16. bölüm · M16

15. BÖLÜM: BEKLENMEDİK KARŞILAŞMA

Yiğit Yalçın

Güne Elias’ın telefonuyla başlamıştım. Uykulu bir şekilde aramayı açtım.
— Uyan Patrooon! O altmış kilo ürünü nasıl sevk edeceğimizi buldum.
Sesindeki heyecanı hemen fark etmiştim.
— Nasıl?
— Kara yolu tehlikeli olur. Deniz yolunda çizdiğim bir rota var. O rotadan tekneyle götüreceksiniz.
Bir an düşündüm.
— Peki, ne zaman yola koyuluruz?
— Bana bir hafta mühlet ver. Tekneyi ve kaptanı ancak o zamana ayarlayabilirim.
— Peki, tamam. O zaman anlaştık.
Telefonu kapattım. Ardından Milo’yu besleyip evden ayrıldım. O gün sipariş dağıtımımız vardı. Depoya gittiğimde bizim ekip çoktan toplanmıştı. Arel ve Bumin beni bekliyordu.
Bumin bana dönüp:
— Bugün ne yapacağız? — diye sordu.
— Arel’le ben siparişe çıkacağız. Sen burada kalıp ürünlerin sayımını yap.
Ürünleri arabaya doldurduktan sonra Arel’le birlikte yola çıktık.
Hava bugün her zamankinden çok daha güzeldi. Bir an için hiçbir aksilik çıkmayacakmış gibi hissettim. Fakat sipariş noktasına yaklaştığımızda ortalık değişmeye başladı. Hava kapanmış, bununla da kalmayıp etrafa ağır bir çöp kokusu yayılmıştı.
Sipariş noktasına vardığımızda arabayı müstakil bir evin önüne yanaştırdım. Ev resmen yıkık dökük, harap bir hâldeydi. Bahçede bir adam vardı. Arel’le arabadan indik, ürünü aldım ve adamın yanına doğru yürüdük.
Bahçeye girdiğimizde o ağır koku burnumuza gelmeye devam ediyordu. Buna aldırış etmeden adama selam verdik. Fakat adam bizi anlamamış gibiydi. Görünüşünden yabancı olduğu belliydi. Ben de konuşmaya Arapça devam ettim. Ancak adamın hâlinden bir şeylerin yolunda olmadığı anlaşılıyordu. O an kafasının yerinde olmadığını fark ettim.
Tam satışı yapacağım sırada kapıdan küçük bir çocuk dışarı fırladı.
Adam bir anda çocuğun yakasından tuttu ve onu yere serip sert bir şekilde hırpalamaya başladı.
O an ne yapacağımı bilemedim. Çocuğun başına bir şey gelmesini istemiyordum. Arel’in cebinden çıkardığı silahı elime alıp adama doğrulttum.
— Çocuğu bırak!
Adam beni dinlemiyordu bile. Bunun üzerine silahı havaya doğrultup üç el ateş ettim.
Adam sonunda çocuğun yakasını bıraktı.Çocuk korkudan olduğu yerde kalmıştı. Ayağa bile kalkamıyordu.
Arel’e döndüm.
— Yürü, gidiyoruz.
— Ama satış ne olacak?
— Sıçmışım satışa! İptal.
Hiç vakit kaybetmeden oradan uzaklaştık. Arabaya bindiğimizde Arel merakla bana baktı.
— Neden satışı iptal ettin?
Gözlerimi yoldan ayırmadan cevap verdim.
— O küçük çocuğu görünce vicdanım el vermedi.
Arel bir süre sessiz kaldı. Sonra beni anladığını belli eden bir ifadeyle başını salladı.
— Haklısın. Bugünkü facia yeter bence. Depoya dönelim.
Tam depoya doğru yol alırken telefonum çaldı. Arayan Bumin’di. Telefonu açtığım anda sesindeki telaşı fark ettim.
— Deniz, acil depoya gelmeniz lazım!
Ne olduğunu sormama bile fırsat vermeden telefonu yüzüme kapattı.
Gazı kökleyip doğruca depoya yöneldim.
Depoya vardığımızda içeriden bağırışma sesleri geliyordu. Arel’le birlikte hızla içeri girdik. Gördüğümüz manzara karşısında bir an duraksadım. Bumin, bir genci sandalyeye bağlamış, yakasından tutuyordu.
— Neler oluyor burada?
Bumin bana dönüp:
— Bunu malımızı çalmaya çalışırken yakaladım. Üstelik çantayı çalan kişi de bu!
O anki sinirle silahı adamın başına doğrulttum.
— Kimin için çalışıyorsun?
Adam cevap vermedi.
— Üçten geriye doğru sayıyorum.
Sessizliğini bozmadı.
— Üç...
Adam hâlâ konuşmuyordu.
— İki...
Sonunda dayanamayarak bağırdı:
— ÖMER! Ömer için çalışıyorum
Adamın üzerindeki düğümleri çözdüm.
— Bizi Ömer’in yanına götüreceksin.
Yola koyulduk. Bir süre sonra tıpkı bizim depoya benzeyen başka bir depoya geldik. Kapıda korumalar vardı. Tam içeri girecekken bizi durdurup sorgulamaya başladılar.
Derken içeriden bir adam geldi.
İlk başta onu tanıyamadım. Birkaç saniye yüzüne baktıktan sonra kim olduğunu hatırladım.
Ömer.
İlkokuldaki ayakkabısız arkadaşım.
Ömer de beni tanımıştı.
— Deniz?
— Ömer?
— Senin burada ne işin var?
— Konuşmamız gerekiyor.
Bizi içeri davet etti.
İçeri girdiğimizde Emir ile Berkay koltukta oturmuş keyif çatıyorlardı. Onları burada görünce şaşırmıştım. Meğer bunca zamandır Ömer’le çalışıyorlarmış.
Yüzümü asarak:
— Siz de mi buradaydınız?
İkisi aynı anda cevap verdi:
— Beğenemedin mi?
Ömer şaşkınlıkla bize baktı.
— Siz tanışıyor muydunuz?
— Evet, tanışıyoruz ama konu o değil.
Ömer kaşlarını çattı.
— Peki konu ne?
Olanları anlattım.
— Adamlarından biri benim depoya girip malımızı çalmaya çalıştı. Bununla da kalmayıp bir çanta dolusu ürünümüzü aldı.
Ömer şaşırmış gibiydi.
— Bundan haberim yoktu.
Ardından bir çanta dolusu ürünü vereceğini söyledi.Söylediklerine güvenmek istesem de içimde bir şüphe vardı. Çünkü Ömer’in yüzündeki ifadeden, kafasında başka planlar olduğunu hissedebiliyordum.
— Anlaştık o zaman, Ömer.
Oradan ayrıldık.
Arabaya bindiğimizde Arel bana döndü.
— Sence verecek mi?
Camdan dışarı baktım.
— Umarım verir. Bilemiyorum.
Ama içimde bir ses, bu işin henüz bitmediğini söylüyordu. İlk okul arkadaşımı yıllarca görmemiştim değişmiş olabilir miydi? Yüzündeki o ifade beni huzursuz etmişti.