2. bölüm / 4
MATHIELD MITCHELLBölüm 2 : Ormandaki Fısıltı
Bölümler 4Şu an: Bölüm 2 : Ormandaki Fısıltı
- 1 Bölüm 1 : Kayıp1.505 kelime
- 2 Bölüm 2 : Ormandaki Fısıltı1.359 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Bölüm 3 - Yas1.483 kelime
- 4 Bölüm 4 - Figür1.905 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ay ışığı, ağaç dallarının arasından süzülüyordu. Yasseline, Skien'ın çevresindeki orman yoluna vardığında, gece neredeyse tam anlamıyla bastırmıştı. Nefesi, serin havada buhar gibi çıkıyor; her adımının ardından kuru yapraklar çıtırdıyordu. Yalnız başına orada olmaması gerektiğini çok iyi biliyordu ancak iyi bildiği bir diğer şey ise düşüncelerinin onu rahat bırakmayacak olmasıydı.
Biraz soğuk, biraz da korku; ürkek bedenini titremeye itiyordu ama bu onu yıldıramazdı. Ne pahasına olursa olsun, babasına dair bir işaret, bir iz bulmadan şehre geri dönemezdi. Birkaç adım kadar yürüdükten sonra yerde çamura bulanmış yırtık bir kumaş gördü. Eğildi, aldı... Elleri titremekteydi. Zira bulduğu bu kumaş parçası babasının kabanından sökülmüş gibiydi. Artık kuşkularının ve endişelerinin yerinde olduğunu anlamıştı. Belki bir umut, bile isteye bir işaret bırakmış olabileceği kanısına varmaya çalıştı. "Ama neden?" Diye düşündü sonra.
Aklındaki her cevap farklı bir soru doğurmaktaydı. Düşüncelerini susturmanın tek yolu, imkansız olan kendi zihninden kaçmaktı. Çok geçmeden ormanın bu ürpertici sessizliğini çığlıklarıyla bozmaya karar verdi: "Baba! Beni duyuyor musun? Neredesin!! Lütfen bir işaret daha ver.. Korktuğumda yanımda olurdun, korkuyorum işte gelsene!"
Sesinin son yankısı da ormanın içinde sırra kadem bastı. Hiçbir cevap gelmedi. Dizlerinin üzerine çöktü ve elleri hâlâ titremekteydi. Babasının yüzü geldi gözünün önüne.. Küçükken gök gürültüsünden korktuğunda, başucuna oturup onunla alçak sesle masallar anlattığı gece...
“Hani korkunca hep ‘ben buradayım’ derdin ya...”
Sesi çatallaştı, gözleri doldu. “Yine korkuyorum. Ve sen... yoksun.” Gözyaşları tükendiği vakit kendi kendine mırıldanmaya başladı. "Kalk Yasseline, saçmalama! Aptal kumaş parçasının ona ait olup olmadığını bile bilmiyorsun. Henüz onu kaybetmedin ki? Aramaya devam etmeliyim. Vazgeçtiğim an.. İşte o an kaybederim."
Apar topar ayağa kalktı ve dizlerindeki çamurları temizledi. Belki tek başına aramak ahmakçaydı fakat Sarah'ı da bu yola sürüklemektense, bu fikri benimsemişti. Yasseline, babasının ismini haykırarak aramaya devam ederken sesi gecenin içine karıştı, çığlığı ağaçlar arasında yankılanarak kayboldu. Bir anlık sessizlik olduğunda; yalnızca yaprakların hışırtısı ve uzaklarda bir baykuşun tiz ötüşü duyulmaktaydı. Sonra… bir ses daha duyuldu. Çok hafif bir "çıt" sesi..
İçgüdüsel bir korkuyla arkasına döndü ama hiçbir şey göremedi. Ay, bulutların arkasına saklandı. Karanlık yoğunlaştı. Yasseline’in kalbi göğsünde davul gibi çarpmaya başladı. Elleriyle, her adım attığında göğüs kafesine çarpan küçük tahta figüre sıkıca sarıldı. Babasının vedasından hemen önce verdiği o hediyeye…
Sıcaklığı… değişmişti.
Normalde pürüzsüz olan yüzeyi, şimdi tuhaf bir şekilde sertleşmiş, yer yer çatlamış gibiydi. Avuç içinden neredeyse bir yanma hissi geliyordu. Figür, sanki elinde yaşamaya başlamıştı.
“Baba…?”
Fısıltı gibi bir kelime döküldü dudaklarından.
Ay ışığı yeniden ağaçların arasından süzüldü. Tahta heykelcik, neredeyse siyaha çalan bir renge bürünmüştü. Oyma çizgileri derinleşmiş, figürün yüzü –her ne kadar sade yapılmış olsa da– şimdi garip bir biçimde bükülmüş, neredeyse acı içindeymiş gibi gözüküyordu.
O an her şey, Yasseline'in zihninde yerli yerine oturmaya başlamıştı.
Belki de bu figür sadece bir hediye değildi. Belki de onun aracılığıyla babasının başına gelenler başladı.
Yasseline’in zihninden bu ihtimal geçer geçmez, ormanın nefesi değişti. Ağaçlar fısıldaşmaya başladı sanki. Dallar birbirine sürtünüyor, yapraklar huzursuzca titreşiyordu. Kız, elindeki figüre baktı ve bir şeyin farkına vardı: ahşabın yüzeyinde, daha önce hiç olmayan bir iz belirmişti. Bir harf. Yanık gibi, ama belli belirsizdi. Sanki bir isim yazılmak üzereymiş de henüz tamamlanmamıştı.
Yasseline geri adım attı. O sırada, yakındaki ağaçlardan gelen bir sesle yerinden sıçradı: hızlı ve bastırılmış bir soluk alma gibi.
“Baba! Orada mısın!?”
Cevap gelmedi. Sadece bir uğultu. Derin, hırıltılı bir uğultu. Ve sonra, tüylerini diken diken eden o fısıltı:
“Beni çağırdın… geldim…”
Yasseline korkuyla gözlerini kapadı. Ama gözlerinin önünde bile, artık her şey netti. Babasına ne olduğuna dair korkunç gerçeği seziyordu: onu bir şey aldı. Ve bu şey, şimdi kendisini istiyordu. Bunun bir kara büyü olma olasılığı, beynini uyuşturmuştu. Kolyesindeki figürü iplerinden koparıp yere attı. Hemen ardından ise arkasına bile bakmadan ufukta gördüğü Skien'ın ışıklarına doğru koşmaya başladı. Boynunu çevirmemesine rağmen güçlü sezgileri, arkasında bir şeyin veya bir şeylerin onu takip ettiğini seziyordu. Adımları hızlandı. Çamurlu ve engebeli yolda düşüp bir yerlerini sakatlamak pahasına kendini güvende hissedebileceği tek yere ulaşmaya çabalıyordu. Biraz yorulup yavaşlamaya başladığı anda ensesindeki o ürpertici nefesi hissetti Yasseline. Var gücüyle bir umut "imdat, yardım edin!" Naraları attı ormanda. Ama nafile.. Ağaç dallarında tünekleyen baykuşlar mı yardım edecekti kendisine? Çaresizlik akıyordu zihninden ve halsiz bedenini son bir kez çığlık atabilmek uğruna tüketti:
"İMDAAAAAT!"
Yasseline'in çığlıkları geceyi yardı. Babası, büyük bir telaşla odasına girdi:
" — Kabus gördün kızım, hepsi geçti. Bak, ben buradayım.
— Gerçekten sen misin baba? Seni çok özledim. Ne zaman geldin?
— Bir yere gitmedim ki kızım? Ben hep buradaydım. Sen eve geldikten sonra annenle biraz konuşup odana geçtin. Az evvel senin çığlık seslerine uyandım. Güneş birazdan odana uğrar. Biraz daha uyumaya çalış sen. Uykunu al ki; Sarah ile günün tadını çıkarabilesin.
— Sakın bir yere gitme baba. Seni kaybedersem güneş bir daha odama uğramaz."
Babası, tüm içtenliği ile Yasseline'i alnından öptü ve odadan çıkmadan önce korkmaması için kapıyı aralık bıraktı. Yasseline'in içinde tuhaf bir his.. Tüm bunlar gerçekmiş gibi. Ama babası karşısındaydı. Bu sonu gelmez düşüncelerini, uykuyu tercih ederek terk etti.
Birkaç saat sonra; penceresine şiddetle çarpan yağmur damlalarının sesine uyandı. Bulutlar, gün ışığının yeryüzüne değmesine müsaade etmiyordu:
" —Yasseline, kızım! Odanın penceresi açıksa kapatıp bahçeyi yağmurdan korumama yardım et. Sağanak başladı ve bu kırılgan bitkilerimiz için hiç iyiye işaret değil." Yasseline, uykulu ve yorgun bir sesle:
" —Tamam anne. Biraz fazla uyumuşum, babam çıktı mı?
— Uyanmanı bir süre bekledi ama uyandırmaya kıyamadı. Atölyede olmalı, yardım edersen uğramana izin veririm ama yine üstünü kirletme. Babana senin için tulum vermesini söyle.
—Tamam.. Geliyorum."
Yasseline yatağından kalkarken eli, kolyesindeki figüre doğru gitti. Dün, babasının verdiği şeklinden biraz daha farklı görünüyordu. Üzerindeki çatlaklar, hafif göz çarpmasıyla bile belli olabilecek büyüklükteydi. İlk başta, uyumadan evvel boynundan çıkarmayı unuttuğu için ezilip çatladığını düşünse de, rüyası bu fikrini ondan def etmişe benziyordu. İrkildi.. Aklı ona oyun mu oynuyordu? Ya da bir dejavunun içerisinde miydi.. Yoksa herkes gibi sıradan bir rüya mıydı gördükleri.. Muallak! Emin olduğu tek şey boynundaki figürün şekli, dün hediye edilenden farklıydı. Korkudan titreyen elleriyle sakin bir şekilde figürü boynundan çıkarıp masanın çekmecesine iliştirdi. Bunun sadece bir rüya olmasını dileyerek çıkış kapısına doğru yöneldi.
Dışarıya adımını atar atmaz kıyafetleri sırılsıklam olmuştu. Buna aldırış etmeyen Yasseline, annesinin bahsettiği hassas bitkileri yağmurdan saklama konusunda ona yardımcı oluyordu. İçten içe babasını merak ediyor, bir yandan da ahşaptan oyma kuş figürünü düşünüyordu. Bir an önce görevini tamamlayıp babasının iyi olduğundan emin olmak istiyordu.
Biraz uzun süren işini bitirdikten sonra askılıktan kabanını alıp, babasının taş atölyesine doğru yola koyuldu. Dünün aksine bu gök gürültülü sağanak yağmur, şehri kasvete bürümüştü. Islak toprak kokusu her ne kadar huzurlu hissettirse de bugün karanlık ve tozlu bir hava hakimdi Skien şehrine.. Esnafların bazıları dükkanlarını açmamış, tavernanın sokağından o eşsiz arp ezgileri yankılanmamaktaydı.
Koşar adımlarla bu kasvetli havayı geride bırakıp babasının ışıltılı yüzüne saklamak istemişti neşesini. Atölyeye giden ara sokakların birinde bir uğultu duydu. Kalabalık kokan, korku ve endişe dolu bir uğultuydu bu. Sokağa döndüğünde bir grup insan.. Kiminin elleri yanaklarında, kiminin ise saçlarını yolmak üzere başlarındaydı. Bu dinmek bilmeyen yağmur bile kalabalığa engel olamıyordu.
Biraz daha yaklaştığı vakit, yerde yatan birisini gördü. Hareketsizdi... Birkaç adım daha attı... Gözleri, yerde yatan adamın yüzüne çarptığında; kalabalığı yaran yağmur değil, Yasseline’in çığlık sesleri olmuştu.. Babasıydı.. Elini çaresizce burnuna yaklaştırdı fakat nafile. En ufak bir nefes bile çarpmıyordu o küçük parmaklarına. Gözlerinden akan yaş damlaları, elmacık kemiklerinin üzerinde yağmura karışırken; çaresiz ve umutsuz sesi titremekteydi:
" —Ya uyan ya da sabah yaptığın gibi uyandır beni bu kabustan. Baba.. Gidemezsin! Bugün kahvaltı yapmadık seninle. Uyanamadım diye Kızdın mı bana? Odama girdiğinde 'güneş birazdan odana uğrar' dedin. Sen uğramıştın işte. Bak, güneş bile açmadı bugün. Lütfen, bırakma beni..."
Dizlerinin üzerindeki Yasseline, başını kaldırıp etrafta toplanmış insanlara haykırdı.
" —Yardım etsenize! Niye hiçbir şey yapmıyorsunuz? Neden buna izin verdiniz.."
İnsanların çaresiz bakışları eşliğinde, babasının yakın arkadaşları üzerini örtüp kibarca at arabasına yerleştirdiler. Terzi Odric usulca Yasseline'in yanına ilişti ve çaresizce elini kızın omzuna yasladı:
" —Annene, yakınlarına haber ver kızım. Atölyenin orada dua merasimi için bekliyor olacağız. Çok üzgünüz.."
Yasseline yutkunamadı.. Gökyüzünden boşalırcasına yağan yağmur bile gözyaşlarını saklamaya yetmiyordu. Evin yolunu tuttuğunda, gözleri ondan başkasını görmediği için sokaktaki çıkıntılarda ayağı takılıp yere düşüyordu çaresizce.. Tüm engebelere rağmen eve vardığında annesi kapının eşiğinde oturmuş, sokağı izlemekteydi. Yasseline'in bir adım daha atacak gücü kalmamıştı. Annesi, görür görmez koşarak yanına doğru geldi. Ne olduğunu sormaya yeltendiğinde, Yasseline'in göz bebekleri her şeyi en ayrıntısına kadar anlatıyordu. Buna rağmen ekledi:
"Kahramanımı kaybettim anne..."
Bölüm etkileşimi
