4. bölüm · Luis Hernandes

BÖLÜM 3: Kuzeyin Soğuk Çeliği ve İhtiras Resitalı

Besoejder

San Sebastian’ın hırçın okyanus dalgaları Anoeta Stadyumu’nun dış duvarlarını döverken, İspanyol basını manşetlerinde tek bir ismi tartışıyordu: Luis Hernández. İstanbul’un o kaotik ve gürültülü atmosferinden ayrılıp Bask bölgesinin bu ağır, mesafeli ve taktiğe dayalı futbol kültürüne adım atmak, dışarıdan bakanlar için tam bir kumar gibiydi. Üstelik Luis, havalimanına indiği ilk günden itibaren o Alexander Thefram’ın bastırdığı eski kibrini yeniden dışarı vurmaya başlamıştı. Şehre adım atar atmaz yerel bir gazeteye verdiği röportajda, "Real Sociedad benim için bir varış noktası değil, LaLiga savunmalarının canını yakmak için seçtiğim bir antrenman sahası" diyerek tüm İspanya’yı karşısına aldı.
2030 yılındaki ilk sezonu, bu büyük lafların gölgesinde tam bir adaptasyon ve ego savaşıyla geçti. Takımın emektar kaptanları ve teknik direktör, Luis’in antrenmanlardaki ukala tavırlarından, pas hatası yapan arkadaşlarına tepeden bakan el kol hareketlerinden nefret ediyordu. Ancak top ayağına geldiğinde akan sular duruyordu. Sistem onu ne kadar kısıtlamaya çalışırsa çalışsın, o ilk yılında 31 resmi maçta 13 gol sığdırmayı başardı. Bu sayı İspanyol medyası için iyi bir forvet istatistiğiydi ama Luis için tam bir hakaretti. O, sıradan bir golcü olmak için Indianapolis’in o döküntü odasından çıkmamıştı.
2031 yılı geldiğinde, Luis Hernández zihnindeki tüm prangaları kırma kararı aldı. Artık Alexander Thefram’ın o "sadece basit oyna" öğüdü, onun devasa narsizmini tatmin etmeye yetmiyordu. O hem en çok golü atmak hem de sahadaki herkesin onun zekasına, estetiğine ve teknik üstünlüğüne tapmasını istiyordu. İşte bu kibir patlaması, 2031 sezonunu LaLiga tarihinin en epik bireysel şovlarından birine dönüştürdü. Sezon genelinde 38 lig maçına çıkıp tam 29 gol atarak İspanya’yı titretti.
O yılın sonbaharında oynanan bir Real Madrid maçı vardı ki, futbol dünyası o gece gözlerine inanamadı. Bernabéu’nun kibirli yıldızlarına ve Florentino Pérez’in milyarlık projesine ders vermek isteyen Luis, maça adeta tek kişilik bir ordu gibi başladı. Maçın henüz ilk yarısında, savunmanın arkasına sızıp kaleciyi çaresiz bırakan peş peşe üç gol atarak kusursuz bir hat-trick yaptı. Ancak onun egosu bununla yetinemezdi. İkinci yarıda, Real Madrid savunması tamamen çökmüşken orta sahadan aldığı topla üç kişiyi ipe dizdi, kaleciyi de çalımlayıp topu tam çizginin üzerinde durdurdu. Tribünlerin yuhalamaları ve ıslıkları arasında kale çizgisinde bekledi, Real Madrid stoperinin çaresizce kayarak gelişini izledi ve tam adam topa dokunacakken topu topuğuyla ağlara bıraktı. "Super Hat-Trick" tamamlanmıştı ama bu saygısızca şov, Real Madrid yönetiminin hafızasına silinmemek üzere kazındı. Rakipler ondan nefret ediyor, taraftarlar ise bu saf yeteneğe hayran kalıyordu. Real Sociedad o sezon onun bu yırtıcı oyunuyla Copa del Rey ve İspanya Süper Kupası’nı müzesine götürdü.
2032 sezonuna girildiğinde Luis artık kontrol edilemez bir figürdü. Antrenmanlara kendi lüks spor arabasıyla geç geliyor, teknik direktörün taktik tahtasındaki direktiflerine "Bana nasıl gol atacağımı anlatamazsınız" diyerek burun kıvırıyordu. Takım arkadaşları onun bu şovcu eğilimlerine sahada pas atmayarak tepki göstermek istediğinde ise Luis, tek başına topu alıp kaleye yürüyordu.
O yıl Camp Nou’da oynanan Barcelona maçı, Luis Hernández’in kibrinin ve estetiğinin zirve noktası oldu. Barcelona taraftarı maç boyu onun her dokunuşunda "bencil Meksikalı" diye bağırıyordu. Luis ise bu nefreti adeta bir yakıt gibi kullandı. İlk yarıda ceza sahası dışından açılan ortada, kaleye arkası dönükken topu göğsüyle yumuşattı ve yer çekimine meydan okuyan akılalmaz bir rövaşata vuruşuyla topu çatala astı. Tüm stadyum buz kesmişti. Ama asıl delilik ikinci yarıda yaşandı. Maçın son dakikalarında, Barcelona beraberlik için yüklenirken gelişen kontratakta, Lamine Yamal’ın o dönemki Sociedad savunmasını aşan pasına benzer bir topla Luis ceza sahasında buluştu. Top hafifçe havada süzülürken, normal bir forvetin sadece dokunacağı o pozisyonda Luis, sırf tribünlerle dalga geçmek ve şovunu perçinlemek için aynı maçta ikinci kez rövaşataya kalktı! Top bir kez daha ağlarla buluştuğunda, Luis Hernández formasını çıkarıp Camp Nou tribünlerine doğru arkasındaki ismi göstererek yürüdü.
O sezon 35 maçta 19 gol atarak Real Sociedad’ı yine zirvede tuttu ancak onun bu durdurulamaz, bencil ve şov odaklı yapısı Bask kulübünün sınırlarını aşmıştı. Kulüp içindeki huzursuzluk, takım arkadaşlarının isyanı ve Luis’in her fırsatta "Ben bu kulüpten daha büyüğüm" açıklamaları ipleri tamamen kopardı. Menajeri Alexander Thefram, Luis’in bu kibrini dizginleyemeyeceğini anlamıştı ama onu dünyanın en büyük sahnesine satmanın tam zamanı olduğunu da biliyordu. Real Sociedad formasıyla kazandığı madalyalarla dolu bu İspanya kariyeri, onu dünyanın en görkemli ama en tehlikeli kulübünün, o canavarları yutan Beyaz Saray'ın kapısına getirdi. 2033 yılının ağustos ayında, Real Madrid o meşhur intikamı almak ve bu canavarı kendi safına katmak için 152 milyon dolarlık o devasa çek defterini masaya koyacaktı.