Aynadaki İlk Çatlak

Vaveyla Yazarı: Mavii 💙🌍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: Aynadaki İlk Çatlak

Zaman, herkesin sandığı gibi ileriye doğru akan düz bir nehir değildi. Kendi üstüne katlanan, kırılan ve her kırıldığında insanı aynı ruhsuz hapsedilmişliğin içine fırlatan keskin bir aynaydı.

Ve ben, o aynadaki on üçüncü yansımamın kanadığını izliyordum.

Yağmur, eski kafenin puslu camlarını gürültüyle döverken Kaelus tam karşımda oturuyordu. Parmak boğumları masanın kenarını o kadar sert sıkıyordu ki teni bembeyaz kesilmişti. Gözlerindeki o tanıdık, ılık ışık saniyeler içinde söndü; yerini buz gibi, karanlık bir boşluk aldı.

Bardağındaki çayı karıştırmayı bıraktı. Öne doğru eğildi. Nefesi yüzüme çarptığında ruhunun ne kadar bitkin olduğunu hissettim.

"Beni iyi dinle Aleteia," dedi. Sesi bir fısıltıdan ibaretti ama her kelimesi zihnime saplanan buzdan birer iğne gibiydi. "Birazdan sana bakıp 'Beni tanıyor musun?' diye soracağım. Sakın evet deme. Ne olursa olsun, beni hayatında ilk defa görüyormuş gibi davran."

"Kaelus, ne saçmalıyorsun sen?" diye kekeledim. Elim masanın üzerinden eline uzandı ama beni sertçe geri itti.

"Söz ver!" diye tısladı. Gözlerinde daha önce hiç görmediğim, insana felç geçirten saf bir dehşet vardı. "On üç kez evet dedin Aleteia. On üç kez aynı saatte, bu sokağın sonundaki o karanlık ara sokakta öldürüldük. Bu bizim Limbus'taki son şansımız. Zihnim artık bir döngüyü daha kaldıramaz. Eğer şimdi de evet dersen, bir daha uyanamayacağız."

Derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı.
Saniyeler içinde, gözlerinin arkasındaki o yalvaran adam yok oldu. Gözlerini tekrar açtığında... artık karşımda oturan kişi Kaelus değildi. Yüzündeki tüm o korku buharlaşmış, geriye tamamen yabancı, duygusuz bir adam kalmıştı.
Yüzüme baktı. Sanki beni ömründe ilk kez görüyormuş gibi gayet soğuk bir sesle sordu:
"Beni tanıyor musun?"

Göğsümdeki sıkışma boğazıma doğru tırmandı. Dudaklarım "Kaelus, saçmalama ben Aleteia..." demek için aralandı ama tam o anda masanın altından bacağıma çarpan dizinin titremesini hissettim. O bir yabancı gibi bakıyordu ama bedeni hâlâ az önceki o dehşet verici uyarının şokundaydı.

On üç kez evet dedin. On üç kez öldürüldük.

Zihnimdeki mantık çığlık atsa da kalbimin derinliklerindeki bir içgüdü sesimi kesti. Bakışlarımı tabağımdaki yarım kalmış tatlıya düşürdüm. Yüzüme hafif, mahcup bir yabancı ifadesi yerleştirdim.

"Affedersiniz?" dedim, sesimin titrememesine gayret ederek. "Beni biriyle karıştırdınız galiba. Sizi daha önce hiç görmedim."

Kaelus gözlerini kırptı. Yüzündeki o donuk ifade tek bir milim bile değişmedi ama göğsünden dışarıya doğru öyle derin bir nefes verdi ki, sanki aylardır tuttuğu havayı ilk kez ciğerlerine çekiyordu.

"Bağışlayın," dedi soğukça. "Bir dostuma çok benziyordunuz."

Ayağa kalktı. Trençkotunun yakalarını düzeltti. Tam arkasını dönüp gidecekken elini hafifçe masaya dayadı. O an, parmaklarının arasında sıkıştırdığı küçük, sararmış bir kağıt parçasını tabağımın hemen yanına süpürür gibi bıraktığını gördüm.

O kafeden çıkıp yağmurun altında kaybolurken, ellerim titreyerek masadaki o buruşuk kağıda uzandı. Kağıdın üzerinde kurumuş mürekkeple yazılmış tek bir cümle ve alt alta sıralanmış 13 tane kırmızı çarpı işareti vardı:

14. Yansıma başladı. Sakın arkana bakma ve 4. caddedeki saat kulesine yürü. İzleyiciler ilk defa bizi kaybetti.

Kağıdı avcumun içinde bir kurşun gibi sıktım. Mürekkebin kokusu, yağmurun getirdiği toprak ve kurumuş yaprak kokusuna karışıyordu.
Sakın arkana bakma.

İnsan beynine verilen en tehlikeli, en karşı konulmaz emirdi bu. Birine arkasına bakmamasını söylediğiniz an, evrendeki tek amacı başını geriye çevirmek, o yasaklı alanı görmek olurdu.

Zihnim, omurgamdan aşağı doğru süzülen soğuk bir ürpertiyle sarsıldı.

Kahve bardağımın dibinde kalan son yudumu boğazımdan aşağı gönderdim. Acı tat, dilimin üzerinde kuruluk bıraktı. Zihnim amansız bir mantık arayışındaydı. Kaelus bana bir şaka mı yapıyordu? Ayın ya da haftanın stresinden kaynaklanan ağır bir psikolojik kriz mi geçiriyordu?

Peki ya o gözlerindeki dehşet? O göz bebeklerinin küçülmesi, nefesinin kesilmesi... Bir insan öleceğini bildiği andaki o saf korkuyu taklit edemezdi. Hiç kimse bu kadar iyi bir oyuncu olamazdı.

Ayağa kalktım. Sandalyenin ahşap zeminde çıkardığı gıcırtı, kafedeki birkaç yaşlı müşterinin bakışlarını üzerime çekti. Ceketimin ceplerine ellerimi gömdüm, o küçük kağıt parçasını sağ avcumun içinde sıkıca tutmaya devam ederek kafenin ağır ahşap kapısını ittim.

Soğuk yağmur damlaları yüzüme bir kırbaç gibi çarptı.

Cadde kalabalıktı ama renkler garip bir şekilde soluktu. Sanki biri dünyanın doygunluk ayarıyla oynamış, her şeyi gri ve kirli bir beyaza çevirmişti. Yağmurun altında acelesi olan onlarca insan, şemsiyelerinin altına sığınmış koşuşturuyordu. Kaelus’un talimatını zihnimde bir mantra gibi tekrarlayarak adımlarımı 4. Cadde’ye, caddenin sonundaki tarihi saat kulesine doğru yönlendirdim.

Yürürken doğrudan arkama bakmamak için vitrin camlarının yansımalarından faydalanmaya çalıştım. Bir kitapçının puslu camından, ardından bir terzinin dükkanındaki karanlık aynadan arkamı kontrol ettim.
İşte o zaman fark ettim.

Caddenin karşı kaldırımında, yağmura rağmen şemsiye açmamış iki adam yürüyordu. Üzerlerinde bileklerine kadar uzanan siyah paltolar vardı. Ritmik, neredeyse bir makinenin dişlileri kadar senkronize adımlarla beni takip ediyorlardı. Yüzleri şapkalarının gölgesinde kalıyordu ama bakışlarının ensemde yarattığı o karıncalanmayı, tenimi yakan o soğuk sıcaklığı hissedebiliyordum.

İzleyiciler.

Kalbim göğüs kafesimi yırtmak istercesine dövmeye başladı. Kulaklarımda kendi kanımın akışını duymaya başladım. Adımlarımı hızlandırdım. Çizmelerim çamurlu su birikintilerine bastıkça paçalarım ıslanıyor, soğuk su tenime işliyordu.

Saat kulesinin büyük, paslı pirinç kadranı sisin ve yağmur perdesinin arasından belirdi. Yeldovan saat dokuza iki kalayı gösteriyordu. Zaman daralıyordu, ama hangi zamanın sonuna yaklaştığımızı bilmiyordum.
Saat kulesinin altındaki kemerli geçide girdiğimde, taş duvarların rutubetli kokusu genzimi yaktı.

Karanlığın içinden güçlü bir el aniden bileğimi yakaladı ve beni kulenin dar, küflü tahta merdivenlerinin altına doğru çekti.
Çığlık atmama fırsat kalmadan, deri kokan bir el ağzımı sıkıca kapattı.

"Şşt... Benim. Sadece benim," dedi o ses.
Bu Kaelus’tu. Ama gözleri... Gözlerinde az önceki o bomboş, yabancı ve acımasız ifade yoktu. Benim tanıdığım, ruhumu ezbere bilen Kaelus geri gelmişti. Yüzü sırılsıklamdı, alnına yapışan siyah saç telleri gözlerinin önüne düşmüştü.

"Yuttular," diye fısıldadı. Sesi heyecandan, koşmaktan ve belki de günlerdir süren o devasa yorgunluktan titriyordu. "İlk defa bizi o sokakta sıkıştırmadılar. 'Hayır' dediğin için zaman çizgisinde küçük bir kırılma yaratabildik Aleteia. Bizi kaybettiler... En azından şimdilik."

Elini ağzımdan çekerken nefes nefese fısıldadım: "Kaelus, ne olursun anlat! Kim onlar? Karşı kaldırımdaki adamlar... Neler oluyor? 13 döngü ne demek? Ben çıldırıyor muyum?"

Kaelus sırtını nemli ve yosun tutmuş taş duvara yasladı. Derin bir nefes alırken gözlerini kapattı.

"Çıldırmıyorsun Aleteia. Keşke çıldırıyor olsaydın. Akıl hastanesinin bir odasında uyanmak için şu an tüm varlığımı verirdim," dedi.

Cebinden eski, deri kaplı, kenarları yıpranmış küçük bir defter çıkardı. Sayfalarını hızlıca, parmakları titreyerek taradı. Sayfaların hepsi simsiyah mürekkeple çizilmiş haritalarla, karmaşık geometrik şekillerle ve üzeri kırmızı çizgiyle çizilmiş isimlerle doluydu.

"Sana her şeyi anlatmak isterdim," dedi, defterin 14. sayfasını açarak. Sayfanın en üstünde sadece iki kelime yazıyordu: Limbus Protokolü.

"Ama zamanımız yok. Bizi tamamen kaybetmediler, sadece izimizi şaşırdılar. Bu kuledeki saat dokuzu vurduğunda, bu şehirdeki herkes hafızasını son bir saat için sıfırlayacak. Eğer o ana kadar bu kuledeki ilk anahtarı bulamazsak, saat dokuzda her şey başa saracak ve biz yine o ara sokakta ceset olacağız."

"Hafıza sıfırlanması mı? Bu bilimsel olarak imkansız—"

"Sana 13 kez bunun imkansız olmadığını kanıtlamaya çalıştım!" diye bağırdı Kaelus fısıltıyla. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı.

Gözlerinin kenarındaki mor halkalar ilk kez dikkatimi çekti. "Her seferinde bana inanmadın Aleteia. 'Mantıklı bir açıklaması olmalı' dedin. Ve her seferinde saat 21:05’te o siyah paltolu adamlar kalbine bir kurşun sıktı. Ben senin kanın ellerime akarken uyanmaktan bıktım!"

Sözleri taş duvarda yankılandı. Göğsüm hızla kalkıp iniyordu. Zihnimdeki baraj duvarları çatlamaya başladı. Bir şey... Zihnimin derinliklerinde, bastırılmış, kilitlenmiş bir odanın kapısı zorlanıyordu.

Tam o sırada, kulenin tepesindeki devasa bronz çan gürültüyle sallanmaya başladı.
BAM!

İlk vuruş. Metalin metale çarpmasıyla çıkan o devasa ses dalgası sadece kulaklarımı değil, zihnimin içini de sarstı.

Gözlerimin önü karardı. Zihnimde devasa bir şimşek çaktı ve daha önce hiç yaşamadığım, bu hayata ait olmayan bir anın yakıcı hatırası zihnime hücum etti.

Soğuk bir gece. Yağmur yine yağıyor. Ben bu kulesinin altındaki kemer altında, kanlar içinde yerde yatıyorum. Görüşüm bulanıklaşıyor. Kaelus başımda diz çökmüş, 'Lütfen kapatma gözlerini' diye bağırıyor. Ve tepemizde, gölgede kalan siyah şemsiyeli bir adam elindeki silahı Kaelus’un şakaklarına doğrultuyor…

Gözlerimi açtığımda dizlerimin üzerine düşmüştüm. Kaelus beni omuzlarımdan yakaladı. Yüzümdeki dehşeti gördüğünde dudaklarında acı bir tebessüm belirdi.
"Hatırladın," dedi fısıltıyla. "12. döngünün sonu."

BAM!

Çan ikinci kez vurdu. Zamanın paslı dişlileri dönmeye devam ediyordu ve bizim 14. yansımayı kurtarmak için sadece sekiz vurukluk vaktimiz kalmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

30okunma 8beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18