5. bölüm · NABIZ HATTI
MÜŞTEREK HAREKAT
BİNBAŞI DERİN ERDEM
Lojmandaki kahve huzuru sadece üç gün sürmüştü. Karargâhın dev ekranlarında bu sefer bir doğal afet değil, bir terör sığınağı vardı. Sınır ötesinde, sarp kayalıkların içine oyulmuş, girmesi imkânsız denilen bir mühimmat deposu.
Harekât Merkezi / Saat 22:00
General, masadaki haritaya vurdu:
"Pençe Timi sızacak ve hedefi imha edecek. Ancak istihbarat diyor ki; hedef binanın altında eski tüneller ve bubi tuzakları var. Çökme riski %90. Bu yüzden bu operasyona bir Gölge lazım."
General kafasını kaldırıp önce bana ardından yüzbaşıya baktı.
"Binbaşı, Anka Timi ile birlikte Kerem Yüzbaşı’nın hemen arkasında sahada olacaksın. Onlar patlatacak, siz yolu açacaksınız. Beraber girecek, beraber çıkacaksınız."
Sıfır Noktası: Sınır Ötesi / Saat 02:00
Gece görüş dürbünlerinin yeşil ışığı altında iki tim de tam teçhizat helikopterden sızmıştı. Benim üzerinde bu sefer sadece kurtarma ekipmanı değil, taktik yelek ve hafif bir piyade tüfeği de vardı.
"Lider, Pençe giriş hattında. Temas başlamak üzere. Arkayı kolla." diye fısıldıyordu yüzbaşı telsizden.
"Anka arkanda, Yüzbaşı. Yolun açık olsun." ardından diyeceğim şeyi yuttum ve sadece sustum.
Yüzbaşı ve timi yıldırım gibi binaya dalmıştı. Çatışma sesleri vadiyi inletirken, yüzbaşı hedef mühimmat deposuna ulaşmıştı. Ancak tam patlayıcıyı kurarken bir tuzak devreye girmiş ve dev patlama binayı değil, binanın oturduğu o eski tünel sistemini sarsmıştı.
"Lider! Zemin çöküyor! Mühimmat havaya uçmak üzere, çıkışımız kapandı!"
Tüfeğimi sırtıma asıp hiltisini kaptım ve timime seslendim.
"Anka, ileri! Pençe içerde sıkıştı!"
Ben ve ekibim, mermilerin uçuştuğu o toz bulutunun içine daldık. Kerem’in timi yukardan gelen düşmanla çatışırken, ben ve ekibim saniyeler içinde zemin katın çöken betonlarını kesmeye başladık.
"Bora, krikoları kur! Kaya, tavanı destekle! Kerem! Patlayıcıya kaç saniye kurdun?"
"45 saniye, Komutanım! Burası havaya uçmadan bizi buradan çıkar!" dedi teş ederken.
Testereyle son bloğu da kestiğim an yüzbaşıya elimi uzattım.Bu sefer baygın değildi. Ben yüzbaşıyı yukarı çekerken diğer timde açtığımız yoldan çıkıyordu. Kendi timimi 2ye bölmüştüm yarısı yol açmış yarısı da bizi korumuştu.
Son asker de tünelden çıktığı an, ben, yüzbaşı ve timler omuz omuza ileriye, tahliye noktasına doğru koşmaya başladık. Arkamızdaki mühimmat deposu devasa bir alev topuna dönüşerek havaya uçuyordu. Patlamanın basıncı ikisimizi de yere fırlattı.
Toz bulutu dağılırken, yüzbaşı sırtüstü yatmış, yanındaki bana bakıyordu. İkimizin de yüzü yine is içindeydi ama bu sefer zaferin isiydi bu.
Kerem nefes nefese konuştu.
"Sanırım... artık sadece kahve yetmeyecek Komutanım. Bir yemek borçlandım."
Tüfeğimin emniyetini kapatıp ayağa kalktım ve elimi yüzbaşıya uzattım.
"Önce şu sınırdan sağ salim geçelim de Yüzbaşı, yemeği düşünürüz."
