciğim. Sana kolay gelsin." Dedim ve odamdan çıkışını izledim.

Şuan heyecanlanmıştım. Mideme birşeyler oluyordu. Kıpır kıpırdım.

Aklıma gelen şeyle hissetiğim heyecan sebebiyle oturduğum yerden kalktım.

Evlenen çiftler düğünlerinde öpüşürlerdi!

Bizde mi öpüşecektik? Gerçekten kalbim dayanmazdı.

Bugün az kalsın öpeceği zaman kalbime sahip çıkmamışken eğer gerçekten öperse neler olurdu kim bilir...

Bunu da keşke anneme sorsaydım. Ne yapacaktık?

Tamam İzem sakin ol. Birşey olduğu yok.

Ben en iyisi valizlerimi götüreyim ki kafam dağılsın.

Valizlerini Andaç'ın yanına götüreceksin İzem, nasıl kafan dağılsın? Direkt çocuğun yanına gidiyorsun.

Yok yok dağılır kafam.

Valizlerimi tek tek odamdan çıkartıp merdiven başına getirdim.

Küçük valizi yanlamasına kucağıma alıp zar zor merdivenlerden indirdim.
Aşağıya inince babamında evde olduğunu ve salonda, kanepede oturmuş haberleri izlediğini gördüm.

Babam beni görünce kocaman gülümseyerek oturduğu yerden kalktı ve yanıma doğru geldi.

Yanıma gelince kollarını açıp bana sarılmaya yeltendi fakat ben geri çekilip sarılmasını engelledim.

Hâlâ ona olan kırgınlığım geçmemişti. Geçmiyordu.

Ben geri çekilince babamın yüzündeki gülümseme de soldu fakat bozmadan konuşmaya başladı.
"Bütün eşyalarını götürdün mü kızım? Dün yeni evinde kalmışsın. Ne yaptınız bakalım?"

Ne yaptınızdan kastı neydi tam olarak acaba?

Gözlerimi devirme isteğini bastırarak cevap verdim.

"Bu ve yukarıdaki valizim kalan eşyalarım onları da şimdi götüreceğim. İşte tam bu yüzden senden Audi'nin anahtarını isteyecektim. Malum benim arabam artık yok." Dedim gülümsemeye çalışarak.

"Tabii kızım, istediğin araba olsun baban sana galeri alır." Diyerek antredeki dolaba doğru yürüdü.

Baba, kızın istese galeri alırsın ama aynı zamanda tek bir anlaşmada da satarsın.
Bu nasıl bir denge?

Anahtarı dolaptan alıp elinde anahtarla yanıma geldi ve bileğimi yumuşakça tutup avuç içime anahtarı bıraktı daha sonra parmaklarımla avuç içimdeki anahtarı kapatıp elimi de kendi eliyle kapattı.

"Hadi bakalım dikkatli sür arabayı kızım. Dikkat et kendine." Dedi ve kanepeye geri gitti.

Ona karşı olan kırgınlığımın devam ettiğinin farkındaydı. Ne yapsaydık düzelmeyeceğininde farkındaydı.

Bugün dışarı çıktığım kıyafetlerimi gri kısa bir şorta ve beyaz bir tişörte değiştirmiştim, şortumun cebine anahtarımı atıp diğer valizi de indirmek adına üst kata geri çıktım.

Babamın yardım etmemesi kırıcıydı oysa elin oğlu bütün valizlerimi tek tek indirmişti.

Aman erkeklere mi kaldın İzem. Tek başına valiz mi indiremeyeceksin sen? Hiçte bile, yaparsın.

Valizin tutma yerinden tutup havaya kaldırdım. Fazla ağırdı. İnşallah merdivenlerden yuvarlanmazdım.

Yavaş adımlarla merdivenleri inerken babamın hiç bana bakmadığını fark ettim.

Çok umurumda değildi şahsen.

Valizi zar zor merdivenin en sonuna indirdiğimde telefonumu ve evin anahtarını almak için üst kata, odama yeniden çıkmam gerektiğini fark ettim.

Yeniden basamakları çıkıp odama gittim ve iki anahtarı bir cebime, telefonumu diğer cebime atıp artık evden çıkmak adına aşağıya indim.

Antredeki ayakkabılıktan beyaz crocslarımı çıkartıp ayağıma geçirdim ve iki elimle valizleri kulplarından tutup ardımdan çekmeye başladım.

Evden çıkmadan önce içeridekilere,
"Ben çıkıyorum, belki bu akşamda gelmem. Görüşürüz." diyerek seslendim ve evden çıkıp ardımdan ayağımla kapıyı kapattım.

Asansöre gelince 12. katta olan asansörü bizim kata, 20. kata çağırdım.
Kısa bir bekleyişin ardından asansör, şansıma boş bir şekilde geldi bende iki valizimle bindim.

Araba otoparkta olduğu için -1. katın tuşuna basıp beklemeye başladım. Asansördeki dijital saate baktım, saat 20.51 gözüküyordu.

Andaç işten çıkmıştır diye düşünüyordum.

Parsla bir kez daha yalnız kalmak istemiyordum. Bir zararı yoktu ama korkuyordum işte.

Asansör, otopark katında durunca peşimden sürüklediğim valizlerimle indim.

Otoparkın çıkışına doğru yerde park edilmiş Audi A7 Sportback'i görünce adımlarımı oraya yönlendirdim.

Arabanın yanına gelince, arka tarafa geçtim ve arabanın kilidini açıp bagajını açtım. İki valizimi de yerleştirdikten sonra sürücü tarafına geçip koltuğa oturdum.

Arabayı çalıştırdım ve klima açmak yerine öndeki iki camı açtım. Bu saatte kesin trafik vardı, olmama ihtimali yoktu.

Arabayı bizim sitenin bulunduğu ara sokaktan ana caddeye çıkarınca tamda düşündüğüm gibi yoğun bir trafikle karşılaştım.

Bu trafiğin yarım saatten önce bitmesinin imkanı yoktu.

Cebimden telefonumu çıkardım ve bluetoothla telefonumu arabaya bağladım. Kendi playlistime girip bu yolculuğu daha eğlenceli hale getirmesi için favori şarkılarımdan biri olan "Yalın-Tatlıyla Balla"yı açtım.

Şarkının sözleri çalmaya başladığında bende şarkıya eşlik etmeye başladım.

Andaç'ın yanına gidiyor oluşum içimi kıpır kıpır yapıyordu, gereksiz heyecanlı ve mutlu hissediyordum kendimi.

Niye böyle hissediyordum kendimi?

Aşıksın bence Zerda.

Yüzümü buruşturup,

"Hiçte bile." diyerek aklımdan geçenler yüzünden sesli bir tepki verdim.

"Ay yok ben kesin deliriyorum. Psikolog olmadan önce ben direkt psikiyatriye falan görüneyim en iyisi. Yoksa hem danışanlarım hem ben yandık." Diyerek kendi kendime konuştum.

Trafik biraz daha hızlanmaya başladığında şarkı bittiği için "Oğuzhan Koç-Yüzük"e değişmişti.

Hazır evlenmek üzereyken bu neydi böyle? Evrenin mesajı falan mı?

Bana git Andaç'a aşık ol deniyordu şuan resmen. Yani en azından ben şahsen öyle algıladım.

Ne yapıyordu acaba şuan? Andaç yani.

Ne yapıyorsa yapıyor sanane İzem.

Gayette bana yani, benim kocam değil mi.

Yandın kızım sen yandın. Bu kadar benimseme.

Harbiden bana ne oluyordu böyle?

Aşk şarkıları sende kafa yapıyor bence İzem.

Bence Andaç bende kafa yapıyor.

Delirmek üzereydim. Aşık olmadığım biri hakkında niye böyle düşünüyordum anlayamıyordum.

Hani birde mesleğim insanların dertlerini anlamak. Ben daha kendi derdimi anlayamıyorsam diğerlerininkileri nasıl anlayacaktım acaba.

Terzi kendi söküğünü dikemiyor işte.

Trafik tamamen akmaya başlayınca zaten yakın olan ikinci ve artık asıl evime kısa sürede ulaşmıştım.

Otoparka girince arabayı park etmeye yer araken şarkı bu sefer "Oğuzhan Koç-Heyecandan"a değişmişti.
Evet evet evren kesinlikle bana, Andaç'a aşık ol diyordu. Emin olmuştum bundan.

Biraz zor tabii ama niye olmasın yani.

Ben aşık olsam ama o olmasa çok kötü olurdu.

Ya o benden nefret ediyorsa? Mesela benim kliniği almaya gittiğimiz gün bana, sözüne itaat eden bir köle gibi davranmıştı.

Unutmadım bunları Batın Bey, zamanı geldiğinde hesabını soracağım.

Sonunda arabayı park ettiğimde şarkıyı ortasında durdurup arabadan indim ve arka tarafa bagajdan valizlerimi almak için gittim.
İki valizi de zar zor çıkarttıktan sonra arabayı kilitledim ve girişe doğru peşimden valizlerimi sürümeye başladım.

Binaya girince 5. katta olan asansörün tuşuna basarak -2'ye inmesini bekledim.

Kısa bekleyişimin ardından asansör gelmişti bende içeri girip 24. katın tuşuna bastım.

Asansör hiçbir katta durmadan çıkmaya devam ederken 14. katta durdu ve kapısı açıldı.

Karşımda akyaz, yeşil gözlü, 20'li yaşların sonunda olduğunu düşündüğüm bir adam duruyordu.

"Üst kata mı çıkıyordun?" diye sordu.

Kabalık olmaması açısından minik bir gülümsemeyle,
"Evet aşağıya inecekseniz beklemeniz gerekecek." dedim.

Kibar sırıtışıma flörtöz bir sırıtışla cevap verdi.
"Beklemem gerekmiyor. Sana çıkacağın kata kadar eşlik edebilirim."

Asansörün kapısının kapanmaması adına bir ayağını iki kapının arasına uzattı.

Cidden mi? Uğraştığım insanlara bak. Ya kafamdaki iki farklı kişilik, ya babam, ya Peyami Bey ya da böyle çapkınlar. Ben neden normal bir çevreye sahip olamıyordum.

"Gerek yok beyefendi ben kendim çıkabilirim." Kibarlığımı korumaya devam etmeye çalışıyordum.

"İzin ver yardım edeyim. Hem kocaman valizlerlesin. En üst kata yeni birileri taşınıyordu sen misin o?" Dedi sırıtışı hâlâ dudaklarındeyken.

Aynı sırıtışı bugün Andaçta bana yapmıştı. Andaç'ın sırıtışı görsel şölen sunarken bu adamın sırıtışı midemi bulandırıyordu.

"Evet beyefendi. Eşimle birlikte taşınıyoruz." Durumu kullanıp adamı başımdan savuşturmayı umuyordum.

"Öyle mi? Ne güzel, ne güzel. O zaman size bir ömür mutluluklar bacım." dedi ve kapının önünden çekildi.

Ani tavır değişikliği beni kıkırdatmıştı.

Birde kocamın heybetini görse kim bilir o zaman nasıl kaçardı.

Kısa bir süre sonra bizim kata gelmiştim ve dairenin kapısının önünde duruyordum.

Şimdi kapıyı açsam Pars üzerime koşacaktı bu yüzden iki valizi önüme bariyer yaptım ve arkalarından uzanarak kapıya anahtarı soktum.
Anahtarı tek çevirişimde kapı açıldı demek ki Andaç evdeydi.

Kapıyı ittirip tamamen açılmasını sağladım ve Pars'ın koşarak üzerime gelmesini bekledim. Beklemenin aksine Pars gelmiyordu. Bu yüzden valizleri kenara çekip crocslarımı çıkarttım ve içeri girdim.

İçeri girip etrafa bakındım ama ne Andaç ne de Pars görüş açımda değildi. Bu yüzden mutfak tezgahındaki ıslak mendili alıp dış kapıya geri gittim.

Yere çömelip valizlerin tekerleklerini teker teker, yarım yamalak sildim çünkü bu sefer benim için valizleri kaldıracak biri yanımda yoktu.
İki valizi de içeri aldıktan sonra crocslarımı da antredeki ayakkabılığa koydum.

Anahtarı kapıdan çıkartıp dresuara koydum ve dresuradaki dijital saate baktım. Saat 21.27 olmuştu. Trafikte fazla oyalanmıştım.

İçeri girdiğimde salona doğru ilerledim ama hâlâ kimse yoktu. Merdivenleri çıkmaya başladığımda yüksek bir sesle Andaç'a seslendim.

Yüksek sesime karşı Pars, terastan çıkıp üstüme doğru koşmaya başladı.
Pars bana doğru koşarken bende merdivenlerden koşarak çıktım ve Pars üstüme atlayamasın diye onu sollayarak terasa çıktım.

Andaç sigara içiyordu. Andaç. Sigara. İçiyordu.

İnanamıyordum. Bu çocuk kendini niye böyle birşeyler zehirliyordu ve ben bunu neden daha önceden fark etmemiştim. En karşı olduğum şey sigaraydı. Herşeye tamamdım ama sigaraya asla.

"Andaç, sen sigara mı içiyordun?" İnanamaz bir tonla konuştum.

Sesimi duyunca dudaklarında sallanan sigarayla yüzünü bana döndürdü.

Sigarayı iki parmağı arasına sıkıştırıp dudaklarından ayırdı ve çatık kaşlarla beni süzdü.

"Zerda?" Sarhoş muydu bu? İçmiş gibi konuşuyordu.
"Senin ne işin var burda?" Dedi.

"Evime gelemez miyim?"

Pars yeniden terasa gelmişti ve beni es geçip Andaç'ın yanına gitti.

Andaç hâlâ inanamaz bir şekilde bana bakarken yanındaki küllüğe sigarasını bastırıp söndürdü.

Ardından birkaç büyük adımda aramızdaki mesafeyi kapattı ve kollarını belime dolayıp boy farkımızdan dolayı üst bedenini eğip kafasını boynuma gömdü.

Ne oluyordu birden?

Her zaman ondan gelen büyüleyici parfüm kokusuna ek olarak sigara ve alkol kokusu da alıyordum.

Kesinlikle sarhoştu.

Kalbim göğsümü delip geçmek istercesine Andaç'ın göğsüne doğru atarken kollarımla ne yapacağımı anımsayamadığım için yanlarımdan sarkıttım.

Andaç, bana öyle sıkı sarılıyordu ki düzenli aldığım nefesler düzensizleşmeye, kesilmeye başlamıştı.

Bir yandan boynumda derin derin nefesler alıp veriyordu. Verdiği her nefesi boynumda hissediyordum.

"Zerda, seni çok özledim. Biliyorum belki saçma gelecek ama 3 saat geçmiş olsa bile seni çok özledim. Niye böyle oldu bilmiyorum ama çok özledim seni." Art arda boynuma karşı bu cümleleri itiraf etti.

O bana çaresizce sarılmaya devam ederken bende kollarımı kaldırıp onun boynuna doladım.

Bunu yapmamı bekliyormuş gibi tutuşunu daha da sıkılaştırdı.

Gerçekten nefesim kesiliyordu.

"Andaç, sen iyi misin?" Diye sordum.

"Değilim, seni çok özledim. Bütün toplantı boyunca aklımda sen vardın. Hep seni düşündüm. Aklımdan çıkmıyorsun Zerda." Yine boynuma doğru konuştu.

İnanamıyordum.

Andaç'a mı yoksa hissettiğim heyecana mı inanamıyordum emin değilim.

İkisine birden herhalde. Yoksa kalbim bu denli hızlı atmazdı.

"Sen sarhoş musun?" Sarılmamızı kesmeden konuştum.

Bu sırada Pars, Andaç'ın arkasına geçmiş bizi izliyordu.

"Galiba biraz. Ama değilsemde kokun beni sarhoş etmek üzere."

"Saçmaladın şuan Andaç." Dedim bir yandan hâlâ ona sarılırken.

"Şaçmaladım mı? Bilmem şuan hiçbir şey bilmiyorum. Şuan senin dışında hiçbir şeyi bilmiyorum."

Bence lovebombing yiyorum gibime geldi.

Sarılmamızı kesmek istiyordum ama bedenim ondan ayrılamıyordu. Sanki mıknatısla birbirimize yapışmış gibiydik.

Ben onu, o beni bırakamıyordu. O daha çok bırakmaktan korkuyor gibiydi.

Bulunduğum konuma ve duruma alıştığım için kalp atışlarım eski ritmine geri dönmüştü.

Andaç'ın kafası hâlâ boynuma gömülüydü. Biraz daha orada durursa nefessizlikten ölecekti.

"Andaç, kafanı boynumdan kaldır artık. Nefessizlikten öleceksin. Korkma, bir yere gitmiyorum buradayım. Kalmaya geldim, gitmeye değil."

"Benim oksijenim burada. Senin kokun yokken nefes alıyormuş gibi hissetmiyorum zaten. Hem yıllar sonra bulmuşum seni, bir daha bırakır mıyım sanıyorsun?"

Burnunu boynuma sürtmeye başlamıştı.

Yıllar sonra mı? Oysa sadece 3-4 saat geçmişti.

Bu konuyu sarhoşluğuna vererek görmezden geldim. Şimdilik.

Hiç istemeyerek kollarımı boynundan çektim ve sarılmamızı kesmek adına geri adımladım ama Andaç belime doladığı kollarını açmamak konusunda inatçıydı.

Davranışlarını, kanında dolaşan alkolü suçluyordum.
Yoksa mantıklı bir açıklama bulamazdım.

Öyle bir durumdaydım ki kafamdaki Zerda bile susmuştu.

Bir kez daha kendimi geri çekmeye çalıştım, bu sefer Andaçta hiç istemeyerek kollarını belimden ayırıp bedenlerimizi uzaklaştırdı.

Şimdi fark etmiştim ki sarı saç telleri ıslaktı, üzerinde siyah bir tişört ve şiyah eşofman altı vardı.

"Ne kadar içtin?" Diye sordum.

Göz göze geldiğimizde Andaç'ın gözlerindeki ihtiyacı gördüm. Bana olan bakışı kalbimi tekletiyordu.

Bana sürekli böyle baksa istediği herşeyi yaptırabilirdi. Şuan bile herşeyi yaptırabilirdi.

"Bilmiyorum. İş çıkışı önce spor salonundaydık Görkemle sonra Görkem beni Kadıköy'e götürdü, birşeyler içtik. Eve gelince duşa girdim, ayıldım."

"Bu ayılmış halin mi?"

"Galiba evet."

"Ne zamandır ayıkken bana böyle davranıyorsun."

"Hatırladığım kadarıyla ofisime geldiğinde de oldukça misafirperver ve samimi davranmıştım." Dedi dudaklarını kuşattığı muzip sırıtışıyla.

Doğru ya, az kalsın öpüşecektik. O anı düşünmek şuan bile içimi kıpır kıpır ediyordu.

Konuyu değiştirmek adına,
"Madem sen sarhoşsun bende sarhoş olayım." diye saçma bir öneri sundum.

Ne gerek vardı mesela şuan?

Bazen kendi eylemlerimin sebebini ben bile anlayamıyordum.

Gerçekten benimde bir psikolog randevusu almam gerekiyordu.

Saçma önerime karşı kocaman sırıttı.
"Ne alaka?"

"Sen tamamen ayılınca bu anları hatırlamayacaksın, hatırlasan bile davranışlarının sorumluluğunu alkole bırakacaksın. Bende davranışlarımın sorumluluğunu alkole bırakmak istiyorum."

"Peki o zaman. Gel sanada alkol vereyim." Dedi ve terastan çıkıp merdivenlere yöneldi.

Peşinden onu takip ettim, benim peşimden de Pars bizi takip etti.

Pars'tan korktuğum için koşar adımlarla Andaç'ın önüne geçip önden yürümeye başladım.

Arkamdan Andaç'ın gülme sesini işittim.

Andaç pek sarhoş sayılmazdı ama ben pek sarhoş olmak istiyordum.

Nedenini bilmiyordum sadece istiyordum işte.

Önden koşar adımlarla kahve makinelerinin olduğu yerin yanında duran devasa içkiliğin önüne gittim ve Andaç'ı bekledim.

Normalde peşimdeydi ama son anda Pars'ı uzaklaştırmak adına yönünü değiştirmişti.

Geçen birkaç dakikanın ardından Andaç'ta yanıma gelmişti.

"Buyurun, ne istiyorsunuz hanımefendi." Dedi eğlenen bir tonla.

"Bilmem, ne verirseniz kabulümdür beyefendi." Dedim bende onu taklit eden tonda.

"Hafif birşeyler mi yoksa ağır birşeyler mi istersiniz hanımefendi?" Barmen rolüne devam ediyordu.

Bende onu bozuntuya vermiyordum.
"Ağır ve anında etki eden birşeyler istiyorum beyefendi."

"Vay, iddialıyız demek." Dedi ve dikkatle içkiliği incelemeye başladı.

İçkiliğin ikinci rafından "Bacardi" adlı bir rom çıkardı.

"O zaman size meyveli ama etkisi ağır bir kokteyl yapıyorum hanımefendi."

Elindeki içkiyle birlikte buzdolabının yanındaki tezgaha gitti. Alkolü tezgaha koyduktan sonra buzdolabını açtı ve içinden bir kutu ananas suyu çıkardı ardından buzluğu açıp küçük, küp şeklinde olan ve içi buz dolu bir buz kalıbı çıkardı.

Andaç, barmen edasıyla bana kokteyl hazırlarken ben salonla mutfağı ayıran tezgaha çıkıp oturdum ve dikkatle Andaç'ı izlemeye başladım.

Bütün malzemeler onun önündeyken yukarıdaki dolaplardan birinden kokteyl bardağı çıkarttı.

Buzları kalıbından çıkartıp bolca bir miktarda buzu bardağa koydu daha sonra rom'u buzların üzerine ekledi.

Oldukça cömert bir ekleme olmuştu çünkü neredeyse bardağın yarısı alkolle dolmuştu.

En son hepsinin üzerine, bardakta kalan boşluk kadar ananas suyu koydu.

Emindim ki bu kokteylin yapımında aslında ölçülü davranmalıydı açıkçası alkolün ne kadar fazla veya ağır olması pek umurumda değildi.

Bedenim çok ağır alkol zehirlenmelerini atlatmıştı. Lise yıllarımda oldukça çok alkol içtiğimi anımsıyordum ama anıların çoğu silik silikti. Çok eski de değillerdi aslında.

Şuan kafamı buna yormak yerine önümdeki sanat eserinden fırlamış gibi olan görüntüyü izlemeye devam ettim.

Andaç, ince bir kaşıkla karışımı karıştırdıktan sonra cam bir pipet çıkardı ve bardağa koyup yanıma doğru gelmeye başladı.

Kokteyli bana uzattıktan sonra, anında elinden alıp büyük bir merakla tadına baktım.

Ben tadına bakarken Andaç, iki elini bacaklarımın yanında tezgaha dayamış, benim bacaklarımı ve bedenimi kendi bedeni içine hapsetmişti. Bu konumda Andaçla aynı boydaydık.

Kokteyl, ilk baş ananasın tatlılığıyla ağzımda tatlı şöleni başlattı fakat bu şölen fazla sürmedi çünkü Andaç'ın neredeyse içine boşalttığı Bacardi tatlılığı anında yok etti ve kokteyl boğazımdan aşağı inerken ardından geçtiği her noktayı alev alev yaktı.

Bayılmıştım. Mükemmel bir karışımdı.

Andaç, dikkatle benim tepkimi inceliyordu. Gözleri, bakışları yüzümün her noktasına değiyordu. Hiçbir noktayı, hiçbir tepkiyi kaçırmak istemiyor gibi.

"Beğendin mi?" Barmen rolünden çıkıp eski samimiyetiyle sormuştu.

"Andaç, bu mükemmel birşey. Daha önce nasıl bunu denemedim ben?"

Hızla birkaç yudum art arda içtim. Bu boğazımın daha ağır bir şekilde yanmasına sebep vermişti.

Yakıyordu ama rahatsız etmiyordu.

Andaç kıkırdadı. Ama tatlı bir şekilde değildi, erkeksi bir kıkırdamaydı.

Buna da bayılmıştım.

Ben boğazımdaki yangının geçmesini beklerken kokteyl bardağını sol bacağıma dayamıştım, Andaç'ta kafasını sol bacağıma doğru eğip pipeti ağzına aldı ve içikimden büyük bir yudum aldı.

Bakışlarını eğip içmemişti, aksine bakışları hep benim bakışlarımdaydı.

Etkileyiciydi.

"Evet, güzel bir kokteyl. Ben hafif birşey içmek istediğim çoğu zaman bunu yaparım. Yani aslında pek hafif sayılmaz ama benim normal içtiklerimden daha hafif."

Bardağı tekrar bacağımdan kaldırıp içkimi yudumlarken merakla onu dinliyordum.

Ağzımdaki alev topunu andıran içkiyi yuttuktan sonra,
"Sen normalde ne içiyorsun ki?" Diye merakla sordum.

"Everclear, Viski, Absent, Jägermeister falan. Böyle kokteyl gibi meyve sularıyla karıştırıp alkolün ham tadını azaltmayı çok sevmiyorum." Diye cevapladı.

Şu, kulağıma Almanca gibi gelen alkolün ismini söylerken o kadar hoş bir aksanla söylemişti ki kulağım şenlenmişti.

Alkol senin kafana vurdu bence İzem.

Yok yok hâlâ oldukça ayığım.

Dudaklarımı tutamadığım bir sırıtış kaplarken elimdeki bardağı umursamadan boş olan elimi dizime dayayıp yüzümü Andaç'a doğru yaklaştırdım.

Yakınlaşmamla birlikte zaten burnuma buram buram gelen alkol ve sigarayla karışmış olan büyüleyici parfümünün kokusu ciğerlerimi tamamen doldurup içimi ele geçirmeye başlamıştı.

"Bir daha söyler misin?" Yüzümdeki sırıtış yerini korurken sordum.

Ani yakınlaşmama ve soruma şaşırmış olacaktı ki güzel yüzündeki kaşları çatıldı.

"Ne? Saçmalıyor musun şuan? Bu kadarcık alkol bile vurdu mu seni?" Çatık kaşlarıyla sordu.

Uzaklaşmamıştı bu yüzden yine, yeniden oldukça yakın bir pozisyondaydık.

Dudaklarım daha da geniş bir sırıtışla kuşanmaya başlamıştı.

Kendimi tutamıyordum. Onun o güzel yüzüne baktığımda sırıtasım geliyordu.

"O Almancaya benzeyen içki adını. Tekrar söyler misin?"

"Neden ki?" Kaşları daha da çatıldı.

Şuan beni anlamlandırmaya çalışıyordu.
Aynı durumdaydık. Bende kendimi anlamlandırmaya çalışıyordum.

"Çok güzel söyledin. Böyle aksanlı aksanlı. Aşırı etkileyici buldum ben. Şahsi görüşüm yani bu."

Bir an yüz ifadesi afalladı. Nasıl tepki vereceğini bilemez gibi önce çatık kaşları havalandı daha sonra yeniden çatıldılar. En son yapmaya karar verdiği tepki olarak sırıttı.

"Jägermeister." Diye kendini aynı aksan, aynı etkileyici tonla tekrar etti.

Dişlerimi gösterecek şekilde gülümsedim.

"Bu kadar saçma birşey neden hoşuna gitti ki şimdi?" Dedi Andaç, sırıtırken.

"Sarhoş olup saçmalama sırası bana geçmiş demek ki şimdi." Dedim bende sırıtırken.
Daha sarhoş değildim. Henüz.

Bedenimi dikleştirerek geri çekildim ve aramıza yine mesafe yarattım.

Bardağımda çok sayılmayacak miktarda alkol kalmıştı. Hepsini tekte içsem boğazım yanacaktı, bunu biliyordum fakat pek umursamadan pipeti ağzıma alıp birkaç büyük yudumda kokteylimi tamamen bitirdim.

O sırada Andaç, dudağının sol kenarında minik bir sırıtışla beni dikkatle izliyordu.

Boş bardağı ona uzattım.
"Hadi şimdi bana kendi içtiğin alkollerden ver. Yani pardon, verir misin?"

Eğer aklında benimle, değerli alkolünü paylaşmak gibi bir plan yoktuysa, birde ben emir kipi kullanarak şansımı sıfıra düşürmeyeyim diye kaba yanlışımı düzeltip kibarca sormuştum.

İsteğime karşı tek kaşı havalandı.

"Meyve sulu kokteylle sarhoş olan biri için fazla cesurca bir istek değil mi bu İzem?"

Onun dudaklarından ikinci ismimi duymak, sırtımdan bir ürpertinin geçmesini sağlamıştı.

"Sarhoş değilim ki!" Ses tonumu hafifçe yükselterek ona çıkışmıştım.

O erkeksi kıkırdamasıyla kulaklarımı ikinci kez şenlendirmişti. Zaten dönmeye başlamış olan başım onun sayesinde daha fazla dönmeye başlamıştı.

"Evet evet ikimizde sarhoş değiliz şuan." Dedi alayla.

Gözlerimi devirmeye çalıştım fakat istediğimi başarabilmiş miydim emin değildim çünkü kafam şuan oldukça bulanıktı.

"Hadi ya, lütfen." Yalvaran gözlerle ona bakmaya başlamıştım.

Her zaman istediğimi yaptırabildiğim o bakışı atmıştım. En azından babam ve Kıvanç'ta işe yarıyordu, o zaman neden Andaç'ta işe yaramasın.

Andaç'ın gözlerindeki alaycı bakış, benim yalvaran bakışımla karşılaşınca yok olmuştu. Gözlerini gözlerime kilitlemişti ve kahve gözleri o kadar yoğun bakıyordu ki damağımda kahvelerinin tadını alabiliyordum.

"Hım?" Mırıldanarak sorumu ona hatırlatmaya çalıştım.

"Siktir, İzem. Eğer her zaman istediğini yaptırmak için o bakışı kullanacaksan yaktın beni kızım. Bu bakış karşısında en ağır emir eri bile erir be, azıcık insafın olsun."

Bakışmamızı anında kesmişti.
Elimdeki boş bardağı alıp lavaboya bırakmıştı ve alkollüğe geri gitmek yerine buz dolabının altındaki buzluğa erişmek için yere çömelmişti.

Kendimi tutmayıp dudaklarımı kendini beğenmiş bir gülüşe boyamıştım.

Uyguladığım taktiğin anlaşılması işimi acemice yaptığımı gösteriyordu fakat pek umursamadım.

Şuan Andaç, en hassas noktamı öğrense bile umurumda olmazdı.

Andaç'ın kokusu ciğerlerimi ele geçirmişken eş zamanda alkolde damarlarımda cirit atıyordu.

Çakırkeyif olmayı geçmiştim ve şuan gerçekten sarhoş olmuştum.

Zihnimdeki berrak düşünceler yerini derin bir buğuya bırakmıştı.

Şu dakikadan itibaren eylemlerimin sorumluluğu benim üzerimde değildi.

Normalde de eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmiyorsun ki İzem.

Ne kadar sarhoş olursam olayım beynimdeki iki farklı kişilik susmuyordu.

"Ne bakışı atıyormuşum ya ben?"

Dudaklarimdaki kendini beğenmiş gülümseme ve artık sarhoş olduğumu belli eden ses tonumla konuştum.

Andaç, çoktan buzluktan Jägermeister'ı çıkartmıştı.

"Bence ne bakışı olduğunu gayet iyi biliyorsun." Derken bir yandan da kokteyl bardağını aldığı dolaptan küçük shot bardaklarını çıkartmıştı.

Hâlâ oturuyor olduğum tezgahta, yanımdaki boşluğa beş bardak dizmişti.

"Neden beş bardak peki?"

"Hepsini art arda shot atabilesin diye. Öyle daha etkili oluyor." Onunda sesinde hâlâ sarhoşluk kalıntıları vardı.

O da sarhoş sayılırdı.

Çok hoş, eylemlerimizden ikimizde sorumlu olmayacaktık yani.

Aramızda olan bu çekim bizi sürekli yakınlaştırsa da biz daha fiziksel olarak hiçbir şey yapmamıştık. Şuan sarhoş olduğumuza göre her an herşey olabilirdi.

Umarım bu gecenin sabahında ben hamile uyanmazdım.

Kalbim, ya alkolden ya da aklımdan geçen uygunsuz düşüncelerden ve görüntülerden dolayı atma hızını arttırmıştı.

Şuan kalbim, adeta göğsümü dövüyordu.

Alkolü beş bardağa da art arda döktü.
Dudaklarında muzip bir gülüşle bana baktı.

"Hadi, istedin doldurdum, iç. Önceden uyarmış olayım, senin gibi küçük bir bünyeye bu kadar alkol fazla. Yani ağır gelecek."

Kafamı hafifçe solak eğip alaycı bir bakış attım.

"Öyle mi dersin."

O da beni taklit edip kafasını sola eğip alaycı bakış attı.

"Öyle derim."

Yanımda duran shot bardaklarından birini aldığım gibi dudaklarıma götürdüm ve yakıcı alkolü mideme yolladım.

İlk yudumumda yoğun, bitkisel bir aroma ağzımın içini doldurdu. Hafif bir tatlılık vardı fakat hemen ardından gelen baharatlı, hafif acımsı bir tat aromanın dengelenmesini sağlıyordu.

Alkol, boğazımdan geçerken izlediği yolda hafif bir yanma hissi bıraktı. Bu rahatsız edici bir his değildi aksine geçtiği yolu ısıtıyordu.

Boş shot bardağını yanımdaki tezgaha geri bıraktım ve Andaç'a baktım.

"Bu bir." Dedi neredeyse fısıltı gibi yoğun bir sesle.

Bana bakarken gözleri parıldıyordu.

Zevk alıyordu bu durumu izlemekten.

İkinci shot bardağını baş ve işaret parmağımla tutup havalandırdım ve dudaklarıma götürdüm.

İkinci shot'u da attıktan sonra göğüs ve mide bölgemde yayılan bir sıcaklık hissettim.

Sıcaklık git gide artarken içimde bir yangının tutuşmaya başladığını hissediyordum.

"Bu iki. Nasıl hissediyorsun?" Diye sordu Andaç.

Bu adam neden bana daha önce hiç alkol içmemişim gibi davranıyordu.

"Yanıyorum. Ayrıca sen neden bana daha önce hiç alkol içip sarhoş olmamışım gibi davranıyorsun? Sen beni lise yıllarımda görecektin varya. Uhuuu her hafta sonu sarhoştum ben." Yayık bir ağızla konuştum.

"Evet yanıyorsun." Dedi lise yıllarımı anlattığım kısmı umursamadan.

Bakışlarındaki yoğunluk eziciydi. Göz göze kaldığımız her an bakışlarının altında eziliyordum.

"Her hafta sonu sarhoştun demek, o zaman neden sadece bir tane meyveli kokteylle sarhoş oldun güzelim?" Diye devam etti.

"Güzelin miyim gerçektenn."

Aşırı sarhoşluktan ayıkken asla yapmayacağım klişe bir şey yapmıştım. Ayıldığımda eğer bunları hatırlarsam, rezillikten ölürdüm ve bizim düğün de iptal olurdu böylece.

Bir an afallar gibi olduktan sonra bakışlarındaki yoğunluk yumuşadı ve gülümsedi. Gülümsemesi içimi öyle ısıtmıştı ki, içim artık alkol yüzünden değil Andaç'ın gülümsemesi yüzünden yanıyordu.

"Evet, güzelimsin gerçekten." Derken bir eliyle yüzümü avuçlamıştı. Baş parmağıyla belli belirsin bir şekilde yanağımı okşadı. O kadar yumuşak davranıyordu ki, kişiliğimin sivri köşeleri onun sayesinde her seferinde yumuşuyordu.

Ne kadar yanlış olsa da doğru hissettiriyordu.

Andaç'ın eli hâlâ yanağımdayken ben üçüncü bardağa uzandım.

Parmaklarım tam bardağı saracakken Andaç önce davranıp boştaki, sol eliyle bardağı aldı.

Sağ elini yanağımdan ayırdı, baş ve işaret parmak uçlarıyla çenemi tuttu.

Çenemi tutan baş parmağı biraz yukarıya uzanıp alt dudağıma değdi.

İlk temasla birlikte, zaten yeterince hızlı olan kalp atışım imkanı varmışçasına daha da hızlandı.

Gözleri, gözlerime bakarken, sağ eli çenemde ve dudağımdayken, sol eli sağ bacağıma kaydı. Bacağımı hafifçe yana kaydırıp bacak aramda kendi bedeni içine yer açtı. Yarattığı boşluğu anında kendi varlığıyla geri doldurmuştu.

Benim nutkum tutulmuştu. Hiçbir şey diyemiyor, hiç tepki veremiyordum.

Şuan sadece gözlerinin içine bakabiliyordum. Bedenim başka bir eylem yapamıyordu.

Baş parmağıyla hafifçe alt dudağımı okşamaya başlamıştı.

Tuttuğumu fark etmediğim bir nefesi burnumdan verip gerilmiş omuzlarımı rahatlattım.

"Üçüncü shot'u içirmemi ister misin? Yoksa hâlâ kendi işini görecek kadar ayık mısın?"

Şuan ayık olmak dışında herşeydim.

"Ayık değilim. Galiba yani. Ayık değilim herhalde. Ayık mıyım?"

Dudağının kenarı küçük bir sırıtışla kıvrıldı.

"Değilsin, yavrum."

"Sende değilsin bence."

"Evet, bende değilim. Ama durumum senden daha iyi. Mesela sen sabah olduğunda bunları unutacaksın fakat ben hatırlayacağım. Her an aklımda olacak bu halin."

"Nereden biliyorsun, belki hatırlarım."

"İmkanı yok, güzelim."

Baş parmağıyla alt dudağımı aşağıya doğru büzüp ağzımın hafifçe açılmasını sağladı.

Shot bardağını dudaklarıma yakalştırdığında bende hazır bir şekilde alkolü bekliyordum.

Dudaklarımla bardak temas ettiği an, Andaç dudaklarımda dayalı olan elindeki bardağı, bende kafamı geriye attım.

Artık alıştığım hisler alkolü yutmamla kendini tekrarladığında yüzümü buruşturdum.

Andaç, çenemdeki elini çekmişti.

Artık boşta olan iki elini kalçalarımın yanına tezgaha dayayıp beni kendi bedeni arasına hapsetti.

Yüzlerimiz şuan fazla yakındı.

Dudaklarımızda aynı şekilde.

İçimdeki ihtiyaç şuan sadece aramızdaki boşluğu kapatıp Andaç'ın dudaklarına yapışmayı istiyordu.

Alkol bana iyi gelmiyordu. Bir daha Andaç'ın yanında sarhoş olmayacaktım.

Yüzümü, yüzüne daha da yaklaştırdım fakat henüz aradaki boşluğu kapatmadım.

Onun verdiği nefesi ben ciğerlerime çekiyordum.

Parfümünün kokusu şimdi daha netti. Alkol ve sigara kokusu da öyleydi.

"Neden daha önce hiç beni öpmedin?"

Dudaklarına doğru konuştum.
Andaç'ın bakışları anında dudaklarıma indi.

"Daha önce hep ayık olduğumuz için" diyerek cevapladı.

"Şuan değiliz. O zaman öpebilirsin."

Diyerek ona yaklaştım. Andaç beklemediğim bir hareketle kafasını yana çevirdi.

Bu yüzden güzel dudaklarını öpmek yerine yanağına öpücük kondurmuştum.

"Ben hâlâ ayık sayılırım. O yüzden öpemem. Ayrıca şuan düzgün bile düşünmüyorsun, İzem. O yüzden öpmem seni."

Kafasını tekrar bana çevirdi, bu sefer yüzünü dudağıma yaklaştırmak yerine kulağıma doğru eğildi.

"Ama bunu benden ayıkken istersen emir kulun, kölen olup seni bıktıracak kadar çok öperim. Öyle ki bunu istediğine pişman olursun."

Cümleleri çok anlamlandıramasam da istemsizce alt dudağımı büzdüm.

Andaç yüzünü yine yüzüme çevirip tepkime bakmıştı.

"Ne yazık ki sarhoşsun ve sabaha bunları hatırlamayacaksın. Bu yüzden çokta bir önemi yok."

"Kalanları içme, mideni rahatsız edecek. Gel ben seni yukarıya çıkartayım. Hem saatte geç oluyor yatırayım seni."

Artık gerçekten zihnimden geçen tek bir düzgün düşünce yoktu. Hepsi yoğun bir buğuyla kaplıydı.

Kollarımı boynuna dolayıp beni kucaklaması için ayaklarımı beline doladım.

Andaç, anında bir kolunu belime doladı, diğer kolunu da bedenimi desteklemek için kalçalarımın altına koydu.

Kolayca kucağına almıştı beni.

"Sarhoşken çok temas bağımlısı oluyorsun. Bu hoşuma gitti. Sen hep sarhoş olsana. Ben seni böyle her yere taşırım." Diye mırıldandığını duydum.

"Hımhım, bencede." Neyi onayladığımı anlamadan onu onayladım.

Andaç, beni peluş oyuncak taşır gibi rahatça taşıdığı için kollarımı omuzlarından çekip kollarının altından geçirdim ve ellerimi sırtına yasladım. Sonra kafamı yan bir şekilde omuzuna yasladım.

Andaç, şuan merdiven çıkıyor olsada kafasını yan bir şekilde benim kafama dayadı.

Şuan kendimi resmen bebek gibi hissediyordum. İçim yumuşacıktı.

Bu adam, gerçekten bütün dengelerimle oynuyordu.

Sonunda yatak odasına geldiğimizde Andaç yumuşak bir şekilde sırtımı yatağa dayadı. Bende ayaklarımı belinden çözüp yatağa kendimi bıraktım.

Kafamı yastığıma koyar koymaz bana yukarıdan bakan Andaç'ın omuzuna, yüzümde olduğunu bile unuttuğum makyajımı bıraktığımı gördüm.

Yattığım yerden doğrulmadan gözlerimi kapattım.

"Andaç, yüzümde makyaj varmış. Gerçi artık senin omuzunda ama makyajımı çıkarmam lazım. Çok uykum var, benim yerime sen çıkarır mısın?" Gözlerimi kapalıyken konuştum.

Yüz ifadesini göremiyordum. Ama kesin o afallamış, şapşal ifade vardır.

"Ben mi? Şanslısın ki kız kardeşi olan bir adamla evleniyorsun. Hazal sayesinde makyaj çıkartmayı biliyorum. Makyaj temizleme suyun ve pamuğun nerede?"

"Banyoda."

Adım sesleriyle benden uzaklaştığını duydum.

Aslında üzerimde pijamalarımda yoktu ama adamdan üzerimi değiştirmesini isteyemezdim.

Aslında şuan hiçbiri umurumda değildi, direkt böyle de uyuyabilirdim ama Andaç'ın benimle bebek gibi ilgilenmesi hoşuma gitmişti.

Adım sesleri yeniden bana yaklaştığında yatan bedenimi biraz sola kaydırıp, yanımda oturması için yer açtım.

Oturduğunda, makyaj temizleme suyunun kapağının açılışını ardından pamuğa dökülüşünü duydum.

"İlk baş gözündekini temizleyeyim. Olur mu?"

Kafamla onu onayladım.

Onayımdan sonra ıslak pamuğun gözüme değdiğini hissettim. Elini hiç bastırmıyordu bile. Bu kadar yumuşak yaparsa maskaram çıkmayacaktı.

Sol elimi kaldırıp gözümdekini elinin etrafına sardım ve biraz daha bastırması için onu teşvik ettim.

"Biraz sert silmen lazım. Yoksa maskaram çıkmayacak, Andaç."

"Canını yakarım diye korktum. Ondan yumuşak yapıyordum."

Elimin teşviğiyle biraz daha bastırarak silmeye başladığında elimi geri çektim.

Galiba yüzüme doğru eğilmişti çünkü az önce hissetmediğim sıcak nefesini şuan yüzümde hissediyordum. Nefesi yüzümü gıdıklıyordu. Rahatlatıcıydı.

Andaç'ın nefesini ne zaman tenimde hissetsem onun varlığından, yaşadığından emin olup kendimi güvende hissediyordum. Umarım bu düşünceler sadece sarhoş olduğum için aklımdan geçiyordur.

Bir gözümde yaklaşık on dakika harcadıktan sonra, sonunda yeni bir pamuğa makyaj temizleme suyu dökmüştü. Sol gözümü de silmeye yumuşakça başlamıştı. Eli alıştıkça baskıyı biraz daha arttırdı.
Canımın yanmadığını anlamış olmalıydı.

Aynı şekilde diğer gözüme de on dakikasını ayırmıştı.
Maskaram tam çıkmış mıydı emin bile değildim ama Andaç'a güveniyordum.

Gözlerimi sonunda açmıştım.
Gözlerim açılır açılmaz kalan makyaj temizleme suyu yüzünden yanmaya başlamıştı.

"Ay Andaç, yanıyorum." Biraz bağırarak konuşmuştum.

Bir yandan ellerimle gözümü yelliyordum.
Andaç o sırada tam pamukları komidinime bırakıyordu.

Yazık adamcağız ani bağırışımla olduğu yerden zıplamıştı resmen.

"Ne oldu? Niye yanıyor gözün? Birşey mi yaptım?"

Yüzüme eğilip gözlerime üflemeye başlamıştı.

Gözüm hâlâ yanıyordu ama ben acısını unutmuştum.

Tenime değen nefesi herşeyi unutturuyordu.

Ben yanan gözlerim yüzünden yine gözlerimi kapatmıştım ama Andaç üflemeye devam ediyordu.

"Geçti mi iyi misin? Gözün mü çıkacak? Ne güzel yumuşak yumuşak siliyordum ne diye sert sildirttin bana. Azıcık beni dinlesen keşke."
Andaç söylenirken gözüme değen kumaş parçası hissettiğim.

Bir anlığına gözlerimi açtığımda Andaç'ın üzerindeki tişörte gözümü sildiğini görmüştüm.

Gözlerimi açmamla kapamam bir olmuştu çünkü konumumuz nedeniyle ben gözlerimi açtığımda Andaç'ın karın ve göğüs kaslarını görmüştüm. Bunlara ek olarak kaslarını resim misali süsleyen dövmelerini de görmüştüm.

Hoy maşallah yani. Yüce Rabbim neler yaratıyordu.

Nutkum tutulmuştu galiba çünkü şuan ağzımı açıp iki kelime edemiyordum.

O sırada Andaç iki gözümü de nazikçe silmekle meşguldü.

"Ay, tamam yeter. Geçti gözüm. Altı üstü makyaj temizleme suyu kaçtı birşey olduğu yok." Yatakta doğruldum.

"Tamam, iyi misin şuan?"

"Hayır değilim. Uykum kaçtı."

"Makyajını hâlâ tam silmedim. Sen sil kalanını o zaman."

Aniden yatar poziyonuma geri geçip gözlerimi kapattım.
"Yok yok, ben uyuyorum sen sil."

Gülüşü kulaklarımı doldurdu.
"Peki, madem hâlâ uyuyorsun o zaman mükemmel koca olarak karımın makyajını çıkartmalıyım."

Pamuğa makyaj temizleme suyunu döktüğünü duydum.

Islak pamuğu, yumuşak, yavaş ve özenle cildimde gezdirirken gözlerimi açtım.

Yine fazlasıyla yakın bir konumda olduğumuzu fark ettim.

Ben gözlerimi araladığımda, Andaç bakışlarını yanaklarımdan gözlerime çevirdi.

Göz göze geldiğimiz an yüzü gülümsemesiyle aydınlandı. Ben bu çocuğun gülüşüne bağımlı olmaya başlıyordum.

"Sen hiç Galata'ya çıktın mı Andaç?" Çatılmış kaşlarımla sordum.

Yüzümü yumuşakça silmeye devam ederken cevapladı.
"Hayır, niye sordun?"

"Bir rivayet var, Galata'ya kiminle çıkarsan onunla evlenirmişsin diye. Biz seninle evleniyoruz, evlenmeden önce çıksaydık keşke."

"Çıkalım o zaman."

Elindeki pamuğu komodine, diğer pamukların yanına bıraktı. Yeniden, yeni bir pamuğun üzerine makyaj temizleme suyu döküp diğer yanağımı temizlemeye başladı.

"Ne zaman çıkacağız ki? Bugünü bitti say, çoktan yarında oldu, e o zaman yarını da bitti say. Biz sabaha evleniyoruz o zaman."

Bir daha sarhoş olmayacaktım. Çok saçmalıyordum.

"Zaman anlayışın büyüleyici.Yarın gidelim işte bebeğim."

Bebeğim mi dedi o? Bebeğim? Bebeği miyim gerçekten?

Evet, şuan tam olarak öylesin İzem.

"Ama yarın senin işin yok mu?"

"Karımla zaman geçireceğim anlamına geliyorsa büyük bir zevkle yarın işi ekebilirim."

"Şansına küs benim işim var."

Pamuğun cildimdeki hareketi durdu. Andaç, büyük bir ciddiyetle gözlerime baktı.

"Ne işin var?"

"Açelyayla kliniğe gideceğiz, ordan tırnak yaptırmaya gideceğim. E malum evleniyorum tırnak yaptırmazsam olmaz."

"Tamam işte siz işinizi halledin biz o sırada Görkemle işte oluruz zaten. İşleriniz bittikten sonra sen ara beni, biz sizi almaya gelelim sonra Galata'ya gideriz."

"Görkem ne alaka şuan?"

"Senin yanında Açelya olacak çünkü."

Dörtlü date gibi diyorsunuz yani Batın Bey.

Hoşuma gitti bu plan. Açelya da Görkem'e meraklıydı zaten.

"Bence Görkemle Açelya'yı sevgili yapalım. Biz aralarını hallederiz dimi kocacığım."

Siz önce kendi aranızı mı halletseniz İzem.

İlk kez ona sesli bir şekilde böyle hitap etmiştim.
Adamcağız şoktan kalp krizi geçirecekti şimdi.

"Ne? Bir daha söyle." Resmen yalvaran gözlerle bakıyordu.

Neyi istediğini anlamıştım.
"Kocacığım." Son harfi bastırarak kendimi tekrar ettim.

Andaç, ilk defa bu kadar büyük gülümsedi. Öyle ki gülümsemesiyle bu karanlık odada yüzü aydınlandı.

"Kocan sana kurban olsun."

Cevabına bende kıkırdadım.
Elindeki pamuğu görmezden gelerek iki eliyle yanaklarımı avuçladı ve yüzüme doğru eğildi.

Artık sonunda öpüşeceğiz sanarken Andaç dudaklarını yumuşak ama derin bir şekilde sol yanağıma bastırdı. Sol yanağıma sesli ve derin bir öpücük bıraktıktan sonra aynı öpücüğü sağ yanağıma da kondurdu.

Geri çekildiğinde yüzünde çocuksu bir mutluluk vardı.

"Tabii yaparız aralarını. İstediğin Esra Erolluk yapmak olsun."

Yine kıkırdadım. Bu sefer biraz daha uzun ve içten bir şekilde kıkırdadım.

"Tamam o zaman kocacığım." Dedim dudaklarımda memnun bir gülüşle.

"Bana biraz daha "kocacığım" demeye devam edersen evimi, arabamı herşeyimi senin üstüne yapacağım İzem."

"Ruhunu da benim üzerime yapmanı istesem, yapar mısın?"

"Ruhum zaten senin bebeğim."

Afallamıştım. İkimizde sarhoştuk ve bütün bu konuşmalar sarhoşluğımuzdan kaynaklanıyordu.

Sabaha uyandığımızda, alkol üzerimizdeki etkisini yitirdiğinde hiçbirini hatırlamayacaktık. Şuan aşk kuşları olabilirdik ama sabaha hepsi ardımızdan kalan toz bulutları olacaktı.

Bunun farkındaydım.

Aslında Andaç çok sarhoş değildi, o belki hatırlardı ama benim hatırlama ihtimalim yoktu.

Andaç, sonuncu kez bir pamuğu daha makyaj suyuyla ıslattığında dikkatle yüzümün tamamını temizledi.

"Evet İzem Hanım, makyaj temizleme işlemi bitmiştir. Hizmetimizden memnun musunuz?"
Güzellik salonu çalışanı gibi konuşması beni kıkırdatmıştı.

"Evet Batın Bey, oldukça memnunum." Diyerek bende müşteri rolüne büründüm.

O da, beni mest eden erkeksi kıkırdamasını attıktan sonra yataktan doğruldu ve komodindeki pamukları avuç içine alıp, ebeveyn banyosuna gitti.

O kısa bir anlığına gittiğinde bende ayağımdaki çorapları çıkartıp yatağımın yanına fırlattım, ardından yorganın altına girdim.

Andaç geri döndüğünde önce yatak odasının kapısını kapadı ardından baş ucuma geldi.

"Başka bir isteğiniz var mı İzem Hanım." Rolünü devam ettiriyordu.

"Klimayı açar mısınız Batın Bey." Bende devam ettim.

"İsteğiniz emrimdir İzem Hanım."

Yanımdaki komodinin üzerinde duran kumandayı alıp tek tuşla klimayı açtı.

"Teşekkür ederim, kocacığım" İçli içli ona bakarken hoşuna gittiğini bildiğim kelimeyi dudaklarımdan ona döktüm.

Eğilip iki yanağıma da öpücükler kondurduktan sonra yatağın önünden dolaşıp sol yanımdaki yerine yattı.

O da yorganın altına girdiğinde hemen kedi gibi ona sokuldum.
Kolları hemen bedenimi sardı.

Ben kafamı göğsüne dayamıştım, Andaç'ta bir kolunu belime dolamış, diğer eliyle saçlarımı okşuyordu.

Saçlarımdaki yumuşak okşamaların arasında, arada kafamda minik öpücükler hissediyordum.

Kafam, göğsüne dayalı olduğu için Andaç'ın büyüleyici kokusu, içime çektiğim her nefeste direkt olarak ciğerlerime doluyordu.

Kanımdaki alkol, beni mayıştırırken bütün bu hisler üst üste gelmişti ve uyku beni içine çekmişti.

"İyi geceler, kocacığım." Gözlerim tamamen kapanmadan önce dudaklarımdan kaçan son cümle bunlar oldu.

"İyi geceler, karıcığım." Uykuya dalmdan önce işittiğim son cümle de bu oldu.