7. bölüm · NAMLUNUN UCUNDAKİ ADALET
Bölüm 6: Azrail'in Mahkemesi
Bölüm 6: Azrail'in Mahkemesi
Kaan’ın son sözleri, salondaki şöminenin çıtırtısını bile bastıracak bir ağırlıkla havada asılı kaldı. "Hele ki namlumun ucuna kadar gelen bir tesadüfe asla." Gözlerindeki o delici, simsiyah bakış Olivia’nın ruhunun en derin köşelerine kadar sızmak ister gibi sabitti. Belindeki silahın kabzasına yaslanan parmakları, en ufak bir yanlış harekette o tetiğin çekilebileceğinin sessiz ama en büyük kanıtıydı.
Olivia, boğazına kadar yükselen o yoğun korku dalgasını büyük bir profesyonellikle bastırdı. Karşısındaki adam yeraltı dünyasının Azrail’i olabilirdi, ama unutulmamalıydı ki Olivia da o yeraltı dünyasının en karanlık isimlerini parmaklıklar ardına göndermek için ömrünü mahkeme salonlarında harcamış dişli bir avukattı. Gözlerini bir milim bile kaçırmadan, Kaan’a doğru yarım adım attı. Aralarındaki mesafe o kadar azaldı ki, Olivia’nın dik duruşu Kaan’ın o otoriter, devasa gölgesinin altında bile ezilmedi.
"Beni tehdit ederek gerçekleri değiştiremezsin," dedi Olivia, kelimelerini tek tek seçerek ve buz gibi bir netlikle. "Benim dünyamda kurallar ve çizgiler vardır. Senin dünyanda ise sadece namlunun ucundan çıkan kurşunlar. Ama şu an, o kurşunlar yukarıda can çekişen adamını kurtarmaya yetmeyecek. Eğer bana ve arkadaşıma zarar verirsen, o çok korkulan Azrail lakabın kendi adamının katili olmaktan öteye geçemez."
Kaan, genç kadının bu cüretkar ve zeki cevabı karşısında hafifçe başını yana eğdi. Gözlerinde, bir avı köşeye sıkıştıran avcının aldığı o tehlikeli, hayranlık dolu haz belirdi. "Demek büyük oynuyorsun, Avukat," dedi, sesi fısıltı gibi ama bir o kadar da tehditkar çıkarken. "Ama unuttuğun bir şey var. O adliye sarayında yazdığın kanunlar, bu malikanenin demir kapılarından içeri giremez. Burada tek bir savcı var, o da benim. Ve şu an senin davanın hakimi de benim iki dudağımın arasında."
Tam o sırada, yukarıdaki odadan keskin bir acı ve telaş sesi koptu. Ardından metal cerrahi aletlerin yere düşerken çıkardığı o tiz ses salonda yankılandı. Kaan’ın adamlarından biri merdivenlerin başına koşarak aşağıya, Kaan’a doğru seslendi: "Abi! Hastanın kalbi durdu! Doktor Hanım içeride tek başına müdahale ediyor ama durum çok kritik!"
Kaan’ın yüzündeki o öngörülemez, alaycı ifade bir anda silindi. Gözleri adeta bir gece fırtınasına büründü, yüz hatları gerildi. Azrail, kendi evinde bir canı kaybetmenin eşiğindeydi ve bu onun otoritesine indirilmiş en büyük darbe olurdu. Hızla merdivenlere doğru yöneldi, büyük adımlarla yukarı çıkmaya başladı. Olivia da hiç tereddüt etmeden, Gece’yi o odada o silahlı adamlarla tek başına bırakmamak için Kaan’ın hemen arkasından merdivenleri tırmandı.
Yukarıdaki odaya girdiklerinde manzara dehşet vericiydi. Oda, adeta geçici bir ameliyathaneye dönüştürülmüştü. Beyaz çarşaflar kan içindeydi. Gece, üzerindeki beyaz önlüğün kolları sıvanmış, alnından süzülen ter damlalarına aldırmadan yerdeki adama kalp masajı yapıyordu. Monitörden gelen o düz ve kesintisiz acı ses, odadaki herkesin üzerine bir kabus gibi çökmüştü.
Kaan odanın ortasında durdu, silahını belinden çıkardı ve doğrudan Gece’ye doğru doğrulttu. "Onu geri getireceksin dedim doktor!" diye kükredi. Sesi odadaki tüm duvarları sarstı. "Eğer o adam o masada kalırsa, bu odadan hiçbiriniz canlı çıkamazsınız!"
Gece, arkasında kendisine doğrultulmuş ölümcül bir namlu olmasına rağmen kalp masajını bırakmadı. Ritimle adamın göğsüne bastırmaya devam ederken, başını hafifçe arkaya çevirdi. Gözlerinde korkunun kırıntısı bile yoktu; sadece bir cerrahın o sarsılmaz inadı ve profesyonelliği vardı.
"Bana o silahı doğrultarak kalbini daha hızlı çalıştıramazsın, Azrail!" diye bağırdı Gece, nefes nefese. "Eğer yaşamasını istiyorsan o silahı indir ve adamlarına söyle, bana hemen aşağıdaki çantamdan adrenalin tüpünü getirsinler! Bana engel olmayı bırakın!"
Olivia, Kaan’ın öfkeden delirmek üzere olan gözlerine baktı. Bu an, hikayenin kırılma noktasıydı. Olivia, Kaan ile silahın namlusu arasına girerek gövdesini Gece’ye siper etti. "Kaan, kumarını oyna!" dedi Olivia, gözlerini adamın kararan bakışlarına dikerek. "Bırak işini yapsın. Eğer onu vurursan, adamını kendi ellerinle öldürmüş olacaksın. Seçim senin."
Kaan, namlunun ucundaki Olivia’ya, ardından masada can çekişen adamına ve elindeki kanla direnen Gece’ye baktı. Zaman durmuştu. Azrail, hayatında ilk kez kendi koymadığı bir kuralın karşısında diz çökmek ya da her şeyi tek bir kurşunla yakmak arasında, geri dönüşü olmayan bir kararın tam eşiğindeydi.
