10. bölüm · Luis Hernandes

BÖLÜM 9: Kuzgun’un Kanlı Geçmişi ve Katalonya Semalarında Fırtına

Besoejder

Bernabéu’daki o sansasyonel 3-1’lik El Clásico zaferinin ardından İspanya basını, Luis Hernández’in sahanın ortasında Valerio Russo’yu çimlere gömüp kulağına fısıldadığı o anın fotoğraflarıyla çalkalanıyordu. Gazeteler "Tanrıların Savaşı: El Verdugo Genç Kralı Aşağıladı" başlıkları atarken, Real Madrid soyunma odasında Luis’in mutlak diktatörlüğü ilan edilmişti. Ancak bu zaferin hemen ertesinde, Valdebebas Tesisleri’ndeki başkanlık ofisinin loş ışıkları altında, futbol dünyasının altını üstüne getirecek gizli bir dosya açılmak üzereydi.
Valerius Vance, her zamanki gibi siyah jilet takım elbisesi ve sol gözünün altındaki o ürpertici yara iziyle Florentino Pérez’in karşısında oturuyordu. Masanın üzerinde, Luis Hernández’in haftalık 1.000.000 $ net maaşının yeni sezondaki bonus primlerini içeren belgeler vardı. Ancak Pérez’in asıl merak ettiği şey, o maçtan sonra Barcelona cephesinde, özellikle de menajer Alexander Thefram ile Valerius Vance arasında tünelde yaşanan o saniyelik, ölümcül göz temasıydı. Pérez, şarap kadehini masaya bırakıp sordu: "Vance... Thefram ile aranızda sadece bir menajerlik rekabeti yok, bunu görebiliyorum. O İtalyan çocuk, Russo... Onu bu kadar iyi tanımanın sebebi ne?"
Vance, gümüş tabakasından bir sigara çıkardı, yavaşça yaktı ve dumanı odanın tavanına doğru savururken o karanlık geçmişin kapısını ilk kez araladı. O derin yara izinin ve Valerio Russo’nun hayatının kesiştiği o kirli hikaye döküldü dudaklarından:
"Thefram o çocuğu Napoli limanlarında bulduğunu sanıyor Pérez, ama yanılıyor. Russo’yu Napoli’nin o yeraltı dünyasından çıkarıp ilk kez profesyonel bir sahaya süren bendim. Beş yıl önce, Napoli akademisinin arka planını yönetirken o çocuğun hırsını ve o vahşi fizik gücünü gördüm. Onun ilk sportif direktörü bendim. Ona Serie A’da kapıları açtım, onu büyüttüm. Ancak Russo fazla gururlu, fazla duygusaldı. Benim sistemimde duygulara yer yoktur. Bir gün Milan ile yapacağım milyarlık bir transfer ortaklığı için Russo’nun haklarını, onun rızası olmadan sinsi bir sözleşmeyle İtalyan mafyasının kontrolündeki bir menajerlik şirketine sattım. Çocuk bunu öğrendiğinde bana saldırdı..."
Vance, parmağıyla gözünün altındaki o derin yara izine dokundu. Yüzünde sadist bir tebessüm belirdi:
"Bu yarayı bana o gece Napoli limanında o çocuk açtı. Ben de ona en büyük ihaneti ettim; lisansını dondurdum, onu futbol dünyasında bir hiçliğe, hapse giden bir yola mahkum edip İtalya'yı terk ettim. Alexander Thefram ise beni yok etmek için o bataklığa indi, Russo’yu düştüğü o çukurdan çıkardı ve bana karşı bir silah olarak biledi. Russo şu an sadece Barcelona için oynamıyor; benim hayatımı, benim yönettiğim Luis Hernández’i yok etmek için oynuyor."
Bu sarsıcı gerçek, Valdebebas’ın duvarlarında asılı kalırken; Luis Hernández dışarıda kendi krallığını büyütmeye devam ediyordu. Vance, bu hikayeyi Luis’e asla tam olarak anlatmadı ancak onun içindeki o narsist canavarı beslemek için harika bir yakıt olarak kullandı. Odada Luis ile yalnız kaldıklarında, "O Russo denen çocuk sadece Thefram’ın kölesi değil Luis... O, geçmişte benim tırnağım bile olamadığı için benden intikam almaya çalışan bir ezik. Bir sonraki maçta onun sadece gururunu değil, futbol hayatını bitireceksin" diyerek kibri doruk noktasına çıkardı.
El Clásico’dan sonraki dört ay, LaLiga ve Şampiyonlar Ligi için tam bir Luis Hernández terörüne sahne oldu. La Furia Blanca, her maçta sahaya adeta bir imha makinesi gibi çıkıyordu. Ligde peş peşe oynanan Atletico Madrid, Sevilla ve Valencia maçlarında attığı gollerin haddi hesabı yoktu. İstatistikler artık mantık sınırlarını tamamen yırtıp atmıştı:

Ligin ikinci yarısına girilirken Luis, oynadığı 28 lig maçında tam 42 gole ulaşarak kendi rekorunu egale etti.

Şampiyonlar Ligi son 16 turunda Bayern Münih’e karşı Allianz Arena’da attığı 4 gol (Super Hat-Trick), Alman taraftarların bile onu ayakta alkışlamasına sebep oldu.

Sezon genelindeki toplamı ise daha şimdiden 48 maçta 61 gol ve 9 asist gibi ulaşılamaz bir galaktik seviyeye gelmişti.
Barcelona taraftarı sosyal medyada hâlâ "Penuis, Bellingham ve Yamal olmasa bir hiç" diye tagler açsa da, Luis her golden sonra tribünlere dönüp eliyle "Para" işareti yapıyor, haftalık 1 milyon dolarını ve kazandığı 5 Şampiyonlar Ligi kupasını tüm dünyanın gözüne sokuyordu.
Ancak Barcelona da durmuyordu. İhanete uğramış Valerio Russo, Vance’e olan nefreti ve Thefram’ın kusursuz taktikleriyle adeta bir canavara dönüşmüştü. Barcelona formasıyla ligde 30 gol barajına dayanmış, Real Madrid’in ensesinde bitmek bilmeyen bir gölge gibi takibe devam ediyordu. Katalan medyası, Russo’nun geçmişte Vance tarafından uğradığı ihaneti sızdırdığında, İspanya’da futbol artık bir spor olmaktan çıkıp kan davasına dönüştü.
Takvimler mart ayının sonunu gösterdiğinde, tüm dünyanın nefesini tutarak beklediği o gün gelip çatmıştı: Camp Nou'daki rövanş El Clásico'su. Barcelona şampiyonluk yarışında Real Madrid'in sadece 1 puan gerisindeydi. Stadyumun dışındaki Katalan taraftarlar ellerinde Valerius Vance ve Luis Hernández’in maketlerini yakarken, takım otobüsü yoğun güvenlik önlemleri altında stada giriş yapıyordu. Luis, tünelde kramponlarını yere vururken gözlerini doğrudan Valerio Russo’ya dikti. Bu sefer sadece iki golcünün değil; bir ihanetin, yarım kalmış bir intikamın ve iki devasa egonun savaşı Camp Nou’nun çimlerinde patlamak üzereydi.