Müphem kitap kapağı

1. bölüm / 2

Mavi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: Mavi
  1. 1 Mavi1.001 kelime · Okuduğun bölüm
  2. 2 281.581 kelime

Bazı günler, zihnimi en çok meşgul eden düşüncelerden biri, sevdiğim bir insanı bir anda kaybetmek oluyor. Ölümden bahsetmiyorum. Çok daha sessiz, belki de bu yüzden çok daha zor kabullenilen bir kaybedişten söz ediyorum. Sevdiğin ve seni sevdiğine inandığın bir insanın hayatından yavaş yavaş çekilmesinden, bir zamanlar sana yakın olan birinin her geçen gün biraz daha uzaklaşmasından... Üstelik bütün bunlar yaşanırken, aranızda bir şeylerin değiştiğini en derinden hisseden kişinin yine sen olmasından bahsediyorum.

Bazen bir insanı kaybetmek için onun gitmesi gerekmez. Yanındadır, seninle konuşuyordur, hatta belki her şeyin eskisi gibi olduğunu söyleyip duruyordur ama sen bir şeylerin artık aynı olmadığını hissedersin. Eskiden kendiliğinden gelen bir mesajın yerini bekleyişler alır, anlatmak için sabırsızlandığın şeyleri anlatacak hevesi kendinde bulamazsın, bir zamanlar hiç düşünmeden yaptığınız şeyler zamanla hatırlatılması gereken alışkanlıklara dönüşür. Aranızdaki mesafe, adımlarla ölçülemeyecek kadar büyürken sen bunu nasıl anlatacağını bilemezsin. Çünkü ortada kesin bir gidiş yoktur, elinde tutabileceğin bir veda cümlesi de... Yalnızca eskiden hissettiğin yakınlığın yerini dolduramayan bir boşluk vardır ve sen, o boşluğun içinde bir zamanlar sahip olduğun şeyi ararsın.

En zoru da bunun farkına varıp hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışmaktır. Çünkü insan, sevdiği birinin kendisinden uzaklaştığını hissettiğinde ilk olarak kendi davranışlarını sorgulamaya başlıyor. Acaba bir şeyi yanlış mı söyledim? Onu istemeden kırdım mı? Eskisi kadar iyi davranamadım mı? Benden sıkıldı mı, yoksa artık hayatında eskisi kadar yerim mi yok? Sorular birbirini kovalıyor ve insan, cevaplarını bilmediği bu soruların arasında kendinde bir hata bulmaya çalışıyor. Çünkü bazen birinin değiştiğini kabul etmektense, bu değişime kendisinin sebep olduğuna inanmak daha kolay geliyor. Hiç değilse o zaman düzeltilebilecek bir şeyler olduğuna inanabiliyorsun.

İşte tam da bu yüzden, hata sende olmasa bile bir şeyleri düzeltmek için çabalıyorsun. Senin sebep olmadığın bir uzaklığın sorumluluğunu üstleniyor, senin başlatmadığın bir sessizliği bozmak için kelimeler arıyor, senin yaratmadığın bir soğukluğu ortadan kaldırabilmek için daha fazla yakınlık göstermeye çalışıyorsun. Belki biraz daha anlayışlı olursan, belki biraz daha sabredersen, belki de sevgini daha fazla hissettirirsen her şey yeniden eskisi gibi olur diye düşünüyorsun. Bir zamanlar kendiliğinden yaşanan şeylerin gerçekleşmesi için artık çaba harcıyor, üstelik bunu yaparken kendi yorgunluğunu bile görmezden geliyorsun. Çünkü bütün bunların sonunda istediğin tek bir şey var: Sevdiğin insanın sana yeniden eskisi gibi bakması, aranızdaki mesafenin kapanması ve bir zamanlar kendini ait hissettiğin o yerde hâlâ bir yerin olduğunu anlayabilmek.

Ama insan ne kadar çabalarsa çabalasın, bazen karşısındaki kişinin uzaklaşmasını engelleyemiyor. Ne kadar güzel anlatırsa anlatsın, anlaşılmayı garanti edemiyor. Ne kadar severse sevsin, aynı sevginin karşı tarafta da aynı biçimde var olmasını sağlayamıyor. Bunu bilmek başka, kabullenmek bambaşka bir şey. Akıl, bir ilişkinin iki kişinin çabasıyla ayakta kalabileceğini söylerken kalp, tek başına da olsa mücadele etmeye devam etmek istiyor. Çünkü senin için hâlâ değerli olan bir şeyden vazgeçmek, onun artık eskisi gibi olmadığını kabul etmekten çok daha ağır gelebiliyor.

Belki de insanı en çok yoran şey, birinin gitmesinden ziyade gitmekte olduğunu hissetmek. Sonunun ne zaman geleceğini bilmediğin bir bekleyişin içinde kalmak, her güzel anın ardından her şeyin yeniden değişip değişmeyeceğini düşünmek, sana gösterilen küçücük bir yakınlığı günlerce içinde büyütmek... Bazen tek bir güzel cümleyle rahatlıyor, ardından gelen bir sessizlikle bütün korkularına yeniden dönüyorsun. Bir gün her şeyin yoluna gireceğine inanıyor, ertesi gün bu inancı ayakta tutabilmek için kendini ikna etmek zorunda kalıyorsun. Böylece sevdiğin insanla arandaki ilişkiyi yaşamaktan çok, onun hâlâ devam edip etmediğini anlamaya çalışırken buluyorsun kendini.

Ve bir süre sonra insan, karşısındakini kaybetmemek için kendisinden ne kadar uzaklaştığını fark etmiyor bile. Söylemek istediklerini yutuyor, kırıldığı hâlde belli etmemeye çalışıyor, ihtiyaçlarını dile getirmekten çekiniyor. Yanlış anlaşılmaktan korktuğu için susuyor, fazla geldiğini düşünmemek için geri çekiliyor, ama geri çekildiğinde de aralarındaki mesafenin daha da büyüyeceğinden endişeleniyor. Ne yaparsa yapsın bir şeyleri eksik yapıyormuş gibi hissediyor. Oysa belki de sorun, onun daha fazlasını yapmaması değil; bütün bunları tek başına yapmaya çalışmasıdır.

Çünkü hiçbir insan, bir başkasının kalmak isteyip istemediğine tek başına karar veremez. Bir ilişkiyi onarmak için iki kişinin de elini uzatması gerekir. Bir taraf bütün gücüyle aradaki mesafeyi kapatmaya çalışırken diğer taraf uzaklaşmaya devam ediyorsa, bir süre sonra o mesafeyi kapatmaya çalışan kişi kendi gücünü tüketmeye başlar. Üstelik çoğu zaman yorulduğu için değil, yorulmaya hakkı olmadığını düşündüğü için duramaz. Sanki bir an olsun çabalamayı bırakırsa her şey tamamen bitecekmiş gibi hisseder. Oysa bazen bir şeyin yalnızca sen çabaladığın için ayakta durduğunu fark etmek, onu kurtarmaya çalışmaktan daha acı vericidir.
Sanırım insanın bazı kaybedişleri kabullenmesi bu yüzden uzun sürüyor. Çünkü kaybettiği şey yalnızca bir insan olmuyor; onunla yaşanacağını düşündüğü günleri, birlikte kurulmuş ya da henüz kurulmamış hayalleri, alışkanlıklarını ve o insanın yanında kendisi olabilme rahatlığını da kaybetme ihtimaliyle yüzleşiyor. Bir zamanlar geleceğin doğal bir parçası gibi gördüğü birinin, günün birinde o gelecekte yer almayabileceğini düşünmek bile başlı başına bir yas hâline geliyor. Üstelik ortada kesin bir son yoksa insan neye veda edeceğini de bilemiyor. Beklemeli mi, konuşmalı mı, biraz daha çabalamalı mı, yoksa artık kendini mi korumalı? Her seçeneğin içinde başka bir acı saklı oluyor.

Yine de bir şeyi öğrenmek gerekiyor galiba: Birini çok sevmek, onun uzaklaşmasının bütün sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelmiyor. Bir insanın hayatında kalabilmek için sürekli kendini kanıtlamak, sevgine her gün yeniden bir gerekçe sunmak zorunda olmamalısın. Elbette ilişkiler emek ister; insanlar yorulur, değişir, bazen birbirlerini anlamakta zorlanır. Ama emek vermekle tek başına bir ilişkiyi taşımaya çalışmak aynı şey değildir. Birini anlamaya çalışırken kendini yok saymak, onu kaybetmemek uğruna kendini yavaş yavaş kaybetmek zorunda değilsin.

Belki de bazı gidişler, insanın en çok kalmasını istediği yerde başlar. Belki bazı vedalar söylenmeden önce hissedilir ve bazı kaybedişler, insanın içinde çoktan başlamışken dışarıdan bakıldığında hiçbir şey değişmemiş gibi görünür. Ama birinin senden uzaklaşması, senin sevilmeye değmez biri olduğun anlamına gelmez. Senin bütün çabalarına rağmen bir şeylerin düzelmemesi, yeterince çabalamadığını da göstermez. Bazen elinden gelen her şeyi yapmışsındır; yalnızca bunu tek başına yapmanın mümkün olmadığını kabullenmen gerekiyordur.

Ve belki de en çok bunu kabullenmek acıtıyordur: Birini hayatında tutmayı ne kadar çok istesen de onun yerine kalamazsın, onun yerine sevemezsin, onun yerine aranızdaki bağı onaramazsın. Yapabileceğin tek şey, kendi payına düşeni sevgiyle ve dürüstlükle yerine getirmektir. Gerisi, ne kadar zor olsa da, yalnızca senin elinde değildir. Çünkü bazen bir insanı kaybetmekten korkarken unuttuğumuz şey, onu kaybetmemek için kendimizi de kaybetmememiz gerektiğidir.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…