7. bölüm · Morrowglass

7. Bölüm: Stabilizasyon

Burçak Yıldız

Morrowglass Akademisi Öğrenci Yönetmeliği, Madde 13.1:
Kontrolsüz rezonans belirtileri gösteren öğrenciler, kendi güvenlikleri ve akademi bütünlüğü adına Stabilizasyon Değerlendirmesi’ne alınabilir. Değerlendirme süresince öğrencinin dış iletişimi geçici olarak sınırlandırılabilir. Stabilizasyon bir disiplin cezası değildir.

Maevra, bir okul yönetmeliğinde bir şeyin özellikle ceza olmadığının belirtilmesini her zaman kötüye işaret sayardı. Özellikle aynı okul, dört gün içinde kendisini iki kez Tribunal odasına çağırmış, bir sirenin mührünün parçasını bileğine yapıştırmış ve artık insanlara istemeden emir verebildiğini keşfetmesine yardım etmişse.

Bu nedenle Sabine kahvaltı masasının üzerine küçük, katlanmış kâğıdı bıraktığında Maevra ilk olarak kâğıdı değil, oda arkadaşının yüzünü inceledi.

— Nedir bu?

Sabine oturmadı. Sabahın erken saatine rağmen tamamen hazırlanmıştı; saçları ensesinde sıkıca toplanmış, bordo rujunun rengi her zamankinden daha koyu görünüyordu.

— Revirden geldi.

Maevra elini uzattı. Sabine kâğıdın üzerine parmağını koydu.

— Önce bir şey söyleyeceğim.
— Bunu söylediğinde genellikle kötü bir şey geliyor.
— Niva’yı buldular.

Maevra’nın eli havada kaldı. Dün gece Niva’nın ortadan kaybolduğu haberi bütün akademiye yayılmıştı. Resmî açıklama, “öğrencinin güvenli bir bölgede bulunduğu” şeklindeydi. Bunun neresi olduğu açıklanmamıştı.

— Nerede?

Sabine kâğıdı bıraktı.

— Stabilizasyon Birimi.

Maevra kâğıdı açtı. Üzerinde yalnızca birkaç satır vardı.

Niva Solenne - Stabilizasyon Değerlendirmesi.
Altında bir tarih ve saat.
Sonra: Ziyaretçi kabul edilmez.

Maevra satırı iki kez okudu.

— Dün gece kayıp değildi.

Sabine karşısındaki sandalyeye oturdu.

— Hayır.
— Bizi öyle sanmaya bıraktılar.
— Görünüşe göre.
— Kim götürdü?
— Bilmiyorum.
— Revirden kendi başına çıkmadı mı?
— Öyle söylendi.
— Şimdi ne söylüyorlar?

Sabine bir an sustu.

— “Akut rezonans düzensizliği nedeniyle yönlendirme.”

Maevra kâğıdı masaya bıraktı.

— Niva’nın rezonansı bile yok.

Sabine’nin gözleri ona kalktı. İşte ikisinin de düşündüğü şey buydu. Niva’nın kişisel siren frekansı silinmişti. Edris kanında Mara’yla ilişkili anıların sistematik şekilde çekilip çıkarıldığını görmüştü. Maevra iki ayrı yerde kesilmiş bağ hissediyordu. Ve bütün bunlardan sonra okul, Niva’yı “rezonans düzensizliği” gerekçesiyle kapalı bir bölüme götürmüştü.

— Stabilizasyon tam olarak ne? diye sordu Maevra.

Sabine kahvesini aldı fakat içmedi.

— Bilmiyorum.
— Sen şifacısın.
— Ve o bölüme erişimim yok.
— Hiç mi gitmedin?
— Birinci sınıfta oryantasyon için alt kata kadar götürüldük. Kapının ötesine geçmedik.
— Kimler giriyor?
— Kıdemli şifacılar, Disiplin Kurulu, bazı rezonans uzmanları.

Maevra arkasına yaslandı.

— Elian?

Sabine’nin yüzünde küçük bir tereddüt oldu.

— Profesör Thorne’un yetkisi var.

Bu hoşuna gitmedi. Elian’ın Tribunal’de kendisine inanmış olması, Maevra’nın ona güvenmek istediği anlamına geliyordu. İnsan güvenmek istediği kişiler hakkında şüphelenmekten hoşlanmıyordu.

Tallis tepsisini masaya bırakarak yanlarına oturdu.

— Sabahınız niye cenaze gibi?

Sabine kâğıdı ona uzattı, Tallis okudu. Gülümsemesi kayboldu.

— Stabilizasyon mu?

Maevra bunu fark etti.

— Biliyorsun.
— Kelimeyi biliyorum.
— Yüzün başka bir şey biliyor.

Tallis kâğıdı masaya bıraktı. Bir an düşündü.

— Geçen yıl sürüden bir çocuk vardı: Darven. Bir insanla bağ kurmaya çalışmıştı.
— İnsan mı?
— Morrowglass dışından; uzun hikâye. İzin verilmedi. Çocuk bağı koparmayı reddetti. Sonra bir gece kontrolünü kaybettiği söylendi ve Stabilizasyon’a götürüldü.
— Sonra?

Tallis omuz silkti. Ama bu onun umursamaz omuz silkmesi değildi.

— Geri geldi.

Maevra bekledi.

— Ve?

Tallis gözlerini ondan kaçırdı.

— Kızı hatırlamıyordu.

Masadaki üç kişi de sustu. Maevra’nın parmak uçları soğudu.

— Nasıl yani?
— Adını, birlikte olduklarının söylendiğini biliyordu. Ama ona dair hiçbir şey hissetmiyordu. Sanki bir başkasının ilişkisinden bahsediyormuşsun gibi.

Niva, Mara... Maevra kâğıda baktı.

— Bu daha önce olmuş.

Sabine çok alçak sesle:

— Öyle görünüyor, dedi.

Maevra sandalyeden kalktı. Tallis hemen:

— Hayır.
— Henüz ne yapacağımı söylemedim.
— Yüzün söyledi.
— Bunu siz nereden kaptınız?
— Rheon.

İsmin söylenmesi Maevra’nın vücudunda beklediğinden daha hızlı bir tepki yarattı. Dün laboratuvarda olanları hatırladı.

Bırak şunu.
Metal bıçağın Rheon’un elinden düşüşünü.
Dur.
Onun gerçekten durmasını. Sonra Rheon’un kapıya yönelirken söylediği şeyi.
Kendimi yeniden mühürletmeye.

Maevra onu o andan beri görmemişti. Bunu düşünmemeye çalışmıştı.

— Rheon nerede? diye sordu.

Tallis’le Sabine birbirine baktı. Maevra’nın midesi gerildi.

— Ne?

Tallis cevap verdi.

— Tide Vaults.
— Biliyorum. Kendini yeniden mühürletecekti.
— Hayır.
— Ne demek hayır?
— Mühürleme iptal edilmiş.

Maevra ayağa kalkmış hâlde birkaç saniye kıpırdamadı.

— Neden?
— Bilmiyorum.

Sabine bu kez araya girdi.

— Aurelia sabah bir şifacıyla tartışıyordu. Rheon’un ikinci düğümünün de açılmaya başladığını duydum.

Maevra bileğine baktı. Siyah-gümüş çizgi hâlâ oradaydı.

— Ben dokunmadım.
— Kimse dokunduğunu söylemedi.
— Ama oluyor.

Sabine cevap vermedi. Bu da cevap sayılırdı. Maevra ceketini sandalyenin arkasından aldı. Tallis koluna uzanıp vazgeçti.

— Nereye?
— Rheon’a.
— Bence bu korkunç bir fikir.
— Niva Stabilizasyon’da, Rheon’un mührü çözülüyor ve ikisinin de ortak noktası ne biliyor musun?

Tallis:

— Akademide öğrenci olmaları?

Maevra ona baktı.

— Ben.

Tallis’in yüzündeki mizah söndü.

— Maevra...
— Önce Rheon’u göreceğim. Sonra Niva’yı.
— Niva’ya giremezsin.

Maevra kapıya doğru yürüdü.

— Öğreniriz.

Arkasından Tallis’in sesi geldi.

— Sana niye her “giremezsin” dediğimizde bunu kişisel hedefe çeviriyorsun?

Maevra dönmeden elini kaldırdı.

— Yemin Cadısı.

Sabine’nin sesi daha uzaktan geldi.

— Bununla hiçbir ilgisi yok!

Vardı, biraz bile olsa... Tide Vaults’ın üst girişinde iki görevli vardı. Bu yeni bir şeydi. Maevra yaklaştığında adamlardan biri kolunu kaldırdı.

— Alt kat kapalı.
— Rheon Marek’i göreceğim.
— Ziyaretçi kabul edilmiyor.

Yine aynı cümle. Bugün nefret edeceği bir ifade bulmuştu.

— Ben ziyaretçi değilim.

Görevli ona baktı.

— Nesin?

Maevra’nın aklına birkaç yaratıcı cevap geldi. Hiçbirini kullanamadı.

— Onun soruşturma eşiyim.

Tamamen doğru değildi. Tamamen yalan da sayılmazdı. Görevlinin yüzünde “bu başıma neden geldi?” ifadesi oluştu.

— Adınızı?
— Maevra Sorn.

Adamın diğer görevliye bakışı değişti. Harika. Demek artık ismini söylemek kapıları açmıyor, insanları daha hızlı geriyordu.

— Bekleyin.

İçeri girdi. Maevra kapının önünde kaldı. Yaklaşık bir dakika sonra kapı yeniden açıldı. Aurelia çıktı. Bu kadın kendisini gördüğünde hiçbir zaman mutlu görünmüyordu ama bugün yeni bir seviyeye ulaşmıştı.

— Hayır.

Maevra kaşını kaldırdı.

— Merhaba sana da.
— İçeri girmiyorsun.
— Neden?
— Çünkü sana dün ne söylediğimi hatırlıyorum.
— Rheon’a dokunmamamı.
— Evet.
— Dokunmayacağım.

Aurelia’nın bakışı bileğine indi.

— Büyün aynı fikirde değil.

Maevra sesini alçalttı.

— Niva Stabilizasyon’da.

Aurelia’nın yüzünde hiçbir şey olmadı. Bu daha kötüydü.

— Biliyorum.
— Dün bize kayıp olduğu söylendi.
— Ben söylemedim.
— Nerede olduğunu biliyor muydun?

Bir saniye, yeterince uzun.

— Biliyordun.
— Maevra...
— Onu neden oraya götürdüler?
— Bu bilgi sana verilemez.

Maevra güldü.

— İnanılmaz.
— Ne?
— Burada her şeyin cevabı ya “güvenlik” ya da “bu bilgi sana verilemez.”
— Çünkü bazı bilgiler gerçekten güvenlik meselesidir.
— Bir kız sevgilisini unutmuş, hafızasının yarısı kesilmiş ve onu kimseyle görüştürmediğiniz bir yere götürmüşsünüz.

Aurelia’nın çenesi gerildi.

— Onu ben götürmedim.
— Ama durdurmadın.
— Yetkim yoktu.

Bu beklemediği bir cevaptı. Maevra sustu. Aurelia sesini daha da alçalttı.

— Stabilizasyon kararı doğrudan Disiplin Konseyi’nden geldi.
— Seraphine?
— Konsey.
— Elian?

Aurelia bu kez cevap vermedi. Maevra’nın içindeki rahatsızlık büyüdü. Sonra içeriden bir şey düştü: Metal. İkisinin de başı aynı anda kapıya döndü. Ardından boğuk bir erkek sesi: Rheon. Maevra düşünmeden kapıya yöneldi. Aurelia önüne geçti.

— Hayır.
— İyi değil.
— Biliyorum.
— Bırak beni.
— Maevra.
— Aurelia.

Bu kez sesindeki öfkeyi gizlemedi.

— Kardeşinin mührünün üzerinde benim büyüm var. Bunu ikimiz de biliyoruz.

Aurelia’nın gözleri karardı.

— Bu tam olarak içeri girmemenin nedeni.
— Ya tam tersi ise?

İki kadın birbirine baktı. Bu kez içeriden gelen ses acıyla bastırılmış nefes sesiydi. Aurelia gözlerini kapattı. Sonra kenara çekildi.

— Dokunmayacaksın.

Maevra kapıya uzandı.

— Söz vermiyorum.
— Maevra.
— Yemin Cadısına “söz ver” demeden önce biraz düşün.

Kapıyı açtı. Rheon’u ilk kez gerçekten kontrolünü kaybederken gördü. Oda Tide Vaults’ın daha önce girdiği kayıt odalarından biri değildi. Duvarları koyu taşla kaplı, ortasında yükseltilmiş bir platform bulunan küçük bir eğitim salonuydu. Platformun çevresine gümüş bir daire çizilmişti.

Rheon dairenin ortasında dizlerinin üzerindeydi. Gömleğinin üst düğmeleri tamamen açıktı. Maevra’nın bakışı istemeden oraya gitti. Seksüel bir düşünce için gerçekten kötü bir zamandı. Bu, bedeninin düşünce sırasına saygı göstermesini sağlamadı.

Boynundaki mühürler siyahtan gümüşe dönmüş, ince çizgiler köprücük kemiklerine doğru uzamıştı. Ter, saçlarının kenarlarını alnına yapıştırmıştı. Ellerini taş zemine koymuş, başını aşağı eğmiş nefes alıyordu.

Platformun çevresinde kırılmış üç kristal vardı. Rheon başını kaldırdı. Gözleri tamamen insan gözü gibi değildi. İrislerinin çevresindeki metalik mavi halka büyümüş, neredeyse tüm koyu rengi çevrelemişti. Maevra’yı gördüğünde yüzünün değişmesi beklediğinden fazla canını acıttı.

— Çık.

Sesi normal değildi. Tek kelime bile odanın taşlarında titreşti. Maevra’nın bedeni gerçekten kapıya dönmeye çalıştı. Bir kas hareketi, ayağının geri kayması... Sonra bileğindeki gümüş çizgi yandı. Hareket durdu. Rheon gördü.

— Kahretsin.

Maevra ona doğru bir adım attı.

— Ben iyiyim.
— Ben değilim.
— Fark ettim.
— Çık.

Bu kez ses daha güçlüydü. Maevra’nın göğsünde baskı oluştu. Ama bileğindeki çizgi yeniden parladı ve emir dağıldı. Rheon sertçe başını çevirdi.

— Neden seni etkilemiyor?
— Etkiliyor.
— O zaman neden...
— Büyüm engelliyor.

Rheon kısa, acı bir sesle güldü.

— Tabii.

Maevra dairenin kenarına geldi.

— Ne oldu?
— İkinci düğüm.
— Açıldı mı?
— Açılıyor.
— Neden?

Rheon ona baktı. Bir an hiçbir şey söylemedi.

— Seni öptüğümden beri.

Maevra’nın kalbi hızlandı. İnanılmaz bir zamanda inanılmaz derecede uygunsuz bir tepki. Rheon’un gözleri boğazına indi.

— Şu anda ciddi olamazsın.

Maevra kaşlarını çattı.

— Ne?
— Kalbin.
— Ben kontrol etmiyorum.
— Keşke edebilseydin.
— Neden?

Rheon ayağa kalktı. Hareket yavaş değildi. Maevra istemeden geri çekildi. Rheon bunu gördü ve olduğu yerde kaldı. Aralarında gümüş çizgi vardı.

— Çünkü her şey çok yüksek.
— Ne kadar?
— Senin sesin, kalbin, nefesin...

Gözlerini kapadı.

— Koridordaki insanların kan akışını duyabiliyorum.

Maevra’nın yüzündeki ifade değişmiş olmalıydı.

— O kadar mı?
— Normalde yapabilirim. İstersem. Şimdi istemem gerekmiyor.
— Ve bu kötü.

Rheon gözlerini yeniden açtı.

— Corven sana dokunduğunda hangi anlarda nefesinin değiştiğini hatırlıyorum.

Maevra bir an hiçbir şey söyleyemedi. Rheon çenesini sıktı.

— Dün onu öptüğünü de biliyorum.

Dün, laboratuvar, Edris’in dudakları, boynu, masanın kenarı, Rheon odaya girdiğinde yüzündeki ifade... Maevra'nın yüzü ısındı.

— Nasıl?
— Kokudan değil.
— Sen kurt değilsin.
— Nabzından.
— Ben yanında değildim.
— Az önce koridordan buraya gelirken hâlâ değişti.

Maevra ona baktı.

— Sen Edris’i düşündüğümü mü duydun?
— Hayır.

Rheon’un sesi sertleşti.

— Seni düşündüğünde bedeninin ne yaptığını duydum.

Sessizlik. Bu cümlede bir sınır vardı. Mahremiyete çok yakındı. Maevra bunu biliyordu. Rheon da biliyordu.

— Bundan hoşlanmıyorum, dedi Maevra.

Rheon başını salladı.

— Ben de.

Cevap, öfkesini biraz aldı. Adam bunu kullanmıyordu. Acı çekiyordu. İşte fark buydu. Maevra gümüş daireye baktı.

— İçeri girebilir miyim?
— Hayır.
— Bunu emir olarak mı söyledin?
— Rica.
— Daha çok çalışman gerekiyor.
— Maevra.
— Mührü görmem lazım.

Rheon yüzünü ona çevirdi.

— Daha önce ne oldu hatırlıyorsun.
— Evet.
— Sana temas ettiğimde emirlere cevap vermeye başladın.
— Sen de benimkilere.
— İşte sorun bu.
— Belki de çözüm de aynı yerde.

Rheon’un yüzünde öfke belirdi.

— Hayır.
— Neden?
— Çünkü sen bir laboratuvar aracı değilsin.

Maevra’nın cevabı anında geldi.

— Sen de değilsin.

Bu onu susturdu. Aurelia kapının yanında duruyordu. Hiçbir şey söylemiyordu. Maevra ona baktı.

— Daire ne yapıyor?

Aurelia cevap verdi.

— Ses gücünü içeride tutuyor.
— Ben girersem?
— Ne olacağını bilmiyorum.

Rheon:

— Girmeyecek.

Maevra gözlerini ona çevirdi.

— Bu bir emir mi?

Rheon çenesini sıktı.

— Hayır.
— Güzel.

Gümüş çizginin üzerinden geçti. Daireye adım attığı anda hava değişti. Sanki suyun altına girmiş gibi kulakları basınçla doldu. Rheon’un başı aniden kalktı.

— Maevra.

Bileğindeki çizgi alev gibi yandı. Maevra nefesini çekti.

— Bu yeni.
— Çık.
— Bir dakika.
— Maevra...
— Bir dakika.

Bu kez kendi sesindeki değişimi o da duydu. Kelime, yalnızca kelime değildi. Dairenin içindeki hava ona cevap verdi. Rheon’un bedeni gerildi. Ama hareket etmedi. Maevra korkuyla ona baktı.

— Ben sana yine emir mi verdim?

Rheon birkaç saniye nefes aldı.

— Sanırım.
— Özür...
— Söyleme.
— Neyi?
— Özür.

Bakışları yüzüne yerleşti.

— Her defasında özür dilersen bir süre sonra kendinden nefret edeceksin.

Maevra’nın boğazı düğümlendi.

— Peki ne yapacağım?
— Kontrol edeceğiz.

Rheon bunu söylerken sanki kendisine de söylüyordu. Maevra bir adım yaklaştı. Rheon geri çekildi. Bunu beklememişti.

— Benden mi kaçıyorsun?
— Evet.

Dürüstlük, yine...

— Neden?

Rheon sessiz kaldı. Maevra gözlerini boynuna indirdi. İkinci düğüm gerçekten açılıyordu. Siyah çizginin içinde ince gümüş damarlar ilerliyordu.

— Görmem lazım.
— Buradan gör.
— Dokunmam gerekmiyor.
— Geçen sefer de öyle başlamıştı.

Maevra istemeden gülümsedi. Rheon ona baktı.

— Bu komik değil.
— Biraz komik.
— Hayır.
— “Profesyonel inceleme” demiştim.
— Sonra neredeyse öpüşüyorduk.

Maevra’nın kaşı kalktı.

— Neredeyse değil.

Rheon’un yüzünde ilk kez küçük bir değişim oldu.

— Merdiveni kastediyorum.
— Ah.
— Merdivenden sonra gerçekten öpüştük.
— Hatırlıyorum.
— Ben de.

Bir anda odanın içindeki gerilim başka bir şeye dönüştü. Aurelia hâlâ kapıda olduğu için daha da kötüydü. Rheon’un bakışı Maevra’nın ağzında çok kısa kaldı.

Aurelia:

— Gerekirse çıkabilirim.

İkisi de ona döndü. Kadının yüzü bomboştu.

— Şaka yapıyorum. Kesinlikle çıkmıyorum.

Maevra istemeden güldü. Rheon başını öne eğdi.

— Ailemden nefret ediyorum.
— Ben onu sevmeye başladım.

Aurelia:

— Ben başlamadım, dedi.

Sonra odanın dışından hızlı ayak sesleri geldi. Kapıda bir görevli belirdi.

— Marek.

Aurelia döndü.

— Ne?
— Stabilizasyon Birimi’nde olay var.

Maevra’nın bütün dikkati oraya kaydı.

— Niva?

Görevli ona baktı.

— Siz burada ne yapıyorsunuz?
— Uzun hikâye.

Aurelia:

— Ne oldu?

Adam nefes aldı.

— Solenne bir şifacıyı yaraladı.

Rheon’un yüzü değişti.

— Nasıl?
— Sesle.
— Mühürlü.
— Artık değil.

Odanın içindeki herkes sustu. Maevra:

— Ne demek artık değil?

Görevli yutkundu.

— Boğaz Mührü yok.

Rheon’la Maevra aynı anda birbirine baktı. Niva, bir siren. Mührü açılmış, hafızası silinmiş. Maevra'nın bileğindeki çizgi yeniden yandı. Rheon'un boynundaki ikinci düğüm aynı anda gümüşe döndü. Aurelia fısıldadı:

— Aynı şey.

Stabilizasyon Birimi, Morrowglass’ın haritalarda gösterilmeyen kısmındaydı. Maevra bunu öğrendiğinde şaşırmadı. Bu okulda korkunç bir şey varsa ya yeraltındaydı ya da yönetmelikte “güvenlik” kelimesinin arkasına saklanmıştı.

Aurelia onları Glassheart’ın batı tarafındaki kullanılmayan bir çalışma salonuna götürdü. Kitaplığın arkasındaki küçük metal plakaya elini koyduğunda duvarın bir parçası sessizce içeri gömüldü. Arkasında aşağı inen dar bir merdiven vardı. Tallis’in Yazılmamış Merdiveni’ne benziyordu. Ama daha eski.

— Bundan kimler biliyor? diye sordu Maevra.

Aurelia cevap vermedi.

— Çok güzel. Yine “bu bilgi sana verilemez.”
— Öğreniyorsun.

Rheon yanlarında yürüyordu. Aurelia, mührü dengesiz olduğu için gelmesine karşı çıkmıştı. Rheon bu tartışmayı tam olarak iki kelimeyle bitirmişti. Niva siren.

Aşağı indikçe havanın kokusu değişti. Metal, taş ve Maevra’nın adını koyamadığı başka bir şey; eski büyü. Merdivenin sonunda beyaz taşlı bir koridora çıktılar. Hiç Morrowglass yoktu. Maevra durdu.

— Neden cam yok?

Aurelia cevap vermeden yürüdü. Bu kez Maevra’nın tüyleri gerçekten diken diken oldu. Morrowglass Akademisi’nde, büyüsel olayların kaydedilmesi gereken bir tedavi bölümü bilerek camdan arındırılmıştı.

— Aurelia.

Kadın durdu. Maevra’ya baktı.

— Ben de bilmiyorum.

Yalan söylemiyordu. Bu daha kötüydü. Koridorun sonundan bir çığlık geldi. Sonra bir kapı sertçe açıldı. İki şifacı dışarı çıktı. Biri boynunu tutuyordu.

— Ona yaklaşmayın!

Rheon hemen ilerledi.

— Niva?
— Ses kontrolü yok.
— Biliyorum.
— Hayır, bilmiyorsun. Bize “uyuyun” dedi.

Maevra şifacıya baktı.

— Ve?
— Dört kişi yerde.

Rheon’un yüzü sertleşti.

— Niva’nın sesi bu kadar güçlü değil.

Aurelia:

— Mühürsüz hâlini bilmiyoruz.

Kapının içinden bir şey kırıldı. Maevra içeri girmeye çalıştı. Rheon bileğini tuttu. Temas olduğu anda ikisinin büyüsü de parladı. Rheon hemen bıraktı.

— Hayır.
— Benden etkilenmiyor.
— Şu an sen de emir veriyorsun.
— O zaman belki birbirimizi dengeleriz.
— Bu mantık korkunç.
— Başka fikrin var mı?

Rheon cevap vermedi. Maevra kapıyı açtı. Niva odanın ortasında çıplak ayakla duruyordu. Üzerindeki ince hasta kıyafetinin bir omzu yırtılmıştı. Saçları yüzüne yapışmış, gözlerinin çevresi koyu mor halkalarla kaplanmıştı.

Ama asıl farklı olan boynuydu. Boğaz Mührü yoktu. Siyah çizgilerin olması gereken yerde yalnızca kızarmış ten vardı.

Yerde dört kişi yatıyordu, uyuyorlardı. Niva Maevra’yı görünce yüzü değişti.

— Sen.
— Ben.
— Seni hatırlıyorum.
— Bu iyi.
— Hayır.

Niva’nın gözleri doldu.

— Çünkü seni bugün öğrendim.

Maevra yavaşça yaklaştı.

— Niva, ne yaptılar sana?

Kız güldü, ses boştu.

— Bana ne yaptıklarını hatırlamıyorum.
— Buraya neden geldin?
— Getirdiler.
— Kim?

Niva gözlerini kapadı.

— Adam.
— Hangi adam?
— Güzel konuşan.

Rheon Maevra’nın arkasından içeri girdi. Niva’nın gözleri anında ona döndü. Yüzündeki korku büyüdü.

— Hayır.

Rheon durdu.

— Sana yaklaşmayacağım.

Niva başını salladı.

— Senin gibi.

Rheon’un kaşları çatıldı.

— Kim?
— Ses.

Niva ellerini kulaklarına götürdü.

— Sürekli ses vardı.

Maevra bir adım daha attı.

— Mara’yı hatırlıyor musun?

Niva’nın bedeni birkaç saniye tamamen dondu. Sonra gözünden yaş aktı.

— Bilmiyorum.
— Bedenin biliyor.

Niva’nın dudakları titredi.

— Kes şunu.
— Mara Venn.
— Sus.
— Sen onu seviyordun.

Niva çığlık attı.

— SUS!

Ses fiziksel bir dalga gibi odaya yayıldı. Rheon’un bedeni geriye savruldu. Aurelia kapıda duvara tutundu. Maevra’nın kulakları uğuldadı ama düşmedi. Bileğindeki çizgi parladı ve içinden bir şey cevap verdi.

— Niva.

Kendi sesi garip biçimde sakin çıktı.

— Bana bak.

Niva baktı. İkisi de dondu. Rheon çok alçak sesle:

— Maevra, dikkatli ol, dedi.

Maevra gözlerini Niva’dan ayırmadı.

— Mara’yı hatırlamıyorsun. Tamam.

Niva ağlıyordu.

— Bana söyleme.
— Söylemeyeceğim.

Bir adım.

— Ama onu özlüyorsun.

Niva'nın yüzü kırıldı.

— Bilmiyorum.
— Biliyorum.
— Hayır.
— O zaman neden ağlıyorsun?

Kız kendisine baktı. Sanki gözyaşlarını ilk kez fark ediyordu. Maevra artık ona birkaç adım uzaktaydı.

— Sana dokunabilir miyim?

Niva’nın bakışı eline gitti.

— Neden?
— Çünkü üzerinde bir bağ var.

Rheon hemen:

— Maevra...

Maevra elini kaldırdı.

— Kesmeyeceğim.

Bunu özellikle söyledi. Niva yutkundu. Sonra çok hafif başını salladı. Maevra elini uzattı. Parmakları Niva’nın bileğine değdi ve dünya parçalandı. Bağ, yüzlerce... Hayır, yüzlerce değil. Aynı bağın yüzlerce katmanı.

Maevra’nın gözünün önünde gümüş ipler belirdi. Niva’nın göğsünden, boğazından, zihninden çıkıyor ve görünmeyen bir noktaya uzanıyordu. Ama hepsi kesilmiş değildi. Bazıları düğümlenmişti. Üzerleri başka sözlerle kapatılmıştı. Onu tanımıyorsun, onu sevmedin, onu hatırlamak istemiyorsun.

Maevra’nın nefesi kesildi. Bunlar yemin değildi; emirdi. Siren emirleri... Ama başka bir büyüyle kalıcı hâle getirilmişlerdi; yemin büyüsüyle. Rheon ile birbirlerine baktılar. İkisinin aynı anda anladığını gördü. Bir siren emri vermişti. Bir Yemin Cadısı o emri bağa dönüştürmüştü. Tıpkı onların istemeden yapmaya başladığı şey gibi.

— Niva, dedi Maevra.

Kız ağlıyordu.

— Ne?
— Sana bunu bir çift yaptı.

Niva anlamadı. Rheon de Aurelia da anladı. Maevra’nın sesi titredi.

— Bir Yemin Cadısı ve bir Siren.

Rheon’un yüzündeki renk çekildi. Bu kez okulun asıl yasağını ilk kez gerçekten anladılar.

Yemin Cadıları Sirenleri yalnızca özgür bırakamıyordu. Birlikte olduklarında sözleri kalıcı emirlere çevirebiliyorlardı. Niva’nın bileğindeki bağ aniden gerildi. Maevra’nın eli yanmaya başladı.

— Maevra, bırak! diye bağırdı Rheon.

Çekmeye çalıştı, geç kaldı. Bağ Maevra’nın bileğine sıçradı. Niva çığlık attı. Rheon dairenin olmadığını düşünmeden ikisinin arasına girdi ve Maevra’yı belinden yakalayıp geriye çekti.

Temas, ten, ses,yemin... Her şey aynı anda oldu. Rheon’un kolu Maevra’nın belini sardığı anda onun mühürleri gümüş ışıkla patladı. Maevra sırtını Rheon’un göğsünde; nefesi kulağının yanında hissetti. Çok yanlış bir anda bedeni onu tanıdı. Elinin belinde oluşunu, göğsünün sırtına değmesini, dudaklarını hatırladı. Ve tam o anda Niva’nın içindeki büyü ikisine cevap verdi. Rheon’un eli Maevra’nın belinde daha sıkı kapandı.

— Sakın hareket etme.

Emir. Maevra’nın bedeni tamamen durdu. Ama korkmadı. Çünkü aynı anda kendi ağzından bir kelime çıktı.

— Bırak.

Rheon’un eli gevşedi. İkisi birbirine karşı aynı anda büyü kullanmıştı. Maevra arkasını döndü. Yüzleri birbirine çok yakındı. Rheon’un gözleri mavi ışıkla çevrilmişti. Maevra’nın bileğindeki çizgi artık dirseğine kadar uzanıyordu.

— Bunu kontrol edemiyoruz, dedi.

Rheon’un nefesi yüzüne değdi.

— Biliyorum.
— O zaman benden uzak dur.

Rheon bir adım geri çekilmeye çalıştı. Niva’nın bağları yeniden parladı. Maevra’nın bileği yandı. İçgüdüyle Rheon’un gömleğini tuttu. Adamın bedeni tekrar ona geldi.

— Hayır.
— Ne?
— Uzaklaşınca daha kötü oldu.

İkisi de nefes nefeseydi. Aurelia seslendi.

— Teması koruyun!

Maevra ona baktı.

— Az önce tam tersini söylüyordun!
— Fikrimi değiştirdim!

Rheon neredeyse güldü. Böyle bir anda bile. Maevra tekrar ona döndü. Eli hâlâ gömleğinin önündeydi. Rheon’un elleri havada, ona dokunmadan duruyordu.

— Dokun, dedi Maevra.

Gözleri anında onunkilere geldi.

— Emin misin?
— Aurelia söyledi.
— Aurelia’nın rızanla ilgisi yok.

Bu adam, bu lanet adam... Maevra’nın kalbi bir kez sert vurdu. Rheon tabii ki duydu.

— Evet, dedi Maevra. Dokunabilirsin.

Rheon ellerini beline koydu. Büyü bir anda sakinleşti. İkisi de hissetti. Niva’nın bağlarının titreşimi yavaşladı. Maevra Rheon’a biraz daha yaklaştı. Kesinlikle; profesyonel ve büyüsel şekilde... Rheon’un bakışı yüzündeydi.

— Bunun komik tarafı ne biliyor musun? diye fısıldadı Maevra.
— Şu anda pek komik bir şey göremiyorum.
— Bütün okul bize birbirimizden uzak durmamızı söylüyor.

Biraz daha yaklaşmak zorunda kaldı. Göğüsleri neredeyse birbirine değdi.

— Ve görünüşe göre dünyayı kurtarmanın yolu birbirimize yapışmak.

Rheon’un ağzının kenarı kıvrıldı.

— “Dünyayı kurtarmak” biraz iddialı.
— Anı bozma.
— Şu anda hatırlamakla ilgili ciddi problemlerimiz var.

Maevra, küçük bir sesle güldü. Rheon’un bakışları dudağına indi. O da fark etti. Bu sefer büyünün gerektirdiğinden daha yakındılar. Birkaç santim kadar... Rheon’un başparmakları belinin iki yanında istemsizce hareket etti. Maevra’nın nefesi bozuldu. Niva hâlâ birkaç metre ötede, Aurelia kapının yanında, yerde dört baygın şifacı vardı. Bunun seksüel bir an olmaması gerekiyordu. Bedeni toplantıya katılmamıştı.

— Rheon.
— Biliyorum.
— Ne biliyorsun?
— Bunun için korkunç bir zaman olduğunu.
— Başka?

Gözleri tekrar ağzına indi.

— Onu söylemeyeceğim.

Maevra’nın eli gömleğinin yakasına doğru çıktı. Boynuna yaklaşmadan durdu.

— Neden?
— Çünkü kalbin zaten biliyor.

Bu cümle eskiden sinirini bozardı. Şimdi başka bir şey yaptı. Maevra başını hafifçe kaldırdı. Rheon ona doğru eğildi. Tam dudakları birbirine değmek üzereyken Niva’nın sesi geldi.

— Mara.

İkisi aynı anda ona döndü. Niva dizlerinin üzerine çökmüş, ağlıyordu. Ama ilk kez yüzünde başka bir şey vardı: Tanıma.

— Mara, dedi yeniden.

Maevra Rheon’dan ayrıldı. Bu kez büyü tepki vermedi. Niva ellerini yüzüne kapattı.

— Onu hatırlıyorum.

Maevra koşup yanına çöktü.

— Ne hatırlıyorsun?
— Saçlarını.

Niva ağlayarak güldü.

— Saçlarını sürekli benim tarağımla tarardı. Ben de bundan nefret ederdim.

Maevra’nın göğsünde bir şey sıkıştı.

— Başka?
— Ellerini.

Gözlerini kapadı.

— Korktuğunda başparmağını avucunun içine kapatırdı.

Aurelia yavaşça yanlarına geldi.

— Niva…

Kız başını kaldırdı. Yüzü gözyaşları içindeydi.

— O gitmedi.

Kimse konuşmadı.

— Değil mi?

Maevra onun elini tuttu. Bu kez bağ sakin kaldı.

— Hayır.

Niva’nın yüzü kırıldı.

— Ona bir şey yaptınız.

Aurelia:

— Biz...
— Siz değil.

Niva başını salladı.

— O adam.

Maevra eğildi.

— Hangi adam?

Niva gözlerini kapadı.

— Sesini hatırlıyorum.

Rheon yaklaştı.

— Siren miydi?
— Evet.
— Kim?

Niva birkaç saniye zorlandı. Sonra dudakları hareket etti: Bir isim. Çok düşük sesle ama Rheon duydu. Yüzü bembeyaz oldu. Maevra ayağa kalktı.

— Ne dedi?

Rheon cevap vermedi.

— Rheon.

Adam bir adım geri çekildi. Sanki odada aniden nefes alacak yer kalmamıştı. Aurelia’nın yüzünde de aynı şok vardı.

— Bu mümkün değil, dedi.

Maevra artık bu cümleden nefret ediyordu.

— Kim?

Rheon gözlerini Niva’dan ayırmadı.

— Dorian Marek.

Maevra soyadı duyunca içine soğuk bir şey düştü.

— Marek?

Aurelia fısıldadı.

— Babamız.

Sessizlik. Maevra Rheon’a baktı.

— Babanız burada mı?

Rheon bu kez ona döndü. Yüzünde hiçbir ifade yoktu.

— Hayır.
— Nerede?

Rheon’un cevabı odaya ağır ağır düştü.

— Yirmi yıl önce öldü.

Niva hâlâ yerde ağlıyordu. Mara’yı hatırlıyordu. Rheon’un ölü babasının sesini de ve Maevra’nın bileğindeki gümüş çizgi, Dorian Marek’in adı söylendiği anda yeniden yanmaya başlamıştı. Bu kez acının içinde bir görüntü geldi:

Siyah cam, bir kadın, uzun koyu saçlar, kadının elleri bir erkeğin boynundaydı. Bir Yemin Cadısı... Erkeğin boğazındaki işaretler gümüş renkteydi; Siren. Maevra kadının yüzünü göremiyordu. Ama elindeki yüzüğü gördü. Sorn ailesinin düğüm mührü.

Nefesi kesildi. Görüntü kayboldu. Rheon ona doğru hamle yaptı.

— Ne gördün?

Maevra cevap veremedi. Çünkü artık Niva’yı susturan büyüyü kimin yarattığını bilmiyordu. Ama yirmi yıl önce aynı şeyi yapan iki insanın soylarını biliyordu. Marek ve Sorn. Rheon’un babası ve Maevra’nın ailesinden bir kadın.

İkisinin arasında oluşan şey ilk değildi. Onların yasak rezonansı yeni bir keşif değildi. Birileri bunu daha önce yaşamıştı. Birileri ne yapabileceklerini öğrenmişti. Ve sonra bütün akademi, Yemin Cadılarıyla Sirenleri birbirinden uzak tutmak için kurallar yazmıştı.

Maevra Rheon’a baktı. Biraz önce elleri belindeydi. Dudaklarına yaklaşmıştı. Bedeninin ona verdiği cevap hâlâ teninin altında yaşıyordu. Ve artık bu çekimin tehlikeli olduğunu söylemek yetmiyordu.

Belki de bütün okul tam olarak bu yüzden korkuyordu. Çünkü Maevra ile Rheon birbirlerine yalnızca fazla yaklaşmıyordu. Kendilerinden önce yarım bırakılmış bir şeyi yeniden başlatıyorlardı.