4. bölüm · MEDYUMHANE

Bölüm 4: Armut

eta 9

Bölüm 4: Armut

Eda, Atakent’teki evine döndüğünde üzerinde tarif edemediği bir ağırlık vardı. Üzerini bile değiştirmeden yatağına uzandı. Gözlerini kapatır kapatmaz derin bir uykuya daldı.

Fakat o gece gördüğü rüya, şimdiye kadarki hiçbir rüyasına benzemiyordu.

Kendisini cehennemin en alt katlarından birinde buldu. Önünde siyah cüppeler giymiş beş kişi ağır adımlarla yürüyordu. Yüzlerini seçemiyordu. Etraf tamamen karanlıktı. Duvarlardan rutubet kokusu geliyor, her yer gri ve kasvetli görünüyordu. Sessizlik insanın içine işleyen cinsten, rahatsız ediciydi.

Bir anda irkilerek uyandı.

Kalbi hızla çarpıyordu.

“Demek ki cehennem gerçekten anlatıldığı kadar kötü bir yer…” diye mırıldandı kendi kendine.

Bir süre tavana baktı. Son günlerde gördüğü tuhaf rüyalar giderek artıyordu. Sadece rüyalar da değildi… Çevresinde olup biten en küçük ayrıntılar bile zihnine istemsizce kazınıyordu.

Okula giderken yanından geçen insanların isimleri, üzerlerindeki kıyafetlerin renkleri, ağlayan küçük bir çocuğun neden ağladığı… Başkalarının önemsemeyeceği onlarca ayrıntıyı zihni tek tek kaydediyordu.

Bu durum onu yormaya başlamıştı.

O günün ilk dersi, 1950 Sonrası Türk Edebiyatı’ydı.

Derse her zamanki gibi Öznur Hoca giriyordu.

Eda, sınıfın en arka sırasına oturdu. Kadının sesini duymaya bile tahammül edemiyordu. Hayatı boyunca bu kadar zorba, bu kadar küçümseyici bir insan görmemişti. Üstelik davranışları yüzünden hakkında defalarca şikâyet oluşturulmasına rağmen hiçbir şey değişmiyordu.

Bir süre sonra sınıfa Ekrem Hoca da geldi.

Öznur Hoca gülümseyerek,

“Çocuklar, bu dönem şiir dinletisi yapacaksınız. Ekrem Hocanızla birlikte hazırlık yapacağız.”

dedi.

Eda içinden derin bir nefes aldı.

Öznur Hoca, Ekrem Hoca’nın yanında bambaşka biri oluyordu. Daha yumuşak konuşuyor, daha nazik davranıyor, sürekli güler yüz göstermeye çalışıyordu. Oysa sınıfta öğrencilerine karşı tam tersiydi.

İkiyüzlülüğü Eda’nın dikkatinden kaçmıyordu.

Canı daha fazla sıkılınca kulaklıklarını taktı. Sessizce telefonundan sevdiği şarkıyı açtı.

Tam o sırada Öznur Hoca aniden başında belirdi.

“Canım, okulu uzatmaya mı çalışıyorsun bakalım?”

Sınıfta bir sessizlik oluştu.

Kadın sözlerine devam etti.

“Geçen dönem derslerinin yarısını bırakmışsın. Ama şaşırmadım doğrusu. Arka sıraya yapışmış durumdasın. Elin armut topluyor galiba.”

Sınıfın bazı öğrencileri gülmeye başladı.

Kahkahalar Eda’nın kulağında yankılanıyordu.

Eda tek kelime etmedi.

İçindeki öfke yavaş yavaş büyüyordu.

Başını çevirip Feride’ye baktı. Eskiden çok yakın arkadaşlardı. Fakat zamanla aralarına görünmez bir mesafe girmişti.

Feride gözleriyle,

“Sakın…” der gibi işaret yaptı.

Eda ise dudaklarını kıpırdatarak,

“Ekrem Hocaya bunu anlatacağım.”

dedi.

Ders bittiğinde Eda doğruca kapıya yöneldi.

Tam Öznur Hoca’nın peşinden gidecekken Feride kolundan tuttu.

“Yapma.” dedi.

“Mezun olacaksın zaten. Başına iş açma.”

Diğer kızlar da aynı şeyi söylüyordu.

“Boş ver.”

“Değmez.”

“Ayıp olur.”

Eda sinirle ellerini yumruk yaptı.

“Bu kadın kendini ne sanıyor Allah aşkına?”

Beril omuz silkti.

“Bizim staj gözetmenliğimizi bile doğru düzgün yapmadı. Stajı izlemeye gelmedi. Ama Ekrem Hoca’nın yanında dünyanın en iyi hocası gibi davranıyor.”

Eda acı bir tebessüm etti.

“Çünkü ona güveniyor.”

İçindeki öfkeyi bastıramayınca okuldan çıktı.

Adımlarını sahile çevirdi.

Körfez boyunca yürüdü. Sonunda Çobanlı İskelesi’ne ulaştı.

Denize baktı.

Masmavi su, hafif rüzgâr, dalgaların çıkardığı ses…

Eskiden burada saatler geçirirdi. Arkadaşlarıyla yürür, sahilde oturur, denize girer, hayatın tadını çıkarırdı.

Bugün ise hiçbir şey ona huzur vermiyordu.

İskeleden geri dönmek üzere arkasını döndüğü anda…

Karşısında siyah cüppeli iki kişi belirdi.

İkisi de kıpırdamadan ona bakıyordu.

Eda şaşkınlıkla birkaç adım geri çekildi.

Tam o sırada içlerinden biri boğuk bir sesle konuştu.

“Aramıza hoş geldin.”

Diğeri ise Eda’nın gözlerinin içine bakarak yavaşça elini kaldırdı.

İşaret parmağını uzattı.

“Biz seni uzun zamandır bekliyorduk.”

Adamın parmağı bir anda duman gibi dağıldı.

Sonra tüm bedeni…

Sanki hiç var olmamış gibi havaya karışarak gözlerinin önünde yok oldu.

Eda olduğu yerde donup kaldı.

Gördüğü şey gerçek miydi…

Yoksa yeni başlayan kabusun ilk perdesi miydi?