Lord'un sıradan bir akşam yemeği

Vaveyla Yazarı: Autrice. Swann

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: Lord'un sıradan bir akşam yemeği

Bulutlar kavuşmuş, güneş batmış, karanlık çökmüştü.
Alecto'nun adımları ağır ve sessizce merdivenlerde yankılandı.
İnsanların dönüp bakacağı cinsten bir kadındı. Dizlerini yaramazca geçmiş çizmeleri, uzun bacaklarını sergiliyordu. Etrafa saçtığı keskin bakışlar onun sıradan bir ruhu olmadığını gözler önüne seriyordu. Son basamağı da geride bıraktığında, gümüş işlemeli abanoz ağacından yapılma sandalyesine yerleşmişti.
Lord'un hizmetçisi genç cadı: "Servise başlayalım mı efendim?"
Lord Belladonne, başını sallamakla ve elini uzatmakla yetindi.
Bonibell tam yanında saygılı bir mesafede sahibinin yanında duruyordu.

Lord Alecto: "Bonibell öylece dikilecek misin?"
Bonibell düşüncelerinden sıyrılırken zıpladı.
"Ah majesteleri beni korkutunuz."
"Burada korku kelimesi sıradandır Bonibell zamanla öğrenirsin."
"Elbette efendim."

Alecto, soylulara yaraşan ziyafete baktı. Masa da bolca patlıcan vardı. "Hayatımda ilk defa bu kadar patlıcanı bir arada görüyorum. Yemek olarak." Dudaklarını yaladı. "Acaba aşçımız patlıcanları çok mu seviyor? Yoksa çürümek üzere olan patlıcanların hepsini yapıp aradan mı çıkarmak istemiş? Sen ne düşünüyorsun Bonibell? Sanatçı burada ne anlatmak istemiş?"
Bonibell lordun bundan hoşlanmadığını sanıp gerilmeye başladı. Lord Alecto konuşurken bir çok kez dudaklarını yemişti bile. "Patlıcan mezesi, patlıcanlı tavuk, patlıcan yemeği, patlıcan kızartması, patlıcan soslu ördek, patlıcanlı kişnişli salata ve dahası görüyorum efendim."
Alecto ağzındaki patlıcan soslu ördeği çiğnemeyi bitirip konuşmaya devam etti: "Onu bende görüyorum bonibell."
Bonibell düşünmeye başlamıştı. Çünkü efendisinden anca bu kadar cümle duyabilirdi dahasını duyamazdı.
"Eğer alerjiniz varsa yemekleri değiştirebiliriz efendim."
Alecto elindeki çatalı tabağın kenarına koydu. Kafasını hayır anlamında salladı. "Gerek yok. Patlıcan sebzesini severim."
"Lakin çözemediğim şey, aşçımızın her güne özel bir menü yapması. Ve bu menülerde de tek bir sebzeyle birçok şey pişirmesi."
"Sanki bu şehir de başka sebze meyve yetişmiyormuş gibi."
"Haklısınız efendim. Bizzat aşçıya iletirim bu durumu."
Lord Alecto cevap vermedi. Onun yerine yemek yemeye devam etti.

■★■
Mum ışığı, ağır ağır şamdanlardan yükseliyor, duvarları yutup, onları kendi canavarı hâline getiriyordu. Alecto odasında yatmadan önce son bir kez kontrol ettiği krallık raporlarını inceliyordu. İşinde son derece titizdi. Mum ışığından yeterince göremiyordu, lakin bunlara aldırış edecek bir kadın değildi.
Kahverengi saçlı hizmetçi kapıyı tıklattı.
"Buyrun." Bakışlarını kağıt yığınından kaldırmamıştı.
Enerji dolu olan hizmetçi gecenin verdiği ağırlıkla dingindi.
"Efendim, çok yorgun görünüyorsunuz dinlenmelisiniz."
Lord Alecto hiç oralı gözükmüyordu. Cevap vermedi. Bonibell, efendisinin yatmadan önce içeceği çayını yatağın yanındaki ahşap komodine bıraktı. Çayın içinde gümüş simler dönüyordu. Bonibell saygılı bir şekilde reverans yaptı.
"Majesteleri çayınızı soğutmamalısınız."
"Biliyorsun Bonibell. Yatmadan önce son bir kez krallık raporlarını incelerim. Ve görüyorum ki krallık geçen seneye nazaran bu sene yükselişte. Artışta. Toprak bu sene daha verimli." Bunları söyledikten sonra eskimiş defterinin kapağını kapattı. Birden kaşlarını çattı. "Casus olman gereken konular var Bonibell. Beni bir dakika konuşturdun. Seni hizmetçi yapmakla büyük hata etmişler."
Bunları duyan Bonibell, örgüsüyle oynayıp salınıyordu odada. Bunu fark eden lord ona kısa bir bakış attı: "Şımarma." Bonibell hemen duruşunu düzeltti. "Öyleyse lordum, iyi geceler."
"Çıkabilirsin Bonibell."
★°■
Alecto Ağzından~
Sabah...
Sabahı sevmezdim.
Midemi bulandırırdı.
Bugünün gazetesine göz gezdirirken çok ciddi bir haberle karşılaştım.
"KRALIKTA BUGÜN" başlıklı manşette yazanlar tam olarak şunlardı:
"Sayın halkımız, bu gece saat dört kırk beş sularında sabaha karşı bir cinayet meydana geldi. Muhterem saygıdeğer Kont Veloird bu sabah Dolunay Ormanı sınırında bulundu. Yüzüstü yere yatmış şekildeydi. Ghopestland dedektifleri üzerinde köpek dişi ısırıklar buldu. Üzerindeki kıyafetleri tertemiz görünüyordu lakin pelerininde bolca çamur vardı. Dün yağışlı olmasına rağmen katilin ayak izleri bulunmadı. Etrafta kesici bir alet bile yoktu. Bu sırlı ölümün arkasındaki vahşi sebep nedir? Herkesin aklındaki sorulardan biri sadece. Etrafta keşifler yapılmaya devam ediyor. Bu haberle krallığın dört bir yanında herkes dedektif olmuş durumda. Muhterem Kont'un çok seveni olmasına rağmen haset edenleri de vardı. Kont Veloird'ın saygıdeğer ailesine bu acı haberin onlar için yıkıcı bir hasar bırakmamasını temenni ederiz." Gazeteyi kapattım.
Kont Veloird'ı kim neden öldürmek istesin ki? Bildiğim kadarıyla etliye sütlüye karışmayan yaşlı huysuz bir tipti. Fakat, ırkçı olduğuna herkes şahit. Acaba ırkıçılık yaptığı birisi öldürmüş olabilir miydi? Gazeteyi bir kenara koydu ve kahvaltı masasına baktım. Nihayet tek bir sebze yok. Yemeye başlayacaktım ki-
Katran karası saçlarına tezat oluşturan kar gibi beyaz tenli kadın konuştu: "Efendim, gününüz güzel geçsin." Kibar bir reverans yaptı.
Ekmeğimi kemirirken, konuş diye işaret verdim. Beni bir salmıyorlar ki.
"Krallığın batı tarafından ulak geldi efendim. Kont Veloird vefat etmiş. Hem de talihsiz bir şekilde." Başımı salladım. Karşımdaki kadına baktım. Yüz ifadesinden anladığım kadarıyla o da benim gibi bu habere karşı hissizdi. Biz cadılar, bize dokunmayan yılanı umursamayız. "Evet. Az önce gazete okudum."
"Demem o ki, kurtlar ile vampirler şehrimize geliyorlar efendim." Ellerini birleştirip, dizlerini kırarak selam verdi.
"Konukların misafir odaları hazırlansın. Onlara vereceğimiz ziyafet için mutfak çalışanlarına haber edin." Kadehteki sudan yudum aldım. "Haa, birde beni bu hazırlık işlerine bulaştırmayın. Annem Leydi Abellona bu tarz işlerle uğraşmayı sever." Baş selamı verdi ve yanımdan gitti. Nihayet. Yemek yemeye koyuldum.
★°■
Ah başım çatlıyor.
Çaktırmadan alnımı ovuyorum bir yandan da halkın taleplerini dinliyorum...
Oturduğum meşe ağacından sandalye bile kalçalarımı mutlu etmiyor artık...
Saatler su oldu da haberim mi yok? Zaman ne hızlı geçmiş. Güneşin aydınlattığı odada halkın sorunlarıyla ilgileniyordum haftada iki kere yaptığım bir şeydi.
Bu kaçıncı aile veya aile olmak isteyen çift emin değilim, ama hepsine yardım edeceğimden eminim.

Sıradaki bir aile idi. Buraya özenerek giyindikleri belliydi. Sanırım tek şık kıyafetleri bunlardı. Sarı kıvırcık saçlı bir oğlan ve sarı kıvırcık kız kardeşi ikiz gibi giyinmişlerdi. Anneleri olucak kadın, yorgun göz altlarıyla ihtişamlı talep-arz odasını inceliyordu.
Yanındaki kocası olucak adamda sanırım konuşmam için bana bakıyordu.

Boğazımı temizledim. Konuşmaktan boğazım kurumuştu ve sürahide su bitmişti. Önümdeki siyah kayıt tutma deftere dokundum. Siyah tüy kalemi mor mürekkebe batırdım. Konuşmaya başladım: "Arzunuz nedir efendim?" 'Efendim' dememi garipsemeyeniz çünkü bu şehrin sahibi isem onlar sayesinde. Onlara efendim demek çok mu? Elbette değil.
Şaşırmış olacaklar ki onlara bir kâl geldi. Sonra kadın başındaki şapkasını düzeltti, "Majesteleri, krallıktan çocuklarımız için eğitim parası istiyoruz." Kadının sesi o kadar kibardı ki hayran olunasıydı.
Başımı salladım. "Veli adı ve öğrenci adı almalıyım." Baba olan adam konuştu: "Öğrenciler, Kaz Harder ve Lili Harder. Ebeveyn adı: Zyörn Harder ile Nzasha Harder." Demek adı Nzashaymış. Hepsini kayıt ettim.

"Talebinizi yazdım. En kısa zamanda bankanıza gerekli miktar yatırılacaktır." Çocuklar sevinmişlerdi. "Teşekkür ederiz majesteleri." Diyerek önümde reverans yapıp gittiler. Yüzümde bir değişiklik hissettim. Sonra anladım ki gülümsemişim. Uzun zamandır gülmeyen bir cadı olarak gülümsemeyi unutmuşum. Daha ne kadar komik olucaksın Alecto?
"Sıradaki!" dedi yanımdaki mor işlemeli elbise giymiş görevli cadı.
Ağır ağır tıpkı bir kaplumbağayı andıran yaşlı bir kadın geldi.
Hayda! Siyah tüy kalemi mürekkebe batırdım.
"Talebiniz nedir efendim?"
Yaşlı Kadın: "Ney? Bok sineği mi?"
Ne bok sineği be teyze...
Talebin ne? Gür sesle: "TALEBİNİZ NEDİR EFENDİM?"
Yaşlı kadın bu sefer duymuş olucak ki gülümsedi.
"Haaa, kusurumu bağışlayın majesteleri yaşlılıktan ne kulaklarım duyuyor ne gözlerim görüyor. Lakin sizi görünce gözlerim iyileşti birden-"
"Teşekkür ederim. Talebinizi dinliyorum."
"Benim fazla bir gelirim yok, hastaneler de dünya para istiyor... ilaçlar deseniz öyle..." başını eğdiğinde içimde garip bir sızı hissettim. "Pekâlâ, sizin hastane masraflarınızın karşılanması için talep edeceğim." Yaşlı kadının yüzü güldü. Bana bir ton iltifat ettikten sonra gitti.

Sanırım yedi,sekiz,dokuz,on kişi daha kayıt ettikten sonra izinsiz odaya birinin girdiğini duydum. Başımı çevirdim. Ve hiç şaşırmadım. Annem Abellona'nın böyle huyları vardır. Özellikle de bana karşı. Keyifle kollarını iki yana açarak opera sanatçısı gibi yanıma geldi. "Benim işkolik kızım nasılsın?"
"Gayet iyiyim."
"Açıkçası seni ben hiç iyi görmedim."
"İyiyim sadece yorgunum."
"Ve şuan çalışıyorum." Etrafı gösterdim.
Fark etti ki elini "aman" der gibi salladı.
"Bunu biliyorum tabii ki de beş numara gözlük takmıyorum ya!"
"Anne senin gözünde gözlük yok ki zaten."
"Bende onu diyorum canııım."
Bakışlarımı tavana sabitledim.
Sabır.
"Anne daha sonra konuşalım. Çalışıyorum."
"Cık. Cık. Cık." İşaret parmağını gözüme sokucak şekilde salladı.
"Sorun ne?"
"İşine paydos vermen lazım." Başımı "hayır" anlamında salladım.
Kaş göz hareketi yaptı. Kaşlarımı çattım. "Ne var? Ne oldu?" Dercesine başımı sağa sola salladım. Annem hala kapıya doğru işaret veriyordu. En sonunda gözlerini devirip, kulağıma eğildi.
"Kara büyü muhafızlarından biri kavanoz kırmış."
Omuz silktim. "Bu benim sorunum değil ki, sen veya teyzemin ilgileneceği bir mesele. Beni karıştırma." Annem omzumu cimdikledi. "Ah benim salak kızım! Büyü kavanozu kırılmış diyorum önemli değil diyorsun. Şifreyi anlasana!" Beni azarlarken kulağıma bir ton tükürük kaçmıştı. O kadar kısık konuştu ki eminim kimse duymamıştır (!). Kaşlarımı çatarak, "Ne şifresi anne?" Dudaklarımı oynatarak ses çıkarmadan sordum. Yanımızdaki mor işlemeli elbisesi olan çalışan boğazını temizledi ve saygılı mesafede kulağıma yaklaşarak konuştu: "Efendim, özel bir meseleniz varsa talep görüşmesini bugün burada bitirebiliriz. Anneniz leydi belladonne belli ki sizinle yalnız kalmak istiyor." Kadına bir bakış attım, düşündüm. Başımı salladım. Kadın herkese dışarı çıkmalarını, daha sonra taleplerinin dinlenileceğini anlattı. Bazıları saatlerce ayakta kalmaktan bitap düşmüş, bazıları ise krallığın lordlarının beş para etmediğini söylüyordu... Ah, bir gün böyle oldu diye hemen laf atarlar ama önceki günleri hatırlamazlar.
Başımı çevirip anneme memnuniyetsiz bir ifade takındım.
"Evet baş başayız annecim." Parmaklarımı birleştirip, çenemin altına yerleştirdim. Aklıma bir fikir geldi. Dudaklarım kıvrıldı.
"Hıı, yoksa bana babamın kim olduğunu mu söyleyeceksin?" Annem babamın konusunun açılmasına bayılır (!).
Leydimiz, gözlerimi devirip, iç çektikten sonra endamıyla odada salındı! Annemle uğraşmaktan zevk alıyordum. Eh, o da benimle.
Konuşmaya başladı: "Ahahahaha, benim sevgili kızım ne kadar da komiksin." Yüzündeki gülümsemeyi hemen sildi.
"Anma bana şu meymenetsiz babanın adını. Konumuz o değil konumuz tam olarak muşmula suratlı vampirlerin gelişi. Ah, onlar gelsin birşey yok ama biliyorsun aralarında malum zat var."
Dediklerini anlayabilmek...
Haaaa! Şimdi zihnimde şimşekler çaktı işte.
Düz bir tonda: "Sıkıntı yok. Rahat olabilirsin anne. Onunla çoktan o düğün bahçesinde vedalaştım. Bilirsin benim yasım bir damla fazlası yok." Başımı yana eğdim, uzun siyah tutamlarım önüme düştü, der gibi gülümsedim.
Yanıma geldi ve önüme düşen tutamları kulağımın arkasına sıkıştırdı. "Saçın değil, güzel yüzün parlasın benim işkolik kızım." Annem arada bir sevgi seli tutardı herhalde o gün bugün. Çünkü gitmeden önce yanaklarımı ve burnumu da çimdiklemeyi ihmal etmedi. Ahhhh, tavana baktım ve gözleriöi kısa bir an olsa da kapattım. Annem haklıydı. O buraya gelecekti.
Evet, gelecekti.
Ve görecekti,
Eski Alecto'dan eser kalmadığını.
.
.
.
.
.
Son cümle bana şu emoji vibe'ını verdi: 🗡
Bölümü nasıl buldunuzzz?
Yorumlarınızı bu şekil bekliyorum 👀
Bu bölüm en sevdiğiniz sahne hangisi oldu?
Abellona ve Alecto hakkında ne düşünüyorsunuz? *en çok onu merak ediyorum*

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

216okunma 11beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18