5. bölüm · LUMINATH
Gölgedeki Yemin
5. Bölüm
Lyra Moonveil
Elion’un ölümünden bu yana iki hafta geçti. Ama zaman… burada duruyor. Sanki güneş doğmuyor, kuşlar ötmüyor, kalbim atmıyor. Yalnızca gri. Her şey gri. Elion’un cansız bedenini hâlâ gözümün önünden silemiyorum. Onu ormanda son kez kollarımda tuttuğum an… her gece rüyalarıma sızıyor. Ama en kötüsü? Uyandığımda bile gitmiyor.
Bu sabah gözlerimi açtığımda tavan griydi, duvar griydi, ben griydim.
Bir tok sesle kapım çaldı.
“Lyra?”
Steven’dı. Sesinde tedirgin bir şefkat vardı.
Kapıyı araladım. O beni görünce yutkundu.
“Elion’un mezarına gitmek ister misin?” dedi.
Sadece başımı salladım. Konuşmak bana lüks gibi geliyordu artık.
Mezarlık sessizdi. Toprak hâlâ tazeydi. Üstünde çiçek yoktu. Kimse uğramamıştı belli ki. Herkes Elion’u çabuk unutmuştu. Ama ben… her saniye onunla yanıyorum.
Dizlerimin üzerine çöktüm. Parmaklarım toprağa dokundu.
“Sana söz vermiştim Elion. Birlikte kurtulacaktık bu yerden…”
Birden solumda Steven’ın sesi geldi:
“Biliyor musun, o gün… geç kalmasaydım belki... belki yanında olurduk…”
O sırada bir gölge yaklaştı. Göz ucumla gördüm. Rayen.
“Elion’un ölümünde tek bir suçlu var,” dedi.
Sesi karanlık, soğuk, iğneli.
Başımdaki kaslar gerildi.
“Neyi ima ediyorsun?”
Rayen bir adım daha yaklaştı.
“O ormana senin için gitti. Seni korumak için kendini feda etti. Senin hatan.”
Sırtımdan buz gibi bir ürperti geçti.
“Rayen… sus.”
Ama o devam etti.
“Belki de Elion değil, sen ölmeliydin.”
Steven “Yeter!” diye bağırdı ama geç kaldı. Rayen zaten sırtını dönmüş, karanlığın içine doğru yürümeye başlamıştı.
Ben ise dizlerimin üstünde, donmuş kalmıştım. Ellerim çamura bulandı. Kalbim... darmadağın. İçimde bir şey kırıldı, tam ortadan.
Ve o gece ilk defa... Elion’un sesini duydum.
“Lyra...”
Titrek bir fısıltı.
“N'olur... gitme oraya...”
Yatağımda doğruldum. Odaya baktım. Kimse yoktu. Ama yemin ederim, sesini duydum.
Gözlerim doldu.
“Elion? Burada mısın?”
Hiçbir şey olmadı. Ama o an hissettim. O beni izliyor.
Ama Elion… seni dinleyemem.
Çünkü artık korumaya gerek yok.
Çünkü artık ben savaşacağım.
♡
Sabah
Kendimi aynada izledim. Göz altlarım mor. Saçlarım dağınık.
Ama gözlerim… ilk kez bir şeyler söylüyordu.
Rayen’e güvenmiyorum artık. O bakış… o suçlamalar…
Bir insan bu kadar hızlı nasıl değişebilir?
Gölge organizasyonu hakkında bir şeyler biliyor. Elion’un nasıl öldüğünü fazla iyi biliyordu. Hatta… o gün ormanda geç kalmadı mıydı?
Peki ya... gerçekten onunla bağlantısı varsa?
Düşünmek istemiyorum. Ama hissetmemek daha zor.
Gecenin ilerleyen saatleri.
Odama kapandım. Elion’un eski kolyesini hala boynumda taşıyorum. Parmağım onun üzerindeki çatlağı okşarken, içimde yankılanan sesi duyuyorum:
"Unutma Lyra... her şey göründüğü gibi değildir..."
Gözlerimi kapattım. Karşımda Elion’u gördüm. Ama bu kez… onun yanında biri daha vardı.
Rayen.
Ama bu Rayen, bizim yanımızda gülümseyen o adam değildi. Gözleri siyahtı. Elleri kana bulanmıştı.
Rüya mıydı? Halüsinasyon mu? Yoksa Elion bana bir şey mi göstermeye çalışıyordu?
Bu gece karar verdim.
Rayen’in gerçekte kim olduğunu öğrenmeden durmayacağım.
Ve gerekiyorsa… ikinci kez sevdiklerim ölmeden önce ben kana bulayacağım bu yalanları.
♡
Lyra Moonveil;
Acım hâlâ geçmemişti, onu çok özlüyordum. Ara sıra kokusu burnuma geliyordu ama o yoktu. Rayen’le ilgili şüphelerim daha geçmemişti. Cidden kötü biri olabilir miydi? Onun oyununu ortaya çıkartmam gerekiyordu ve bunu seve seve yapacaktım. Elion’un aşkı ve özlemi hâlâ içimde yaşıyordu. Çok, çok seviyordum ama o gitmişti, artık yoktu. Onsuz yapmam gerekiyordu ama yapamıyordum. O olmadan bir yanım eksikti, bunu fark etmiştim. Giden yanım tekrar dolsun istiyordum. Ondan kalan eşyalarla geçiniyordum. En son giydiği kıyafete sarılarak uyuyordum, başka çarem yoktu. Çok seviyordum, kokusunu unutmak istemiyordum. Hiç bırakmak istemiyordum. Parfümünü yastığıma sıkarak uyuyordum çünkü onun kokusuyla uyuyabiliyordum, başka türlü uyuyamıyordum. Onsuzluk kalbime bir hançer gibi saplanmıştı. Gün geçtikçe acım artıyordu. İntikam istiyordum. Kael’i öldürecektim ve Elion bunu daha da etkilemişti.
Silahımı aldığım gibi evden çıktım ve Kael’in evine gittim. Kapıyı tekmeledim birkaç kere ve sonra kapıyı bir koruma açtı. Adama kafa atıp bayılttım ve eve girdim. Kael evde miydi, fikrim yoktu ama bugün ölecekti. Ablam ve Elion için ölecekti. Salona girdim ve Kael’i görüp silahı kafasına doğrulttum. O sadece güldü.
"Ne yaptığını sanıyorsun Lyra?"
dedi alaycı bir şekilde. Onun kemiklerini yerinden sökecektim, bunu yapardım.
"Nasıl yaptın bunu!"
Sesim bütün evde yankılandı, yanağımdan ise bir damla yaş aktı. Hemen sildim. Kael ise dalga geçti.
"Ağlamak için mi geldin Lyra?"
Hayır, intikam için gelmiştim.
"Katilsin Kael!"
Güldü.
"Ben sadece hak edenleri öldürüyorum Lyra. Sen de hak edersen, sen de aynı sonu yaşarsın."
Ölmek istiyordum. Bunu çok iyi biliyordu.
"O zaman bana aynı sonu ver. En sevdiklerimi madem elimden aldın, bırak onların yanına gideyim!"
Kael güldü, hem de çok güldü.
"Hayır Lyra. Herkesi öldüreceğim. Seni seven kimse kalmayacak. Acı çekeceksin."
Daha kötü oldum ve silahın tetiğine elimi götürdüm.
"Geber Kael!"
Kael güldü ve ben tetiğe bastım. Fakat Kael kaçtı ve kurtuldu. Zaten sadece bir kurşunum vardı. Başka bulamamıştım. Silah eskiydi. Sonra bir vazo alıp ona fırlattım ama refleksini kullanıp kurtuldu.
"Lyra, o çok pahalıydı!"
dedi. Umrumda değildi.
"Onlar da benim en değerlimdi. Bu vazo az bile!"
Televizyonu elime aldım ve Kael bana koşup televizyonu elimden alıp yerine koydu. Bileklerimden yakaladı.
"Acın büyük ama bu, benim eşyalarıma zarar vereceğin anlamına gelmez!"
dedi. Sesi sinirliydi ama bana acıyordu, gözünden belliydi.
"Bana acıyorsun,"
dedim titreyerek.
"Lyra, hayır. Acımıyorum."
Acıyordu, belliydi. Gözümden bir damla yaş aktı. Bileğim acıyordu ama söylemedim. Güçsüz değildim, güçlü olmalıydım. Karşımda en büyük düşmanım vardı ama içimde tuttuğum tüm acı bir anda boşaldı ve ağladım. Hem de çok. Yere çöktüm, bağıra bağıra ağladım. Kael ise sessizce beni izledi. Sesini bile çıkarmadan. İzlemesi sinirime dokunuyordu ve daha çok ağlıyordum. En son Kael dayanamadı ve eğildi.
"Ağlama artık..."
dedi ve ben daha çok, daha çok ağladım.
Kael pişman gibiydi, bunu gördüm ve yüzüne bakakaldım.
"Lyra, özür dilerim..."
Serefsiz, diye içimden geçirdim. Bunca şeyden sonra gelip benden özür diliyordu. Ve bir anda ona saldırdım. Ağlamaktan pek vuramıyordum.
"Öl, lütfen! Sen benim Elion’umu aldın, geber!"
Hiçbir şey yapmadı. Saldırmama izin verdi. Zarar veremeyecek kadar kötüydüm zaten. Ve bir anda bana sarıldı.
"Özür dilerim... ama bunu baban istedi."
Ona baktım… ve bildiğim bütün küfürleri saydım ve bayıldım.
♡
Lyra’nın bilinci karanlığa gömüldü. Bedeninin soğuk taşlara çarpışı yankılandı kulaklarında. Her şey sessizdi artık… çok sessiz.
Gözlerini tekrar açtığında, tavandan sarkan kuru dallar vardı. Nemli bir yerdi burası. Derin ve karanlık bir orman kovuğu gibi. Hareket etmek istedi ama kolu kıpırdamadı. Zincir sesi geldi.
Zincir?!
Bileklerine soğuk bir metal dolanmıştı. Nefesi kesildi bir an.
Tam o sırada adım sesleri duyuldu.
Bir çift bot… ağır, emin, kararlı.
Gölgenin içinden biri çıktı. Siyah bir cüppe giymişti, yüzü görünmüyordu ama sesi buz gibiydi.
> “Uyandın demek…”
Lyra yutkundu, sesi çıkmadı. Kalbi yerinden fırlayacak gibiydi.
> “Sana dokunmadım. Henüz.” dedi adam.
“Ama seni buraya getirmemi isteyen biri vardı. Onun için canlı kalmalısın.”
> “K-kael mi?” dedi Lyra, sesi çatlamıştı.
“Yoksa Rayen mi…?”
Adam cevap vermedi. Sadece hafifçe eğildi, yüzünü gösterdi.
Ve o an Lyra, gözlerini açarak fısıldadı:
> “Sen… sen kimsin…?”
Adamın gözleri parladı. Gözlerinde… tanıdık bir öfke vardı. Ama bu gözler... bu gözler Elion'a benziyordu.
> “İsimler… önemsizdir Lyra. Senin için tek önemli şey… şimdi kime güveneceğin.”
Sonra uzaklaştı. Ayak sesleri yankılandı karanlıkta.
Lyra yalnızdı. Zincirli. Ve kimse nerede olduğunu bilmiyordu.
