Melek kitap kapağı

1. bölüm / 1

Melek

1

Vaveyla Yazarı: Vaveyla Kullanıcısı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 1Şu an: 1
  1. 1 12.210 kelime · Okuduğun bölüm

Gün ağarmaya başladığında sonunda işimi bitirebilmiştim. Oturduğum yerden kalkıp titreyen ellerimle yerdeki eşyalarımı aldım. Gözümden akan yaşları durdurmaya çalışmıyordum artık çünkü ne zaman gözümü silsem elimdeki kan kokusu beynime nüfuz ediyordu. Ben az önce birini öldürdüm. Sonra ellerimle kazdığım derin bir çukura gömdüm. Üzerine bilmem kaç kilo kireç döküp biraz daha toprak attım. Hayır ben profesyonel bir katil değilim, hayır ben bu cinayeti planlamadım, hayır ben kötü biri değilim, bu benim ilk cinayetim. Benim adım Melek (ti) ta ki bu güne kadar. Bugün aldığım ilk canla birlikte adımı ve kanatlarımı geride bırakıyorum.
...

Benim adım Melek, sokakta yürüken karşılaşabileceğiniz ortalama tipte basit bir kızım. Beni diğerlerinden farklı kılan bir yeteneğim, eğitimim ya da mesleğim yok. Çok uzun süredir kendi başının çaresine bakan daha doğrusu bakmaya çalışan sıradan bir vatandaşım. Ben daha küçücük bir bebekken beni terk eden ailemin bana öğrettiği ilk ve tek şey bu oldu; kendi başının çaresine bakmak. 15 yaşıma kadar yetimhanede kaldım, sonra da yatılı bir liseye başladım. Eğitim hayatımın özeti bu kadarla kaldı ne yazıkki. Başladığım o liseyi bitiremedim. 18 Yaşımı doldurduğumda elimde küçük bir çanta bir iki parça eski kıyafet ve aklımda tek bir fikir. Abimi bulmalıyım... Yetimhanede tanıştığım, hiçbir kan bağım olmadığı halde beni terk eden anne babamdan daha çok sahip çıkan insan, ne zaman düşsem beni kaldırıp şefkatle benimle ilgilenen, okumayı öğrenemediğimde sabırla öğreten, ne zaman ağlasam elinde bir sürü mendille yanımda sakinleşene kadar bekleyen, hasta olduğumda kendi meyvelerini yemeyip zorla bana yediren, beni kendiyle birlikte büyüten abim Mehmet... Ben daha 11 yaşındayken üniversiteyi kazanıp gitmişti yetimhaneden. Bana söz vermişti gelip beni de alacaktı. Bir iki kez ziyaret etti beni, lunaparka gittik birlikte. Her ziyaretinde bana çikolata getirdi. '' Aman derslerine dikkat et Meleğim, sen çok kaytarıyorsun sık dişini çalış biraz. Üniversiteyi kazandıralım sana sonra bizim zamanımız başlayacak bak.'' Her seferinde bıkmadan aynı şeyleri öğüt ederdi. Yalan yok lafını da dinliyordum. Abim gitti diye bırakmadım çalışmayı, benimle gurur duysun istiyordum. Dört beş ay kadar bu şekilde devam etti. Sonraki haftasonu gelmedi. İşi çıkmıştır dedim üstünde durmadım. Sonrakinde de gelmedi, kızdım. Beni unuttu mu dedim. Abim unutmazdı ama beni. Bir sonraki haftasonu oldu yine gelmedi. Sonrakinde de, sonrakinde de, sonrakinde de... Abimi bir daha hiç görmedim. Ama beni bırakmazdı biliyordum. Liseye başladığımda bir gün kaçıp onun üniversitesine gittim. Birkaç kişiye bir de güvenliklere sordum. Mehmet abimi tanıyor musunuz? Abim nerede? Abimi hiç gördünüz mü? Ama yoktu... Bin tane Mehmetin olduğu bu memlekette abimi bulmak çok zordu.

Liseden mezun olamadım. Üst üste sınıfta kalınca atıldım okuldan. Ben de sağda solda çalışmaya başladım. Bir kafede çalışırken Deniz'le tanıştım. İlk iş yerimdi. Üniversiteye yeni başlamış Deniz, harçlığını çıkarmak için de burada çalışıyordu. Birlikte bir ev kiraladık, kendimizi döndürmeyi başarabiliyorduk. O yarı zamanlı çalışıyor, okula gidiyor, ev işleriyle çoğunlukta o ilgileniyordu. Ben de çalışıyordum. Gündüz kafede, bazen de gece bir kaç kulüpte... Elimden geldiğince çalışıp para biriktirmeye çalıştım. Okul işi olmadı ama bir şekilde güçlenmeliydim. Abimi bulurdum belki. Eminim ki o beni terk etmedi, etmez çünkü. Hayattaki tek ailem o benim. Saat gece ikiye geliyordu, alarmımı susturup yataktan kalktım güç bela. Bugün arada bir çalıştığım kulüpte ek bir işe çağırılmıştım. Tatil günümdü ama para kazanmaya öncelik vermeliydim. Kazağımı ve pantolonumu hızlıca giyip banyoya doğru yürümeye başladım. Mutfağın ışığını açık görünce adımlarımı oraya çevirdim. Deniz ders çalışıyordu. Beni görüce gözlerini ovuşturarak kafasını kitaplardan kaldırdı. '' İzinli değil miydin sen nereye böyle, iyi misin?'' diye sordu. Gerçekten endişeleniyordu benim için. '' Ek bir iş çıktı, kulübe gidiyorum. Sen uyusana artık yarın sınavda uyursun bu gidişle.'' gülümseyerek kafasını salladı '' Tamam, yatıyorum şimdi. Sen de dikkat et kendine.'' Dağılmış saçlarını tokasıyla yeniden toplayıp kitaplarını aldı ve odasına gitti. Ben de elimi yüzümü yıkayıp, kendime çekidüzen verince ceketimi alıp çıktım evden. Sessiz sokaklar geçip biraz yürüdükten sonra caddeye ulaştım, bir taksi çevirdim 10 dakika içinde varmıştım. Hemen üzerimi değiştirip işime başladım. Burada da pe kimseyle konuşmazdım, farklı frekansta insanlardı benim için. Bunun yanı sıra bu akşam farklı bir kalabalık vardı. Bir taraf normal akışına devam ederken bir taraf tamamen boştu. Oranın bu gece kapatıldığını söylemişti garson kızlardan biri. İş adamlarından birinin kardeşinin doğum günüymüş locayı tutmuşlar ve o tarafta kalan alanı da kalabalık olmaması için kapattırmışlar. Diğer taraftaki kalabalıkla ilgilenmek bana düşmüştü, alışkındım ama yorgunluk yüzünden bu gece pek kendimde değildim. Yorgunluktan başım dönmeye başlayınca biraz mola vermek için arka kapıya çıktım.Arka çıkışta konteynerlerin arkasında oturuyordum, bulunduğum yer tenhaydı şefin beni görmemesi için özellikle burayı seçmiştim. Su içip sakinleşmeye çalıştım. Sabah kafedeki işime gidecektim, vücudum artık bu yoğunluğu kaldıramamaya başlamıştı, farkındayım ama duramazdım. Ben kara kara düşünürken arka çıkış kapısı büyük bir gürültüyle açıldı ve birisi yere yuvarlandı. Peşinden de koşar adımlı birkaç ayak sesi. Anlık korkuyla olduğum yere yapıştım, nefes dahi almıyordum. Yere düşen adam ellerini yüzünü kapatacak şekilde tutup cenin pozisyonunda yatıyordu. Başka bir adamsa durmadan tekme atıyordu. Pek çok kez kavgalara şahit oldum yaralananları gördüm ama bu çok başkaydı. Hiç bu kadar acımasızca vuran birini görmemiştim. Bulunduğum yerden sadece yerde yatan adamı görebiliyordum diğerlerinin ise sadece bacakları görünüyordu. Yerde yatan adam hariç hepsi kumaş pantolanlar giymişti. Nefes almaya çalıştım sakinleşmeliydim. Sessizce yerimde kıpırdanmaya çalıştım ama olmadı, oraya yapıştırılmış gibiydim. Yerde yatan adam bir süre sonra kıpırdamamaya başladı. Göğüsünde hiç hareket yoktu. Gözlerim yerinden fırlayacak gibi açıldı, adam öldü. Adamı öldürdü. Adamı döve döve gözümün önünde öldürdü. Kurbanının nefes almadığını anladığında son bir şiddetli tekme savurdu ve içeri girdi. Diğer adamlar ise yerde yatan cansız bedeni kaldırdı, tam o sırada bir minübüs yaklaştı ve gelen minibüse attılar adamı. Adamların ikisi minibüse bindi, binenlerden biri ''Abimin yanndan ayrılmayın, bu gece başka olay istemiyorum.'' dedi ve minibüs hızla uzaklaştı. Kalan adamlar katilin peşinden içeri girdi. Vücudum artık zangır zangır titriyordu. Göz yaşlarımı kontrol edemiyordum. Az önce gözümün önünde biri öldürüldü ve ben birazdan katile servis yapacaktım belki de. Titreyen bacaklarım oturduğum yerden kalkmamı zorlaştırmıştı. Ölen adamın yattığı yerde bir miktar kan vardı. Duvarlara tutunarak kapıdan içeri girdim ve mutfağa yöneldim. Kimseyle karşılaşmak istemiyordum ama burası bu gece fazla kalabalıktı. Mutfağa girdiğimde bir bardak su alıp tek seferde içtim, bir bardak daha, bir bardak daha ve bir bardak daha... Midemin bulantısını bastırmaya çalıştım. Ellerim tezgahta yere bakıyordum öylece. Şefin sesiyle kendime geldim. '' İyi mola yaptınız bu yoğunlukta Melek hanım. Yeterli bence, şu tepsidekiler locaya götürülecek. Acele edin.'' diye elime bir tepsi içecek ve kuruyemiş tutuşturdu. Sadece başımı sallayabildim. Adımlarımı oradan uzaklaştırıken arkamdan söylendiğini duyabiliyordum ama sadece bir ses bulutu, uğultu şeklindeydi. Localara yöneldiğimde bir saniye durdum derin bir nefes aldım ve kapıdan içeri girdim. Kalabalık bir grup beklerken sadece oturan bir adam genç bir kız ve ayakta bekleyen iki takım elbiseli adamla karşılaştım. Ortamda eğlenceye dair en ufak belirti yoktu. Başımı eğdim, '' Kusura bakmayın, siparişleri getirmiştim.'' dedim fısıltıya yakın bir sesle. Oturan adam başıyla önündeki sehpayı işaret etti ben de oraya yöneldim. Yanındaki genç kız çok güzeldi, sanırım doğum günü kızı oydu ama ağlamaktan makyajı dağılmış ve gözleri kıpkırmızıydı. Başı önüne eğik yanındaki adamdan gelecek bir emri bekliyor gibiydi. ''Sude' yi lavaboya götürün elini yüzünü yıkasın, bu gece fazla hassas.'' diye emir verdi yanındaki adamlardan birine. Adını Sude olduğunu öğrendiğim kız emirle birlikte ayağa kalktı ve locanın içindeki lavabolara yöneldi. Tepsideki her şeyi tek tek sehpanın üzerine yerleştiriyordum o sırada. Ellerim olayın etkisinden zangır zangır titremeye devam ediyodu. '' Bir bardak ver.'' dedi oturan adam kısaca. Titreyen ellerimle bardağı tutup ona götürdüm. Keskin yüz hatlarında tek bir mimik yoktu, kaş çatıklığı hariç. Bu onun genel ifadesi olacak ki kaşlarının ortasında belirgin bir çizgi vardı. Üzerinde siyah dar bir gömlek vardı epeyce bir düğmesini açmıştı bu da boynundaki zinciri görmemi sağladı ama kolyenin ucu gömleğin içinde kalmıştı. Zaten esmer olan bu adam ışık ve gömleğinin rengi sayesinde bir gölge gibi görünüyordu. Ürkütücü bir havası vardı. Bakışlarını üzerime çevirdiğinde afalladım, bardağı ona uzatırken önündeki sehpaya çarptım ve araba anahtarının düşmesine sebep oldum. Bardağı verdim ve özür dileyerek eğilip anahtarı aradım. Ayak ucunda duran anahtarı alırken elim ayaklarına çarptı, anahtarı sehpanın üzerine bıaktım yeniden özür dileyerek tepsimi alıp oradan koşarcasına uzaklaştım. Çıktığımda kalbim kulaklarımda atıyordu. Yaşadığım olayın üzerine böyle gergin bir an beni çok hırpalamıştı. Mutfağa indim ve tepsiyi bıraktım. Garson kızlardan biri yanıma geldi '' Eline ne yaptın, kanamış.'' Ellerimi kontrol ettim, sağ elimin serçe parmağına yakın kısmında kan vardı. Bir peçete alıp sildim, ''Önemli bir şey değil, hallederim şimdi.'' diyip lavaboya gittim. Peçeteyi çektiğimde kanı silmiştim ama yara yoktu. Bu benim kanım değildi. Az önceki olayı düşündüm ve ondan öncekini... Biraz önce servis yaptığım adam bu gece cinayeti işleyen katildi. Daha fazla olaya dayanamayan vücudumun titremesine engel olamıyordum, yüzüm kireç gibi olmuştu. Yüzümü yıkamak için eğildiğimde midemdekileri çıkarmaya başladım. Yemek yiyemediğim için bunlar sadece boş kasılmalar olmuştu. Elimi yüzümü yıkayıp aynadaki aksime baktım. Bu gece buraya hiç gelmemeliydim. Beni görmüş olabilirler miydi? Ama öyle olsa az önce öldürülmüş olurdum. Demekki sadece uğursuz tesadüflerdi bunlar. Kolumdaki saate baktım, mesaim bitmek üzereydi. Kalabalığın çoğu dağılmıştı zaten sadece locadakiler, o adam... Hala buradaydı. İçeriye geri döndüm, kalabalık alanın toplanmasına yardım ettim ve şeften izin alıp biraz erken çıkmak istediğimi söyledim. Yüzümün rengi sayesinde sorun çıkarmadan isteğimi kabul etti, hemen üstümü değiştirip kapıya çıktım. Bu saatte taksi bulmak zor olabiliyor bir süre bekledim ve duraktan istediğim taksi sonunda geldi. Taksi yaklaşırken yine aynı ürpertiyle arkama baktım. O adam ve yanındakiler kapıdan çıkıyordu. Tam göremedim ama adamın bakışlalarını üzerimde hissettim. Tüylerim diken diken olmuştu. Tüm gece bedenimi terk etmeyen titreme geri döndü. Bakışlarımı yere sabitledim, taksi gelir gelmez bindim.
Kısa bir süre sonunda evdeydim. Üzerimdekileri değiştiremeden öylece yatağıma girdim ve yorganı tepeme kadar çektim. Çok üşüyordum.
Alnımda buz gibi bir ıslaklıkla uyandım. Gözlemi açabildiğimde Deniz'i başucumda endişeli gözlerle bana bakarken buldum. Elinde ıslak bir bez vardı. ''Sonunda uyandın Melek, çok korktum. Yarım saattir seni uyandırmaya çalışıyorum ateşin çok yüksek hastaneye gitmemiz lazım.'' Gözlerimin içi alev alev yanıyordu ama vücudum çok üşüyordu. Konuşmak için ne kadar çabalasamda dudaklarımdan inilti dışında bir şey çıkmamıştı. Deniz'in gözündeki korku büyüdü. Kollarımın altından tutarak bana destek verdi ve oturur hale geldim. Üzerimdeki kazağı çıkardı, tişörtümü giydirdi. Yine destek olarak ayağa kaldırdı. Taksi çağırdı ve kapının önüne çıktık. Zar zor yürümeye çalışıyordum ama bacaklarım bana ait değilmiş gibi beni yarı yolda bırakıyordu. Titremem iyice arttı dişlerim birbirine çarpıyor ve ses çıkarıyordu. Taksi geldiğinde kısa sürede hastaneye ulaştık. Acil servise girdiğimizde yanımıza gelen sağlık görevlileri beni bir yere yatırdı ve gözlerim kapandı. Sesleri duyabiliyordum ama gözlerimi açamıyordum. ''Havale geçiriyor, doktoru çağırın. Damar yolu açın.'' şeklinde bağırşmalar oldu. Biri bana onu duyup duyamadığımı sordu, başımı sallamaya çalıştım ama başardım mı bilmiyordum. Gözlerim yine Deniz'in sesiyle açıldı. ''Melek? Uyandı hemşire hanım, doktora haber vereyim.'' ardından hemşireyi duydum ''Melek hanım, günaydın. Nasıl hissediyorsunuz?'' Boğazım kupkuruydu. Ağızımdan çıkan sesten susadığımı anlayan hemşire bir bardak su uzattı. Suyu içtiğimde daha iyi hissettim. ''Teşekkür ederim. İyiyim.'' dedim sesimin az çıktığının farkındaydım ama elimden geleni en iyisiydi şuan bu. Gülümseyerek karşılık veren hemşire biten serumumu kapattı, ''Doktor bey geliyor şimdi, son kontrolleri yapsın ilaçlarınızı versin eve gidebilirsiniz.'' Vücudum dayanamadı tabi bunca şeye. Biliyordum böyle düşüp kalacağımı. Dün gece yeniden gözümde canlandı, vüedum kaskatı oldu. Her şeyin geçip gittiğini düşünerek kendimi yatıştırmaya çalıştım. Bunları birine anlatamazdım hele ki polise... Bu adam güçlü biriydi ve beni gördü, ben peki... Kimsesiz basit biri. Dün gece öldürülen o adam gibi acımasızca parçalardı beni. Kimseye anlatamazdım. Bu beni kötü biri yapar mı bilmiyorum ama iyi ve ölü biri olmaktansa kötü ama hayatta olmayı tercih ederim. Doktor geldiğinde değelerimi kontrol etti, bağışıklık sistemimin iflasın eşiğinde olduğunu ve değerlerimin çok düşük olduğunu söyledi. Bana bir beslenme programı, vitaminler ve pek çok ilaç verdi. Kendimi pek düşünmeden yaşıyorum sürekli bir koşturma içindeyim. Bu durumun beni hasta edeceğinin elbette farkındaydım ama duramazdım.
Hastaneden sonra ilaçlarımı alıp eve geçtik. Deniz bana çorba yapıp okula gitti sınava yetişebilirdi neyse ki. İlaçları içtiken sonra yeniden uyumaya çalıştım. Aklımda sadece dün olup bitenler vardı. İlaçlar vücudumu rahatlattıkça göz kapaklarım ağırlaştı, kısa süren uykumu ise şiddetle çalan kapı bozdu. Korkuyla yerimden sıçradım. Deniz olsa anahtarını kullanırdı, pek misafirimiz de olmazdı. Sadece meraklı ev sahibimizin ondan daha meraklı eşi gelirdi arada. Yine odur diye düşündüm. Kapı tekrar hiddetle vurulunca içimdeki dürtü beni durdurdu. Adımlarım yere yapıştı, kımıldayamadım. Garip bir hayatta kalma dürtüsü ele geçirdi benliğimi. Sessiz kalmaya karar verdim. Kapı tekrar çalındı, daha hiddetliydi. '' Evde olduğunu biliyoruz. Aç şu kapıyı!'' Bunlar kimdi ya da benden ne istiyorlardı bilmiyorum ama bu kapı şuan ölümle beni ayıran tek engeldi. Sessizce odama geri döndüm polarımı giydim telefonumu cebime koydum ve penceyi açtım. Giriş katta oturuyorduk ve odam binanın arkasında depo olarak kullanılan alana bakıyordu. Hiç güneş ışığı alamayan odam için ilk kez şükür ettim. Pencereden çıkıp içeride kalan perdeyi düzelttim ve camı mümkün olduğunca kapatmaya çalıştım. Deponun arkasından bina boşluğuna yürüdüm, kaldırım taşları eski eşyalar bir de paslı merdiven vardı. Birkaç kaldırım taşını üstüste koyup merdiveni üzerine yerleştirdim. Binanın arka tarafındaki boşluğa çıkmayı başarmıştım. Polarımın şapkasını kapattım arkama bakmadan elimden geldiğince sakin bir şekilde yürümeye başladım. Ön tarafta duran birisi bu çevreyi göremezdi ama etrafta başkaları da varsa dikkat çekmemem gerekirdi. Caddeye kadar ara sokaklardan dolanarak ve adımlarımı hızlandırarak yürümeye devam ettim. Sonunda caddeye çıktığımda içim rahatlamıştı. Kalabalığa karışıp telefonumu elime aldım. Geceki durumumdan telefonu şarja takamamıştım, sadece yüzde on şarjım kalmıştı. Peki kimi arayacaktım. Karakola gitsem her şeyi anlatsam... Bunlar güçlü insanlar isteseler kolaylıkla bulurlar beni, hele ki karakolda işleri daha kolay olur. Deniz'i arasam, onun da başını belaya sokmuş olurum sadece. Abim... O burada olsa mutlaka bir yolunu bulurdu. Tek başıma kalmıştım, doğduğum günden beri nasılsam yine öyleydim. Telefonumu kapatıp cebime koydum, şuan için işe yaramazdı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

297okunma 0beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18