Müzik Kutusu kitap kapağı

2. bölüm / 3

Müzik Kutusu

Doğum günü

Yazar: Defne Sdıdd

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: Doğum günü

Özlemek, insanın boğazındaki bir urgan gibidir; nefes almasını engeller. Kurtulmak ister insan ama kurtulamaz. Sökmek ister içinden, atmak ister; zaman geçtikçe dozunun azalacağını sanır. Oysa gözler, ona benzeyen bir şeyi gördüğünde; kulaklar, ona dair bir şey işittiğinde kalp kasılır, beyin aynı eski filmi başa sarar.İşte o zaman anlar insan: Özlemek takvim yapraklarıyla değil, kalpte biriken günlerle ölçülür. İnsan zaman geçtikçe unuturum sanır ama duyulan özlem her gün biraz daha artar.
Giriş

6 Ağustos 2005 – Antalya

“İyi ki doğdun Nilüfer!”“İyi ki doğdun Nilüfer!”

Evin küçük salonundan yükselen sesler, eski duvarlara çarpıyor; herkesin yüzü gülüyordu. Bir kişi hariç. O da doğum günü çocuğu olan minik Nilüfer’di.Özenle örülmüş kızıl saçları ve kabarık pembe tütülü elbisesinin aksine, masum yüzü üzgündü. Yeşil gözleri dolmuş, küskün bir hâlde annesine bakıyordu.
“Babam hani gelecekti anne?”

Gözünden süzülen birkaç damla yaşa ve hıçkırıklarına engel olamadı.Kızının ağlamasına dayanamayan Hülya Hanım dizlerinin üzerine çökerek, sandalyede küskün küskün oturan kızının örgülü saçlarını okşadı.

“Baban birazdan gelecek bir tanem,” dedi yumuşak bir sesle.

“Hem sana çok güzel bir sürprizi var.”Nilüfer’in saçlarına bir öpücük kondurdu.

“Hem bak, herkes senin için geldi. Birazcık yüzün gülsün hadi.”

Küçük kız minik elleriyle gözyaşlarını silerken annesini soru yağmuruna tutmayı da ihmal etmedi.

“Anne, Ilgaz da geldi mi?”Hülya Hanım kızını kucakladı.

“Evet canım, geldi. Hiç kaçırır mı?”Salona doğru yürürlerken Nilüfer tekrar sordu

“Peki Işıl?”

“O da geldi tabii.”

Nilüfer ağzını açacakken Hülya Hanım gülümseyerek devam etti

“Merak etme; Ilgaz, Işıl, İdil, Oğuz… hepsi geldi. Seni bekliyorlar.”

Bunu duyan Nilüfer annesinin kucağından atlayıp salona doğru koştu. Az önce ağlayan çocuk gitmiş, yerine yüzü gülen bir kız gelmişti.Salona girer girmez önce çeşit çeşit yemeklerle dolu masaya, sonra yerde oturup oynayan arkadaşlarına baktı.

“Bakın, Nili gelmiş!” diye bağıran Işıl, koşarak Nilüfer’e sarıldı.

“Kızım neredeydin ya? Oyun kuracağız, seni bekliyoruz!”Homurdanan Oğuz’du

“Daha ne oynayacağımıza karar veremedik.”

“Işıl hiçbir şeyi kabul etmiyor.”

“Çünkü sen kötü oyunlar seçiyorsun!”
diye kendini savundu Işıl.

Onlar tartışırken Nilüfer, belki de beş yıllık hayatının her gününü birlikte geçirdiği Ilgaz’ın yanına oturdu.

“Başım ağrıdı artık, sürekli cırlıyorlar,”

diye söylenen Ilgaz, henüz yedi yaşında olmasına rağmen yaşından çok daha olgundu.

“Çocukların başı ağrımaz ki, akıllım,” diye takıldı Nilüfer.

“Yoo, ağrır! Hem ben çocuk değilim,” dedi Ilgaz.

Nilüfer kahkahalara boğuldu. Ilgaz ters bir bakış atıp sırtını döndü. Nilüfer gülüşünü bastırarak sırtına dokundu.

“Tamam tamam, sen hiç çocuk değilsin maviş.”

Cam mavisi gözleri yüzünden bu lakap yapışmıştı ona.

“Maviş deme bana, tilki.”

“Sen de bana tilki deme o zaman.”

“Ama tilkisin.”

“Sen de mavişsin o zaman.”Ilgaz gözlerini devirdi.

“Bak ya! Niye böylesin sen?”

Kaşlarını çattı.“Bir daha konuşmam seninle.”

“Ben de seninle konuşmam,” dedi Nilüfer.Ama birkaç saniye geçmeden tekrar fısıldadı

“Maviş…”

“Tüh,” diye cevapladı Ilgaz.

Nilüfer ayağa kalkıp kendi etrafında döndü.

“Nasıl olmuşum?”

“Çok çirkin,” dedi Ilgaz.

Bu cevap Nilüfer’in hiç hoşuna gitmedi. Çığlık atarak Ilgaz’ın saçlarına yapıştı.Ilgaz acıyla bağırdı

“Tilki, bıraksana saçımı!”

“Tilki değilim ben!” diye bağırdı Nilüfer.
Tam o sırada kapı çaldı.

“Babam geldi!” diye bağıran Nilüfer, pembe tütülü elbisesinin eteklerini savurarak kapıya doğru koştu.Nilüfer kapıya ulaştığında nefesi kesilmişti. Küçük kalbi göğsünde hızlı hızlı atıyor, yüzündeki gülümseme kulaklarına kadar uzanıyordu. Kapı açılır açılmaz boynuna atıldı.

“Babaaa!”

“ prensesim “ diyerek kızını kucakladı Yakup bey

“ niye geciktin babam “ diyerek
babasına daha çok sokuldu Nilüfer

“İşim vardı güzelim” iç çekti Yakup bey

“ özür dilerim kızım “

“ kimin hayatını kurtardın bugün babam”

“ hımmm bir düşüneyim” derken küçük kızının hızla hava hoplatıp tuttu

“ bak senin hayatını kurtardım “

Küçük kız kıkırdamaya başladı “ annem dediki bana süpriz almışsın”

“ aldım “
baba sının kucağında salona doğru ilerlerken neşeyle sordu Nilüfer “ne aldın “ heyecanla baktı babasına

“ nezaman vericen babam”

“ mumları söndürdüğünde vericem ama bir şartım var”demesiyle yüzü düştü kızın

“Ne şartın”

“ mumların hepsini tek nefeste söndürdürsen vericem “
kızının kızıl saçlarına bir öpücük kondurdu ve kızını yere indirdi Nilüfer heyecanla arkadaşlarının yanına koşarken Yakup bey büyük masaya arkadaşlarının olduğu masaya ilerledi

“Ooooo gelmişsin sonunda devrem gözümüz yollarda kaldı “
bu sesin sahibi ılgazın babasın Yunus beye aitti yunus bey ve Yakup bey asker arkadaşıydı askerden sonra arakadaşlıklarını bitirmemiş hatta iki kardeş olmuşlardı

“ yani doktor bey ayıp değilmi bizibekletiyorsun ayıp “ diyen Ahmet beydi

“ lan Ahmet oğluna birşey söyle uzakdursun kızımdan “diye bağıran Ali beydi

“ lan neyaptı benim oğlum senin kıza senin kız asıl cadı “diyerek isyan etti Ahmet bey

“Işıl kızım sen gel benim yanıma babacım”diye kızına seslendi Ali bey

“Ama babaaaa”diye söylene söylene babasının yanına geldi ışıl
Salonun büyük masanın da oturdu

herkes sobetler etti konu konuya açtı yüzler neşeyle doldu

masada oturan kimsenin aslında kan bağı yoktu ama birbirlerini kardeş gibi gören 5 aileydi onlar O 5 aile Nilüfer’in 5 yıllık hayatının hergünü olmuştu

“ eeee nerde benim güzel kızımın pastası “ diyerek Hülya hanıma seslendi Yakup bey

“Geliyor” diye yanıtladı Hülya hanım

Masanın en ortasındaki sandalyenin üstüne çıkmış heyecanla pastasını bekliyor du Nilüfer
“ maviş yanıma gelsene birlikte üfleyelim “ diye Ilgaza seslendi

Ilgaz tam reddedecekken onu dürtükleyen annesi Ela hanımın ısrarıyla mecburen kabuletti

Işıklar kapandı minik Nilüfer korktu ama ılgazın elini sımsıkı tuttu neyseki karanlık uzun sürmedi kısabir süre sonra Hülya hanım elinde büyük bir pasta ile salona girdi pastanın mumları odayı azda olsa aydınlattı herkes yine

” iyiki doğdun Nilüfer “

“iyiki doğdun Nilüfer “

diyerek alkış yapmaya başladılar küçük kız tam mumlarını üfleyecekken yanın dan bir ses yüksel di

“ Dilek tut tilki”

“ sende tut maviş “

“ bu senin doğumgünün kızım benimki kabul omaz “

“ tamam ozaman “ dedi ve tıpkı babasının dediği gibi 6 tane mumu tek nefeste söndürdü

……

O gün Nilüfer in küçük yüreği hissetti birşeyler olacağını ama çocuk kalbi anlamadı anlayamadı

Artık pasta kesilmiş her aile bir köşeye çevirmişti Nilüfer ise heyecanla babasının yanına gitti

“Babam “ diyerek nazlı nazlı güldü babasına

“ efendim prensesim “ anlamıştı Yakup bey kızının isteğini ama
anlamamazlıktan geldi

“Mumları tek nefeste söndürdüm”

“ eeeeee”

babasının cevabıyla Nilüfer in yüzü düştü “ unuttunmu babam “ derken sesi çatallanmıştı

Yakup bey kızını üzmek istemediği için şakasına devam etmedi “ unuturmuyum babam “

diyerek dizlerinin üstüne çömeldi ve kızının boyunun hizasına geldi ve alnına bir öpücük kondurdu ve arakasına sakladığı orta boylardaki pembe hediye paketini çıkardı.

Nilüfer heyecanla paketi aldı. Küçük parmakları kurdeleyi çözerken nefesini tuttu. Kapağı açtığı anda yumuşak bir melodi salona yayıldı.İçinden, küçük bir müzik kutusu çıktı. Üstünde pembe balerin figürü vardı; dönerken etrafa ışık saçıyordu.Nilüfer’in gözleri neşeyle doldu.

“Babam… bu çok güzel.”Yakup Bey gülümsedi.

“Ne zaman üzülürsen aç bunu,” dedi.

“Ben yanındaymışım gibi düşün.”

Nilüfer müzik kutusunu göğsüne bastırdı.“Hiç üzülmem o zaman.”

Yakup Bey tam cevap verecekken…Tak. Tak. Tak.Salonun kapısı sertçe çalındı.Müzik kutusunun melodisi hâlâ çalıyordu ama kimse artık gülümsemiyordu.

Yakup Bey ayağa kalktı.“Ben bakarım.”

Kapıyı açtığında karşısında iki üniformalı adam vardı.

“Yakup iskefyeli siz misiniz?”

“Benim.”

“Bizimle gelmeniz gerekiyor.”

Salonda bir uğultu yükseldi. Nilüfer müzik kutusunu minik elleriyle daha çok sardı.

“Babam?”

Yakup Bey kızının yanına çömeldi. Küçük ellerini avuçlarının içine aldı.

“Prensesim,” dedi yumuşak bir sesle.

“Müzik bitene kadar beni bekle olur mu?”

Nilüfer başını salladı ama gözlerinden yaşlar süzülüyordu.Yakup Bey onu son kez kucakladı.Sonra kapıya yöneldi.Kapı kapandığında müzik kutusu hâlâ dönüyordu.

Nilüfer o melodiyi o geceden sonra hiç unutmadı.

O günden sonra hiçbirşey eskisi gibi olmayacak oradaki 5 aile birbirlerini birdaha görmemek üzere dağılacaklardı 5 masum arkadaş ailelerinin onlara ördüğü kirli duvarların arkasında kalacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…