18. bölüm · Lunapark | Texting
17•
Arkadaşlar, bekleyenler var biliyorum fakat sanırım İzmarit Külleri Cesede Dönüşürse'yi yayımdan kaldıracağım. En kısa sürede atacağımı söylesem de bazı şeylerin zamanı geldi sanıyorsun fakat yanıldığınla kalıyorsun bazen.🥲 Kusuruma bakmayın, umarım en kısa zamanda aynı evrende yeniden karşılaşırız ve daima farklı evrenlerde de...🎈
_
Hiçbir şey beklediğim gibi gitmiyordu. Gitmeyi bırak yakınından bile geçmiyordu ve sabahtan beri arkadaşlarıma aynı şeyleri kaç tekrarla anlattığımı saymayı bırakmıştım. Ben bu kadar üzgün ve öfkeliyken Berken Efe'nin zırt bırt dikkat çekici hareketlerde bulunmasıyla beraber saçma sapan bahanelerle gelip bize salça olması canıma tak etmişti. "Bak bak, tipe bak godoş seni. Bak bak hareketlere bak.."
"Akşin kuşum biraz sakin mi olsan acaba?"
"Ne sakin olması Buse, ne sakin olması?! Hayır yani ben de Leyla'ysam o Berken'i ezip ev parkesine dönüştürmeyi bilirdim de izin vermiyorsunuz," diyerek benim yerime cevap verdikten sonra duraksadı Leyla. Gözleri Belinay'la Buse arasında gidip gelirken, "Bir dakika lan," diyerek hareketlendi. "Akşin bir şey demiyor, size ne oluyor oğlum? Gidiyorum ben geberteceğim bu çocuğu."
Kalkmasıyla oturması bir olmuştu çünkü "Of saçmalama," diyerek omzundan bastıran Belinay'ı hesaba katamamıştı. Durum öyle vahimdi ki en yakın arkadaşlarıma bile gülemiyordum şu an. Derince ofladım. İçimde gerçekten de göğsümü kemiren bir sancı vardı. Gözlerim, ilerde arkadaşlarıyla gülüşen Berken Efe'yi izlemeye devam ederken, sabahtan beri bilmem kaçıncı kez dolmaya başlamıştı. Yaptığım tek şey yaşlar göz pınarlarımdan taşmasın diye kendimi sıkmaktı. Beyefendinin keyfi öyle yerindeydi ki bu durum iyice kalbimi acıtıyordu. Birini böyle fütursuzca kırıp hiçbir şey olmamış gibi gülebilmek hangi yüreğe sığıyordu?
İyice drama bağlamıştım. Kendimden bile rahatsız olduğum dakikalarda sessizce burnumu çektim ve yorgunlukla oturduğum banktan kalktım. Birazdan zil çalacaktı fakat tek istediğim yalnız başıma dalgın adımlarla belki de sendeleyerek, bomboş bir şekilde yürümekti. "Ben sınıfa geçiyorum," diyerek arkadaşlarımın yanından ayrıldım. İleri atılıp bir şey diyecek gibi oldular fakat yüzümde gördükleri şey her neyse vazgeçmişlerdi. Ardımdan attıkları üzgün bakışları sırtımda hissedebiliyordum.
Ağzına sıçayım, Berken Efe. Ben bu değildim oğlum ya!
Ders başladı. Odaklanamadım. Bahçedeki ağaçları izledim. Deftere daldım, belki biraz karaladım. Karalamalarımın arasına istemsizce Berken Efe'nin adını iliştirdiğimi fark ettiğimde kendime sabır çekerek silgiye sarıldım. Gözlerimi çaprazıma değdirmemek için savaş başlattım. Leyla durgunluğuma buruk bir gülümseme yollayarak elini omzuma koyduğunda gülümsemeye çalıştım. Kırk dakikanın bitmesini istemeyeceğim en sevdiğim ders bile yük oluyordu. Okula gelmeyi seviyordum, onu görünce parlayan gözlerimin ışığı ikimize de yeter sandım. Yaptığı iğrenç şakalara gülmek için pazartesiyi iple çekerdim.
Okula gelmek tek gecede, sadece bir zorunluluğa dönüşmüştü. Yara açan kişi, başkasını sarmaya gönüllüydü. Ondan iyilik beklememiştim ama illa da kanımı akıtması mı gerekiyordu?
Bu geri zekalının varlığı da yokluğu da zarardı. Şair olacak kız mıyım lan ben, girdiğim triplere bak anasını satayım.
İstemsizce dişlerimi sıktım sinirden. Hoca, zil çalınca sınıftan çıktığında yanımda oturan Leyla'nın elini kaldırarak yanağıma bir fiske vurup silkelendim. Kendi kendime vurunca bir işe yaramıyordu napayım... Leyla elini elimden çekip avcuna bir güzel tükürdükten sonra Osmanlı tokadını yapıştıracak oldu ki, "Lan!," diyerek geri kaçtım. Çevremdeki herkes manyaktı.
"Kaçma lan, kendine gelmen lazım."
Herkesin toplanmaya başlarken car car konuştuğu kargaşa dolu sınıfta sesini bana duyurmak için bağırması Berken Efe'nin dikkatini çekmiş olacak ki, "Napıyonuz la?" diye sordu.
"Sana ne?" diyen tabii ki de Leyla'ydı. Bense cevapsız kalıp hareketlerimi hızlandırmış ve saniyeler içinde toplanmıştım.
Berken Efe, Leyla'nın terslemesini hiç umursamadan, "Kusura bakma kanka, Akşin'i dövmene razı gelemem," diye abartılı bir tepki verdiğinde göz devirdim ve Leyla ağzını açıp saçma bir tepki vermesin diye konuştum: "Gidiyorum ben haydi Allah'a emanet."
Kimseye bakmadan önce sınıfı, sonra da okulu terk ettim. Kulağıma taktığım kulaklıktan kafayı cama yaslayıp hayal kurmalık ya da aşk acısı çekmelik bir şarkı yükselmeye başladığında takdir edersiniz ki ikinci seçeneği dibine kadar yaşıyordum. Gönül isterdi tabii sevdiğim çocukla birlikte yolculuk yaparken hayal kurmayı.. Bana kalan maalesef dalgın dalgın yürümek olmuştu. Geri zekalı Berken Efe. Allah belanı kaldırsın Berken Efe.
Versin demeye bile kıyamıyordum Allah benim de belamı kaldırsın valla ben hiçbir bok beceremiyorum böyle.
Kulaklığımın teki ufaktan cızırdadı ve sonunda ses tamamen kesildi. Ara sıra cızırdayıp düzeldiğinden bozulacağını anlasam da umursamamıştım. Vaktinde değiştirmediğim için bir tur daha bela okuyarak kabloyu çekiştirdim. "Of! Bir sen eksiktin ya..."
"Sanırım onu hor kullanmana daha fazla dayanamadı."
Arkamdan gelen sesle hafiften sıçradığımda kulaklarıma inanamamıştım. Berken Efe'nin burada, tam arkamda yani tabiri caizse peşimde ne işi vardı? Ona doğru döndüğümde yüzüne samimi bir şekilde yerleşmiş çarpık gülümsemesi ve alnına dökülen tutamlarıyla karşılaşmak beklenmedikti. Tek omzuna astığı çantayı bir eliyle tutuyorken diğer eli cebindeydi. Kalbim tekledi. Çakmak çakmak bakan gözleriyse cabası olmuştu. Ona olan öfkemi belli etmemeliydim, kim olduğumu bilmiyordu.
İçi gülen gözlerine derinden bakmaksa zaten tüm sinirimi unutturmuştu..
"Hor davrandığımı da nereden çıkardın?"
Gülümsemesi genişledi. "Tavırlarına bakılırsa anlamak pek de zor değil."
Elimde tuttuğum mavi kulaklığa umutsuzca baktım. "Bozulacağını biliyordum da zamansız oldu biraz."
Söylediğime istinaden kulaklığının tekini kulağından çıkararak, "İstersen bana eşlik edebilirsin," dedi.
Oldu anasını satayım gel evime de bırak tam olsun. Bıktım senden bir çekil git be! Kalbimle ne zorun var vicdansızın oğlu?!
"Teşekkürler ama gerek yok, hem aynı yöne de gitmiyoruz zaten."
Neyse ki kibar biriydim de Allah ne verdiyse saydırışım sadece içimdendi.
"Senin yönün neresiyse ben oraya bakarım, Akşin," dedi ve kısa sessizlik oldu. "Arkamı bile dönmem, oraya yürürüm."
Ne diyeceğimi bilemeyerek sustuğumda zihnimin içi hallaç pamuğuna dönmüştü. Bu çocuk ne yapmaya çalışıyordu ve ben bu soruyu kendi kendimle daha ne kadar tartışacaktım? Tutarsızlığı beni de dengesiz birine çevirmişti. Al işte dünden beri ondan nefret eden yanım bile tam şu anda beyaz bayrak çektiğinden aşkım yine kabarmıştı.
E ama imdat artık oğlum ya...
"Yani eve bırakayım seni diyorum, sevgili sınıf arkadaşım. Hem şarkısız da kalmazsın," diyerek sırıttığında ağzının ortasına bir tane geçirecektim. Ya da kendi kafama geçirmeliydim çünkü resmen düşünce gücüyle hiç olmayacak bir şeyi hayatına çekmiştim.
Yok la kibar biriyim dedim ya, kimseye geçirmedim tabii ki relax babacım relaxx.
Benden bir cevap gelmediğinde hadi der gibi elini sallayarak yürümeye başlamıştı bile. Ona yetiştiğimde kulaklığın tekini uzattı.
"Madem bana eşlik edeceksin sohbet edelim bari, ayıp olmasın sana da."
"Bana ayıp olmaz, şarkı dinlemek istediğini biliyorum. Sonuçta o yüzden buradayım."
Sabır çektim. Zaten kalbim kırık olduğundan en ufak şeye sinirleniyordum, gizlemeye çalışmak da bir yere kadardı. "Oğlum öyle istesem öyle yapardım değil mi, Allah Allah!"
Durduk yere neden parladığımı anlamamış olacak ki kısa bir duraksama yaşadı ve kulaklığı tamamen çıkarıp cebine koydu. "Tamam şampiyon, sen ne dersen o."
Kendimi tutamadan güldüm. Gösterdiği sakinlik hoşuma gitmişti. Ben güldüğümde o da güldü. Dengemi komple bozmuştu...
"Neden bir anda çıkıp gittin sınıftan? Bir sorun mu var?"
"Yok ya öyle canım sıkkın bu aralar. Olur ya, bir anda keyifsizleşir insan."
"Timsal'le de konuşmamışsın dünden beri doğru düzgün."
Kaşlarımı çattım. "Beni sana mı şikayet ediyor?"
Sorum karşısında afallayarak, "Yok canım," dedi. "Ben sordum ne var ne yok diye, ondan yani..."
"Hmm," diye mırıldandığımda anladım dercesine kafamı sallamıştım. Söylediği doğruydu, tek tük cevap vermiştim. Bir sıkıntı olduğunu belli etmek istemiyordum fakat ister istemez yansıyordu çünkü kolumu kaldırmaya bile halim yoktu. Biriyle konuşacak enerjiyi bulamıyordum kendimde ve işin aslı dünden beri kimseyle konuşmak istemiyordum da.
"İyi ol, Akşin. Belki bazıları senin gülen gözlerin için uyanıyordur sabaha ya da gülen yüzün için yaşıyordur bu hayatı."
Başımı çevirerek sağ omzumun üzerinden ona baktım. Boy farkımız içimi kaşındırdı. Sanki ona sarılmam için yaratılmıştı... İkimiz de çantamızı sağ omzumuzda sabitlemiş bakışlarımızla yerdeki taşları takip ediyorduk. Alnındaki tutamlar her adımında sallanırken, ona baktığımı fark ederek bana doğru çevirdi kafasını. Birkaç saniye öylece birbirimize baktığımızda olduğum yerde durdum. Ben durunca mecbur o da durmuştu. Buruk bir gülümsemeyle, "Her zaman iyi olamam," diye konuştum. "Acımak da yaşama dahildir."
"Filmde Zarok der ki, acıyorsa zayıflık kalbini terk etmiştir," dedi kalbime fısıldar gibi. Aynı dilden konuşmak göğsümü yumuşattı. Donuk bir gülümsemeyle, dolan gözlerimi saklamaya çalışarak kafamı öne eğdim. Elimi kolumu nereye koyacağımı bilemeyerek boşluğa doğru salarken "Geldik," diye mırıldandım. Sokağın başında durmuştuk. Daha fazla ilerlemeye gerek yoktu. Zaten konuştukça içimdeki tarifsiz baskı da artıyordu. Akşin'e karşı bu kadar iyiyken Akay'ın kalbini durduk yere, tek kalemde kırdığını hatırlamak acımı ikiye katlıyordu.
Bunu neden yapmıştı?
Geldiğimizi söylediğimde etrafına baktı. Elimle sokağın devamını gösterdim. "Evim ilerde, eşlik ettiğin için teşekkür ederim."
Gözleri yeniden gözlerime tutundu, yaklaştı ve kolunu bir anda omzuma dolayıp beni kendine çekerek sarıldı. Dumura uğramak işte tam da bu andı. Erkeksi parfümü ciğerlerime hapsolduğunda gözlerim eş zamanlı olarak dolmuştu. Bu fırsatı bir daha yakalayamamaktan korkarak ellerimi gevşek bir şekilde sırtına yerleştirdim. Onun aksine sarmamıştım, sadece koymuştum.
Bir dakika, nE?
Kollarımı sırtına mı koymuştum?
KOLLARI BENİ Mİ SARIYORDU?
Öldürmeyen Allah bir şekilde yaşatıyordu işte...
Saniyeler içerisinde ayrıldığımızda kalbimin ritmi vücudumu titretecek kadar sağlamdı. Yere daha sert basmaya çalıştım. Bana baktığı her an dudaklarında asılı olan çarpık gülümsemesi yine yerindeydi. Göğsümü dövüp duran sesi duymuş muydu? Önce dans, şimdi sarılma bünyeme fazlasıyla ağır gelmişken bir de hislerimi anlama ihtimali ödümün bir taraflarıma kaçmasına sebep oldu.
Şey, bokuma yani. Ödü bokuna kaçmak deyimini de duymuşsunuzdur herhalde canım. Açıklamaya gerek yok.
Ani panikle, "Hoşçakal, arkadaşım," diye konuştuğumda kaşları hafif çatıldı, gülümsemesine alay bulaştı. "Her daim hoş kalmanı dilerim, arkadaşım," dedi ve gitti.
Ardında duyguları karman çorman olmuş, hisleri aklına da kalbine de fazla geldiği için ağlamak üzere olan bir kız bıraktığının farkında değildi.
-
Nasıl olmuşşş ve sizce neler olacak?
Beğenip yorum yapmayı unutmaa..🎈
