4. bölüm · lotus
-2~bölüm
Köyde zaman, İstanbul’daki gibi akmıyordu.
Aysima Bulut bunu daha ilk sabah anlamıştı.
Güneş doğmadan uyanan bir hayat vardı burada. Horoz sesleriyle başlayan, tandır dumanıyla devam eden, akşam ezanıyla yavaşlayan… ama hiçbir zaman tamamen durmayan bir hayat.
İlk haftası, alışmaktan çok anlamaya çalışmakla geçti.İlk günler, insanlar ona mesafeli yaklaştı.
Kadınlar uzaktan bakıyor, aralarında fısıldaşıyordu. Erkekler ise selam verip geçiyor, ama gözleri hep bir an fazla kalıyordu üzerinde.
“İstanbul’dan gelmiş,” diyorlardı.
Bu cümle, burada hem merak hem de şüphe demekti.
Ama en çok çocuklar alıştı ona.
Sağlık ocağının önüne gelip kapıyı tıklatıyor, sonra kaçıyorlardı. Aysima bir gün kapıyı aniden açınca üçü birden korkup düşmüştü. O an ilk kez kahkaha attı.
Uzun zamandır böyle gülmemişti.Üçüncü gün, yaşlı bir kadın geldi.
Belinin ağrıdığını söyledi.
Aysima onu dikkatle dinledi, muayene etti. Sonra yumuşak bir sesle ne yapması gerektiğini anlattı.
Kadın çıkarken durdu.
“Ellerin iyi,” dedi.
Aysima anlamadı. “Nasıl yani?”
Kadın hafifçe gülümsedi.“Şifa var ellerinde.”
Bu, köyde alınabilecek en büyük iltifatlardan biriydi.
Aysima o an, doğru yerde olabileceğini ilk kez hissetti.Ama her şey bu kadar kolay değildi.
Dördüncü gün, muhtar tekrar geldi.
Yanında iki adam vardı. Yüzleri ciddi, konuşmaları kısa ve netti.
“Bazı kurallar var,” dedi muhtar.
Aysima dikkatle dinledi.
“Burada herkes herkesin hayatına karışmaz. Ama bazı şeylere de gözünü kapatır.”
Bu cümle havada asılı kaldı.
Aysima kaşlarını çattı.“Ben işimi yaparım,” dedi. “Başka hiçbir şeyle ilgilenmem.”
Adamlar birbirine baktı.
Muhtar başını salladı.“İnşallah öyle olur kızım.”
Ama bu, bir temenniden çok bir uyarı gibiydi.Beşinci gün, ilk doğum çağrısı geldi.
Geceydi.
Kapı hızlı hızlı çalındı. Aysima çantasını alıp koştu.
Ev küçük, kalabalık ve gergindi. Kadınlar telaşlıydı. Doğum zor geçiyordu.
Aysima sakin kaldı.
Nefesini kontrol etti.Kadına baktı.“Ben buradayım,” dedi.
Saatler sürdü.
Ve sonunda… bir bebek ağladı.
O ses, odadaki herkesi susturdu.
Yeni bir hayatın sesi.
Aysima’nın gözleri doldu ama kendini tuttu. Bebeği annesine verdiğinde, kadın onun elini tuttu.
“Allah senden razı olsun,” dedi.
Aysima o an, neden burada olduğunu unutmadı.Ama o gece bir şey daha oldu.
Evin dışına çıktığında, avlunun köşesinde bir adam duruyordu.
Gölgelerin içinde.
Onu ilk bakışta tanımadı. Ama adamın duruşu… diğerlerinden farklıydı.
Sakin. Güçlü. Sessiz.
Adam yavaşça yaklaştı.
“Sen yeni ebesin,” dedi.
Bu bir soru değildi.
Aysima başını salladı. “Evet.”
Adam bir süre ona baktı. Gözleri karanlıktı ama boş değildi.
“Zor iş seçmişsin,” dedi.
Aysima cevap verdi:“Zor olduğu için buradayım.”
Adamın dudaklarında belli belirsiz bir ifade oluştu. Ne tam gülümseme, ne de ciddiyet.
“Göreceğiz,” dedi.
Sonra arkasını dönüp gitti.
Aysima onun kim olduğunu sormadı.
Ama içten içe cevabı biliyordu.Altıncı gün, köy artık biraz daha tanıdık gelmeye başladı.
Yollar… yüzler… sesler…
Ama içindeki boşluk hâlâ yerindeydi.
Akşam olunca defterini açtı.
Yazdı:
“Bir hafta oldu.Zor… ama dayanıyorum.İnsanlar yavaş yavaş kabul ediyor.”
Bir süre durdu.
Sonra ekledi:
“Burada her şey göründüğü gibi değil.”
Kalemi bıraktı.
Pencereden dışarı baktı.
Uzakta, tepelerin arasında yine o yüksek evin ışığı yanıyordu.
Ve Aysima artık emindi.
Bu köyde sadece doğumlar değil…sırlar da vardı.Yedinci günün sabahı, kapıya biri geldi.
Bu sefer gelen kişi tek başınaydı.
İyi giyimli, şehirli olduğu belli bir adam.
Köydeki diğer insanlara hiç benzemiyordu.
İçeri girdi.
Kapıyı kapattı.
Ve doğrudan konuya girdi:
“Seninle konuşmam gereken özel bir mesele var.”
Aysima’nın içi bir an sıkıştı.
Adam masaya bir zarf bıraktı.
Kalın bir zarftı.
İçinde ne olduğunu söylemesine gerek yoktu.
“Bazen,” dedi adam yavaşça,“insanlar bazı şeylerin kayda geçmesini istemez.”
Odanın içi bir anda ağırlaştı.
Aysima zarfı açmadı.
Sadece adama baktı.
Bu… bir teklifti.
Ama sadece para değildi.
Bu, bir sınırdı.
Ve Aysima Bulut, ilk haftasının sonunda…tam o sınırın önünde duruyordu.
