2. bölüm / 3
Mühürlü Kalpler2. Bölüm
Bölümler 3Şu an: 2. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mardin'e, doğup büyüdüğüm topraklara geri dönmüştüm. Arabanın camından dışarıyı seyrederken, Bakırcılar Çarşısı'ndan geçiyorduk. Çocukluğumda babam ve ailemle buraya gelişimiz aklıma geldi. Daracık, taş döşeli sokaklara girdiğimizde araba neredeyse yavaşladı, şoför hızını azalttı; zira bu yollar yalnızca taşla değil, tarihle de döşenmişti. Birbirine yaslanmış taş evler, göğe uzanan minareler ve taç kemerli geçitler, hepsi birer birer gözümde canlandı.
Bir an gözlerimi yumdum. Bu yollar, tüm bu manzara bana çocukluğumu hatırlatıyordu. Sokağın başında oynayan çocukları gördüğümde gülümsedim; sanki elimde ipimle eski günlere dönmüş, zıplıyordum. Arabamız evimin önünde durduğunda, abim hemen araçtan inip benim kapımı açtı. Artık eskisi kadar ağrım yoktu ama doktor yine de bir süre daha dinlenmemi öğütlemişti. Abim Fırat üzerime titriyordu. Kapıda beni kucaklayan koca ailemi görünce, onlara sevgi ve özlemle baktım.
Annemi, babamı, tüm ailemi, yengemi ve kız kardeşimi çok özlemiştim. Annem, Mardin'in geleneksel dokusunu yansıtan, diz altına kadar uzanan koyu mor bir şalvar entari giymişti. Entarinin etek uçları, her adımında hafifçe titreşip ışığı yansıtan ince altın sarısı işlemelerle süslüydü. Başındaki örtüsü ise karamel oyalı, açık krem rengi bir tülbentti.
Babam ve abilerim ise yöreye özgü, geniş paçalı, bol kesimli koyu renk şalvarlar giyiyordu. Üstlerinde ise bembeyaz gömlekler vardı.
Yengemin üzerinde krem tonlarında, çiçek desenli bir fistan vardı; etekleri ayak bileklerine kadar uzanıyordu.
Kız kardeşim bordo renk bir etek ve beyaz bir gömlek giymişti. Belinde ise ince bir kemer vardı.
Annem yanıma gelip sımsıkı sarıldı. Özlemle kokumu içine çekiyor, sanki "bir daha gitme" der gibi kucaklıyordu. Gözlerim dolmuştu ama ağlayamazdım. İçimde bir intikam yemini vardı. Baran'ın buraya geleceğini biliyordum ve başlattığım oyuna devam etmeliydim. Annem kenara çekildiğinde, şaşkınlıkla yüzüne baktım.
"Neden ağlıyorsun anne?" diye sordum. Fırat abimin her şeyi anlattığını tahmin ediyordum.
"Yok bir şey kızım benim, kazayı duyunca endişe ettim. Hadi gel babanın elini öp, kardeşlerin de seni görsün," dedi.
"Tamam," dedim. Babamın elini öptüm. Abilerime sarıldım. En büyüğümüz olan Bedirhan abimin elini öpmek istedim ama izin vermedi. Yengem de abimin yanında duruyordu.
"Hoş geldin Elvan," diyerek bana sarıldı.
"Hoş bulduk," dedim.
Abim Azad ile aramızda iki yaş vardı. O her zaman benim arkadaşım olmuştu. Beni kendine çekip "seninle uğraşmayı özlemişim cadı kız," dedi.
"Bana öyle söyleme," diye yalvarırcasına sitem ettim. Son olarak gözleri dolu dolu olan küçük kardeşim Havin'e sarıldım. O en küçüğümüzdü; duygusal ve şımarık bir kızdı. Kalbinin temizliği yüzüne vurmuştu. İçeri girdiğimizde bizi kocaman bir sofra karşıladı. Fırat abim koluma girip beni masaya oturttu. Herkes sofraya oturduğunda, ailemin tam anlamıyla bir araya geldiğini hissettim. Yemekten sonra bir süre odamda dinlendim. Artık yalnız oturmak istemediğim için odamdan çıkıp salona yürüdüm. Fırat abimin sesini duyunca merdivenlerin başında durdum.
"Doktor Elvan'ın hafıza kaybı olabileceğini söyledi. Sakın sıkmayın onu, sanki hiç bu evden gitmemiş gibi davranın. Baran'la nişanlanmadı gibi düşünün Ben Baran'a her seyi anlattım.Bir süre burada kalarak zamanla her şeyi hatırlar. Baran hala Bursa'da. Neyse, o uyanmadan bu konuyu kapatalım," dedi.
Bir süre bekledikten sonra merdivenlerden indim. Beni ilk gören Azad abim oldu. "Gel Elvan, şöyle otur," dedi, koltukta kayarak bana yer açtı. Bir süre ev halkıyla sohbete daldığım sırada, Fırat abimin telefonu çaldı. Ekrana baktığında yüzü güldü ve aramayı cevapladı.
"Aramanı neye borçluyuz Mirza Ağa?" diyerek odadan çıktı. Mirza... Baran'ın kuzeniydi. Küçükken oyunlar oynardık. O hep Fırat ve Azad abimle misket oynar, beni rahatsız eden erkekleri döverdi. Onu uzun zamandır görmemiştim. Ona hep bir abi gözüyle bakmıştım. Beni koruyup kollaması hoşuma giderdi, kendimi güvende hissederdim. Aklıma bir plan gelmişti ama önce Fırat abimi bulmalıydım.
Evin arka bahçesinde kamelyada oturuyordu. Telefon konuşması hala bitmemişti. İstemeden kulak misafiri oldum.
"Neden biriyle evlenmiyorsun ki onu da anlasan tabi aile bir torun ister Mirza senden büyük kardeşin mi var? Yaşın 30 oldu artık çocuk değilsin. Buldukları bir kızla evlen işte... Tamam evlenme, kapat Mirza kapat Allah aşkına Elvan geldi kız komadan çıktı. Ben neyle uğraşıyorum... Evet geldi. Bir süre kalıcı...Tamam görüşürüz."
Telefon konuşması bitince yanına oturdum. Bir süre yüzüme baktı.
"Ben Mirza'yı Dilan'ı Leyla ablayı özledim" dedim.
"Tamam güzelim yarın gideriz" dedi.
Akşam yemeğinden sonra odama geçip uyudum. Sabah uyandığımda yol yorgunluğun geçmiş kendimi daha iyi hissediyordum.
Dolabımı açtım. Eski günlerdeki gibi eşyalarım yerli yerindeydi. Çiçekli, diz kapağımda biten beyaz elbisemi giydim. Odadan çıktığımda mutfakta bir telaş vardı. Annem, kız kardeşim ve yengem sırayla mutfaktan çıkıp tekrar mutfağa giriyordu. Yardım etmeyi teklif etsem de kabul etmedikleri için masaya oturdum. Yeğenim Onur daha dört yaşındaydı. İlk başta beni tanımıyormuş gibi davransam da sonra ona sıcak davranmıştım. Beni çok tanımadığı için pek konuşmuyordu. Önüne konan salatalıkları yemekle meşguldü. Babam ve abimler de gelince herkes kahvaltı etmeye başladı. Ben babama döndüm. Mirza'nın yanına gitmek için izin almam gerekiyordu.
"Baba, bugün Dilan'lara gidebilir miyim?" diye sordum.
"Git kızım, uzun zamandır yoksun, görmüş olursun," dedi.
Öğleden sonra Fırat abim beni ve Havin'i Mirza'ların evine götürdü. Kocaman konağın önünde durunca, geçmiş yeniden zihnimde canlandı. İçeri girip salona geçtiğimizde Mirza, koltukta tüm ihtişamıyla oturuyordu. Onu en son gördüğümde yeni delikanlı oluyordu. Ailesini ziyarete geldiğimde de hiç denk gelmemiştik. Beni görünce şaşırdı. Siyah saçları, koyu renk gözleri ve uzun boyuyla her zaman dikkat çekerdi. Gördüğüm günkü haliyle aynıydı. Hepimiz bir koltuğa oturduk. Mirza içeriye kahve söyledi. Havin bir süre oturduktan sonra Dilan'ın yanına çıktı. Fırat abim de lavaboya gitmek için kalkınca konuşmak için fırsatım oldu.
"Mirza, sana söylenmesi gereken bir şey var," dediğimde oturuşunu düzeltti ve bana döndü.
"Evet, seni dinliyorum Elvan," dedi.
"Duydum ki ailen evlenmeni ve bir çocuk sahibi olmanı istiyormuş," dedim. Cümlelerimi nasıl toparlayacağımı bilemedim.
"Ece... Bu durum seni neden ilgilendiriyor?" dedi.
Denize düşen yılana sarılırdı. Ben de öyle yaptım. "Ben evlenmek istiyorum, eğer sen de bu durumdan kurtulmak istiyorsan, anlaşmalı bir evlilik yapabiliriz," dedim.
Dünyanın en saçma şeyini duymuş gibi yüzüme baktı.
"Sen ne saçmalıyorsun Elvan? Sen benim kuzenimin nişanlısısın, böyle bir şey olabilir mi?" diye bağırdı.
"Ben istemiyorum Baran'ı, hem o adam da kim? Ben öyle birini hatırlamıyorum. Sen evlenmezsen evlenme, ben bulurum birini!" diye ayağa kalktım.
Birkaç adım atmıştım ki Mirza gelip kolumdan tuttu. "Nasıl yani, sen Baran'ı istemiyor musun?" diye sordu.
"Hayır, ve sen de bu evliliği istemiyorsan ben de kendi yoluma giderim," dedim.
Bir süre düşündü. Sanırım o da ne diyeceğini bilmiyordu.
"Tamam, evlenelim ama aileler ne olacak? Kimse buna izin vermez. Sonra olan sana olur," dedi. Haklıydı. Ben bunu göze alarak yola çıkmıştım. O intikam alınacaktı. Fırat abimin gelmesi ile konu dağıldı. Bir süre oturduktan sonra eve döndük. Asıl kıyamet bundan sonra kopacaktı.
Bölüm etkileşimi
