5. bölüm · LULUBELE NİNENİN GÖKKUŞAĞI REÇELLERİ.

Bölüm 5;Anıların Dansı Ve Kristal Kavanozun Direnişi.

Azra Yapıcı

Unutkanlık Fırtınası, gökyüzünün en karanlık, en dipsiz köşelerinden kopup gelirken beraberinde getirdiği uğultu, binlerce kırık camın birbirine çarpması gibi kulakları tırmalıyordu.

Bu fırtına sadece havayı karartmıyor, dokunduğu her zihni bomboş bir kağıda çeviriyordu; bir annenin çocuğuna söyleyeceği ninniyi, bir gezginin evinin yolunu, hatta bir çiçeğin güneşe dönmesi gerektiğini bile unutturuyordu.

Lulubele Nine, pelerini rüzgarda bir bayrak gibi dalgalanırken, gökyüzünün ortasındaki o devasa bulut masasının başında dimdik duruyordu.

"Pofuduk, çantadaki 'Zaman Durduran Zencefilleri' ve 'Unutulmaz Günbatımı Şurupları'nı hemen çıkar!" diye bağırdı Nine; sesi rüzgarın devasa dalgaları arasında bir şimşek gibi çaktı.

Gri Gölge Kralı, o yeni kazandığı rengarenk peleriniyle Nine'nin yanına çömeldi; elleri titriyordu çünkü fırtınanın gücü onun eski karanlığından bile daha besleyiciydi.

Nine, gümüş kepçesini dev bakır tencerenin içine daldırdı ama bu kez tencerenin içinde su ya da şeker yoktu; tencerenin içi parıl parıl parlayan, sıvı bir ışıkla doluydu.

"Bu fırtınayı sadece meyveyle durduramayız," dedi Nine, gözlerinde kararlı bir pırıltıyla, "Ona en güçlü malzemeyi, yani en tatlı anılarımızı vermeliyiz!"

Lulubele Nine gözlerini sımsıkı kapattı ve tencereye doğru eğilip en derin anılarını fısıldamaya başladı: Küçük bir kızken annesinin ona ilk kez bir masal anlatışını, ilk reçelini kaynatırken mutfağı saran o huzur dolu kokuyu ve ilk kez bir yıldızın kayışını izlerken tuttuğu o masum dileği...

Nine fısıldadıkça tencereden yükselen buhar, devasa bir kristal kalkan şeklini alarak etraflarını sarmaya başladı.

Kral'a dönerek, "Sıra sende!" dedi, "İçindeki o gri boşluğu değil, kalbinin en kuytusunda sakladığın, seni bir zamanlar mutlu eden o tek bir anı bul ve onu tencereye dök!"

Kral, binlerce yıllık yalnızlığının içinden, henüz bir bulut parçasıyken yeryüzündeki bir gölde kendi yansımasını gördüğü ve dünyanın ne kadar güzel olduğunu ilk kez fark ettiği o anı bulup çıkardı.

O an, tencereden gökyüzüne doğru patlayan bir ışık sütunu yükseldi; kristal kalkan, fırtınanın o simsiyah pençelerine çarptığında gökyüzü binlerce küçük elmasa bölünmüş gibi parladı.

Unutkanlık Fırtınası, bu sevgi ve anı dolu kalkana çarptığında yenildi; o korkunç siyah dumanlar, birer birer renkli yağmur damlalarına dönüşerek yeryüzüne süzülmeye başladı.

Aşağıda insanlar başlarını göğe kaldırdığında, üzerlerine düşen her damla onlara unuttukları bir güzelliği hatırlatıyordu; dargınlar neden küstüklerini unutup birbirlerine sarılıyor, yaşlılar gençlik aşklarının ismini bir kez daha fısıldıyordu.

Lulubele Nine, gümüş kepçesini yavaşça indirdi; yorulmuştu ama yüzünde, bir dünyayı kurtarmanın verdiği o eşsiz huzur vardı.
🌈🍯