4. bölüm · M16
BÖLÜM 3: SATIŞ
O gece eve döndüğümde uzun süre uyuyamadım. Yatağıma uzanmış, tavana bakıyordum. Zihnimde tek bir düşünce vardı.
Yarın ilk satışımı yapacağım.
Hayatımda ilk kez böyle bir işin içine girmiştim. İçimde birbirine zıt iki duygu vardı. Bir yanım korkuyor, diğer yanım ise garip bir heyecan hissediyordu. Gözlerimi ne zaman kapatsam yarının nasıl geçeceğini düşünüyordum. Sabah olduğunda neredeyse hiç uyumamıştım.
Depoya vardığımda patron çoktan hazırlıklara başlamıştı. Paketleri tek tek arabanın bagajına yerleştiriyordu. Yanına yaklaşıp merakla sordum:
— Patron, bunları kime götürüp satacağım?
Başını kaldırmadan cevap verdi.
— Sen orasını merak etme. Arel seni satış noktalarına götürecek. Ürünü alacak müşteriler orada seni bekliyor olacak.
Başımı salladım. Kısa süre sonra paketler arabaya yüklendi ve yola çıktık.
Direksiyonda Arel vardı. İlk durağımız bir oto yıkamaydı. Yol boyunca uzun süre sessiz kaldık. Sessizliği bozan ilk kişi Arel oldu.
— Bu işe neden başladın? Senin de mi paraya ihtiyacın vardı?
Camdan dışarı bakıyordum. Yol kenarındaki ağaçlar birer birer geride kalıyordu.
— Hayır.
Arel bana şaşkınlıkla baktı.
— O zaman neden?
Derin bir nefes aldım.
— Çünkü hayatta hiçbir hedefim kalmamıştı. Ne yapacağımı bilmiyordum. Kendim için bir gelecek göremiyordum. Bu yüzden buradayım.
Arel birkaç saniye sustu.
— Benim hikâyem biraz farklı.
— Nasıl yani?
Gözlerini yoldan ayırmadan konuşmaya başladı.
— Ben yoksul bir ailenin çocuğuyum. Annemle babamı küçük yaşta kaybettim. O günden beri kendi başımayım.
Ne diyeceğimi bilemedim.
— Peki... Bir hayalin var mı?
Omuzlarını silkti.
— Bilmiyorum. İnsan bütün gün geçinme mücadelesi verirken hayal kurmaya fırsat bulamıyor.
Söyledikleri içime oturmuştu. Sert görünüşünün altında, çocukluğunu yaşayamamış bir genç vardı. O an onu ilk kez gerçekten anlamaya çalıştım.
Onu dinlerken yıllar önce ilkokul arkadaşım Ömer aklıma geldi.
Ben hiçbir zaman fakir olmadım. Ailem zengin değildi ama temel ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyorduk. Buna rağmen fakirliğin ne demek olduğunu çok küçük yaşta öğrenmiştim. Çünkü aynı mahallede oturduğum, aynı sınıfta okuduğum bir arkadaşım vardı.
Adı Ömer'di.
Her sabah birlikte okula giderdik.
Bir gün yine onu almak için evine gittim. Kapıyı çaldım. Birkaç saniye sonra kapıyı Ömer açtı.
— Deniz... Ben bugün okula gelemeyeceğim.
Şaşırmıştım.
— Neden?
Başını eğdi.
— Kardeşim yanlışlıkla ayakkabılarımı giymiş. Evden çıkmış. Benim okula giyebileceğim başka ayakkabım yok.
Ne diyeceğimi bilememiştim.
Ömer sessizce ekledi:
— Öğretmen sorarsa hasta olduğumu söylersin.
O yaşlarda fakirliğin ne anlama geldiğini tam olarak anlayamıyordum. Sadece arkadaşımın üzgün olduğunu görüyordum.
— Tamam, Ömer.
Bunları söyledikten sonra okulun yolunu tek başıma tuttum.
Aradan yıllar geçmesine rağmen o sabahı hiç unutmadım. İnsan doğacağı aileyi seçemiyordu. Kimileri çocukluğunu hayaller kurarak geçiriyordu, kimileri ise daha hayal kurmaya fırsat bulamadan hayatın yükünü omuzlarında taşımaya başlıyordu.
Düşüncelerimden Arel'in sesiyle çıktım.
— Geldik.
Başımı kaldırdığımda büyük bir oto yıkamanın önündeydik...
Arabadan indim. Elimdeki paketi alıp doğruca içeri girdim. İçerisi beklediğimden çok daha genişti. Üç çalışan hararetle araç yıkıyordu. Ellerimdeki paketi görünce içlerinden biri yanıma yaklaştı.
— Patronumuz odasında seni bekliyor.
Başımı sallayıp gösterdiği kapıya yöneldim. Kapıyı iki kez tıklattım.
— Gir!
İçeriden gelen sert ses üzerine kapıyı açıp içeri girdim.
Masanın arkasında iri yapılı, kilolu bir adam oturuyordu. Kollarındaki dövmeler daha ilk bakışta dikkat çekiyordu. Yüzündeki sert ifade, karşısındaki insana güven vermekten çok tedirgin ediyordu.
Adam gözlerini bana dikti.
— Ürünü getirdin mi?
— Evet.
Sözüm biter bitmez elini uzattı.
O an içimde garip bir his oluştu. Paketi hemen vermek istemedim.
— Bu kadar acele etme. Önce para.
Adam birkaç saniye yüzüme baktı. Ardından çekmecesini açıp kalınca bir tomar para çıkardı. Parayı önüme bıraktı.
Tek tek saymaya başladım.
Elim titriyordu ama belli etmemeye çalışıyordum.
Paranın eksiksiz olduğundan emin olunca paketi uzattım.
Adam ürünü aldı. Paketi açıp hızlıca kontrol etti. Sonra başını salladı.
— Tamam... Doğru. Gidebilirsin.
Hiç vakit kaybetmeden odadan çıktım.
Arabaya doğru yürürken yüzümde istemsiz bir gülümseme belirdi. Hayatımın ilk satışını yapmıştım. O an kendimi garip bir şekilde başarılı hissediyordum. Sanki büyük bir iş başarmış gibiydim. Fakat bunun gerçek bir başarı mı, yoksa beni daha da karanlığa sürükleyecek bir adım mı olduğunu henüz bilmiyordum.
Arabaya bindim.
— Şimdi nereye gidiyoruz? diye sordum.
Arel kontağı çevirirken cevap verdi.
— Patronun bir müşterisinden alacağı var. Altı ay önce borç para vermiş ama hâlâ geri alamamış. Şimdi onu almaya gidiyoruz.
Motor çalıştı. Araba yavaşça hareket etti.
Camdan dışarı bakarken içimdeki heyecanın yerini yeniden huzursuzluk almaya başlamıştı.
İlk satışımı yapmıştım.
Ama içimde tarif edemediğim bir his vardı.
Sanki attığım her adım, beni geri dönmesi daha zor bir yola sürüklüyordu.
