2. bölüm · Lyra Black
Bölüm 2: Mektubun Ardındaki Dünya
Lyra, yaşlı adamın uzattığı zarfı birkaç saniye boyunca eline almadı.
Sanki dokunduğu anda her şey değişecekti.
Sonunda titrek bir nefes alıp zarfı aldı.
Kalın parşömen kâğıdı beklediğinden daha sıcaktı.
Yeşil mürekkeple yazılmış ismine uzun süre baktı.
Lyra Black.
"Bu..." dedi sessizce.
"...nedir?"
Yaşlı adam gülümsedi.
"Bir davet."
"Davete benzediğini sanmıyorum."
Dumbledore hafifçe başını eğdi.
"Hayır. Sanırım buna kader demek daha doğru olur."
Lyra kaşlarını çattı.
"Kader diye bir şeye inanmıyorum."
"O hâlde bugün fikrini değiştirebilirsin."
Odadaki sessizlik birkaç saniye sürdü.
Yetimhane müdürü şaşkın gözlerle ikisini izliyor, ama konuşulanların tek kelimesini bile anlamıyordu.
Dumbledore cebinden ince, koyu renkli bir değnek çıkardı.
Lyra istemsizce bir adım geri çekildi.
"Endişelenme."
Yaşlı büyücü değneğini eski çaydanlığa doğrulttu.
Hiçbir kelime söylemedi.
Bir anda çaydanlık havalanıp kendi kendine fincanlara çay doldurmaya başladı.
Lyra'nın gözleri büyüdü.
Bu bir illüzyon olamazdı.
Fincanlardan biri usulca önüne kadar süzüldü.
"Nasıl..."
"Bu, büyü."
Lyra birkaç saniye konuşamadı.
Çocukluğundan beri annesinin günlüğünde okuduğu her şey...
Cadılar.
Büyücüler.
Asalar.
Hogwarts.
Hepsi gerçekti.
"Günlük..." diye fısıldadı.
Dumbledore ilk kez şaşırmış görünüyordu.
"Günlük mü?"
Lyra ayağa kalktı.
Odasına koştu.
Yatağının altından günlüğü aldı ve geri döndü.
Sessizce Dumbledore'a uzattı.
Yaşlı büyücü kapağı açar açmaz yüzündeki ifade değişti.
"...Maria."
Parmakları sayfaların üzerinde yavaşça gezindi.
"Yazısı hiç değişmemiş."
Lyra dikkatle onu izliyordu.
"Onu tanıyordunuz."
Dumbledore derin bir nefes aldı.
"Evet."
"Annem nasıldı?"
Yaşlı adamın gözlerinde kısa bir hüzün belirdi.
"Asiydi."
"Korkusuzdu."
"Ve seni her şeyden çok seviyordu."
Lyra ilk kez bakışlarını kaçırdı.
Kimsenin annesi hakkında konuştuğunu hiç duymamıştı.
"O..." diye başladı.
"...babamı da tanıyor muydunuz?"
Dumbledore cevap vermeden önce birkaç saniye düşündü.
"Evet."
"O gerçekten katil mi?"
Odanın içindeki hava bir anda ağırlaştı.
Yaşlı büyücünün gözleri, sanki yıllardır taşıdığı bir yükü yeniden hatırlamış gibi uzaklara daldı.
"Hayır."
Lyra nefes almayı unuttu.
"Ama herkes öyle söylüyor."
"Bazen..." dedi Dumbledore yavaşça.
"...dünya en büyük hataları, en emin olduğu zaman yapar."
Lyra'nın boğazı düğümlendi.
Annesi de aynı şeyi yazmıştı.
Demek ki yalan söylememişti.
"Demek babam..."
"...beni terk etmedi."
Dumbledore başını iki yana salladı.
"Hayır, Lyra."
"Seni terk etmedi."
"Kaderiniz sizden çalındı."
Lyra ilk kez gözlerini kapattı.
Yıllardır içinde büyüyen o sessiz öfke, yerini tarif edemediği bir boşluğa bırakıyordu.
Dumbledore ayağa kalktı.
"Yarın sabah benimle geleceksin."
"Nereye?"
"Hogwarts'a gitmeden önce ihtiyacın olan her şeyi alacağız."
"Büyücü dünyasına."
Lyra pencereye yöneldi.
Yağmur dinmişti.
Bulutların arasından ince bir güneş ışığı yetimhanenin bahçesine vuruyordu.
Belki de hayatında ilk kez...
Umut, korkudan biraz daha ağır basıyordu.
