3. bölüm / 3
MÜPHEM | Belirsiz Gerçek3. Bölüm
Bölümler 3Şu an: 3. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Müzik listesi oluşturmuyorum ama isterseniz oluşturabilirim 💕
Wattpad: Okuyore_yaziyore
Keyifli Okumalar…
•••
Sıcak kollar. Huzur, şefkat, güven. Bu duyguları hiç içtenlikle yaşayamamıştım. Şu an kollarında olduğum kadın bunların hepsini bana hissettiriyordu. Halbuki onu aylardır veya yıllardır tanımıyordum. Sanki uzun zamandır parçası eksik bir yapbozdum ve bugün bu aileyi görünce tamamlanmışım gibi.
Onlarla gidecek miydim? Gidecektim.
O adamdan uzak olan heryere gitmeyi kabul ederdim.
Bir yanım, bunca yıl sonra bulmuşlar seni isteseler bile içten bir şekilde benimseyip sevemezler dese de, diğer yanım bunca yıl sonra onlarda eksik parçasını bulmuş tabiki benimseyip, severler diyordu. Diğer düşüncem Aras bey’in takındığı tavırlardan ötürü daha ağır basıyordu.
Yasemin hanım hala sarılıyordu boşlukta sallanan ellerimi kendisini kötü hissetmesin diye biraz daha hissedebilmesi için bastırdım. Tam o sırada sağ omuzuma bir el dokundu. Kafamı çevirip baktığımda karıştırılmış olduğum kızdı. Adı Ceren’di sanırım.
Sorgulayan gözlerle ona bakarken ufak bir şekilde güldü. “Kız ben seninle mi karışmışım.” Diyerek kaşlarını kaldırıp dudağını büktü. “Bazen diyordum biliyor musun bunların hepsi birbirine benziyor ben niye bunlara benzemiyorum diye. Çokta şaşırmadım şahsen.”
Sanki hiçbir şey olmamış gibi davranması tuhaftı. Ben neden bu kadar rahat değildim. Büyüdüğümüz ailelerden kaynaklı olmalıydı. Bunun için onu suçlamıyordum, benimle birlikte o da mağdurdu. Sanırım karakterim de buna izin vermiyordu. Ayıp olmaması için ona ufak bir tebessüm ettim.
Kız tekrardan konuştu. “Eee… böyle bakışıp duracak mıyız? Kim napacak söyleyinde ben kankilerle buluşacağım.”
Kızın fütursuzca konuşması şaşırtmıştı. Ama kimin ne yapacağı konusunu bende merak etmiyor değildim.
Yasemin Hanım geri çekilerek gözyaşlarını sildi. “Ceren haklı.” Kocasına dönerek “hadi Cihangir kızlarımızı alıp gidelim.” Dedi.
Benden kızım diyerek bahsetmesi içimden bir şeylere dokunmuştu. İçim cız etmişti sanki, çünkü bu zamana kadar kimse beni bu şekilde benimsememişti. Tam o an artık üzülmemek için her şeyi yapabileceğimi fark ettim. Bu aile ile gidip mutlu olacaktım. Tek temennim buydu.
Babam oradan atlayarak bağırmaya başladı. “Hop hop. Nereye götürüyorsunuz hanımefendi benim kızımı?O sizin kızınız falan değil. Bu test sonuçları yanlış.” Dedi.
İstemeden ağızımdan ‘hah’ diye bir nida çıktı. Bunu yapmasının tek sebebi para koparmak istemesiydi. 17 senelik hayatımda bu adamla yaşamanın bir diğer bedeli de her hareketinin, mimiğinin ne anlama geldiğini ezberlemiş olmamdı.
Onun sevdiği tek bir şey vardı. Para.
Belimde sıcak büyük bir el hissettiğimde kafamı çevirip Aras bey’e baktım. Bana sanki gözleriyle özür diler gibi baktığında kaşlarımı çattım. Neden böyle bakıyordu. Onun hiçbir suçu yoktu ki.
Ben tam bunu düşünürken yanımdan atik bir hareketle sıyrılarak o adamın yakasına yapıştı. Aynı anda sanki koruma, Aras beyin ne yapacağını anlamış gibi kapıyı açtı.
“Ne kadar istiyorsan verecekler. Ama şu saniyeden sonra arkamda duran minik senin ne sesini ne de soluğunu duyacak,” yakasını daha sıkı tutarak salladı ve daha yüksek sesle konuşmaya devam etti. “Anladın mı!” Soru sormuyordu daha çok emrediyordu.
Buna izin vermeyecektim bunca yıldır hayatımı mahveden adam bu saatten sonra huzurla evine dönmeyecekti. Hızlı adımlarla onların yanına ilerleyerek Aras’ın koluna dokundum. O ise böyle bir şey beklemediği için şaşkınlıkla bana baktı. Kafamı ‘hayır’ anlamında iki yana salladım.
O ise anladı.
Benim ne demek istediğimi, ne hissettiğimi bir bakışımla anladı. Ellerini sanki bir çöp tutmuşta pislenmiş gibi silkeledi.
“Ya da yok,” dedi son kısmı uzatarak. “Hayat senin için bu saatten sonra o kadar da kolay olmayacak… Seninle sonra görüşeceğiz.” Cümlesi biter bitmez kapıda dikilen korumalardan birine kafa işareti yaptı.
Korumalar hemen atağa geçerek o adamı kollarından tuttuğu gibi dışarıya çıkardılar. Onların bu tutumu beni rahatlatıyordu. Bu beni kötü bir insan mı yapardı? Şu durumda bile hala bunları düşünüyor olmam canımı sıktı.
Arkalarından Aras Bey’de çıktığında oracıkta dikilmeye devam ettiğimi fark ederek arkamı döndüm.
Yasemin Hanım az önce hiçbir şey olmamış gibi bana adımlayarak bir kolunu benim koluma, diğer kolunu ise Ceren denen kızın koluna koyarak bizi yürümeye teşvik etti.
Biz asansöre bindiğimizde kapı kapanmadan önce gördüğüm son şey Cihangir bey ve ben geldiğimde koltukta oturan adamlar önde, arkalarında ise 6 tane koruma ile yürüdüklerini görmüştüm. Onların çoktan gitmiş olacaklarını düşündüğüm için kaşlarımı havaya kaldırarak onlara baktım.
Giyimleri kuşamları onların varlıklı bir aile olduklarını belli ediyordu. Bu durumda başkası olsa büyük ihtimalle buna sevinirdi ama benim bu saatten sonra istediğim üç şey vardı. Huzur, Şefkat ve Güven.
Mesela güne gözümü açtığımda bugün babam beni dövecek mi diye düşünmek istemiyordum. Ya da her an azar işitecek miyim diye düşünmek istemiyordum. Geç saatlere kadar oturup, geç saatlere kadar uyumak istiyordum. Rahatça yiyip içmek, en önemlisi de nefes almak istiyordum.
Daha fazla kendimi buhranlara sokup içimi daraltmamak için Yasemin hanım’ın diğer kolunda olan Ceren’in konuşmasına kulak astım.
“Of anne.” Diyerek seslice nefes verdi. “Barbolarla buluşacaktım. Beni lütfen birkaç saatliğine sal söz erken geleceğim eve.” Diye sızlanıyordu.
Yasemin hanım adımlarını durdurarak “kızım sen arsız mısın? Az önce bizim öz kızımız olmadığını öğrendin hala barbo marbo diyorsun.” Bi an durup ne dediğini düşündü. “Hem kim bu Barbo?”
“Anne Barbaros’u tanımıyor musun ya. Aynı sitede oturuyorsun, annesine ahiretliğim diyorsun çocuğunu tanımıyorsun.”
“Kızım çocuğun ismi Barbo mu düzgünce Barbaros desen anlarım herhalde. Hem kafa mı kaldı bende.” Biraz durup devam etti. “Sen bana akılsız mı demeye çalışıyorsun anlamadım şimdi?”
Ceren elini sallayarak yürümeye devam etti.
“Ya anne Allah için sataşacak başka birisini bul, hem bak sana yeni kızçe geldi, sen onunla ilgilensene.” Taşı bana atması ona şaşkınlıkla bakmamı sağladı. Konu o kadar hızlı ilerliyordu ki yetişemiyordum. Ona olan bakışlarıma omuz silkerek, “Neyse Ben arabaya gidiyorum, siz gelirsiniz.”
Ben onların arasındaki ilişkiyi ufak bir imrenmeyle izlerken arkamda birisini hissettim. Kafamı kaldırıp baktığımda koltukta oturan adamlardan kumral olanıydı. Sahi bunlar kimdi? Arkadaşları mıydı?
Adam sağ gözünü kırparak “Yürüsene ne bakıyorsun.” Dedi.
Telaşla önüme dönüp çoktan yürümeye başlayan Yasemin hanımın yanına gittim.
Arabalara yerleştiğimizde kimseden ses çıkmıyordu. Ne zaman geldiğini bilmediğim Aras bey arabayı sürüyorken, Cihangir bey de ön koltukta oturuyordu. Yasemin hanımla bense arka koltuktaydık. Ceren başka arabadaydı sanırsam.
Yarım saatlik yolun sonunda girişinde büyük bir güvenlik kulübesi bulunan bir siteye gelmiştik. Güvenlik olduğu üzerindeki kıyafetlerden belli olan adam kapıları açarken başını eğerek selam verdi. Aras ise karşılığında kornaya basarak selamına karşılık verdi.
Aralarında belli bir mesafe bulunan, üçer katlı saray yavrularının arasından geçerek yolun sonundaki yavrunun kapısında durdu araba.
Büyük siyah demirden oluşan kapılar sürüklenerek açıldığında ev gözükmüştü. Hiçbir zaman gözüm fazlasında olmamıştı ama bu ev çok büyüktü. Bu insanlar içeride birbirlerini nasıl buluyordu?
Ayıp olmaması için ve yanlış anlaşılmasını istemediğim için bakışlarımı ellerime indirdim. Tam o sırada Yasemin hanım bir eliyle kucağımda tuttuğum ellerime koyarak “Bak kızım. Burası bizim evimiz.” Diyip gülümsedi. “Evimize hoşgeldin.” Ona gülümseyerek kafamı eğdim. Nasıl hareket edeceğimi bilmiyordum. Nasıl tavırlar sergileyeceğimi de aynı şekilde. Mutlu olmak istiyordum evet ama bu insanlara nasıl alışacaktım?
Araba durduğunda evin etrafını çevrelemiş korumalardan biri gelip kapımı açtı. Sanırım bugün şaşırma kotamı doldurmuştum.
Yasemin hanım kendimi yalnız hissetmemem için elini sırtıma koyarak evin giriş kapısına doğru ilerlememi sağladı. Bu sırada Ceren çoktan eve girmiş kapıda duran ellili yaşlarında olduğu belli olan bir kadının yanaklarını sıkıyordu. Üzerindeki önlüğe bakınca bu evin hizmetlisi olduğunu anladım.
Kapıdaki kadın Yasemin hanımı görünce “Hoşgeldunuz Yasemin gızım.”Dedi. Konuşmasından Karadenizli olduğu çok net anlaşılıyordu. Ve konuşması nedensiz çok hoşuma gitmişti. Sonra kırışmaya yüz tutmuş tatlı yanaklarıyla gülümseyip “Ha bu prenses midur evun yeni üyesi?” Diye soru yöneltti.
Yasemin hanım büyük bir coşkuyla “Evet Menekşe abla. Aynı ben dimi, aynı.” Dedi. Onun heyecanına içten bir tebessüm ettim.
İçeriye girdiğimizde bizi kısa bir duvardan sonra sol tarafta kocaman bir salon karşılıyordu. Salonun tam karşı hizasında ise göz alıcı ışıklandırmalarla tasarlanmış merdivenler gözüküyordu.
Yasemin hanım salona yönlendirip koltuklara otutturduğunda derin bir nefes verdim. Yabancı bir yerde olsam da huzursuz hissetmemiştim. İlk defa kendimi bir yere ait hissedeceğimin düşüncesi yüreğimi pır pır ettirdi. Tırnaklarımı avucuma bastırdım.
Hastanede gördüğüm herkes salona gelip bir bir oturduklarında uzunca bir sessizlik oluştu. Bu sessizliği evin zil sesi bozduğunda Yasemin hanım konuştu. “Abilerin gelmiş olmalı kızım.”
Şaşkınlıktan ayrılan gözlerimi yere indirdim. Kaç tane abim vardı benim?
Aras yerinden kalkıp yanıma oturarak “Artık ailenle tanışma vakti.” Dedi. Boğazını temizleyerek “Biz… yedi kardeşiz.” Dediği an tükürüğüm boğazıma kaçtı.
Ben şiddetle öksürürken Aras bir yandan sırtıma vurup diğer yandan da su istiyordu. Suya ihtiyaç olmadığını belirtmek için elimi kaldırdım. “Teşekkür ederim. Suya gerek yok iyiyim.” Dedim.
Aras konuşmasına devam etmek için gözlerime baktı. Kafamı salladığımı görünce devam etti. “En büyük abin yani ben Aras 33 yaşındayım meleğim. Benden sonraki abin Gürkan 31 yaşında, şu esmer olan,” kafasıyla salona yeni girmekte olan iki adamdan esmer olanı işaret ederek. “Barut var 29 yaşında ama şuan burda değil.” Dedi ve nefeslenmek için ara verdi.
Sonra salona göz gezdirerek “Ulan ne kadar fazlasınız daha üçüncü kişide yoruldum.” Diye kendi kendine yakındı. Onun bu tepkisine istemsizce güldüm. Yasemin hanımın ona attığı ters bakışları görmezden gelerek tanıtımına devam etti. “Sonra onun bir küçüğü Ateş. Şurada oturan duvar. O da 28 yaşında.” Dedi.
Gösterdiği yere baktığımda bana göz kırpıp yürüsene diyen adamdı. Gerçekten de duvar gibiydi hem mimikleri hem de vücudu. Sporla ilgileniyor olmalıydı. Gerçi salona baktığımda herkesin boyu uzun uzun ve yapılıydı. Gen’den kaynaklıydı sanırım. Yasemin hanım kısa bir kadın değildi uzun boylu ve zarifti. Cihangir bey ise dalyan gibiydi yaşını asla göstermiyordu.
“Kendisi soğuk bir tiptir ama zararı yoktur.” Dedi Ateş’ten için. “Ondan sonra Doruk geliyor…” diyerek Ateş’in yanında oturan Ceren odaya gelip selam verdiğinde o meşhur repliği söyleyen çocuğu gösterdi.
Diğerlerine göre sanki daha yumuşak bakışlıydı. Bana ufak bir tebessüm edip kafasını eğdi. Karşılık olarak bende gülümseyip selam verircesine hafifçe kafamı eğdim.
“O da 19 yaşında. Bundan sonra da Çağan geliyor en küçük.” Diyip duraksadı. “Nerede o it. Yine geç kaldı.”
Yasemin hanım “Oğlum lütfen, kardeşinle böyle konuşma.” Diyerek uyardı.
Aras kafasını iki yana sallayarak “Okula gittiğini sanıyorsunuz ama nasıl olsa okul işleriyle ben ilgileniyorum annem. Neyse. O da 15 yaşında senden 2 yaş küçük bebeğim.”
Şaşırmıştım doğrusu 7 çocuk diyince en küçükleri ben olurum sanmıştım nedensizce.
Aileye sonradan eklendiğim için şuanda toplamda 8 çocuk oluyordu. Derin bir nefes bıraktım. Anlaşılan Yasemin hanım doğum yapmayı seviyormuş.
“Bi de bu baş belası var,” diyerek Ceren’i işaret etti. “Evin belalısı.”
Ceren “Of abi, uğraşacak kimseyi bulamayınca bana sarıyorsun.” Dedi.
“Sus cadı. Gel bakalım yanıma.”
Ceren nazlanarak Aras’ın yanına oturduğunda birbirlerine sıkıca sarıldılar. Bense onları buruk bir tebessümle izledim.
Gözlerimi salonda gezdirdiğimde herkes kendi haline dönmüş gibiydi. Tek bir kişi hariç.
Cihangir bey. Öz babam.
Tam gözlerimin içine bakıyordu.
Herkes bir şeyler söylerken o sessiz kalmıştı. Konuşmamıştı. İstemiyor muydu beni? İstememesi doğaldı, kurduğu bu güzel aileye 17 yıl sonra yabancı bir kız gelmişti. Düzenlerini bozmuştum.
Tam o sırada gözünden bir damla yaş süzüldü yanağına doğru. Hastanede ki tepkisiz adam burada yoktu. Göz yaşını silmeye tenezzül bile etmeden ayağa kalkarak bana doğru hızlı adımlarla geldi. Elimden tutup kaldırdıktan sonra sıkıca sarıldı.
Tüm sesler sustu. Salondan tek bir çıt sesi bile çıkmıyordu. Aynı şekilde kafamdaki seslerden de.
•••
Nasılllll????
Bölüm etkileşimi
