1. bölüm / 2
MÜPHEM | Belirsiz Gerçek1. Bölüm
Bölümler 2Şu an: 1. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selamm bu uygulamayı ilk defa kullanıyorum bakalım nasıl bir deneyim olacak
Umarım Larin’in hikayesini seversiniz🫂💜
•••
Gözlerimi, son on yedi yıldır olduğu gibi yine derinden gelen küf kokusuyla açtım. Koku nefes almamı zorlaştırırken, birbirine yapışan kirpiklerimi binbir zorlukla da olsa ayırmayı başardım. Uzun süredir boyanmamış, bakıma muhtaç olan odada gözlerimi gezdirdim. Yatak olarak kullandığım kanepenin hemen yanındaki, iki çekmeceli kahverengi şifonyerin üzerindeki telefonumu alarak saate baktım.
06.35
Yine aynı saat, yine aynı dakika.
Bir türlü uyuyamıyordum. Gece gözümden uyku akmasına rağmen uyku tutmuyordu ve bu her gece yaşanıyordu. Babamın kalkmasına daha çok vardı. Bugün pazar olduğundan, her hafta yaptığı gibi arkadaşlarıyla nerede olduğunu bilmediğim bir mekânda sabahlamış, saat dört civarlarında eve gelmişti.
Üzerimdeki ince pikeyi kısık sesle oflayarak ittim. Babamın uyanmasını istemezdim. Yüksek sesten hoşlanmıyor06.35
Yine aynı saat, yine aynı dakika.
Bir türlü uyuyamıyordum. Gece gözümden uyku akmasına rağmen uyku tutmuyordu ve bu her gece yaşanıyordu. Babamın kalkmasına daha çok vardı. Bugün pazar olduğundan, her hafta yaptığı gibi arkadaşlarıyla nerede olduğunu bilmediğim bir mekânda sabahlamış, saat dört civarlarında eve gelmişti.
Üzerimdeki ince pikeyi kısık sesle oflayarak ittim. Babamın uyanmasını istemezdim. Yüksek sesten hoşlanmıyordu. Bunu hiç de nazik olmayacak şekilde öğretmişti. Ayaklarımın açık renkli fayanslarda çıkardığı seslere kulak kesilerek kapının kolunu aşağıya indirdim. Kapının gıcırtısı, evin sessizliği arasında çok ses çıkarıyordu; bu beni bile rahatsız etti.
Mutfağa geçip kahvaltılık malzemeleri plastik masaya hazırladıktan sonra lavaboya geçtim. Elimi yüzümü yıkayıp üzerimdeki uyku sersemliğinin geçmesini bekledim. Daha sonra tekrar odama geçip hafta içi okuldan sonra, hafta sonu da tüm gün çalıştığım kafe için üzerime uygun siyah kot pantolonumu ve aynı renk tişörtümü giydim. Doğuştan bakır renk saçlarımı da tarayıp kendi haline bıraktım.
Okulların bitmesine son 1 ay kalmıştı. Son senem olduğu için bizleri yılın son sınavlarından sonra serbest bırakmışlardı. İsteyen gidiyor istemeyen gitmiyordu. Gidip hem sınıfın sessiz ortamında, hem de elimin altında olan, her zaman soru götürebileceğim hocalar varken test çözmek benim için çok iyi olacaktı ama çalışıp para getirmem gerekiyordu.
Vaktinden biraz geç getirsem veya bir kuruş bile eksik getirsem babam çok sinirleniyordu. Bu isteyeceğim en son şey bile değildi.
İşimi bitirdikten sonra içinde test kitaplarının olduğu çantamı ve telefonumu alarak çıktım evden. Dükkanın sahibi Fadime abla çok tatlı bir kadındı. Ellilerinin sonunda kocasından kalan bu ufak şirin kitapçıyı işletiyordu. Bir yıldır yanında çalışıyordum hiçbir zararı yoktu. Aksine normalde vermesi gereken maaşın biraz üstünde vererek test kitabı almam konusunda yardımcı oluyordu. O da tüm mahalleli gibi babamın nasıl biri olduğunu bildiği için böyle bir şey yapıyordu.
Sakin adımlarla iki sokak ileride olan dükkana ilerlerken her sabah olduğu gibi bu sabahta yan komşumuz Neriman teyze çiçeklerini suluyordu. Her ne kadar sohbeti tatlı, hoş olsa da lafa tuttuğundan bazı günler geç kalıyordum.
Beni görmesiyle “Larin’im, günaydın kuzum.” Diye seslendi.
Bu tatlı kadına ufak bir gülümseme sunarak
“Günaydın Neriman teyze.” Dedim. Böyleydim işte ben, kadın her ne kadar şefkat gösterip sevgi sözcükleri kullansa da benden karşılık bulamıyordu, öylece hiçbir şey olmamış gibi neşe saçamıyordum. Yapamıyordum.
Neyse ki o benim bu hallerime alışık olduğu için hiç yadırgamadı.
“Yine mi işe bahtsız kuzum benim.”
Bu defa ufak gülümsemem buruk bir gülüşe döndü. “Evet.” diye yanıtladım onu.
Daha sonra çok uzatmadan vedalaşarak uzaklaştım oradan. Issız sokakta sakin adımlarla yürümeye devam ederek sonunda küçük dükkana vardım. Kepenkleri zorlanarak da olsa kaldırıp, kapılarını da açtıktan sonra havalanması için açık bıraktım. Sıra sıra bölmelerin arasında dolaşarak kitaplara parmak uçlarımı değdirdim. İçerisinden rastgele seçtiğim kitabın sayfalarını aralayarak derin bir nefes çektim içime. Huzur kokuyordu.
Kendime bir kitap seçip o evrene ışınlanmak geliyordu içimden. Her kitap okuduğumda o kişi oluyordum. Kendimi onun yerine koyuyor ve gerçek dünyadan az da olsa uzaklaşıyordum.
Daha fazla kendimi kaybetmeden aldığım kitabı yerine yerleştirip girişe geri döndüm. Fadime abla birazdan gelirdi.
O gelene kader kitaplıkların tozlarını alarak, yerleri süpürerek vakit geçirdim. Fadime abla geldiğinde kahvaltı için sokağın sonunda olan fırına ilerleyerek simit ve poğaça aldım. Elimdeki demir ve kâğıt paraları düşmemesi için kot pantolonumun cebine sıkıştırırken kafamı kaldırdım.
Dükkanın önünde daha önce hiç görmediğim kırklarında bir adamla Fadime abla duruyordu. Almanya’da yaşayan oğlu mu acaba desem oğlu sarışındı. Şuanda karşımda duran adamsa oldukça esmerdi. Acaba benim bilmediğim bir çocukları daha mı vardı?
Anlamsız bakışlarla yanlarına yaklaştığımda adamın konuşmasına son anda şahit oldum.
“O zaman uygun bir fiyatta karar kıldığımıza göre bu güzel dükkanı alıyorum.”
Düşündüğüm şeyin olmaması için içimden dualar ederken güçlükle yutkundum. Hızlı atan kalbimi sakinleştirmek için derin derin nefesler aldım. Fadime abla yanlarına geldiğimi fark ederek ufak bir gülümsemeyle adamı tanıttı.
“Larin, bak bu beyefendi buranın yeni sahibi. Uzun zamandır satma fikri aklımdaydı dün de alıcısı çıkınca kaçırmak istemedim.”
Son söyledikleri uğultu halinde geliyordu kulağıma. Şimdi ne yapacaktım ben. Yaşımdan dolayı hiçbir yer kabul etmiyordu beni, buraya bile kendimi zorla aldırmışken nasıl yeni bir iş bulacaktım. Babama ne diyecektim?
O, Fadime ablanın devretmesini falan umursamazdı parayı eline getirmediğim sürece eski günlere geri dönecektik.
Pekte eski olmayan günleri anımsadığımda tüylerim diken diken olmuştu.
“Erkan bey,” eli ile beni işaret ederek “bu Larin, benim yanımda çalışan çok değer verdiğim bir kızım. Okul çıkışından sonra gelip işimde yardımcı oluyor. Dilerseniz sizinle de devam edebilir.”
Adam bana şöyle bir baktıktan sonra “Aslında güzel olabilirdi fakat yeğenim tam bir kitap delisi, bu yüzden yanımda bana yardımcı olması için ona söz verdim.” Dedi.
Fadime abla anahtarları teslim ederek bana kafasıyla içeriyi işaret etti. Bu sanırım çantanı al ve git demekti. Umutsuzca ayaklarımı sürüyerek içeriye girip çantamı ve şarjda olan telefonumu alıp simit ve poğaçanın para üstünü masaya bıraktım. Poşeti de onun yanına koyduktan sonra dış kapıya doğru ilerledim.
O sırada adam içeriye girmiş rafları geziyordu. Dışarıya çıktıktan sonra son defa kitapçıya dönerek baktım.
“Larin, kızım.”
Arkamdan gelen sese döndüm yavaşça. Fadime abla elinde bulunan bir miktar parayı elime tutuşturdu.
“Bu çalıştığın iki haftanın parası. Biliyorum seni de zor durumda bıraktım ama artık yapamıyordum kızım. Zor geliyordu. Memlekete döneceğim geri kalan zamanımı orada huzurlu bir şekilde geçirmek istiyorum.”
Onda suç bulmuyordum. Beni yanlış anlamasından korkarak başımı iki yana salladım. “Bu senin hakkın abla. Bunları kafana takma ve memleketine git. Orda daha huzurlu olacağından eminim.” Benim aksime. Kollarını etrafıma doladığında yine annemden görmediğim şefkati bir başkasından gördüm. Bende kollarımı ona doladım.
Kısa süren vedalaşmanın ardından ne zaman eve gidiyor olsam ayaklarımın geri geri çekildiği yolları yine aynı şekilde ilerledim. Elimde bulunan paradan babamın fark etmemesini umarak iki yüz lira alıp cebime koydum.
Saat daha çok erkendi bu saatte eve dönersem o ev bana dar gelecekti. Olacaklar da az çok belliydi. Bu yüzden geri dönerek caddeye çıktım. Belki bir iş ilanı görür orada şansımı denerdim.
Yarım saat yürümeme rağmen hiçbir iş ilanı görememiştim. En son bir oyuncakçı dükkanına girdiğimde derin bir nefes verdim. İçerisi çok havasız ve karanlıktı. Kimse de görünmüyordu.
“Merhaba!” İçeriye doğru seslensemde herhangi bir yaşam belirtisi göremiyordum. “Kimse var mı?”
Ben kafamı ileri doğru uzatmış birinin olup olmadığına bakarken arkamda hissettiğim hareketlilik ile olduğum yerde sıçradım. Hızla arkamı dönerken karşımda otuzlarının sonunda saçı ve sakalı birbirine girmiş esmer bir adam duruyordu.
“Birine mi bakmıştın bayan?”
Hızlıca yutkunup, “Şey ben…” diye ağzımın içinde geveledim.
“Sen ne?”
“Ben iş arıyordum da burda şansımı denemek istedim.”
“Ooo,” diyip sağ eli ile sakalını sıvazladı. “Senin o bildiğin gibi yerler değil burası.”
“Nasıl yani?”
“Sen çok mu para kazanmak istiyorsun?”
“Yani.”
“O zaman çok kazanacağın bir iş var yaparsan?”
Dalgınca, “Nasıl bir iş?” Dedim.
Elini cebine atarak küçük bir poşet çıkardı. Poşetin içinde gördüğüm ufak haplarla ağzımdan çıkan nidaya engel olamadım.
Adama herhangi bir cevap vermeden ve onunda konuşmasını beklemeden yanından hızlıca kaçtım.
Hızlı adımlarla ordan uzaklaşırken ucuz yırtmıştım.
Ya Larin hanım. Bilmediğiniz yerlerde böyle dolaşırsanız olacağı buydu.
Daha fazla iş bakmadan hızla eve doğru ilerledim.
Eve girdiğimde kulağıma dolan babamın kalın ve ürkütücü sesiyle birlikte tüylerim diken diken oldu. Normalde bu saatte uyuyor olması gerekirdi. Sanırım telefon sesine uyanmıştı. Bu demek oluyordu ki günü ikimize de zehir edecekti. Yavaşça içeri girerek kapıyı ardımdan kapattım.
İçimden bana bulaşmaması için dualar ederek ayakkabılarımı çıkardım. Tam o sırada babamın sesini daha net duydum.
“Larin!”
Derince yutkunarak salonun kapısına doğru adımladım.
“Efendim baba.”
“Bu ne lan!”
Üzerinde atleti, kaşlarını çatmış elindeki kağıt parçasını bana doğru sallıyordu.
“O ne baba?”
Hızla üstüme yürüyerek, “Bende sana soruyorum. Kendine sevgili mi yaptın lan orospu!” Diye bağırdı.
Olduğum yerde iyice küçülürken sesimin çıkması için kendimi zorladım.
“Hayır. Yok öyle bir şey.”
Tam karşımda durup kağıdı tekrar yüzüme yüzüme salladı. “Bu ne o zaman.”
Çekinerek kağıdı elinden aldığımda hızla kolumdan tutarak beni koltuğa oturttu.
“Aç lan! Aç.”
Üzerinde adımın yazılı olduğu mektubu yırtarak içindeki kağıt parçasını çıkardım.
Elimdeki dörde katlanmış kağıdı yavaşça açarken babam sabırsızca başımda bekliyordu.
Sonunda açtığımda karşıma çıkan bir belgeydi. Anlamsızca kağıda bakarken babamda eğilmiş ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Elimden hızla çekip aldı.
“İki saat okuyacaksın.”
Ona cevap vermedim.
Kendi kendine fısıldayarak okuduklarını anlamaya çalışırken yaklaşık iki dakika geçmişti. Kendisi bana laf ediyordu ama bir cümleyi okuması en az yarım saati buluyordu. İçmekten gözünün önünü göremeyen adam bana laf ediyordu. Kurtulacağım günü iple çekiyordum.
İçimden kendi kendimi telkin ettim. Son bir kaç ay Larin son bir kaç ay.
Aniden bağırması ile neye uğradığımı şaşırdım. Olduğum yerde hızlıca doğrulduğumda elindekinden kafasını kaldırıp daha çok bağırmaya başladı.
“Allaaahhh!”
“Noluyor ba-“
Cümlemin bitmesine izin vermeden hızla sarıldı. Kendi olduğu yerde zıplarken bana sarılı olduğu için bende sarsılıyordum. Ellerim havada neler olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Sonra kafasına dank etmiş gibi hızla benden ayrıldı ve itekledi. Beklenmedik hamle karşısında geriye savrulurken belimin köşesini orta sehpaya vurarak yere düştüm.
Yerde acı içinde kıvranırken bir yandan da acıyla inliyordum. Babam olacak adam bunu umursamayıp olduğu yerde oynamaya devam ediyordu.
Belimi ovuşturarak olduğum yerde doğrulup gözlerimi ona diktim. Yetmişti artık. Ters ters ona bakarken o da beni fark ederek kağıdı bana fırlattı.
“Al kız. Bak bak. Kurtuldum senden.”
Kaşlarımı çatarak ona bakmaya devam ettim.
“Dur ben anlatayım sana sen anlamazsın. Sen benim kızım değilmişsin. DNA testi var kâğıtta. Anlamıştım zaten ben. Senin gibi turuncu bit benim çocuğum olamazdı.”
Oturduğum yerde öylece ona bakarken sesi beynimde yankılanıyordu. Bu zamana kadar ağzından hiç hayırlı şeyler çıkmamıştı. Ya küfür ederdi ya beddua. Ama şuan ağzından çıkan kelimeler yaptığı onca şeye rağmen kalkıp onunla oynama isteğimi körüklüyordu.
Dudağımdaki kıvrılmaya engel olamadım.
Benim kızım değilmişsin.
Benim kızım.
Değilmişsin.
Kafama takılan birkaç soruyla birlikte dudağımdaki kıvrım hızla kayboldu.
Ben kimin kızıydım?
Burada neler dönüyordu?
Yerdeki kağıda uzanarak incelemeye başladım. Bu sırada karşımdaki on yedi yıldır mecbur kaldığım adam ama aslında hiçbir şeyim olan o adam telefonuna sarılmış can dostu olan Bekir şerefsizini arıyordu.
Kâğıtta yazan isim Aras Akdemir’di. Kim olduğunu bilmiyordum. Yaşı doğum tarihine bakılırsa yirmi dokuzdu. Oldukça gençti. Belki de ağabeyimdi. Ne çabuk kabullenmiştim. Buna kendim de şaşırdım.
Yıllardır içimde hissettiğim bu rahatsız edici boşluk hissi sanki huzura kavuşmuştu. Göğsümden geçmeyen sancı dinmiş yerini ufakta olsa rahatlamaya bırakmıştı. Huzurun ne demek olduğunu bu yaşıma kadar tatmamıştım. Eğer bu kağıt parçasında yazanlar gerçekse bu saatten sonra mutlu olmak için çabalayacaktım.
Onların kötü çıkma ihtimalide vardı elbette. Kendimi on sekizime basmama aylar kalmış olmasıyla avutuyordum. Bir iş bulur çalışıp kendime bakardım.
Babam telefonu kapatmış sırıtarak bana bakarken ona ne bakıyorsun der gibi kafa salladım.
“Yine iyisin ballı yere parmak attın.”
Bu nasıl tabirdi? İyi ki bu adamın kızı değildim.
“Bu ne demek? Burada yazan adamı tanımıyoruz bile.”
“Salak kız. Koskoca iş adamı Cihangir Akdemir’in oğlu Aras Akdemir’i tanımıyor musun? Hiç mi magazin haberi görmüyorsun?”
“İş adamı mı?”
“Tabii ya.”
•••
Son konuşmanın üzerinden yarım saat geçmişti. Babam koltuğa oturmuş elindeki telefonla hararetli hararetli bir şeyler karıştırıyordu. Bunu yaparken ağzıda boş durmuyor bana yapmam için buyurduğu kahveyi ve lokumları yiyordu.
Evimizde bir lokum olduğunu bile bilmiyordum. Benden saklıyordu. Gerçekleri öğrenince yerini söylemiş kahvenin yanına koymamı emretmişti.
Çok az kaldı diyerek kendimi sakinleştirerek yapmıştım kahvesini.
Şuan ise o koltukta oturmuş yine telefonuyla uğraşırken ben salonun içerisinde hemen sağda bir kısmı duvara yaslı masanın sandalyesinde oturuyordum.
Boyasız duvarları sanki ilk defa burada bulunuyormuşum gibi incelerken babam yerinden zıpladı.
“Buldum be!”
Sesimi çıkartmadan onu izlemeye devam ettim.
Elindeki telefonda birisini arayarak hoparlöre aldı. Telefon bir süre çaldı. Tam kapanacakken açıldı.
“Buyrun, Akdemir holding. Size nasıl yardımcı olabilirim?”
“Benim çok acil patronunuzla konuşmam lazım!”
“Kim olduğunuzu öğrenebilir miyim acaba?”
“Hüsnü, Hüsnü Çolak.”
“Pekala, şuanda sizi Aras beye yönlendirebileceğimi sanmıyorum kendisi çok yoğun ama isterseniz bir görüşme ayarlayabilirim.”
“Ben görüşme falan istemiyorum hanımefendi! Beni bu adama yönlendirin. Bakın hayat memat meselesi.”
“Beyefendi dediğim gibi Aras bey şuan çok yoğun. Ayrıca öyle herkesle konuşabilecek birisi değil.”
“Sen beni mi küçümsüyorsun?”
“Estağfirullah.”
Ben pürdikkat onları dinlerken arkadan bir erkek sesi geldi. Çok net değildi ama seçebiliyordum.
“Yaprak?”
“Ah! Aras bey.”
Hüsnü hemen atlayıp, “Orada işte iki dakika ver.” Dedi.
Elimi çaktırmadan kafama götürüp alnımı ovdum. Başım feci halde ağrımıştı.
Adının Yaprak olduğunu öğrendiğim kız, “Aras bey. Bir adam aradı ısrarla sizi istiyor. Görüşme ayarlayabileceğimi söyledim ama istemedi.” Diye şikayet eder gibi konuştu.
Karşılık olarak ses gelmedi ama telefondan aldığım erkek sesi netleştiğinde, telefonu konuşmak için aldığını anladım. Kalbim hızla gümbürderken ters bir yanıt almaktan ölesiye korkuyordum. Olurda beni istemezlerse Hüsnü beni bu evde barındırmazdı.
“Buyurun?”
Bariton gibi bir ses tersçe konuştuğunda tam da tahmin ettiğim gibi olacağına emin oldum. Üzüntüyle kafamı kucağımdaki ellerime indirdim.
“Merhaba Arasçığım.”
Bu samimiyet nereden geliyordu bu adama? Cesaret hapı falan mı yutmuştu. Dediğine göre bayağı ünlü ve zengin bir adamdı. Böyle konuşabilecek bir kişide akıl olacağını sanmıyordum. Ki yoktu da zaten.
“Kimsin?”
Adam tersçe konuşmaya devam ederken içimin sıkılmasıyla elimi siyah tişörtümün yakasına götürerek çekiştirdim.
“Ben Larin’in babası. Yani üvey babası.”
“Ee.”
“Bugün kapınızda bit mektup bulduk. İçerisinde Larin ile sizin arasında yapılmış bir DNA sonucu vardı.”
Karşıdan bir süre ses gelmezken kapatmış olabileceğinden şüphelendim ama adamın boğazını temizlemesiyle bu düşüncem uçtu gitti.
“Ne saçmalıyorsunuz siz?”
“Saçmalama falan yok Aras beyciğim. Yarın sizin hastanenizde sizi bekliyor olacağız.”
Son kelimeyide söylemesiyle adamın yüzüne kapatması bir oldu.
“Yarın sabah hazır ol. Gidip bir test daha yaptıralım. Sende yeni ailenle tanış.”
•••
Umarım beğenmişsinizdirr
Bölüm etkileşimi
