MATHIELD MITCHELL kitap kapağı

4. bölüm / 4

MATHIELD MITCHELL

Bölüm 4 - Figür

Vaveyla Yazarı: Arda Aşçı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Bölüm 4 - Figür

8 YIL SONRA...

Güneş, gökyüzüne adeta sabırla işlenmiş altın bir nakış gibi asılı duruyordu. Hafifçe esen rüzgâr, dağların yamacında yetişen şifalı bitkilerin yapraklarını hışırdatıyor; taşlık patikada tozu toprağı sarı papatyaların kokusuna karıştırarak taşıyordu.

Tepenin kıyısında, bir elinde çiçeklerle dolu hasır sepeti sallayan genç bir kadın belirdi. Diğer eli ise, kulağının arkasına iliştirdiği bembeyaz bir papatyaya uzanıp onu kontrol etmekteydi. Hâlâ yerinde durduğunu görünce kendi kendine mırıldandı:

"Çiçek düşerse aura da düşer... Aman diyeyim."

Bu kadının adı Sarah’tı. Yaş almıştı ama yaşlanmamıştı. Gözlerindeki kıvılcım hiç sönmemişti. Yürüyüşü, rüzgârla yarışır gibi hafif; sepeti ise dans edercesine salınıyordu.

Tepeden indiğinde karşısına çıkan şehir, yıllar içinde biraz daha kalabalık, biraz daha yorgun ama hâlâ bir öykünün içindeymiş gibi güzel hislere kapı aralamaktaydı. Ahşap çatılar yosun tutmuştu; dükkan tabelaları zamanla yıpranmış ama kimse yenilemeye kıyamamıştı.

Tam şehre girişte fırıncı Istvan, dükkanın önünde tepsiye taze çörek dizmekle meşguldü. Sarah’ı görünce başıyla selam verdi:

"— Sabahın bu saatinde seni görmek... hayra alamet değil midir, Sarah?
— Hayra hayra İstvan, papatyalarla geldim. Tüm şehri lanetlemek için birebir.
— Sepette ne var peki?
— Şifa, huzur, biraz da dramatik geçmiş... Ama senin çöreklerin gibi kabarmıyor."

İstvan, gülümseyip kafasını iki yana sallarken Sarah yoluna devam etti.

Kimi onu tanıyan esnaf başıyla selam verdi, kimisi ona “papatyalı kız” diyerek gülümsedi. Sarah, gülümsediği her yüzle biraz daha güzelleşiyordu. Bir yandan içinden şarkılar mırıldanıyor, bir yandan da şehri inceliyordu:

"— Ah bu şehre kitap yazılabilir. Tabi gecenin üçünde ansızın beliren sarhoşlara yer vermemek şartıyla. Ama önce... şu sepetin altına koyduğum böğürtlenleri yemem gerek. Sonra bir ara yazarım."

Biraz daha yürüdükten sonra bir sokak köpeği kuyruğunu sallayarak Sarah'ın yanına yanaştı.

"—Eğer o sepetin içindekilere göz diktiysen seni babamın eski çizmeleriyle tanıştırırım... ama böğürtlenlerin bir kısmını bırakabilirim tabi. Bakışların çok etkileyici.”
Köpek havlayarak yoluna devam etti.
—Ah! Erkek milleti...”

Sarah sonunda evine vardığında evin kapısını açarken içeriye seslendi:
"—Anne! Ben geldim. Ve hayır, yolda kimseyi zehirlemedim. En azından kasıtlı değildi.”

İçeriden annesi Lina'nın sert ama yorgun sesi duyuluyordu:
"—Seni duydum Sarah. Komşular senin yine köşe başında tepeye dans ederek gittiğini görmüş. Yarın bütün mahalle ‘delilik tıbbi bir mirastır’ derse şaşırmam.”
Sarah hasırdan sepetini mutfağa bırakırken gülümseyerek cevapladı:
"—Ben sadece dans etmiyorum anne. Halk sağlığı için enerji yayıyorum. İhtiyar komşularının bel ağrıları varsa bana dua etmeli ve şikayet etmeyi bırakmalılar.”
Annesi kahkahalarını içinde tutarcasına kaşlarını çatarak gözleriyle Sarah'ın, gözünün önünden kaybolmasını işaret etti.

Bu tatlı sohbetin ardından sepetten topladığı otları çıkarıp narin hareketlerle papatyaları, lavantaları ve kekikleri ayıkladı. Bir avuç melisayı cam çaydanlığa koyup ocağın üzerine bıraktı. Bitkiler fokurdamaya başlarken burnuna yayılan o tanıdık koku, Sarah’ın yüzüne tatlı bir huzur yerleştirdi. Kaynayan suyun çıkardığı yumuşak sesler, evin içini sarmaya başladı. Sarah, bir anlığına pencereden dışarı bakıp derin bir nefes aldı. Bu koku huzurdan başka bir şey değildi:
"–Ah dünya. İnsanlar neden senden nefret ediyor? Onlar olmasa yaşanacak yersin aslında."

Şafak söktüğünden beri çayırlarda yürüyen ayaklarını ve mırıldandığı şarkılara esir düşen başını biraz dinlendirmeye ihtiyacı vardı. Melisa çiçekleriyle hazırladığı şifalı bitki çayını içtikten sonra odasına geçti ve yatağına uzanıp, yorgun gözlerini öğle uykusuna yumdu.

"–K.. Kim var orada? Anne? Yasseline yoksa sen mi geldin.." Sarah, penceresinin önünde gördüğü soluk karartının ne olduğunu; korkar adımlarla bahçeye çıkarak belirlemeye çalıştı:

"–Gecenin bu saatinde benimle kafa mı buluyorsunuz? Hem.. Hangi ara gece oldu. Bu kadar uzun zamandır uyuyor olamam. Yoksa.. Rüyada mıyım? Anne, Yasseline! Doğum günüme daha bir ay var haberiniz olsun. Erken kutlamalar pek benlik değil."

Sarah, rüyada olup olmadığını henüz idrak edemezken büyük bir uğultuyla esen rüzgar sonrasında korkup evin kapısından içeriye girecekti. Fakat tam o esnada bahçenin arka tarafından bir hayvan sesi duydu. Elleri titriyor, yüzünden ve teninden terler boşalıyordu. Sürekli elinin tersiyle göz kapaklarına ulaşmadan, alnından süzülen terleri siliyordu. Adımları yavaş ve temkinliydi. Eline çamurdan söküp aldığı tahta sopa beraberinde adımlarını bir nebze de olsa hızlandırmıştı. Nihayet bahçenin arkasına doğru giden yolda köşeyi döndüğünde, gelen sesin bacağından yaralanmış bir ceylana ait olduğunu gördü. Elinden sopayı bırakıp sakin adımlarla ceylanı korkutmadan yanına doğru ilişti. Başını okşuyordu ve sesinde hüzünle sarmalanmış bir titreme vardı:
"–N'oldu sana böyle? Arka bacağın ağır yara almış. Sanki yanık gibi. Burada bekle olur mu? Sana, yaran için şifalı bir merhem hazırlayıp geleceğim."

Sarah, merhemi hazırlamak üzere ceylandan uzaklaşırken attığı her adımda ceylanın çıkardığı inlemeli sesi katlanarak artıyordu. Başını ceylana doğru çevirdiğinde ceylanın sesinin kesildiğini ve bahçenin uç köşesine doğru acı çekmesine rağmen topallayarak gitmeye çabaladığını fark etti. Merhem hazırlamayı biraz erteleyip ceylanın bu çabasının sonucunu meraklı gözlerle takip etmeye karar verdi. Ceylan da her iki-üç adamından sonra arkasını dönüp Sarah'ın gözlerinin içine doğru bakıyordu. Sanki kendisini izlemesini istermiş gibiydi.

Yürüdü. Yürüdü.. Ve biraz daha ilerledikten sonra minik toynaklarıyla hafif tepelikli bir toprağı eşelemeye başladı. Sarah oldukça tedirgindi. Yüzündeki ifade, o toprağın altındaki şeyin ne olduğunu doğru tahmin ediyormuş gibiydi. Ceylan biraz daha eşeledikten sonra nihayet bulmak istediği şey her ne ise, ona ulaşmış gibi gözüküyordu. Ağzıyla, beyaz bir bez parçasına sarılı ahşaptan oyma, kuş heykelciğine benzer bir figür çıkardı o çukurdan. Sarah'ın beti benzi attı. Ten rengi, evin taş duvarlarına çarpan ay ışığından daha beyazdı. Ceylanın yanına doğru koşar adımlarla yürüyüp figürü, olabildiğince az temas ederek bahçenin dışarısına doğru fırlattı. Hemen ardından ceylan topallamayı bıraktı ve bacağındaki yara yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı. O sırada Sarah adeta deliye dönmüştü. Şaşkınlık ve stresten tırnaklarını yemeye başlamıştı. O sırada ceylan bahçe çitlerinin üzerinden atlayıp ormanda ağaçlık alana doğru koşarak sırra kadem bastı. Sarah, kafasında az önce beliren onlarca soru işaretinin cevabını bulmadan uyuyamazdı. O da çitlerin üzerinden geçip, çamura bulanmış toynak izlerini takip etmeye koyuldu:

"–Ağır bir hayvan değilsin. Bu nedenle ayak izlerin bazı sert zeminlerde kaybolma potansiyeline sahip. Ama koştuğun için kazandığın ivmedeki ağırlığın, otları eğmeye yetecektir diye düşünüyorum. En azından ters taraftan sert bir rüzgar esene kadar izini bulabilirim minik ve esrarengiz dostum."

Korkudan renk değiştiren genç Sarah, korkusunun bir kısmını bilgeliğine hapsetmişti sanki. Yine de her dal sesinde ve her kuş ötüşünde yüzüne takındığı ifade, figürü gördüğü ifadeye benzer bir hal alıyordu. Saatler geçti fakat izler hâlâ takip edilecek kadar belirgindi. Güneşin kendini göstermesine neredeyse bir saat kadar kalmıştı. Sarah'ın mentali ise saatlerdir yürümenin sonucunda, ormanın zifiri karanlığına alışmıştı:

"–Yeter.. Rüzgar ters yönden esmedi ki evime gideyim! Hayaletler bile korkutamaz beni artık. Yıllar önce Yasseline'in gömdüğü o aptal figürü gördüm. Daha kötü ne olabilir ki?" Diye içten içe mırıldanırken ağaçların olmadığı, ovaya benzeyen çember şeklinde dümdüz bir açıklığa ulaştı. Batmak üzere olan Ay'ın son dokunuşları, bu uçsuz bucaksız düzlüğü aydınlatmaya yetiyordu. Açıklığın ortasında ise, saatler önce bahçesinde bulduğu ceylan duruyordu ve gözlerini doğruca kendisine doğru dikmiş, öylece bakıyordu.

Sonrasında, Sarah'a doğru yavaş adımlar eşliğinde yaklaşmaya başladı. Sarah ise aynı yavaşlıktaki adımlarla hayvanın zıt yönüne, geriye doğru yürümekteydi. Bu temkinli yürüyüş birkaç dakika daha devam ettikten sonra Sarah'ın ayağı burkuldu ve bir anda yere kapaklandı. Canının yanması, yüzündeki ekşi ve acı ifadeye yansımaktaydı. Ceylan biraz daha yaklaştıktan sonra durdu ve gözlerini kızın arkasına doğru dikti.

Sarah korkak bir tavırla yavaşça başını ceylanın baktığı yöne doğru çevirdiğinde, ağaçların arasından onlara doğru bakan yüzlerce çift göz gördü. İrkildi.. Ayağa kalkıp kaçmak için çabalasa da nafile. Ayak bileği burkulmanın etkisiyle davul gibi şişmiş ve morarmıştı. Her ayağa kalktığında en fazla birkaç metre ileriye atabiliyordu kendisini. Çaresizce ceylanın, yanına sokulmasına müsaade etti. Minik toynağıyla kızın bileğine dokunduktan kısa bir süre sonra bilekteki morluk, Sarah'ın ten rengine bürünmeye başlamıştı. Şişlik de gözle fark edilebilir derecede hızla inmekteydi. Ceylan, toynağını geri çeker çekmez Sarah ayağa kalkıp teşekkür edercesine yavaşça hayvanın başını okşadı.

Ağaçlık alana doğru baktığında, kendisini izleyen gözlerin mercekleriyle beraber büyüdüğünü gördü. Arkasını döndüğünde ise ceylan orada değildi. Etrafını iyice süzdü fakat yer yarılmış da içine girmiş gibiydi sanki. Ne bir iz, ne de bir işaret..

Tam kaçmaya yeltendiği sırada büyüyen gözlerin yüzüne değil, karnına doğru baktığını fark etti. Yüzlercesi bir anda oraya odaklanmışlardı. Korku ve panikle başını karnına doğru çevirdiğinde gördüğü manzara karşısında buz kesti. Karnı şişmiş ve içinde bir şey hareket etmekteydi. Hamileliğin son günleriydi sanki. Karnında doğmak üzere olan bir varlık vardı.

Çok geçmeden büyük ve sancılı bir kramp girdi karnına. Hemen diz çöktü ve acı eşliğinde bağırış sesleri adeta ormanı yırtıyordu. Aniden gelen bir doğum gerçekleşiyordu. Derin yakarışlarla gökyüzüne doğru bakarken öleceğini hissetti. Biraz daha süren bu canlı işkence, karnındaki varlığın dışarı çıkması ile son buldu ve acılar içinde kıvranan çaresiz Sarah, yabani otların üzerinde gözlerini yumdu...

"— Anne, anne. Uyan. Anne uyan hadi sabah oldu.
— N.. Ne. Sen de kimsin? Ufacık halinle ne işin var bu kuytu ormanda?
— Hiçbir şey hatırlamıyor musun? Ben şafak vaktinde doğdum. Sen doğurdun beni anne?"

Sarah korkunç çığlıklar eşliğinde derin uykusundan uyandı ve kendisini terden sırılsıklam hale gelmiş yatağında buldu. Derin derin nefes alıp veriyordu ve kalbi, göğüs kafesinden fırlayacak gibi çarpmaktaydı. Annesi Lina hemen koşarak odaya geldi ve iyi olup olmadığını sordu. Sarah, iyi olduğunu başını aşağıya doğru sallayarak onayladı. Güneş hâlâ tepedeydi. Uyumasının üzerinden bir saat ya geçmişti, ya geçmemişti bile.. Hemen giysilerini çıkarıp duşa girmeye karar verdi.

Bir süre sonra duştan çıkıp odasına doğru yönelirken gözü, bahçeye bakan pencereye çarptı. "Gerçekten sadece rüya mıydı?" Kuşkusu, tüm zihnini sarmaşık gibi dolamıştı. Bu nedenle pencereyi açıp bahçenin arka tarafına doğru göz gezdiriyordu. Rüyasındaki ceylanın tam kazdığı yere doğru baktığında; rengi bahçe toprağının renginden farklı olan ufak bir kum tepeciği fark etti. Temiz kıyafetlerini giyip büyük bir telaşla evden çıktı ve bahçenin o kısmına doğru yöneldi. Yürüdü. Yürüdü.. Ve yine biraz daha yürüdükten sonra tam o noktaya ulaştı. Elleri korkudan öylesine titriyordu ki, elinde bir çiçek bile sabit kalamaz ve yere düşerdi. Toprağı tırnaklarıyla kazmaya başladı. Her santimde tüyleri ürperiyordu zavallının. Eşeledi, daha fazla eşeledi ve en nihayetinde parmakları sert bir cisme temas etti. Bu cisim tıpkı rüyasındaki gibi beyaz bir beze sarılıydı. Bezi çözdükten sonra içinde gördüğü şey karşısında yine donakalmıştı. Ahşaptan oyma, kanatlarını açmış bir kuş figürü. Üzerinde ise büyük bir çatlakla "S" harfi yazılıydı. Sarah titreten ellerine zarzor aldığı figürü bahçenin dışına doğru fırlattı. Eve doğru yürürken elleriyle sürekli başına vuruyordu ve göz bebekleri korkudan olsa gerek, ağlamaklıydı.. Mutfak penceresinden kendisinin bu halini gören annesi koşarak kızının yanına gelip bu halinin nedenini sordu.

"— Sarah, iyi misin tatlım, ne gördün rüyanda? Anlatmak ister misin canım. O güzel gözlerini kim kırmızıya boyadı senin? Kim sebep oldu yüzündeki bu gülücüklerin kaybolmasına.
— Anne kötü şeyler oluyor. Çok kötü şeyler olacak. Benim Yasseline'in yanına gitmem lazım!"

Sarah, yanına biraz yiyecek aldıktan sonra kapıya yöneldi. Ayakkabılarını öyle hızlı giymeye çalışıyordu ki elleri birbirine dolaşıyor, parmakları titriyordu. Sanki vakit geçtikçe nefesi daralıyor, göğsüne görünmez bir ağırlık çöküyordu.

Tam kapıyı açacakken annesi Lina elini kızının koluna koydu. Bu dokunuş, Sarah’ın aceleyle atan kalbini bir anlığına durdurdu. İkisinin de gözleri dolmuştu.

“— Sarah… gidişin bana hiç tekin gelmiyor kızım."

Sarah başını eğdi, annesinin elini kendi avuçlarının arasına alıp sıkıca kavradı. Sesinde hem korku hem de kararlılık vardı:
“— Anne… bana güven. Eğer gitmezsem içimdeki bu yük beni paramparça edecek. Yasseline’i bulmalıyım. Beni durdurma. Çünkü senden geçmek… sana karşı gelmek istemem.”

Lina, kızının gözlerinde ilk defa böyle bir ciddiyet gördü. Hep şakalaşan, neşeyle etrafına ışık saçan kız, şimdi korku ile umut arasında incecik bir çizgide yürüyordu. Anneyle kız birbirlerine sarıldıklarında zaman sanki ağırlaştı. Sarah, annesinin saçlarını içine çekercesine kokladı; bu kokuyu belki uzun bir süre daha duyamayacağını biliyordu. Lina’nın dudakları titredi, kelimeler boğazında düğümlendi. Sonunda yalnızca şunu diyebildi:
“— Yolu bilmesem de dualarım seni bulacak. Her zaman.”

Sarah gözyaşlarını gizlemek istercesine annesinin omzundan ayrıldı. Kapıdan dışarı adımını atarken kalbi geri dönmek için kıvranıyordu ama aklı, Yasseline’in adını fısıldıyordu sürekli. Vedanın ağır olmaması için tek bir kez bile ardına bakmadı.

Arkasında, evin kapısında öylece duran annesi vardı. Lina, kızının uzaklaşan siluetine bakarken kalbine gömülen sessiz bir endişe hissetti. Sanki evin içindeki ışığın yarısı, kızının adımlarıyla birlikte uzaklaşmaya başlamıştı..

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18