4. bölüm · Mektubun Faili Aranıyor
4. BÖLÜM: "Şüphenin İlk Düğümü"
🎶 Aspova - Öpünce Geçer Mi
Zifri karanlığın ağırlığı altında ezilen ruhumun sancısıyla geçirdiğim o uykusuz saatlerin sonunda, zihnimin tüm dehlizlerini aşarak dudaklarıma kadar yükselen o tek isimle uyandım:
Barkın.
Odanın penceresinden sızan sabah güneşi gözlerimi kamaştırırken, yatağın kenarında duran; hepimiz üniversiteye gitmeden önce çektiğimiz grup fotoğrafına ve mektuplara baktım. Cevap dün gece bir anda zihnime düşmüştü ama günün rasyonel ışığında her şey yeniden yön değiştiriyordu.
Barkın... benim çocukluğum, her düştüğümde elimi tutan o mesafeli ama sarsılmaz sığınağım. Gerçekten o olabilir miydi? Okların yönü çoktan onda toplanmıştı. Beni, çocukluğumu birlikte geçirdiğim beş kişiden başka kimse bu kadar iyi tanıyamazdı ve Barkın en masum yıllarımda kalbime düşen ilk aşk kırıntısıydı. Fakat şüpheli listeme adını kırmızı harflerle yazmamın en büyük sebebi bana ikinci notu veren çocuğu nihayetinde hatırlamış olmamdı.
Çocuk Barkın ve Aktan'ın akrabasıydı.
Düşüncelerimin arasında kaybolmuşken, mutfaktan gelen kokular beni gerçek dünyaya döndürdü. Yataktan kalkıp üzerimdeki uyuşukluğu atmaya çalışarak mutfağa adımladım. Annem, saçlarını arkadan alelade toplamış, büyük bir ciddiyetle kahvaltılık hazırlıyordu. Beni görünce yüzünde her zamanki şefkatli tebessüm belirdi. "Günaydın uykucu. Gece cinler mi kovaladı seni, bu ne hâl? Gözlerinin altı torba bağlamış."
"Günaydın sultanım," diyerek yanına sokuldum ve tezgahtaki boş sandalyeye tünedim. Babam genelde hep işte olduğu için evdeki vaktimin çoğunu annemle geçirirdim. "Yok ya, biraz kafam doluydu, uyuyamadım."
Annem elindeki bıçağı masaya bırakıp ellerini beline koydu. "Senin o kafan ne zaman boş ki zaten? Kesin yine o okuduğun kitaplardaki karakterler rahat bırakmamıştır seni. Faili mi bulamadın yoksa?" Annemin son cümlesiyle içtiğim suyu az kalsın püskürtüyordum. Öksürerek, "Fail mi," diye sordum, "anne sen ne diyorsun ya?"
"Ee kızım geçen gün odanın önünden geçerken 'Fail kim, bu ipucu ne anlama geliyor' diye kendi kendine konuşuyordun. Kitabındaki katili diyorum."
"Ha... O mu? Evet, evet. Faili bulmak biraz zorluyor beni bu aralar," dedim derin bir nefes alarak. Masadaki salatalıklardan birini alıp yerken konuyu çaktırmadan Barkın’a getirmek için harika bir fırsat yakaladığımı fark ettim. "Anne... Sana bir şey soracağım."
"Sor bakalım."
"Bizim çocukları düşününce... Yani Oflaz’ı, Aktan’ı, Barkın’ı falan... sence aralarında en gizemli, en içi dışı bir olmayan hangisi?" Annem bir süre gözlerini tavana dikip sanki bir jüri üyesiymiş gibi ciddi ciddi düşünmeye başladı. "Valla kızım, Oflaz’ın gizemli bir yanı yok, çocuk yürüyen şeffaflık. İçinden ne geçiyorsa dışından da o bağırıyor zaten. Ama Barkın..." Annem durdu, parmağını bana doğru salladı. "Bak o Barkın sessiz, sakin bir çocuktu hep. Kendi içini kimseye kolay kolay açmazdı. Ama sizi de hep arkadan korur kollardı. Aynı yaşta olsanız da, çocukluğunuzdan beri hepinize gizliden bir abilik yapardı o."
"Öyleydi değil mi..." diye mırıldandım. Oklar tamamen Barkın'ı gösteriyor gibiydi. "Ama Aktan da başkaydı hani," dedi annem aniden, sesi yumuşayarak. "O çocuğun özü de sözü de hep birdir ne kadar öyle görünmese de. Çok çabuk sinirlenir, parlar ama onun siniri hep sevdiklerine bir şey olmasın korkusundandır. Korumak içindir yani." Annem gülümsedi, gözleri geçmişe daldı. "En çok da senin için hep başkaydı o, Tamay. Hatırlasana lise mezuniyetini... birlikte gideceğin o çocuk son dakika kalbini kırıp seni yalnız bıraktığında hüngür hüngür ağlamıştın evde. Aktan bunu duyduğu an nasıl fırlamıştı? Aynı akşam hem senin kavalyen oldu hem de bütün gece yüzün gülsün, üzülme diye ne kadar uğraştı çocuk..."
Duyduklarımla donakaldım. Kalbim göğüs kafesimde sertçe çarptı. Aktan mı? Mezuniyet gecesini tamamen unutmuşum. O gece beni o karanlıktan çekip çıkaran gerçekten de Aktan'dı.
Annem domatesleri kesmeye devam ederken ekledi:
"Gerçi hepsi de bir başka çocuklardı be kızım... Ortaokulda biri senin canını sıktığında, Barkın hemen yanına gelir, seni köşeye çekip sakinleştirmeye çalışırdı. Aktan o çocukları bulur, kavga eder, zor ayırırdık. Oflaz da koşa koşa bana gelir anlatırdı ama telaştan ne dediğini de beceremezdi, 'Tamay'ı kaçırdılar' diye feryat figan yüreğimi ağzıma getirirdi." Annem mutfakta neşeyle kahvaltı hazırlamaya devam ederken, benim zihnim tamamen darmadağın olmuştu. Barkın’dan o kadar eminken, annemden duyduğum bu Aktan detayları içime kocaman bir şüphe tohumu ekmişti. Aktan o sert, fevri kabuğunun altında, yıllardır beni koruyan ve bu yüzden hislerini kağıtlara döken gizemli bi̇r aşık olabilir miydi? Kafam iyice karışmıştı.
Öğleden sonra hava öyle bunaltıcı bir sıcaklığa ulaşmıştı ki, Oflaz’ın gruba yazıp "Sıcaktan beynim akacak, asfalta yumurta kırsak pişecek, acil yüzmeye gidiyoruz," diye isyan etmesiyle kendimizi sahil kenarında bulduk. Deniz sakin, güneş yakıcıydı ama bizim ekibin olduğu yerde sakinlik sadece birkaç dakika sürebilirdi.
"Mahallenizin Batmani plaja indi!" diye bağırdı Oflaz. Üzerinde dizlerine kadar gelen, fırfırlı ve flamingo desenli berbat bir şort, kafasında kocaman bir hasır şapka ve burnunun üzerine sürdüğü güneş kremiyle yürüyen bir felaket gibiydi. "Oflaz, burnundaki o kremi savaş boyası gibi sürmeyi ne zaman bırakacaksın," dedi Şafak havlusunu şezlonga sererken. Üzerinde; Beril ve benim bikinilerimizin aksine adetada 'vücudumu sergilemeyi reddediyorum' diye bağıran, dalış kıyafetine benzeyen, askılı ve diz kapağının üstünde biten tulum gibi bir mayo vardı. Güneş alerjisi olduğu için o da tüm kremi vücuduna yedirmiş, bembeyaz teni daha da soluk hale gelmişti.
"Bu bir korunma taktiğidir Şafak Hanım, estetik olana kadar bu burnu güneş ışınlarından korumam lazım yoksa palyaçoya dönerim."
O sırada Aktan, her iki adımda bir derin nefesler alıp göğüs kafesini tavus kuşu gibi şişirerek şezlongların arasından sıyrıldı. Kollarını iki yana öyle bir açmıştı ki, sanki koltuk altlarında karpuz taşıyordu. "Aktan, nefes al lan, ciğerin patlayacak. Morardın iyice kasılmaktan," diye güldü Barkın, güneş gözlüğünün altından ona bakarak. Aktan’ın buğday teninin aksine daha beyaz kalan vücuduna Şafak’ın güneş kremini sürmüştü. Üzerinde lacivert bir şort ile beyaz bir atlet vardı. Yapılı vücudu üstündekilerin aksine ben burdayım, diyordu.
"Ne alakası var oğlum, bu kasları taşımak kolay mı," dedi Aktan. Buğday teni güneşe hükmeder Gibi parlıyordu. Yanmaktan korkmuyor aksine meydan okuyordu. Geniş omuzları, bu hale getirmek için epeyce uğraştığı belli olan kaslarıyla herkesin dikkatini çekmeyi başarmıştı. Tam o esnada tüm ilgiyi daha çok toplamak için şişesindeki suyu yavaşça üstüne doğru dökmeye başladı. Her zaman dalga geçtiğim an, Aktan’ın sırtından aşağı doğru süzülen damlaların bünyemde tuhaf bir etki bırakmasını sağlamıştı.
Ben henüz midemde ve göğüs kafesimde oluşan dürtüleri anlamaya çalışırken Aktan gözünü plajın ilerisinde, tek başına güneşlenerek havalı bir şekilde kitap okuyan kıza dikerek. "Beyler, bayanlar... Şimdi izleyin ve bu seksi aslanın avını nasıl tavladığına yakından şahit olun," diyerek yok olmasını sağlamıştı. Kendime güldüm, kafamı o kadar çok aşk mektuplarına kaptırmıştım ki hormonlarım tüm dengemi etkisi altına almıştı. Beni gerçek dışı senaryoların tam merkezine koymuştu.
Beril elindeki soğuk kahveyi yudumlarken gözlerini devirdi. "Çapkınlığı yüzünden Aktan'dan şüpheleniyordum ama o derin mektupları yazan böyle bir vizyonsuz olamaz." Annemin sabahki sözlerinden sonra pürdikkat Aktan’ı izlemeye başlamıştım. Ama Beril'in kurduğu cümle ve Aktan'ın meşhur hovardalığı kafamda kurduğum tüm senaryoları yıkamıştı. Eğer o gizemli kelimelerin sahibi Aktan olsaydı şimdi gidip bir kıza yürümeyecek kadar bana sadık olması gerekmez miydi?
Aktan, sanki arkasından yavaş çekim müzik çalıyormuş gibi kasıla kasıla kızın yanına doğru ilerledi. Tam kızın şezlongunun önünde durdu, tek kaşını kaldırıp havalı olduğunu düşündüğü bir sesle, "Merhaba... Acaba diyorum, okuduğunuz kitaptaki kelimeler mi daha büyüleyici, yoksa onları okuyan gözleriniz mi? Bu kavurucu sıcakta birbirimizin ruhunu serinletelim mi?"
Kız yavaşça güneş gözlüğünü burnunun ucuna indirdi. Aktan’ı yukarıdan aşağıya, sanki bir hamamböceğine bakarmış gibi öyle bir süzdü ki, şimdiden yiyeceği tokatın sesi kulaklarımızı tırmalamaya başlamıştı. Sonra kız yanında duran, karton oluşundan içinde sıcak bir içecek olduğunu anladığım bardağına uzandı, Aktan’ın yüzüne dik dik bakarak kapağını açtı ve tek kelime etmeden Aktan’ın kafasından aşağı boca etti. "Ruhun serinlemiştir umarım, şimdi git yaşıtlarınla kum havuzunda oyna aslanım," dedi net bir sesle. Plajda bir an ölüm sessizliği oldu. Arkadan Oflaz’ın "Ooooo, kız resmen Aktan’ın çapkınlığını kundakladı! Güvendiği dağlara yangın düştü, itfaiye yok mu," diye anırmasıyla bütün sahil kahkahalarla yıkıldı.
Aktan sırılsıklam bir halde, çektiği acıyla inleyip arkasını döndü ama döner dönmez ayağı şezlonga takıldı. Dengede kalmak için kollarını havada rüzgar gülü gibi salladı, çırpındıkça daha çok battı ve en sonunda kumun içine balıklama daldı.
Biz ilk gün çardakta ne kadar güldüysek, sahilde bunun üç katını atmıştık. Beril gülmekten şezlongdan yere yuvarlandı, Şafak elindeki bardağı düşürmemek için arkasını döndü ama o kadar çok sarsılıyordu ki limonatasını üstüne döktü. Barkın bile başını ellerinin arasına almış, omuzları sarsılarak gülüyordu. Aktan saçından aşağıya dökülen ve üstüne yapışan kumları temizlemeye çalışarak doğrulup, gururu kırılmış bir sokak kedisi gibi yanımıza döndüğünde, içimdeki o şüphe bulutu tamamen uçup gitti. Kendi kendine, bu derin mektupları düşünen, o asil cümleleri kuran, gizemli bilmeceler bırakan adam, az önce plajın ortasında hem reddedilip hem de üstüne yapışan kumlardan dolayı çamur adam gibi dolaşan bu şapşal kesinlikle olamaz diye geçirdim. "Aktan elendi," diye düşündüm rahat bir nefes alarak. Şüpheli listem yeniden teke düşmüştü.
"Çamur adam hıncını benden çıkarmadan en iyisi ben ortadan yok olayım," diyerek Oflaz koşarak kendini suya fırlattı. Hemen arkasından Aktan da intikam almak ister gibi hızla denize koştu ve Oflaz’ın üzerine doğru devasa bir bomba atlayışı yaptı. Denizin içi tam bir su savaşına dönmüştü. Beril ve Şafak da suya girmiş, Oflaz’ı Aktan’ın elinden kurtarmaya çalışıyorlardı. Oflaz kaçmaya çalışırken aniden çığlığı bastı:
"DENİZANASI! YEMİN EDERİM BACAĞIMA SARILDI! ÖLCEM, KURTARIN BENİ!"
"Oğlum alt tarafı poşet o, sakin ol. Seni ben öldürücem," diye bağırdı Aktan suyun içinden. "Ne poşeti lan, dokunaçları var diyorum, elektrik veriyor bana!" Oflaz, sudan çıkmak için öyle bir çırpınıyordu ki, adeta deniz motoru gibi etrafa köpükler saçıyordu. Telaşla kıyıya doğru koşarken ayağı kaydı, yanından geçen Aktan’ın şortuna tutundu ve belinden aşağıya kadar sıyırarak onunla birlikte suya gömüldü. Aktan suyun yüzeyine çıktığında şortsuz kalmıştı. "Oflaz, şortumu ver lan! Belanı sikicem senin!"
Aktan’ın bağırışları çıplak oldugunu gören kızların çığlıklarıyla karışırken kafamı başka yere çevirdim, henüz psikolojim bu görüntüyü kaldıramazdı. Ama içimdeki o kesinlik artık bir mühür gibi basılmıştı. Aktan elenmişti, Oflaz zaten bir seçenek bile değildi. Oklar yeniden çocukluğumun en sessiz, en güvenli limanını, tam karşımda duran Barkın’ı gösteriyordu.
Bir süre sonra denizdeki o kıyamet sona erdi, şort krizi çözüldü ve erkekler yorgunluktan şezlonglara serilip derin bir uykuya daldılar. Oflaz hasır şapkasını yüzüne kapatmış horluyor, Aktan ise batan güneşe karşı hâlâ kasılarak uyumaya çalışıyordu. Onat çoktan havlusuna sarılıp sızmıştı. Onların bu halini fırsat bilip erkekleri orada bırakarak kızlarla sahilin biraz daha tenha, kayalıkların olduğu tarafa doğru yürüyüp havlularımızı serdik.
Denizin tuzu tenimizde kurumaya başlarken, üçümüz de bir süre sessizce dalgaların sesini dinledik. Beril önündeki soğuk kahveyi pipetiyle karıştırıp duruyordu, Şafak ise bacaklarını kendine doğru çekmiş telefonuyla ilgileniyordu. Ben ise tamamen kendi dünyama dönmüş, oturduğum yerde üçüncü kez pipetimin kağıt ambalajını ince ince katlayıp akordeon şekline getiriyordum. İçimdeki o heyecanlı huzursuzluk geçmek bilmemişti.
Beril pipeti bardağın kenarına vurup sessizliği böldü. "Hiç uyuyabildin mi gece?"
"Hayır," dedim dürüstçe, gözlerimi katladığım kağıttan ayırmayarak. "Gözümü bile kırpmadım."
"Ben olsam ben de uyuyamazdım," dedi Beril gözlerini büyüterek. "Düşünsene ya, resmen bir gizem silsilesi."
Şafak kafasını telefondan kaldırmadan araya girdi. "Sen Onat'la en normal tartışmalarından bile iki saatlik dram senaryosu çıkartan birisin Beril, o yüzden seni baz alamayız. Sen zaten uyuyamazsın, bizi de uyutmazsın."
"Çünkü insanlar gizemlidir Şafak, her kelimenin altında bir alt metin aramak benim hakkım."
"Hayır şekerim. Çünkü sen delisin." Beril onu hiç duymamış gibi doğrudan bana döndü, gözleri parlıyordu. "Ama her şeye rağmen bence çok romantik."
"Bence de tam tersi, çok korkutucu," diye mırıldandı Şafak her zamanki gibi gerçekçi duvarını örerek.
"Kızım adam yıllarca onu sevmiş diyorum, bundan daha büyük bir bağlılık mı var?"
"Adam yıllarca onunla tek kelime konuşmamış, duygularını saklamış diyorum ben de. Romantik değil, düpedüz iletişim problemi bu." Onların bu hiç bitmeyen, zıt kutuplardaki tartışmasına daha fazla dayanamadım ve istemsizce sesli bir kahkaha attım. Şafak bunu hemen fark edip tek kaşını kaldırdı. "Gülüyorsun. Yoksa hoşuna mı gidiyor bu durum?"
"Hayır ne alakası var? Gülmüyorum," dedim kendimi toparlamaya çalışarak.
"Gülüyorsun, gülüyorsun. Hadi doğruyu söyle."
"Hoşuma gitmiyor sadece siz böyle atıştırken dün Oflaz'ın dondurmacıyı ajan gibi sorgulamasını hatırladım birden. Adamın suçlu olduğuna o kadar emindi ki." Beril de bunu hatırlayınca kendini tutamadı ve sahilde yankılanan bir kahkaha attı. Sonra gülüşmelerimiz dalga seslerine karışıp yavaşça söndü. Kıyıda geçici, hafif bir sessizlik oldu. Beril’in yüzündeki o neşeli ifade yerini yavaşça daha önce görmediğim ciddi bir meraka bıraktı. Havlusunun üzerinde hafifçe bana doğru öne eğildi. "Peki..." dedi ses tonunu düşürerek.
"Ne peki?" diye sordum, içimde bir şeylerin aniden gerildiğini hissederek.
"Şimdi gerçekten ciddi soruyorum Tamay. Goy goyu bir kenara bırakalım." Omuzlarımı dikleştirdim, derin bir nefes aldım. "Tamam, sor."
"Aklına gelen, şüphelendiğin biri var mı?"
İçimde bir yerlerde bu soru bir yay gibi gerildi, nefesimi tuttum. Şafak da elindeki telefonu tamamen kapatıp dizinin üzerine bıraktı ve pürdikkat bana bakmaya başladı. İkisinin de bakışları üzerimde ağırlık yapıyordu.
"Yani," diye devam etti Beril tane tane. "Seni çocukluğundan beri en iyi tanıyan biri. Ortaokul yıllarını, o günleri bilen biri ve en önemlisi, sana gerçekten bu kadar derinden, bu kadar sessizce âşık olabilecek biri..."
Gözlerimi onlardan kaçırıp önümdeki kumları, dalgaların çekilirken bıraktığı ıslak izleri izledim. Dün gece odamda yalnız kaldığımda, elimdeki o fotoğraf karesine bakarken bu soruyu kendime yüzlerce kez sormuştum zaten. Çocukluğum, mahallemiz, ortaokul koridorları, beni en ince ayrıntıma kadar tanıyan o insanlar... İçimde uzun zamandır açmayı, kurcalamayı kesinlikle reddettiğim eski, tozlu bir çekmece vardı ve o çekmece dün gece ardına kadar açılmıştı.
Aslında sorunun cevabı, o isim, dünden beri aklımdan bir an olsun silinmemişti. Belki Beril’in, belki Şafak’ın da dilinin ucuna gelmişti ama kimse yüksek sesle söylemek istememişti. Çünkü bazı isimler vardı ki, bir kez yüksek sesle söylenirse geçmiş tamamen yerinden oynar, bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmazdı. Arkadaşlığımız, sığındıklarımız, o sarsılmaz bağımız yön değiştirirdi.
"Var," dedim sonunda, sesim sahildeki rüzgarda kaybolmasın diye net tutmaya çalışarak.
Beril heyecanla iyice öne doğru uzandı, nefesini tutmuş gibiydi. "Kim?"
Birkaç saniye sessiz kaldım. Dalgalar kayalara çarptı, köpükleri ayak uçlarımıza kadar geldi. Şafak gözlerini hafifçe kısarak sabırsızca yüzüme baktı.
"Tamay, hadi, söyle artık. Kim?"
Başımı yavaşça kumlamadan kaldırdım. Gözlerimi ikisinin arasında gezdirdim ve içimdeki o en büyük gerçeği serbest bıraktım.
"Barkın."
~
Sizce Tamay'ın şüpheleri dogru mu?
Bu bölümde en çok güldüğünüz an hangisiydi?
Hangi karakter size daha yakın hissettiriyor?
Okuduğunuz, buraya kadar geldiğiniz için teşekkürler. Eğer yüzünüzde ufak bir tebessüm bile oluşturabildiysem vote vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın lütfen.
İnstagram: bi.hic_zey
Tiktok: bi.hic_zey
