Bölümler 3Şu an: 1. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aynanın karşısında kendime son bir kez baktım. Üzerimde, uzun kollu, zarif beyaz bir elbise vardı. İnce dantel detayları omuzlarımdan başlayıp kollarım boyunca nazikçe süzülüyor, etek ucuna doğru incelikle işlenmiş çiçek motifleriyle son buluyordu. Kumaşı bedenime narin bir şekilde dökülüyor, her hareketimde hafifçe salınıyordu. Saçlarımı gevşek bir topuzla toplamıştım, her kıvrımı özenle yerleştirilmişti, sanki bu gece hayatımın dönüm noktası olacakmış gibi.
Baran’ın sabah attığı mesaj hâlâ zihnimde yankılanıyordu:
“Saat 22:00’de hazır ol. Özel bir yere gideceğiz.”
Şüphe yoktu; beklediğim evlilik teklifini bu gece alacaktım. Kalbim Baran’a duyduğum aşkla doluydu. Bu sevginin bizim için sonsuz olmasını diledim.
Hazırlıklarımı tamamlayıp ev arkadaşım Burcu’nun odasına girdim. Yatağında uzanmış, keyifle film izliyordu. Beni görünce başını kaldırdı, gözlerinde hayranlıkla beni süzdü. Sabah kahvaltıda ona Baran’ın mesajını anlatmıştım, nereye gideceğimizi biliyordu.
“Çok güzel olmuşsun, Elvan,” dedi gülümseyerek. “Baran sana bir kez daha âşık olacak.”
Tatlı iltifatına gülümsedim. “Teşekkür ederim. Ben çıkıyorum, beni bekleme. Anahtarım var.”
Tam odadan çıkarken Burcu’nun imalı sesi arkamdan geldi:
“Eve dönmeyi düşünmüyorsunuz herhalde, Elvan Hanım?”
Yanaklarım kızardı. Hafifçe bozuldum.
“O anlamda demedim,” dedim yapmacık bir sitemle. “Uykundan olma beni bekleme diye söyledim. Sana da iyilik yaramıyor!”
Salondaki koltuğa oturup Baran’ın aramasını beklemeye başladım. Dakikalar geçtikçe içimdeki heyecan artıyordu.
Nihayet, salonu bir telefon sesi doldurdu. Ekrandaki ismi görünce kalbim hızlandı: Baran.
“Alo? Elvan, orada mısın?” diye sordu sesi.
“Evet, buradayım Baran,” dedim şaşkınlıkla. “Sadece aramana şaşırdım. Aşağıda mısın? Geleyim mi?”
Aslında mesaj atsa da koşarak yanına giderdim.
“Ben gelemiyorum,” dedi tereddütle. “Attığım konuma gelir misin?”
İşte bu! Bu da teklifin bir parçasıydı, eminim.
“Okey, gelirim. Hazırım zaten,” dedim heyecanla.
“Görüşürüz,” dedi.
“Görüşürüz canım,” diyerek telefonu kapattım.
Kapıdan çıkarken Burcu, “Ne oldu?” diye merakla sordu.
“Baran gelemiyormuş, ben yola çıkıyorum. Görüşürüz arkadaşım!” diyerek hızlıca ayakkabılarımı giydim.
Burcu’nun endişeli sesi peşimden geldi:
“Neden kendi gelmiyor bu beyefendi? Vardığında ara, tamam mı Elvancım?”
“Bir aksaklık olmuştur. Yoksa gelirdi, biliyorsun.”
“Dikkatli ol arkadaşım,” dedi.
Asansörü bekledim. Kısa süre sonra kapısı açıldı ve kendimi apartmanın loş otoparkında buldum. Arabamı çıkardım, Baran’ın gönderdiği konumu açtım.
Şehrin ışıkları geride kalırken yol giderek ıssızlaştı. İçime kötü bir his çöktü. Arabayı durdurmak istedim ama fren çalışmıyordu.
Pedala var gücümle bastım. Titreyen pedal, panik içimi sardı.
İleride karanlıkta devasa bir duvar belirdi. Arabayı kontrol edemediğimi anladım.
Son hatırladığım şey, tuzla buz olmuş ön camdı.
Gözlerimi zorlukla araladığımda, etrafım hastane aletlerinin sesiyle doluydu. İlk başta nerede olduğumu anlayamadım ama cihazlar, buranın bir hastane olduğunu gösteriyordu.
Odanın kapısı hafifçe aralandı. Gözlerimi istemsizce kapattım. Başım zonkluyordu.
O anda tanıdık bir ses duydum. Baran.
“Soğuk bir sesle:** ‘Bitti artık! Daha fazla rol yapmaktan sıkıldım. Arabanın frenini ben kestim. Ölmedi ama... kurtulamaz artık. Paraları alıp keyfime bakacağım. Neyse, sonra konuşuruz.’**
Sesi yankılanarak odadan çıktı.
Beynimden vurulmuşa döndüm. Bu olanlar bir rüya olmalıydı. Gerçek olamazdı.
Beni gerçekten sevmiyordu. Her şey bir yalandı.
Bu olanlar gerçek miydi?
Beni öldürmek mi istemişti? Bu bir rüya olmalıydı yada hayır hayır kesinlikle bir kâbus.Neden? Ne yapmıştım ona?
Bu sorularla boğuşurken, bir hemşire içeri girdi. Uyanık olduğumu fark edince donakaldı.
Baran’ın söylediklerini duyduğumu kimse bilmemeliydi.
“Sakin olun, kimseye haber vermeyin,” dedim kısık bir sesle. “Biraz yalnız kalmak istiyorum.”
Hiçbir şey demeden odadan çıktı.
Baran’ın bana yaptıklarını düşündüm. Soğukluğu, uzaklığı...
Ama beni tanımıyordu.
Eğer bana zarar vermek istediyse, bunun bedelini ödeyecekti.
Plan yapmalıydım.
Ağrı kesicilerin etkisiyle yavaşça uykuya daldım.
Gözlerimi tekrar açtığımda başucumda orta yaşlı bir doktor ve aynı hemşire vardı.
“Elvan Hanım, beni duyuyor musunuz? Ağrınız var mı?” diye sordu doktor.
“İyiyim. Bana ne oldu ,neden burdayım? dedim zorlukla.
“Bir kaza geçirdiniz,” dedi. “Ameliyat oldunuz, uzun süre komadaydınız.”
Hafızam bulanıktı.
“Nasıl bir kaza? Burası neresi?” diye sordum.
“Bursa Şehir Hastanesi,” dedi doktor. “Kuzeniniz Fırat Bey de burada. Onunla konuşmak ister misiniz?”
Baran’dan söz etmemesi tuhaftı ama bu iyiye işaretti.
Hemşire dışarı çıktı ve kısa süre sonra Fırat abim geldi. Onu görünce gözlerim doldu.
Üniversite için gelmiştim bu şehre, sonra mesleğim için kalmıştım. Memleketime nadiren gitmiştim.
Fırat Abim yaklaştı, gözleri doluydu.
“Elvan’ım… Beni çok korkuttun,” dedi.
“Abi… Beni eve götür. Burada kalmak istemiyorum.” dedim ağlamaklı çıkan sesimle
“Tamam güzelim,” dedi şefkatle. “Ama Baran nerede? Neden aramadı?”
“Baran kim abi?” dedim. Kafam karışıktı. “Sen nasıl geldin?”
“Manyak bir arkadaşın aradı,” Bende seni merak edip aramıştım dedi Bana laf söyledi durdu. Yok ben kim mişim yok neden aramışım dedi gülümseyerek. “Sana bir şey oldu sanmış.” Hep böyle gergin mi bu ? Neyse Baran nişanlın işte ne demek kim ? dedi şaşkınlık içinde.
Tam cevap verecektim ki kapı açıldı.
Burcu, gözleri kıpkırmızı, yanıma oturdu.
“İyi misin Elvan? Beni çok korkuttun,” dedi.
“...Sizi tanıyor muyum?” dedim kısık bir sesle.
Burcu dondu. “Hatırlamıyor musun?” dedi. Sonra kendini toparladı. “Boş ver, hatırlamasan da olur. İyisin ya...”
İçim cız etti ama bu oyunu oynamak zorundaydım.
Fırat Abim’e döndüm.
“Abi, ben eve gitmek istiyorum. Çıkar beni buradan.”
Burcu sessizdi. Durumumu anlamışlardı belli ki.
Fırat Abim, “Doktorlar taburcu etmeden çıkamayız,” dedi. Sonra gülümsedi.
“Deli arkadaşın valizleri toplamana yardım eder artık.”
Gülmemek için kendimi zor tuttum.
Burcu hemen atıldı:
“Sensin deli! İlk gelişinden beri uğraşıyorsun!” Sonu kötü olucak.
Fırat Abim, “Ben doktorların yanına gidiyorum. Gelince konuşuruz,” diyerek çıktı.
Çok geçmeden taburcu oldum. Eve döndüm ve hazırlıklarımı yaptım.
Ev, şehrin biraz dışında, sakin bir muhitte yer alan, üç katlı, beyaz badanalı şirin bir binanın ikinci katındaydı. Dışarıdan bakıldığında camlarından sokağa taşan sıcak ışık, içerideki huzurlu yaşamı fısıldıyordu adeta. Demir kapıdan içeri adımımı attığımda, eski ahşap zeminin ayaklarımın altında çıkan hafif gıcırtısı beni hep gülümsetirdi.
Giriş holü oldukça genişti; sağda boydan boya uzanan aynalı bir vestiyer dolabı, günlük koşturmacanın izlerini saklardı. Tam karşımda, evin kalbi sayılabilecek salon açılırdı. Geniş pencerelerinden içeri süzülen akşam güneşinin son ışıkları, krem rengi koltuk takımının ve ahşap sehpanın üzerinde dans ederdi. Salonun bir köşesinde, benim en sevdiğim yer olan, kitaplarla dolu devasa bir kütüphane yükselirdi.
Hemen solumda, salona açılan kemerli bir geçitten mutfağa ulaşılırdı. Küçük ama işlevsel, bej tonlarında dolapları ve ahşap tezgahıyla her zaman mis gibi kahve kokusu yayılırdı. Mutfaktan geçerken, evin olmazsa olmazı olan küçük, yuvarlak kahvaltı masası ve iki sandalye dikkatimi çekerdi.
Holün sonunda, dar bir koridor evin özel alanlarına açılırdı. Bu koridor boyunca üç kapı sıralanırdı. İlk kapı, benim yatak odamdı. Geniş, aydınlık bir odaydı; penceresinden sokağın hareketliliğini izleyebilirdim. Oda, minimal mobilyalarla döşenmişti; koyu renk ahşap bir yatak, yanında küçük bir komodin ve karşısında üç kapılı sürgülü gardırop. En sevdiğim parçası, pencerenin hemen önündeki küçük çalışma masasıydı.
İkinci kapı, Burcu’nun odasına aitti. Benimkinden biraz daha renkli, genç ve enerjik kişiliğini yansıtan bir odaydı. Genellikle dağınık olurdu ama bu onun tarzıydı. Üçüncü kapı ise ortak kullandığımız, küçük ama ferah banyoya açılırdı.
Bu ev sadece dört duvar ve birkaç odadan ibaret değildi; Burcu ile paylaştığımız anılarla, hayallerle ve yaşanmışlıklarla doluydu. Her köşesi, kendimi güvende ve ait hissettiğim bir sığınağa dönüşmüştü. Ve bu akşam, bu evden, belki de hayatımın en önemli gecesine doğru yola çıkacaktım.
Ertesi gün akşam vakti yola çıktık.
Burcu, burada işlerini halledip sonra geleceğini söyledi.
Ama beni nasıl bulacaktı? O eski Elvan hâlâ ben miydim?
Bunu zaman gösterecekti.
Geleceğim, belirsizliğe doğru akıp gidiyordu.
Bölüm etkileşimi
