10. bölüm · MARSELİ

10. BÖLÜM: YENİ DÜNYA DÜZENİ (FİNAL)

D Aydemir

1 YIL SONRA
İsviçre Alpleri’nin eteklerinde, modern, camdan bir malikanenin terasında sessizlik hakimdi. Arkan ve Soykan isimleri artık tarih kitaplarında
"büyük bir yolsuzluk operasyonuyla çöken imparatorluklar"

olarak geçiyordu. Dünya, bu iki ailenin nasıl bir gecede yok olduğunu hala tartışıyordu.Selin, terasın kenarında durmuş, batan güneşi izliyordu. Omzuna dokunan sıcak bir el hissetti. Maraz, kolundaki o patlamadan kalan hafif yanık iziyle yanına geldi.
"Babamdan haber var mı?" diye sordu Maraz.

"Güney Amerika’da, yeni bir kimlikle huzur içinde yaşıyor," dedi Selin.

"Babam ise hala dedemin bıraktığı enkazı toplamakla meşgul ama artık bizim için bir tehdit değil."

O patlama gecesi, Selin ve Maraz sadece hayatta kalmamış, aynı zamanda ailelerinin tüm kirli geçmişini dünyaya ifşa ederek onları hukuken bitirmişlerdi. Kendi ölümlerini kurgulamış ve Janus’un milyarlarca dolarlık fonuyla ortadan kaybolmuşlardı.
"Başardık mı?" dedi Maraz, Selin’i belinden kavrayarak.Selin başını Maraz’ın göğsüne yasladı.

"Başardık. Ama bu sefer kuralları biz koyuyoruz. Artık piyon değiliz, şah değiliz... Biz bu oyunun ta kendisiyiz."

Malikanenin içindeki dev ekranlarda, Selin ve Maraz'ın kurduğu yeni nesil küresel teknoloji şirketinin borsadaki yükselişi görünüyordu. Kimse bu devasa gücün arkasında, öldü sanılan o iki veliahtın olduğunu bilmiyordu.Maraz, Selin’in elini tuttu. Bu kez ellerinde sahte yüzükler yoktu, ama birbirlerine olan bağlılıkları her türlü mühürden daha güçlüydü."Zekice bir final oldu, değil mi?" diye sordu Maraz gülümseyerek.Selin, Maraz’ın gözlerinin içine baktı. "En zekice olanı, seninle bu yolda yürümekti."Güneş dağların ardında kaybolurken, dünyanın en güçlü iki "hayaleti", kendi yarattıkları cennette yeni hayatlarına ilk adımlarını attılar.

YILLAR SONRA;

İsviçre Alpleri’ndeki malikanenin bahçesinde, akşamüstü güneşi çam ağaçlarının arasından süzülerek veranda üzerine altın rengi gölgeler düşürüyordu. Bir zamanlar fırtınaların ortasında birbirine tutunan o iki savaşçı, şimdi dünyanın gürültüsünden uzak, kendi kurdukları sessiz imparatorluğun tadını çıkarıyorlardı.Selin, elindeki kitabı masaya bıraktı ve yüzünde nadir görülen o içten gülümsemeyle bahçeye baktı.

Beş yaşındaki Atlas, tıpkı babası Maraz gibi kaşlarını çatmış, çimenlerin üzerine kurduğu karmaşık satranç düzeneğine odaklanmıştı.

Hemen yanında, üç yaşındaki Lila, Selin’in o meşhur dikkatli gözleriyle abisinin hamlelerini inceliyor, bir yandan da elindeki küçük oyuncak fenerle taşların üzerine ışık tutuyordu.

Maraz, elinde iki kadeh buzlu içecekle verandaya çıktı. Adımları hala bir kurt kadar sessiz ve kendinden emindi ama bakışları, çocuklarına değdiği an yumuşuyordu. Selin’in yanına oturdu ve kolunu onun omzuna doladı.

"Atlas yine 'Şah-Mat' peşinde," dedi Maraz, kısık bir sesle.
"Senin strateji genlerini almış gibi görünüyor."Selin başını Maraz’ın omzuna yasladı.

"Lila’ya bak... O stratejiyle ilgilenmiyor, o sadece ışığın nerede olduğunu biliyor. Tıpkı senin o fenerdeki ilk gecemiz gibi."Maraz, Selin’in şakağına derin bir öpücük kondurdu.

"Bizim hikayemiz karanlıkta başlamıştı Selin. Onların hikayesi ise ışıkta başlıyor. En büyük başarımız bu."
O sırada Atlas, bir taşı kararlılıkla ileri sürdü ve bağırdı: "Anne! Baba! Bakın, babamın bana öğrettiği o gizli hamleyi yaptım!"Selin ve Maraz birbirlerine baktılar.
Artık saklanacak sırlar, kaçılacak düşmanlar veya çözülmesi gereken kanlı denklemler yoktu. Sadece güneşin altında yankılanan çocuk gülüşleri ve birbirine sıkıca kenetlenmiş iki el vardı.Dünyanın en tehlikeli ve zeki çifti, hayatlarının en zorlu hamlesini yapmış ve sonunda en büyük ödülü kazanmışlardı: Huzur.

Marseli hikayesi burada, başladığı gibi asil ama beklediğinden çok daha sıcak bir sonla bitti.

(Destek vererek beni çok mutlu edersiniz okuduğunuz için hepinize çok teşekkür ederim🤍🫶🏻🌸🫂)