Bölümler 2Şu an: 28
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sevgili 28,
Hani sana yazamıyorum demiştim ya, 28, hâlâ bazen kelimeleri bir araya getiremiyorum. Sana anlatmak istediğim o kadar çok şey birikti ki hangisinden başlayacağımı bile bilmiyorum. Hayatımda çok fazla şey değişti. Keşke bütün bunları sana anlatabileceğim bir zamanımız daha olsaydı. Keşke karşına oturup hiçbir şeyi toparlamak zorunda kalmadan, aklıma ne geliyorsa öylece anlatabilseydim. Sen dinlerdin, biliyorum. Belki bazı şeylere kızar, belki bazılarına güler, belki de hiçbir şey söylemeden yalnızca yüzüme bakardın. Ama ben yine de anlatırdım. Çünkü bazı şeyler var, insanın içinde ne kadar büyürse büyüsün, sevdiği birine anlatamadığında eksik kalıyor. Biliyor musun, hayatıma biri girdi. Hem de bir zamanlar bütün korkularımla uzak durmaya çalıştığım o yere, hayatımın merkezine yerleşti. Bunu sana nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Bir yanım onunla yaşanabilecek güzel şeyleri düşünmek, geleceğe dair küçük ihtimaller kurmak istiyor; diğer yanım ise kendini korumak için sürekli geçmişi hatırlatıyor. Sanki mutlu olmaya hakkım yokmuş gibi, sanki bir kez daha birine bu kadar yaklaşmak başıma gelebilecek en büyük felaketmiş gibi korkuyorum. Ama sonra bir bakıyorum, bütün bu korkuların arasında yine de gülümsüyorum. Onunla ilgili bir şey düşünüp durduk yere mutlu oluyorum. Ve o an, uzun zamandır unuttuğum bir şeyi hatırlıyorum: Ben hâlâ güzel şeyler hissedebiliyorum.
Keşke bunu sana anlatabilseydim, 28. Belki bana korkmamamı söylerdin, belki de insanın sevdiği şeyleri kaybetmekten korkmasının ne kadar doğal olduğunu anlatırdın. Belki de her zamanki gibi, benim kendime kurduğum bütün cümleleri tek bir bakışınla sustururdun. Bilmiyorum. Artık sana soramadığım o kadar çok şey var ki bazen en basit kararlarımın ardından bile aklımdan geçiyorsun. Acaba ne derdin, nasıl bakardın, benim yerimde olsan ne yapardın diye düşünüyorum. Sonra cevap veremeyeceğini hatırlıyorum ve içimde bir yer, ne kadar büyümüş olursam olayım, yeniden küçülüyor.
Hayatımda çok şey değişti, 28. Bazı şeyler beni eskisinden daha fazla korkutuyor, bazı şeylerse uzun zamandır hissetmediğim kadar iyi geliyor. Bir zamanlar her şeyin düzelmesini bekliyordum; bütün acılarımın dinmesini, korkularımın geçmesini, içimdeki o karmaşanın bir gün kendiliğinden susmasını... Sonra anladım ki hayat, biz hazır olana kadar beklemiyor. Biz bazı kayıpların yasını tutarken de günler geçiyor, kendimizi toparlamaya çalışırken de yeni insanlar hayatımıza giriyor. Ve bazen, içimizde hâlâ iyileşmemiş yerler varken bile bizi gülümseten bir şey çıkıyor karşımıza.
Ben de yavaş yavaş bunu öğreniyorum.
Sana bir şey daha anlatmalıyım. Hayatımda artık yalnızca acılarım yok. Beni umuda iten kişiler var. Bazen kendimi hiç iyi hissetmediğim bir günde söyledikleri küçücük bir sözle içimi rahatlatıyorlar, bazen hiçbir şey yapmadan yanımda durup elimi sımsıkı tutması yetiyor. Her zaman ne hissettiğimi anlatamıyorum onlara; bazen ben bile içimde olanları tam olarak anlayamıyorum. Ama yine de varlıklarını hissediyorum. Birilerinin beni düşündüğünü, yanımda olmak istediğini, bütün cevapları bulamasam da hayatın içinde hâlâ bir yerim olduğunu hatırlıyorum.
Keşke onları tanısaydın, 28. Belki sen de severdin onları. Belki onlarla konuşurken benim yüzümde beliren ifadeyi görüp sessizce gülümserdin. Bazen insan, sevdiği birinin artık yanında olmadığını bilse de onun hayatındaki güzel şeyleri görmesini istiyor. Sanki yaşadığımız güzellikleri ona anlatabilirsek, o güzellikler biraz daha gerçek olacakmış gibi. Ben de sana anlatıyorum işte. Çünkü hayatımda neler olduğunu bilmeni istiyorum. Çünkü ne kadar zaman geçerse geçsin, başıma gelen güzel şeyleri sana anlatma isteğim geçmiyor.
Ama güzel şeyler yaşamak, seni özlemeyi bıraktığım anlamına gelmiyor. Bazen öyle bir an geliyor ki her şey yolundayken bile aklıma düşüyorsun. Bir şey oluyor, sana anlatmak istiyorum. Güzel bir haber alıyorum, keşke sen de bilsen diyorum. Bir şey canımı sıkıyor, keşke yanımda olsan da içimi dökebilsem diye geçiriyorum içimden. Sonra bir anlığına unutuyorum. Sanki birazdan seni görecekmişim, sanki sesini duyacakmışım, sanki aramızda yalnızca birkaç saatlik bir mesafe varmış gibi geliyor. Ardından gerçek kendini hatırlatıyor. İşte o zaman, insanın alışmakla kabullenmek arasındaki farkı anlıyorum. Belki yokluğuna alışmayı öğreniyorum ama bu, seni yanımda istemekten vazgeçtiğim anlamına gelmiyor.
Bir de ölüm var, 28. İnsan bazı gerçekleri biliyor ama gerçekten anlaması zaman alıyor. Birinin artık geri dönmeyeceğini bilmek başka, onun yokluğuyla yaşamayı öğrenmek bambaşka. Bazen insan bir kaybı kabullendiğini sanıyor, sonra küçücük bir şey her şeyi yeniden hatırlatıyor. Bir ses, bir tarih, bir anı... Ve o an, zamanın geçmesinin bazı şeyleri geride bırakmadığını anlıyorsun. Yalnızca onlarla birlikte yaşamayı öğreniyorsun. Ben de öğrenmeye çalışıyorum.
Bazen bunu yapabildiğimi düşünüyorum, bazen de hâlâ hiçbir şey bilmiyormuşum gibi hissediyorum. Bir gün umutla doluyorum, ertesi gün aynı umudun altında ezilmekten korkuyorum. Bir yanım hayatımda güzel şeyler olsun istiyor, diğer yanım başıma gelebilecek kötü şeylere karşı kendini hazırlamaya çalışıyor. Sanki önceden üzülürsem sonradan daha az acıyacakmışım gibi... Oysa bunun böyle olmadığını yavaş yavaş anlıyorum. Henüz yaşanmamış acıları düşünerek bugünden eksilmenin, kendimi korumaya çalışırken güzel ihtimallerden de uzaklaşmanın bana iyi gelmediğini görüyorum. Bu yüzden, 28, artık kendime bir şeyleri yasaklamak istemiyorum. Birini sevmeyi, mutlu olmayı, geleceği merak etmeyi... Bunların sonu ne olur bilmiyorum. Hayatın bana neler getireceğini de bilmiyorum. Ama ilk kez, bilmediğim şeylerin hepsinden korkarak uzaklaşmak istemiyorum. Belki yine incinirim, belki bazı şeyler istediğim gibi olmaz. Belki bir gün bugün kurduğum hayallere bakıp başka bir hayatın içinde bulurum kendimi. Fakat sırf bunlar mümkün diye bugün bana iyi gelen şeylerden vazgeçmek de istemiyorum. Çünkü senin yokluğun bana hayatın ne kadar kırılgan olduğunu öğretti. Ama ben bu kırılganlığı yalnızca korkmak için hatırlamak istemiyorum.
Bir gün her şeyin bitebileceğini bilmek, yaşadığımız güzel şeylerin değerini azaltmıyor; aksine, onlara daha dikkatli bakmamı sağlıyor. Birinin sesini duyabilmenin, sevdiğin insanlarla aynı ortamda bulunabilmenin, bir arkadaşınla içtenlikle gülebilmenin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anlıyorum. Her şeyin sonsuza kadar sürmeyeceğini bilmek, bugün elimizde olanları sevmekten vazgeçmemiz gerektiği anlamına gelmiyor.
Keşke bunu sana daha önce anlatabilseydim. Keşke seninle daha fazla anım olsaydı, keşke sana soramadığım soruların cevaplarını birlikte bulabilseydik. Keşke hayatımın bu dönemini de görebilseydin. Şimdi sana anlatacaklarımın arasında hem beni mutlu eden hem de korkutan şeyler var. Büyüdüğümü düşündüğüm anlar var, kendimi hâlâ küçücük hissettiğim anlar var. Ve bütün bunların arasında, bir gün sana anlatmak için sakladığım şeylerin sayısı azalmak yerine artıyor.
Bazen düşünüyorum da, insan sevdiği birini kaybedince onunla birlikte yalnızca geçmişini kaybetmiyor. Onunla yaşayabileceği geleceği de kaybediyor. Birlikte yaşanacak günleri, henüz kurulmamış sohbetleri, anlatılmamış hikâyeleri... Ben de bazen en çok bunlara üzülüyorum. Sana anlatamadığım şeylere, birlikte göremediğimiz günlere, hayatımda olup bitenleri artık seninle paylaşamayacak olmaya... Ve varken de paylaşamamış olmaya. Ama yine de sana anlatmaya devam ediyorum, 28.İçimde sana söylemek istediğim şeyleri susturmak istemiyorum. Çünkü seni anmak yalnızca yokluğunu hatırlamak değil; seninle kurduğum bağı, bende bıraktığın izleri ve bugün hâlâ içimde yaşayan o sevgiyi de hatırlamak demek. Ben hayatıma devam ederken seni geride bırakmak zorunda değilim. Yeni insanları severken seni daha az sevmek zorunda değilim. Mutlu olduğumda seni unutmuş olmuyorum. Bunu kendime de hatırlatmam gerekiyor bazen. Çünkü insan, hayatına yeniden bir şeyler girmeye başladığında bile geçmişine karşı suçluluk hissedebiliyor.
Sanki gülümsemek, özlediği kişiyi biraz daha uzaklaştıracakmış gibi. Sanki yeniden mutlu olmak, onun yokluğuna alışmak değil de onu unutmayı seçmekmiş gibi. Oysa ben seni unutmak istemiyorum, 28. Yalnızca seni özlemenin hayatımın geri kalanını yaşamama engel olmasını istemiyorum. Seni içimde taşıyarak da gülebilmeyi, senin yokluğunla da yeni anılar biriktirebilmeyi, bir gün güzel bir şey yaşadığımda ardından kendimi suçlamadan o güzelliğin içinde kalabilmeyi istiyorum.
Bana sorarsan, hâlâ yolun başındayım. Hâlâ öğreneceğim çok şey var. Bazen kendimi toparladığımı sanıp yeniden dağılıyorum, bazen korkularımı aştığımı düşünüp küçücük bir şeyle yeniden onların içine düşüyorum. Ama artık bütün bunları yaşadığımda, en başa döndüğümü düşünmek istemiyorum. Çünkü her defasında biraz daha fazla şey öğreniyorum kendim hakkında. Neye ihtiyaç duyduğumu, kimlerin yanımda iyi geldiğini, ne zaman kendime fazla yüklendiğimi... Ve en önemlisi, hayatın her zaman istediğim gibi ilerlemese de içinde yaşamaya değer şeyler bulabileceğimi.
Seninle konuşabilseydim, belki sana bütün bunları tek seferde anlatamazdım. Belki bazı yerlerde susar, belki gözlerim dolar, belki de anlatacaklarımı unuturdum. Ama sanırım en sonunda sana şunu söylemek isterdim: İyi olmaya çalışıyorum, 28. Her gün değil, her zaman değil ama gerçekten çalışıyorum. Bazen yalnızca günü bitiriyorum, bazen kendimi hayata biraz daha yakın hissediyorum. Bazen içimdeki korkuların sesini kısmayı başarıyorum, bazen de onların arasında bana iyi gelen sesleri duymaya çalışıyorum. Ve hayatımda artık bana umut veren insanlar var. Bunu bilmeni isterdim. Çünkü senin yokluğunun ardından her şeyin yalnızca eksilmekten ibaret olmadığını görmeye başladım. Bazı insanlar geliyor ve bize yeniden güvenmeyi öğretiyor. Bazıları hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmadan yanımızda duruyor. Bazılarıysa kalbimizde uzun zamandır kapalı duran bir yere dokunuyor ve orada hâlâ bir şeylerin yaşayabildiğini gösteriyor.
Belki de hayatın en tuhaf yanı bu: Birini özlerken başka birini sevebilmek, bir kaybın acısını taşırken yeni bir başlangıca yaklaşabilmek, geçmişin ağırlığını hissederken geleceğe dair bir şeyler hayal edebilmek...Ben bunların hepsini aynı anda yaşamayı öğreniyorum. Sana söz vermeyeceğim, 28. Her şeyin yoluna gireceğine, bir daha üzülmeyeceğime ya da bütün korkularımı geride bırakacağıma dair sözler vermeyeceğim. Çünkü hayatın ne getireceğini bilmiyorum. Ama sana anlatmaya devam edeceğim. Güzel şeyleri de, zorlandığım günleri de, kendimi güçlü hissettiğim anları da, içimdeki o küçük çocuğun seni aradığı zamanları da...Ve elimden geldiğince yaşamaya devam edeceğim. Senin yokluğunu unutmadan, hayatımdaki insanları severek; geçmişimi inkâr etmeden, geleceğe kapılarımı kapatmadan... Bazen sende kalan bir anıya tutunarak, bazen yanımda olan birinin elini tutarak, bazen de yalnızca yeni bir sabaha uyanarak. Çünkü artık biliyorum ki seni sevmeye devam etmekle hayatı sevmeye yeniden başlamak birbirine zıt şeyler değil.
Keşke bütün bunları sana anlatabileceğim bir günümüz daha olsaydı, 28. Keşke sana hayatımda nelerin değiştiğini, kimlerin geldiğini, neler hissettiğimi, ne kadar korktuğumu ve buna rağmen nasıl umut etmeye başladığımı anlatabilseydim.
Belki de sana söylemek istediğim en önemli şey şu: Ben seni özlemeyi bırakmadım. Ama özlemimin içinde yaşamayı da öğreniyorum. Ve ne zaman hayatımda güzel bir şey olsa, içimden yine sana anlatmak geliyor. Belki bundan sonra da hep böyle olacak. Belki bazı mutluluklarımın bir köşesinde hep senin yokluğun duracak. Ama artık biliyorum, o köşede yalnızca yokluğun değil, sevgimizden geriye kalan şeyler de var.
İyi ki hayatımda oldun, 28.Keşke biraz daha kalabilseydin. Sana anlatacaklarım hâlâ bitmedi.
Sevginle büyüyen, yokluğunu içinde taşıyan ve bütün bunlara rağmen yaşamaya devam etmeyi öğrenen ben...
Ve bu satırlar kaybettiğimiz herkese.
Bölüm etkileşimi
