4. bölüm · Maviye Tutsak

4

Kyula Seng

Sıranın soğuk ahşap yüzeyi alnıma çarptıkça, montumun kalın kumaşı hıçkırıklarımın sesini yutmaya çalışıyordu. Ama içimde kopan o fırtınayı yutmaya gücü yetmiyordu. İsmail’in az önce kulağıma üflediği her bir kelime, beynimin içinde birer balyoz gibi çınlıyordu.

“Aileni elinden alan ailenin oğlunun gölgesinde yavaş yavaş ölüyorsun…”

Sınıfın içindeki fısıltılar, sıraların gıcırtısı ve hocanın içeri girerken çıkardığı o sert ayak sesleri bana kilometrelerce uzaktan geliyor gibiydi. Herkes bize bakıyordu, biliyordum. Sıramızın etrafında dönen o tekinsiz, meraklı hava etimi kavuruyordu.

Başımı kaldırmaya cesaretim yoktu. Eğer kaldırırsam, İsmail’in o tepeden bakan kibirli gözleriyle ya da sınıftakilerin beni bir kurban gibi süzen bakışlarıyla karşılaşacaktım.

Hocanın sınıfa 'Günaydın' demesiyle birlikte sınıfta ani bir sessizlik oldu. İsmail’in arkamdaki sıranın kenarına attığı kolu hiç kıpırdamadı. Aksine, parmak uçları bilerek saçlarımın uçlarına dokundu...

Defterimin sayfalarını açacak, kalemimi elime alacak dermanım bile yoktu. Ellerim dizlerimin üstünde yumruk olmuş, tir tir titriyordu. Alt dudağımdaki o sızı, az önce ısırdığım yerin hafifçe kanadığını fısıldıyordu bana. Ağzıma sızan o metalik tat, hissettiğim bu aşağılanmanın, bu çaresizliğin somut bir kanıtı gibiydi.

Fadime, diye fısıldadı aniden. Sesi hoca duymasın diye çok kısıktı ama o kadar net, o kadar emir doluydu ki içim ürperdi. Kaldır kafanı sıradan.
Duymamazlıktan geldim. Saçlarımı montumun kapüşonunun altına daha çok gizledim.

Sana kafanı kaldır dedim, diye tekrarladı. Bu kez sesi fısıltıdan çok, canımı yakmaya hazırlanan bir tehdide benziyordu. Arkamdaki kolunu yavaşça indirdi ve masanın altından, dizlerimin üstünde duran titrek ellerimden sağdakini kavradı. Parmakları tenime değdiği an irkildim. Elimi öyle bir sıktı ki, kemiklerimin birbirine sürttüğünü hissettim. Acıyla inlememek için dişlerimi birbirine bastırdım.

Herkes bize bakıyor sevgilim. Benim yanımda bu kadar ezik, bu kadar darmadağın durmana izin vermem. Kaldır o kafayı ve bana bak.

Sertçe sıktığı elimi kurtarmaya çalıştım ama imkansızdı. Mecburen kafamı sıradan kaldırdım. Gözlerim ağlamaktan kan çanağına dönmüştü, kirpiklerim hala ıslaktı. Yavaşça ona doğru döndüm.
Yüzünde yine o acımasız maskesi vardı. Gözlerinde zerre kadar pişmanlık, zerre kadar insanlık kırıntısı yoktu. Beni bu halde görmek, onun o narsist gururunu okşuyordu.

Bırak elimi, dedim, sesim sadece ikimizin duyabileceği bir perdeden çıktı. Sesimdeki o çatallı çaresizlik canımı daha çok yaktı. Yalvarırım bırak.

Asla, dedi, dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrılırken. Elimi sıranın üstüne doğru çekti ve herkesin görebileceği şekilde parmaklarımızı birbirine kenetledi. Sınıftaki birkaç kızın bize bakıp arkasını dönerek fısıldaştığını gördüm.

Herkes ne kadar büyük bir aşk yaşadığımızı konuşmalı, öyle değil mi? Derin’in kulağına her saniye yeni bir detay gitmeli. Şimdi önüne dön ve dersi dinle sevgilim.

Sıranın altında sol elimle eteğimin kumaşını sımsıkı kavradım. İçimdeki nefret o kadar büyümüştü ki, o an sınıfın ortasında çığlık çığlığa bağırmak, bu çocuğun ne kadar iğrenç bir canavar olduğunu herkese haykırmak istedim. Ama yapamadım. İsmail haklıydı, gidecek hiçbir yerim yoktu. Akşam o bomboş eve döndüğümde beni karşılayacak ne bir anne vardı ne bir baba. Bu okulda beni koruyacak tek bir dostum bile yoktu. Ben, onun cehenneminde yanmaya kendi ayaklarımla gelmiştim ve şimdi o ateşin içinde boğuluyordum.

İlk ders işkence gibi bitti. Diğer ders zili çaldığında hoca sınıftan çıkar çıkmaz, elimi onun elinden hırsla kurtardım. Sıradan fırlayıp sınıftan kaçmak istedim ama İsmail benden önce davrandı. Uzun bedeniyle önümü kesti, sıranın çıkışını tamamen kapattı.

Nereye böyle aceleyle?

Ders arası olduğu için lavaboya gidiyorum!

Afferin sevgilim bana herşeyi anlat benden hiç bişey saklama...

Sınıfa hocanın girmesiyle birlikte koridordaki o gürültü bıçak gibi kesildi...

Tüh sevgilim şimdi hoca geldi artık tenefüste gidersin lavaboya...

İkimiz sıraya geçtik ve sıranın altında ellerimi sıkıca birbirine bastırıp, gözlerimi tahtadan ayırmamaya çalıştım. İsmail ise hemen yanımda, o akılalmaz rahatlığıyla sıraya yayılmıştı.

Hoca tahtaya bir şeyler yazmaya başladığında, sınıftaki herkesin dikkati öne kaydı sandım...

İsmail masaya dayalı olan sol elimi sertçe kavradı. Parmaklarını parmaklarımın arasından geçirip sandalyemin ucundan tutup kendine çekti anında kendimi dibinde buldum...

Şok içinde gözlerimi yüzüne çevirdiğim an, İsmail bana nefes alacak alan bile bırakmadan üzerime eğildi.

Sınıfın, hocanın ve hatta zamanın ortasında, dudaklarını yanağıma bastırdı.Dudaklarının sıcaklığı tenimi yakarken, bilerek, baskıyla ve uzun uzun öptü yanağımı. O an kalbimin göğüs kafesimi delip geçeceğini sandım. Gözlerim şokla açıldı, ellerim göğsüne dayandı ama beni öyle bir tutuyordu ki santim kıpırdayamadım. Kokusu, nefesi, o dudaklarının baskısı beynimin içindeki tüm düşünceleri havaya uçurdu.

Geri çekildiğinde yüzünde o şeytani, narsist tatmin vardı. Gözleri doğrudan benim şaşkınlıktan ve utançtan donakalmış yüzümde gezindi. Dudaklarının kenarı alaycı bir şekilde kıvrıldı. Benim bu darmadağın halim, onun en büyük eğlencesiydi.

Gözlerini benden çekip sınıfa, özellikle de Derin’in oturduğu tarafa doğru çevirdi. Derin’in elindeki kalemi sıranın üzerine fırlattığını ve gözlerinin öfkeden dolduğunu gördüm. İsmail amacına ulaşmıştı.

Yavaşça eğildi, dudakları neredeyse kulağıma değecek kadar yaklaştı. Sesi o kadar kısık ama o kadar emir doluydu ki içim titredi.

Rolünü iyi oyna sevgilim, dedi, nefesi şakağımı okşarken ama kelimeleri etime batarken. Herkes izliyor. Eğer o yüzündeki şok ifadesini silmezsen, bir sonrakinde dudaklarından öperim ve inan bana, o zaman bu sınıftan ağlayarak bile kaçamazsın. Önüne dön şimdi.

Korkuyla karışık koskoca bir çaresizlik içimi kavurdu. Yanağında onun dudaklarının izi, masanın üstünde ise hala onun ellerinin arasında duran elim vardı. Titreyen gözlerimi tahtaya çevirdim ama hiçbir şeyi görmüyordum. İsmail yanımda sessizce gülerken, ben onun bu sınır tanımaz, her an her şeyi yapabilecek o tehlikeli karanlığında boğuluyordum.

İsmail sanki az önce bütün sınıfın önünde beni zorla öpen kişi değilmiş gibi arkasına yaslanmış, bacağını bacağının üzerine atmıştı. Ama masanın altındaki eli hala gevşememişti. Parmaklarımı sıkıca kenetleyen eli, her kıpırdanmaya çalıştığımda tenimi daha da eziyor, bana sınırları hatırlatıyordu.

Bu sınıftan, bu sıradan, onun bu boğucu gölgesinden kaçıp gitmek için can atıyordum.Dersin geri kalan dakikaları ömrümden yıllar alarak geçti. Sonunda teneffüs zili koridorda yankılandığında, hoca eşyalarını toplayıp sınıftan çıktı. O an, İsmail’in elimi tutan parmakları hafifçe gevşedi. Fırsat bu fırsat diyerek elimi hızla onun avucundan çektim. Çantamı bile almadan, sıranın kenarından sıyrılmak için hamle yaptım. Bu kez beni tutmasına izin vermeyecektim.

Fakat daha iki adım atmadan, İsmail oturduğu yerden kalkıp tek bir hamlede önüme dikildi. O kadar uzun ve kalıplıydı ki, onun gölgesi altında yine küçücük kaldım. Sınıftan çıkmak üzere olan birkaç kişi durup doğrudan bize bakmaya başladı. İsmail’in gözlerindeki o alaycı, her şeyi kontrol altında tutan karanlık, beni baştan aşağı süzdü.

Nereye böyle aceleyle sevgilim, dedi, sesindeki o sahte şefkat midemi bulandırırken. Az önce yarım kalan lavabo ziyaretini mi tamamlayacaksın yoksa benden kaçabileceğini mi sanıyorsun?

Gözlerinin tam içine baktım. İçimdeki o korkunun yerini alan saf nefret, sesimin titremesini engelledi bu kez.

Senden kaçmıyorum İsmail, dedim, etraftaki gözleri umursamayarak. Sadece senin o pisliklerinden ve iğrenç oyunlarından birkaç dakikalığına da olsa uzaklaşmak istiyorum. Çekil önümden!

İsmail’in dudaklarındaki o alaycı tebessüm bir anlığına dondu. Gözlerinde şimşek çakar gibi tehlikeli, yırtıcı bir parıltı belirdi... Adımını bilerek öne doğru attı, beni arkamdaki sıranın kenarına sıkıştırana kadar üzerime yürüdü. Aramızdaki mesafe kapandığında, elini hızla kaldırıp saçımın bir tutamını parmağına doladı ve sertçe geriye doğru çekti. Başım hafifçe arkaya düştüğünde, acıyla dişlerimi sıktım.

Sesinin tonunu ayarla Fadime, diye fısıldadı, yüzü yüzüme o kadar yakındı ki öfkesinin sıcaklığı tenimi yaktı. Bu okulda bana nasıl hitap edeceğini hala öğrenemedin mi? Karşında senin o zavallı, aciz geçmişin yok. Benim sabrımı sınama. Eğer tek bir kelime daha edersen, az önce söz verdiğim şeyi tam burada, herkesin gözü önünde yaparım. Dudaklarının tadını merak eden tek kişi ben değilim, bütün okul bunu izler.

Saçımı tutan elini serbest bıraktığında, beni sertçe geriye doğru itti. Dengemi korumak için sıraya tutunmak zorunda kaldım. Yüzündeki o kibirli, tepeden bakan ifadeyle bana son bir kez bakıp sınıftan dışarı çıkarken arkasından bağırdım.

İsmail Fırtına!