3. bölüm · NABIZ HATTI

SIFIR NOKTASI

Naz Sadece yazarr

YÜZBAŞI KEREM KORKMAZ
Kulağımda bir cızıltıyla uyandım. Hiçbir şey görünmüyordu, en son patlama olmuştu ve anladığım kadarıyla enkaz altındaydım.
Timim neredeydi? Doğrulmaya çalıştım fakat faydasızdı, son gücümle bağırdım.
"Tim! Ses ver, herkes iyi mi?" ses yoktu, yardım çağırmalıydım ancak sinyal yoktu bunu patlamadan önce denemiştim. Üzerimdekilerden kurtulmaya çalıştım ancak kolumdaki acıyla bunu yapmam imkansızdı. Çaresizce beklemeye başladım. Fakat göz kapaklarım kapanmaya başladı istemsizce.
Yaklaşık 1.30 saat sonra uyandım hala enkaz altındaydım. Dışarıdan sesler geliyordu, bu ses Lider Derin Erdem'in sesiydi. Anka timi buradaydı. Lider'in sesini duydum, her zamanki gibi net ve keskin emirler veriyordu;
"Hemen dronları kaldır! Tepeden termal haritayı çıkar. En zayıf noktayı ve ısı kaynaklarını 30 saniye içinde önüme koy!"
"Zemin etüdü yap! Artçı bir çökme riski var mı? Hangi kolonlar bizi tutar, hangileri tepemize iner? Hemen işaretle!"
"Sismik dinleme cihazlarını yerleştir! Alandaki tüm gürültüyü kesin. Kerem’in nabzını istiyorum Radar, bana o kalp atışını bul!"
"Hiltileri ve kesicileri hazırla! Giriş rotası belirlendiği an ilk sen gireceksin. Halat istasyonunu şu sağlam kayaya kur!"
"Triyaj çadırını kur ve cerrahi setini hazırla! İçeriden kim çıkarsa çıksın, nabzı senin ellerinde olacak. Hayatta tutmadan bırakmak yok!"
"Enkazın kuzey hattından koku takibine başla. Canlı belirtisi aldığın an işaretle!" gibi emirler veriyordu. Son duyduğum ses de gene Lider'in timine verdiği emirdi.
"Anka! Hadi dağıl!"
"Emredersiniz." ve gözlerimin önü karardı.

LİDER DERİN ERDEM
Koşarak alanı arıyordum 2 kişi çıkarmıştım fakat yüzbaşıyı bulan yoktu. Alandan uzaklaştım ve patlama anında savrulabileceği yerlere bakmaya başladım.
"Liderim! Pençe işaret verdi, altımızda biri var!" koşarak gittim. Yılan kamera yardımıyla altımıza baktık, oradaydı. Yüzbaşı bulnmuştu.
"Sismik onaylandı, tam altımızdan manuel vuruş geldi. 1-0-1 koduyla cevap geldi!" beton bloğun üzerine eğildim.
"Pençe-1, burası Anka-1. Sesini aldık kendini yorma ve nefesini tasarruflu kullan! Seni çıkaracağız, mutabık mıyız?" ses yok. Hızlandım ancak Radar'ın ekranındaki vuruş dalgaları susunca yüzüm buz kesti. O vuruşu yaparak buradayım demiş ve daha fazla dayanamayıp karanlığa teslim olmuştu.
"Sinyal kesildi! Nabız düştü!"
"Bora, hiltiyi bırak! Titreşim yapamayız, bloklar çok hassas. Kaya, hemen elmas testereyi getir. Radar, termal kamerayı o yarıktan içeri sür, tam konumunu netleştir!"
"Liderim, bu beton çok kalın, testere zaman alır!"
"Zamanımız yok Bora! O adam aşağıda nefes almayı bıraktıysa, senin testeren o betonu saniyeler içinde kesecek! Anlaşıldı mı?"
"Anlaşıldı." kalbim sıkışmaya başlamıştı ilk defa. Yüzbaşının duran kalbi boğazıma oturmuştu.
Derman!" diye seslendim sıhhiyeye. "Serumları ve oksijen setini hazırla. Delik açıldığı an içeri ilk sen değil, ben gireceğim. Onu baygın halde oradan çekip alacağız!"
Bora ve Kaya sadece bir insanın omuzları sığabilecek şekilde kestiler bloğu, bende teçhizatları çıkardım ve sadece telsizi, güvenlik halatını ve kaskı alarak girdim.
"Liderim, yapı çok dengesiz. En ufak bir sarsıntıda bu bloklar kâğıt gibi üst üste biner. Müsaade edin ben gireyim!"
"Hayır Bora. Sen dışarıda kalıp hattı tutacaksın. Ben giriyorum. Sesimi duymazsanız hattı çekin!" dedim ve yarığa daldım. Sürünerek ilerlemeye başladım. İçerisi aşırı karanlıktı ve neredeyse hiçbir şey göremiyordum.
"Anka-1 içeride. Görüş sıfıra yakın... İlerliyorum."
Biraz ilerledim ve yüzbaşıyı gördüm, hızla yanına gittim ve nabzına baktım.
"Nabız var! Çok zayıf ama burada! Derman, oksijen maskesini ve serumu tünelden içeri sürün, hemen!" dye telsize fısıldamaya başladım. Bilinci açılsın diye kulağına doğru fısıldadım.
"Uyan Yüzbaşım... Kahveler soğuyacak. Seni buradan çıkarmadan gitmiyorum, duyuyor musun beni? Uyan!"telsizden Kaya'nın sesi geldi.
"Anka-1, tünel kapanıyor!"
"Kerem’i almadan o tünelden çıkış yok! Hattı gergin tutun!"
Dizüstü çökerek onu sırtıma aldım ve duvardan destek alarak ayağa kalktım. Olabildiğince hızla çıkışa doğru ilerlemeye başladım. Bir adım daha attım daha doğrusu atacktım ama atamadım arkamı döndüğümde yüzbaşının omuzlarının molozlara takıldığını gördüm. Nefesim kesilmek üzereydi, yüzüm toz ve ter içindeydi ve dizlerim titriyordu alan çok dardı ve en kötüsü tam önüme kocaman bir parça düştü ve bütün ışığın önünü neredeyse kesti. Bora bana sesleniyordu yetmezmiş gibi.
" Tünelin ağızı kapanıyor, elinizi verin!"
Son gücümle yüzbaşıyı tünelin çıkışına ittim. Kaya ve Radar yüzbaşıyı çekti, tünelde ben kalmıştım. Fakat dizlerim bana itaat etmiyor, isyan ediyordu ama umursamadan kendimi tünelin dışına ittim. Nefes almayı unutmuş gibiydim ve öksürmeye başladım. Sırtüstü yattım ve nefes almaya çalıştım. Derman'ın sesini duydum biraz sonra.
"Yüzbaşı dönüyor, nabız yükseldi." yavaş yavaş ayağa kalktım ve çadırın oraya geldim Pençe timinin hepsi buradaydı. En ağır yaralı yüzbaşıydı.