3. bölüm · MEŞALEN'İN DİĞER YÜZÜ 2 (Karanlık Miras)

3.BÖLÜM GEÇMİŞİN SANRILARI

Derya Aslı Karayılan

3.BÖLÜM GEÇMİŞİN SANRILARI
Vincenzo sabırsızca konuştu.
— Saatlerdir haber yok abi, ne oluyor?
Salvatore çenesini sıktı.
— Hiçbir fikrim yok, Abicim… Ama biraz daha sessiz sedasız beklersek kafayı yiyeceğim. Bu sadist herif onlara bir şey yaptıysa…
Vincenzo sert bir nefes verdi.
— Bilmiyorum Moretti. Hadi yürü, hızlı ol. Zaten geç kaldık. Hamit abi telefonda çok sinirliydi. Yola çıktığımızdan beri nasıl bir açıklama yapacağımı düşünüyorum. Hiç yardımcı olmuyorsun, Moretti. Hiç.
Vincenzo ve Salvatore, yıllardır bölge liderleri toplantılarına katıldıkları için ülkelerinden kalkıp sürekli Türkiye’ye geliyorlardı. Bu git-gel ler bir noktada canlarını sıkınca temelli yerleşme kararı almışlardı. Beş yılı aşkın süredir burada yaşıyorlardı. Katıldıkları her davet, girdikleri her ortam Türkçeyi akıcı ve neredeyse aksansız konuşmalarına katkı sağlamıştı.
Ulus’la tanışmaları bir davette gerçekleşmişti.
Ulus doğrudan suç işlerinin içinde değildi; ancak diğer liderler onunla çalışırdı. Konsorsiyum kuran, anlaşmaları yapan, bölgesel dengeyi sağlayan bir “Tahtın mimarıydı. Resmiyette uluslararası lojistik ve liman şirketlerinin sahibiydi. Fakat o limanlardan her şey geçiyordu.

2016 – BÜYÜK LİDERLER TOPLANTISI

📍 İstanbul / Ali Güven’in Malikânesi
O gece ev değil, bir satranç tahtasıydı.
Kristal avizelerin altında oturan adamların her biri başka bir şehrin gölgesini temsil ediyordu.
Masada yalnızca para konuşulmuyordu.
Sınırlar, limanlar, finans hatları, silah yolları, devlet içindeki isimler…
Ali Güven ev sahibiydi.
Ama kimse onun gerçek lider olduğunu düşünmüyordu.
O sadece masayı kuran adamdı.
Masadaki isimler:
• Cemal Bozdoğan – Karadeniz liman hattı ve silah sevkiyatı
• Erdal Şimşek (Kömür) – Kara para finansörü, offshore hesapların mimarı
• Hamit Yörükçü – Devlet içindeki operasyon bilgilerine erişebilen eski sistem adamı
• Süleyman Atakan – Doğu sınır geçişleri ve insan hattı
• Rauf Demirhan – İnşaat ve kentsel dönüşüm üzerinden aklanan milyonlar
• Selim Karadağ – Güney limanları ve konteyner trafiği
• Nihat Çora – Balkan bağlantıları ve sahte pasaport ağı
• Emin Tural – Silah depoları ve özel mühimmat akışı
• Turgay Erden – Yeraltı bahis ve kripto finans sistemi
• Levent Özsoy – Medya manipülasyonu ve algı operasyonları
• Murat Korkmaz – İç Anadolu nakliye hattı
• Hakan Vardar – Güvenlik şirketleri ve paralı adam ağı
• Zeki Baran – Avrupa insan kaçakçılığı koridoru
• Faruk Kılıçaslan – Kuzey petrol transferleri
• Oğuzhan Sarper – Savunma sanayi kaçak parçaları
Ve masanın sağ tarafında, henüz resmi lider sayılmayan ama herkesin göz ucuyla tarttığı genç bir adam vardı:
Ulus Ayhan Bozdoğan.
O gece kimse onun konuşmasını beklemiyordu.
Ama herkes onun nasıl baktığını fark ediyordu.
Kömür alaycı bir gülümsemeyle Ulus’a baktı.
— Yeni nesil masaya erken oturuyor.
Cemal tek kelime etti.
— Erken değil. Zamanında.
Masadaki hava bir an soğudu.
Ali Güven araya girdi.
— Şehir bölünmeyecek. Herkes kendi alanında kalacak.
Ama herkes biliyordu: Bu masa bölünmeye değil, büyümeye kurulmuştu.
Ve o gece bir karar daha alındı.
Genç isimler eski liderlerin gölgesinde değil, yanında yetiştirilecekti.
Kömür o sırada Ulus’a uzun uzun baktı.
“Bu çocuk ya benimle yürür… ya önümde ölür.”
Kimse fark etmese de geleceğin savaş çizgileri o masada çizildi.

Aynı Gece – Saldırı

Toplantı dağılmak üzereyken dışarıdan silah sesleri geldi.
Kaos başladı.
Koruma ateş açtı. Adamlar pozisyon aldı.
Vincenzo’nun adamlarından biri vuruldu.
Saldırganlar içeri ilerliyordu.
Ulus refleksle Vincenzo’yu kenara çekti.
— Sol kanadı kapat!
Salvatore bir an durdu, sonra Ulus’un dediğini yaptı.
Beş dakika içinde saldırı bastırıldı.
Sessizlik çöktüğünde Vincenzo, Ulus’un omzundaki kanı fark etti.
— Colpito?
(Vuruldun mu?)
— Sıyırık.
Vincenzo elini uzattı.
— Vincenzo Russo.
Ulus elini sıktı.
— Ulus Bozdoğan.
Salvatore yaklaştı.
— Ben Salvatore Moretti. Dostum… korkmadın.
Ulus’un cevabı netti.
— Korkarsam masaya oturamazdım.
Salvatore gülümsedi.
— Mi piace.
(Hoşuma gitti.)
O gece üç şey oldu:
Ulus masada “Cemal’in oğlu” olmaktan çıktı.
Vincenzo ona eşit baktı.
Salvatore ona kardeş gibi yaklaştı.
Vincenzo son sözü söyledi:
— Aile kanla olur. Ama savaşta yan yana duranlar kardeştir.
Salvatore ekledi:
— Ve biz bugün yan yana durduk.
O gece üç adamın kaderi birbirine bağlandı.

Terk Edilmiş Kumaş Fabrikası

Sedat ve Necati konuşuyordu.
— Demek böyle bir araya geldiler.
Necati sigarasını yaktı.
— O masada herkes birbirinin dostu ama aynı zamanda düşmanıydı.
Sedat kaşlarını çattı.
— Kömür Tuncay’a sırrını mı vermiş?
Necati başını iki yana salladı.
— Artık bir hükmü kalmadı. Masadaki yerini Furkan alacak.
Yörükçülerin Evi

Kapı çalındı. Pınar koşarak açtı.
— Nerede kaldınız ya! Kırk takla attım sayenizde!
Salvatore sırıttı.
— Tamam kızım, ne yapalım? Dört bir koldan saldırdı bu piç.
Vincenzo öksürdü.
— Kusura bakma Pınar. Anca geldik. Evdekilerin durumu nasıl?
— Vahim. Semra yengem ayılıp bayılıyor. Hamit amcam küplere bindi. Tanıdığı ne kadar polis, müdür, komiser varsa hepsine haber saldı.
Vincenzo başını salladı.
— Evlilik konusunu şimdilik açmıyoruz.
İçeriden Hamit’in sesi geldi:
— Kim gelmiş Pınar?
— Bizimkiler amca!
Salvatore bıyık altından gülerek:
— Bizimkiler ha? Sevdim bunu.
İçeri girdiler.
— Hoş geldiniz çocuklar.
— Hoş bulduk Hamit abi.
— Var mı bir haber sizden?
Salvatore ciddi bir ifadeyle:
— Bütün çevremiz alarma geçti. En ufak bir harekette ensesinde biteriz..
—Vincenzo Hamit abi senden tek bir ricam var polisi bu işe karıştırma.
Vincenzo dosyayı sehpanın üzerine bıraktı. Dosyanın kapağında hastane mührü vardı.
Sayfaları açtı. Odanın içindeki tek ses kağıt hışırtısıydı.
— Tanı: Paranoid şizofreni.

Hastada sistematik zarar görme hezeyanları mevcut.
“Kendisine ihanet edildiğine dair güçlü bir inanç geliştirmiştir.”
İşitsel halüsinasyonlar tarif etmektedir.
Empati ve vicdani inhibisyon zayıf.
Stres anında şiddete başvurma riski yüksek.
Vincenzo son satıra geldi, durdu.

— Öngörü: Hedef algıladığı kişilere karşı ölümcül eylem riski taşımaktadır.
Sessizlik çöktü.

— Bu herif vicdanıyla değil, kafasının içindeki seslerle hareket ediyor. Ve o sesler şu an Kübra ile Ulus’u hedef gösteriyor olabilir.
Hamit başını eğdi. Bu işin polisle çözülecek kadar basit olmadığını herkes anlamıştı.

Fabrika – Gerçek

Sedat tekrar sordu:
— Anlatmayacak mısın?
Necati derin bir nefes aldı.
— Kömür bu çocuğu on iki yaşlarında sokaktan bulmuş. Tinercilerin içinden çıkarmış. Uyuşturucuya maruz kalmış.
Sedat:
— Peki İnci?
Necati gözlerini kıstı.
— İnci o dönem yetimhanenin yakınında oturuyormuş. Çocukluğu aynı çevrede geçmiş. Furkan onu kafaya takmış. Aşık dediklerini duydum. Kız belki onu hatırlamıyordu bile.
Sedat şaşkın:
— Kömür neden o kızı öldürdü?
— Basit. Eğer İnci Furkan’ı tanısaydı, geçmişini araştırmasına sebep olacaktı, ayak bağı olurdu diye düşündü. Ama Furkan tamamen onu yanlış yönlendirdi yanlış kişiyi öldürmüşler.
— Sedat : oha adam hasta kafayla babam dediği adamı tongaya düşürmüş.
— Peki.
— Kömür neden bu kadar korkuyor?
Necati gözlerini kaldırdı.
— Çünkü Furkan Kılıçhan aslında Aras Ağah Bozdoğan’ın oğlu.
Sedat dondu.
— Ne?
— Evet. Furkan şu an kendi öz amcasını rehin almış durumda.
Sedat yutkundu.
— Peki onu yetimhaneye bırakan genç kadın?
Necati fısıldadı:
— Vildan Ataman. Aras’ın gençlik aşkı.
Sedat’ın sesi çatladı:
— Ve Furkan… bu aşkın meyvesi?
Necati başını yavaşça salladı.
— Henüz bunu bilmiyor. Öğrendiği an, liderler masasında kendisine ihanet ettiğini düşündüğü kim varsa hepsini indirecek.
Koridor birkaç saniye boyunca sessizliğe gömüldü.
Sedat hâlâ duyduklarını sindirmeye çalışıyordu.
Sigarasını dudaklarının arasına götürdü ama yakmayı bile unuttu.
— Vay anasını...
Necati başını kaldırıp ona baktı.
— Şaşırdın mı?
Sedat acı acı güldü.
— Şaşırdım mı?
— Abi, adam yıllardır düşman bildiği insanların aslında ailesi olduğundan habersiz.
— Bir de üstüne kendi öz amcasını kaçırmış.
— Ben olsam kafayı yerdim.
Necati başını iki yana salladı.
— İşte Kömür'ün en büyük korkusu da buydu.
— Furkan'ın gerçeği öğrenmesi.
Sedat sigarasını sonunda yaktı.
Derin bir nefes çekti.
— Peki Aras'ın bundan haberi var mı?
— Yok.
— Cemal?
— O da bilmiyor.
— Ulus?
Necati buruk bir tebessüm etti.
— O hiç bilmiyor.
— Şu an içeride, kendisini kaçıran adamın yeğeni olduğunu bilmiyor.
Sedat gözlerini kapıya çevirdi.
— Ne acayip dünya...
— Bir tarafta amca...
— Diğer tarafta yeğen...
— İkisi de birbirini öldürmeye hazır.
Necati cebinden telefonunu çıkarıp saate baktı.
Sabahın ilk ışıkları yaklaşmaya başlamıştı.
— Bu sır ne kadar daha saklanır bilmiyorum.
— Ama ortaya çıktığı gün...
— Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Tam o sırada fabrikanın üst katından ayak sesleri duyuldu.
İkisi de konuşmayı kesti.
Merdivenlerden ağır ağır inen kişi Furkan'dı.
Yüzünde her zamanki gibi tek bir duygu bile okunmuyordu.
Yanlarından geçerken durdu.
İkisine de kısa bir bakış attı.
— Nöbet değişmedi değil mi?
Necati hemen toparlandı.
— Hayır Furkan Bey.
— Her şey kontrol altında.
Furkan başını hafifçe salladı.
— Güzel.
— Çünkü bugün...
— Uzun bir gün olacak.
Bunu söyledikten sonra hiçbir şey olmamış gibi yürümeye devam etti.
Sedat, Furkan gözden kayboluncaya kadar arkasından baktı.
Sonra alçak sesle konuştu.
— Abi...
— Bazen düşünüyorum da...
— Acaba gerçekten suçlu olan Furkan mı...
— Yoksa onu bu hâle getirenler mi?
Necati derin bir nefes verdi.
Bu sorunun cevabını kendisi de bilmiyordu.
Necati'nin cevabını bekledi.
Koridor yeniden sessizliğe büründü.
Necati uzun süre konuşmadı.
Sonunda başını kaldırdı.
— İkisi de.
Sedat kaşlarını çattı.
— Ne demek ikisi de?
— Furkan da suçlu...
— Onu bu hâle getirenler de.
Necati cebinden ikinci sigarasını çıkardı.
Bu kez yakmadan parmaklarının arasında çevirmeye başladı.
— Bir çocuğu sokakta bul...
— Aç bırak...
— Döv...
— Kafasının içindeki seslerle yıllarca yaşamaya mahkûm et...
— Sonra eline silah ver.
— Sonunda ortaya çıkan adamın suçunu sadece ona yükleyemezsin.
Sedat sessizce dinliyordu.
Necati devam etti.
— Ama...
— Elindeki silahı nereye doğrultacağını seçtiği an...
— O da suçludur.
Sedat başını salladı.
— Demek vicdanın hâlâ tamamen ölmemiş.
Necati acı acı güldü.
— Bu işlerde vicdanla yaşayan adam fazla yaşamaz.
Tam o sırada Furkan'ın sesi koridorun diğer ucundan duyuldu.
— Necati!
İkisi de aynı anda başlarını çevirdi.
Furkan merdivenlerin başında durmuş onlara bakıyordu.
— Gel.
Necati sigarasını yere atıp ayağıyla ezdi.
— Geliyorum Furkan Bey.
Sedat yalnız kalınca fabrikanın ağır demir kapısına baktı.
İçeride iki insan...
Dışarıda ise onları kurtarmaya çalışan onlarca kişi vardı.
Kimsenin bilmediği tek gerçek ise...
Bu savaşın artık sadece Ulus ile Kübra'nın savaşı olmadığıydı.
Yıllardır toprağın altına gömülen sırlar...
Tek tek gün yüzüne çıkmaya başlamıştı.
Ve bazı gerçekler...
Ortaya çıktığında yalnızca hayatları değil...
Soyadlarını da değiştirecek kadar güçlüydü.